EYYÜBİLER DÖNEMİ
1171-1462
tarihi arasında Ortadoğu, Mısır, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika’da hüküm süren ve
Türk kabul edilen Eyyübi devletin kurucusu Selahaddin Eyyübi’dir. Kendisi de
Sunni inanca sahip olan Selahaddin Eyyübi’nin ilk icraatı Mısır Naibliği ve
vezirlik döneminde etkinliklerini azalttığı Fatımi devletine son vemek ilk
icraatı olmuştur.
Sultan Selahaddîn Eyyûbî’nin Fatımî devletini
ortadan kaldırmasının hemen ardından Şam diyarı, ilmi ve dinî açıdan toplumsal
cihadî hareketin ciddi bir gelişim göstermesine şahitlik etti. Nitekim Şam
İslâmî ilmin kalbi konumuna geldi. Eyyûbîlerin ileri gelenleri, kadınları ve
erkekleri vakıf müesseselerinin inşa edilmesinde adeta rekabete girdiler. Öyle
ki o dönem Şam’ı ziyaret eden İbni Cübeyr durumu “Neredeyse ülkenin tamamını
vakıflar kapsamaktadır.” sözüyle ifade etmiştir.
Siyasi olarak güçlerini pekiştirmek için
bağlılarından kültürlü seçkin bir sınıf oluşturmak için çalışan Eyyübiler,
vakfın, cihat, ilim ve amelinde Müslüman bireyin yansıttığı şefkatli bir toplum
yetiştirdiğini gördükleri için vakıflaşmaya büyük önem vermişlerdir.
Vakıf kuruluş ve
çalışmasında kadınlar için dini bir kısıtlamanın olmaması Müslüman hanımların
vakfa yaklaşımını pozitif yönde etkilemiştir.
Eyyübi hatunları bilhassa sonsuz bağışlarıyla
eğitim kurumlarının inşa edilmesine katkı sağladılar. Eyyübiler döneminde kadın
vakıflarında aslan payını hem başkent hem de cihat merkezi olması sebebiyle Şam
(Dımaşk) almıştır. Hanedan kadınlarından başlamak üzere Vakıf kadınlarını
örneklememiz gerekirse:
İsmetuddîn Hatun;
İbni
Tolun’un kadınların en iyisi olarak andığı Selâhaddîn’in hanımı. Mütedeyyinliği, hayır ve hasenatıyla tanınan bir
hanımdır. Hatun, Dımaşk’ta Hacerü’z-zeheb mahallesinde Hanefîler için
el-Hatuniyye el-Cevvâniyye Medresesini ve Babu’n-nâsır’ın dışında el-Hatuniyye
Hanikâhını yaptırmıştır. Sıbt, (Hatun’un medrese ve hanikahı yaptırdığını
kaydediyor. Diğer müellifler ise sadece vakfettiğini söylüyor H.581/M.1185-1186
yılında vefat eden Hatun, Dımaşk’taki Kasyon Dağı eteğindeki türbesine defnedilmiştir.
Sittu Şam Zümrüd Hatun:
Selahaddin Eyyûbî’nin kız kardeşi, önemli Eyyübi
komutanlarından Laçin’iş eşidir. Zümrüt Hatun Dımaşk’ta el- Berrâniyye
(Burraniyye-eş Şamiyye) Medresesini,
vakfettiği yaklaşık 300 dönümlük arazi üzerine yaptırmış ve bu kurumun
işlevlerini tam olarak yerine getirmesi için pek çok şey bağışlamıştır.
Kaynaklarda üstün meziyetleriyle kendisinden söz edilen Hatun, dindarlığı,
cömertliği ve hayırsever kişiliğiyle bilinirdi. Evinde ihtiyaç sahiplerine
ilaçlar, yiyecekler ve içecekler dağıtılırdı.
Rabîa Hatun:
Selahaddin Eyyûbî’nin
kardeşidir. 50 yıllık evliliğinin eşi Erbil Emiri Gökbörünün ölümüyle
sonlanmasının ardından Dımaşk’a gelen Rabia Hatun burada bir hanikâh,
mülkiyetindeki Cübbe Asal köyünü (bahçe ve değirmen) vakfettiği ve medreseye 2,
öğretmene 1, öğrencilere ise 0/5 dirhem yevmiye tahsis ettiği el-Sâhibiyye/es-Sâhibe medresesini yaptırarak Hanbelîlere
vakfeden Hatun 1245-1246 yılında yaklaşık seksen yaşında vefat etmiş ve kendi
medresesine defnedilmiştir.
Kutlukız Hatun:
Selahaddin Eyyûbî’nin kardeşi Şehinşah’ın
(ö.1149) eşidir. Bu evlilikten Baalbek hâkimi Ferruhşah ve Azra Hatun
doğmuştur. Kutlukız, Şehinşah’tan sonra Hâcib Mubârek’le evlenmiş ve ondan
Safed emiri Saadeddin ile Dımaşk şahnesi Memdûd’u dünyaya getirmiştir. Kutlukız,
Dımaşk’da kendisine nispet edilen bir hanikâh ve oğlu Ferruhşah’ın ölümü
üzerine
Dımaşk’ta onun adına Ferruhşahiyye Medresesini yaptırmıştır.
Fatma Hatun:
Selahaddin Eyyûbî’nin oğlu el-Muhsin Ahmed’in
kızıdır. Dönemin bazı alimlerinden icazetli olarak hadis rivayet etmiştir. H.
597/M.1200-1201 yılında doğan Hatun, Haleb’e bağlı Buza’da H.681/M.1282-1283
yılında vefat etmiştir
Azra Hatun:
Kutlukız’la Şehinşah’ın kızıdır. Hatun,
Dımaşk’ta bir rıbat ve Babu’n- nâsır’da kendi adıyla anılan Azraviyye Medresesini
yaptırmıştır. 1196-1197 yılında ölen Hatun kendi medresesindeki türbeye
defnedilmiştir.
Zehra ve Bâbâ Hatunlar:
Zehra Hatun, el-Âdil’in kızıdır. Hatun,
Dımaşk’ta elÂdiliyye es-Sugra Medresesini yaptırmıştır. Bâbâ Hatun ise
Esededdin Şirkuh’un kızıdır. Hatun, H.655/M.1257-1258 yılında bu medreseye pek
çok şey vakfetmiştir.
Şeceretü’d-dürr:
Es-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un önce cariyesi daha
sonra da eşidir. Aslen Türk idi. Es-Sâlih, Dimyat önlerinde öldüğü
(H.647/1249-1250) esnada Böylece o, Mısır tahtına hükümdar olarak geçerken
Mısır’da Eyyûbî hâkimiyeti son bulmuş oldu. Hatun, Kahire’de kendi adıyla
anılan caminin yanındaki türbeye defnedildi. Şeceretü’d-dürr, iyi bir idareci,
dindar ve hayır sever idi. Hac dolayısıyla Surre Alaylarının tertibi ve Kabe
örtüsü gönderme adetini ilk defa Şeceretü’d-dürr icra etmişti. Kendisi okuma
yazma bilirdi.
Munise Hatun:
El-Muzaffer Mahmud’la Gâziye Hatun’un kızıdır.
Hatun, ünlü Tarihçi Ebu’l Fidâ’nın da halasıdır. H.633/M.1235-1236 yılında
Hama’da doğmuştur. Kendisi, verdiği sadakalarla meşhurdu. O, Hama’daki
el-Hatuniyye Medresesine çok büyük bağışlar yapmıştı.
Ahşâ Hatun:
Nuaymî’ye göre Ahşâ Hatun, Mardin Artuklu
hükümdarı Kutbeddin’in kızıdır. İbn Tağribirdi’ye göre ise en-Nâsır Artuk’un
kardeşidir. Hatun, el-Âdil’in oğlu el-Muazzam İsa ile evlenmiştir. Hatun,
Kasyon’daki Cisru’lebyad’ın yakınlarında Nuaymî’nin Mardâniyye adıyla
kaydettiği medrese ile türbeyi yaptırmıştır ö.1213-1214). Eşinin ölümünden
sonra Dımaşk’dan ayrılarak babasının yanına Mardin’e giden Hatun burada vefat
etmiştir.
Hadîce Hatun:
El-Muazzam Şerefeddin İsa’nın kızıdır. H.654/M.1256-1257
yılında Dımaşk’ta el-Murşidiyye Medresesini yaptırmıştır. İbn Şeddâd, Hatun’un
adını vermeden medresenin Şerefeddin İsa’nın kızı tarafından inşa edildiğini
kaydeder. Medresenin kapısının üstünde ise el-Muazzam Şerefeddin İsa’nın kızı
Hadîce Hatun tarafından H. 650/M.1252-1253 yılında vakfedildiği yazılıdır.
Dâru’l-kutbiye:
Ebu’l Fidâ ve Zehebî’ye göre el-Âdil’in oğlu
el-Mufaddal Kutbeddin’nin kızıdır. İbn Kesîr’e göre ise el-Âdil’in kızıdır.
Kendisi, Munise, Dâru’lkutbiye ve Dâru İkbâl olarak bilinir. H.603/M.1206-1207
yılında doğmuştur. Dönemin bazı alimlerinden icazet alarak hadis rivayet
etmiştir. Hatun, 1293-1294 yılında Kahire’de vefat etmiş ve Bâbu’z-zuveyle’de
defnedilmiştir.
Türkan Hatun:
Atabeg ailesinden Atabeg İzzeddin Mesud’un
kızıdır. El-Âdil’in oğlu el-Eşref Musa ile evlenmiştir. Kasyon’da medrese ve
türbe yaptırmıştır. 1242-1243 yılında vefat eden Hatun kendi türbesine
defnedilmiştir.
Ailenin kadın üyeleri hayır yapmayı vazife
edinmiş yüksek ahlakı haiz kişilerdir. Yaptırdıkları medreseler ve rıbatlarla
adlarını ölümsüzleştirmişlerdir. Hatunların bu türden faaliyetleri bilime ve
eğitime verdikleri önemi göstermesi bakımından mühimdir. Onlardan bir kaçının
hadis ilmiyle ilgilenmeleri de bunu destekler mahiyettedir. Hatunlarla ilgili dikkat
çeken diğer bir husus da onlardan bir kaçının ülke idaresi gibi önemli bir
görevi üstlenmeleridir. Dayfe ve Gâziye iyi bir hükümdarın vasıflarına sahip
olup ülkelerini en iyi şekilde yönetmiştir. Mısır’da son Eyyûbî hükümdarının
ölümünden sonra Memlûk Devleti’nin kurucusu olarak tahta geçen Şeceretü’d-dürr,
kısa bir süre yönetimi fiilen elinde bulundurmuş fakat daha sonra bundan
feragat etmesine rağmen devlet idaresinde söz sahibi olmuştur.
Selâhaddîn’in gelini Safiye Hatun; bünyesindeki
medrese, üniversite, türbe ve kervansarayı ile İslam aleminin ilk külliyesi
olan Firdevs medresesini vakfetmiştir.
Hanedana mensup olmayan, ekonomik durumu güçlü
olana hanımlarda vakıf çalışmalarında bulunmuşlardır. Nâsıh el-Hanbelî’nin kızı
Ümmü Latif, Âlime Medresesini ve Dımaşk’ta öğrenci ve âlimler için devasa bir
kütüphane vakfetmiştir. Aynı dönemde Eyyûbî kadınları, Safiyye el-Kal’iyye
Kervansarayı ve hicri yedinci yıla ait olan Zehra Kervansarayı gibi dinî
hizmetler ile misafirlerin ve sufilerin karşılanması için kervansaraylar inşa
etmişlerdir.
Eyyûbî kadın vakıfları, küçük ve büyük bütün
projelere katılım sağlayarak önceki dönemlerden ayırt edilmektedir. O dönemde,
Şam saltanat merkezine rağmen kadın vakıfları belirli bölgelerle sınırlı
kalmayarak geniş alanlara yayıldı. Aynı zamanda, kadın vakıfları artık
sultanların hatunları ve kızlarıyla sınırlı değildi, aksine bu çalışmalar halk
tabakasına yayıldı ve sosyal statüsü yüksek ve âlim kadınlar da bu çalışmalara
katılmaya başladılar. Dolayısıyla kadın vakıfları, toplumun ve devletin yaşamı
için sosyal, ekonomik, bilimsel ve kültürel bazı etkiler bırakmıştır. Bunları
şöyle sıralayabiliriz:
Vakıf, İslâm’ın medenî kimliğini ifade eden
içeriklerle ve toplum temelli bir kalkınma ve yardım kuruluşu olarak tanındı.
Bu nedenle camilerde, tekkelerde, zaviyelerde ve medreselerde eğitimler
verildi. Hayırsever kadınların siyasi ve dinî bilinci, kadın vakıflarının İslâm
toplumunda derin etkiler bırakan bir medeniyet boyutunun elde edilmesine
yardımcı oldu. Her bir vakfa bağlı camiler bulunmakta, talebeler ile hocalar;
namazlarını, ibadetlerini ve eğitimlerini bu camilerde gerçekleştirmekteydiler.
Bu çalışmalar neticesinde Emevî Camii ve Mescidi Aksa gibi büyük camiler,
Osmanlı döneminin sonlarına kadar statülerini ve bilimsel şöhretlerini
korumuştur.
Eyyûbî kadın vakıfları kültürel, dinle ilgili ve
cihat hareketlerinde önemli bir rol oynadı. Bu çalışmalar sayesinde Eyyûbîler,
bilimsel yaşamı geliştirme yeteneklerini kanıtladılar. Şam’da ilim adamları
artmaya başladı ve bu vakıflar aracılığıyla okullar ve medreseler açıldı. Bu
vakıfların çoğu, finansal açıdan devletten bağımsız kurumlar olarak varlığını
devam ettirmek için çeşitli yatırımlar yapmaya başladılar. Bu, İslâm âlemindeki
birçok ilim öğrencilerinin Şam’a gelmelerine neden oldu. Bu vakıflar, yapılan
bağışlarla öğrencilerin geçimlerini sağlamakta ve hiçbir zorluk ve sıkıntı
çekmeden öğrencilerin ilimle meşgul olmaları için sağlıklı bir ortam
oluşturmaktaydılar.
Eyyûbî kadın vakıfları farkındalık etkisine
sahiptir. Bu vakıflar, bidatlerle savaşarak ve insanları mezhebi sapmalardan
koruyarak farkındalık oluşturmaya ve ümmetin “Haçlı” düşmanlarına karşı cihat
misyonunu taşıyan bir neslin hazırlanmasına katkıda bulunmaya çalışmaktadır.
Eyyûbî kadın vakıfları; dul kadınlar, yetimler,
köleler ve ötekileştirilmiş sınıflara ihtimam göstererek, İslâm toplumunda,
ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve toplumun ahlaki yönünün
geliştirilmesinde önemli bir rol üstlendi. Böylece toplumsal istikrarı
sağlamaya yardımcı oldu ve zenginler gibi fakirler de vakıf sistemi
aracılığıyla temel gereksinim giderebildi. İşte bu, İslâm toplumuna ait olma
ruhunu güçlendirmektedir. Kadın vakıfları, toplumsal uyumunun temeli haline
geldi. Çünkü onlar, “sünnet” yoluna tabii oluyorlardı. Bu yolun medreselerinden,
İbni Teymiyye, İbni Cevzî ve diğerleri gibi ümmetin önde gelen âlimlerinin
gözetimi altında nice âlimler, hâkimler ve politikacılar yetişti.
Eyyûbî kadın vakıfları, birey ve toplum düzeyinde
bir ekonomik kalkınma inşa etmede büyük rol oynadı. Böylece öğrenci ve
âlimlerin aldığı maaşlar onlar için iyi bir yaşam standardı sağlamış oldu. Aynı
zamanda bu, zengin ve fakir olmak üzere toplumun tüm kesimlerine fayda sağladı.
Toplumda azatlı köleler artık önemli noktalara gelmeye başladı. Öte yandan,
kadın vakıflarını finanse eden kaynakların, meyve bahçeleri, yağ fabrikaları ve
değirmenlerin bulunduğu köylerde ve kırsal kesimlerde yoğunlaştığını görüyoruz.
Kadın vakıflarının köylerin ve kırsal kesimlerin canlanmasına ve orada ekonomik
toparlanmanın sağlanmasına katkıda bulunması ve çiftçilerin istikrarını teşvik
etmek amacıyla iş imkânlarını sağlaması, devletin askeri ve siyasi yapısının
gelişimi ve kalkınması üzerinde ekonomik bir etkisi olmuştur.
Eyyûbî kadın vakıfları, kentlerde yoğunlaşan ve
sadece kent sakinlerine fayda sağlayan önceki dönemlerde bulunan vakıflardan
daha farklıdır. Yeni geçim kaynakları aramak amacıyla köylülerin şehirlere göç
etmesi, demografik bir krizin yaşanmasına neden oldu. Bu kriz Eyyûbîler
döneminde son buldu.
Eyyûbîler döneminde kadın vakıfları,
oryantalistlerin Müslüman kadınların İslâmî dönemlerde yaşadığı gerileme durumu
üzerine yaydığı varsayımı ortadan kaldırdı. Eyyûbî kadınlarının yapmış olduğu
vakıf çalışmaları, bu iddiaların yersiz olduğunu göstermekte ve Müslüman
kadınların insan uygarlığı döngüsünü zenginleştirmedeki deneyimlerinin
eşsizliğini vurgulamaktadır.
Salim Aydüz’ün
makalesinde özellikle belirttiği Eyyübilerin Halep valisi Zahir Gazi’nin eşi
olan ve Halip’te 6 yıl idarecilik yaptığı sırada iki medrese açan Dayfa Hatun’u
(ö. 1242) da hayırla yad etmeden geçmeyelim.
İslam tarihinde hayır işleriyle dikkat çeken bir diğer hanım ise Abbasi
Halifesi Harun Reşid’in hanımı olup Bağdat’tan başlayarak Hacc yollarına su
kuyuları açtıran
Zübeyde
bt Ebu Caferdir.
Selçuklular döneminde de Anadolu’da
vakıf eserlerin en meşhurları Kayseri’de ki Gevher Nesibe Darüşşifası ile
Divriği’de ki Behram Şah’ın kızı Turan Melik’in yaptırdığı hastanedir.
Kayseri’de
1206’da Selçuklu Hükümdarı Gıyâseddin Keyhüsrev ile kız kardeşi Gevher Nesibe
Hatun’un yan yana yaptırdıkları, yapı ve işleyişleriyle sonraki tıp kurumlarına
örnek olan hastaneler de teorik ve pratik tıp eğitimi birlikte yürütülüyordu.