MEMLÜKLER DÖNEMİ

 

Allah-ü Teala(cc) kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim de kulluk bakımından eşit saydığı kadınların aktif rol oynadığı Türk-İslam devletlerinden birisi de Mısır Memluk devletidir. Memluk devletinin diğer çağdaşı devletlerden bariz farkları bulunmaktadır. Mısır Memlükleri bir hanedan devleti değildir. Çoğunluğu orta asya ve Kafkaslardan devşirilen Türk kökenli askerlerin askeri sınıf içinde yükselerek devletin başına geçmeleridir. Yani bir Devşirme devletidir. Mısır Memlüklerinde sultanlık babadan oğula geçmezdi.

Memlük devleti Abbâsî hilâfetinin Moğollar tarafından ortadan kaldırılmasından kısa bir süre önce Mısır’da kuruldu ve 1517 yılında Osmanlılar tarafından yıkılana kadar yaklaşık üç asır varlığını devam ettirdi. Memlük dönemi ilmi hareketliliğin yoğun olduğu bir dönemdir. Bunun sebeplerinden birisi Abbasi hilafetinin Mısırda ihya edilmesi bir diğer sebep ise Moğol istilasının ardından alimlerin Mısır’a göç etmesidir. Bu durumu tetikleyen memlük sultanlarının ilim adamlarına değer vermeleridir.

Eyyûbî devlet adamlarını örnek alan Memlük sultan ve emîrleriyle sultan hanımlarının, âlimlerin ve zengin tüccarların birbirleriyle yarışırcasına medrese inşa etmeleri Kahire ve Dımaşk başta olmak üzere Memlüklerin hâkim oldukları coğrafyada medreselerin sayılarının hızla artmasına neden olmuştur. Medreseler çoğunlukla Şâfiî ve Hanefi fıkhı medresesi olmakla birlikte diğerlerine ait olanlar da bulunmaktadır.

Memlük idarecilerinin yaptırdıkları medreseler ayrı bur konu başlığı olduğu için biz kadınları üzerinden devam edeceğiz.

Memlük coğrafyasında Tasavvuf ile meşgul olan çok sayıda kadın olması sebebiyle kadınlara özel ribatlar inşa edilmişti. Dul kadınların himayesi amacıyla yaptırılan bu ribatlarda tasavvuf eğitimi yanında kadın hocalar tarafından vaaz veriliyor ve fıkıh dersleri yapılıyordu. Bunlardan biri olan ve Bintü’l-Bağdâdiyye diye de bilinen Zeyneb bint Ebi’l-Berekât adına inşa ettirilen Bağdâdiyye ribatında, başta Zeyneb bint Ebi’l-Berekât olmak üzere çok sayıda kadın görev yapmaktaydı. Bu ribatta kadınlara vaaz eden, onlara fıkhî bilgiler öğreten birileri mutlaka bulunurdu.

Makrîzî (ö. 845/1441), orada görev yapan son kişinin Fâtıma bint Abbâs el-Bağdâdiyye (ö.714/1314) olduğunu kaydetmektedir. Özellikle eşlerinden ayrılan kadınlara tahsis edilen bu ribatta, kadınlar eşlerine dönene veya yeniden evlenene kadar konurlardı ve ribatta kalan kadınlara dini ve ilmi konularda vaaz verecek görevli bir hoca bulunurdu. Bu tür eğitim yuvası olan ribat ve hangah sayısı oldukça fazlaydı. Dımaşk’ta(Şam) kaynaklara geçmiş 29 hangâh, 21 ribat ve 25 zâviye bulunuyordu.

İslam toplumunda 13-16 asırlar arasında pek çok kadın muhaddis, küçük yaştan itibaren ilim hayatında yer almış, sadece kendi evlerinde ailesine ve akrabalarına ya da yakın çevresine değil cami, medrese ve dârülhadislerde civar şehirlerden çok sayıda öğrencinin katıldığı ve içlerinde erkeklerin de bulunduğu meclislerde hadis dersleri vermiş, az da olsa eser telif ederek çoğunlukla da talebe yetiştirerek hadis ilminin gelişmesine katkı sağlamışlardır.

Memlükler dönemi açısından meseleye yaklaşılacak olursa, kadınların sosyal hayata katılımlarında Türk kültürünün izleri açıkça görülebilir. Nitekim bazı tarihçiler tarafından Memlüklerin ilk sultanı olarak gösterilen ve Eyyûbî Sultanı el-Melik es-Sâlih’in eşi olan Türk asıllı cariye Şecerüddür, son Eyyûbî Sultanı Turanşah’ın öldürülmesinden sonra Memlükler’in ilk hükümdarı olmuştur. İdareyi ikinci kocası Aybek’e devrettikten sonra da bu konumunu muhafaza etmiş, yönetimde hatırı sayılır bir nüfuz sahibi olmuştur.

Bu dönemin toplumsal yapısında kadınların sosyal statülerini görmek için onlara verilen lakaplara göz atmak yeterli olacaktır. Memlük yöneticilerinin hanımlarına büyük bir değer verdiği (Daha çok yöneticilerin yakınları olan hanımlara övgü ve yüceltme amaçlı verilen lakapların bir kısmı şunlardır: Bereketü’d-Devle”, “Bereketü’l-Mülûk ve’s-Selâtîn”, “Celâlü'n-Nisâ”,”el-Cihetü’l-Kerîme”, “el-Cihetü'ş-Şerîfe”, “Zâtü’l-Hıcâb”, “Hâtûn”, “Hond”, “el-Celîle”, “ed-Dâr”, “ed-Dürre”, “es-Settâre”, “es-Setru'r-Rafî”, “Selîletü’l-Mülûk ve's-Selâtîn”, “eş-Şerîfe”, “el-Afîfe”, “Gusnü’l-İslâm”, “Fer‘u'ş-Şecerati'z-Zekiyye”, “Kurretü ‘Ayni'l-Mülûk ve's-Selâtîn.)

Çoğunlukla Memlük sultan ve emîrlerinin hanımlarına verilen bu lakaplar yanında kadınlara verilen ve hürmet ifade eden ve aslen kendilerine mahsus bir şeref unvanı olan “havend (hond) ( Aslı Hudâvend'dir. Manası, efendi (seyyid), emîr (el-emîr) anlamına gelir. Erkek ve kadın için kullanılır. Daha çok “seyyide”, “el-emîre” anlamında kullanımı yaygındır. Memlükler döneminde sadece sultan eşleri ve kızları için kullanılmıştır.

Gerçi birkaç istisna dışında bu dönemde kadınlar siyasî alanda pek fazla ön plana çıkmamışlardır. Bununla birlikte onların özellikle ilmî, içtimaî, mimarî vb. alanlarda etkin bir rol oynadıkları söylenebilir. Esasen burada söz konusu edilen alanlar birbiriyle yakından ilişkilidir. Mesela, daha önce de temas edildiği gibi dul, boşanmış veya terk edilmiş kadınlar için yaptırılan ribatlar sosyal işlevlerinin yanı sıra buraya sığınan kadınların eğitimlerinde de önemli bir hizmet üstlenmektedir. Keza, medreseler de genellikle ribatların yanında inşa edilmiştir. İnşa faaliyeti de temelde mimarî alanla ilişkilidir.

Dolayısıyla Memlükler döneminde gerek yönetime yakın, gerekse malî durumu iyi olan kadınların giriştikleri sosyal ve mimarî faaliyetlerin temelde dönemin ilmî hayatına katkı sağladığı aşikârdır. Memlükler döneminde inşa edilen eğitim kurumlarının başında yer alan medreselerden bazıları sultan ve emîrler tarafından anneleri, eşleri ve kızları adına yaptırılmıştır. Bununla birlikte bizzat bu hanımların inşa ettirdiği medreseler mevcut olduğu gibi bunların dışında bazı zengin hanımların yaptırdığı medreseler de bulunmaktadır.

Mesela Sultan el-Eşref Şa’ban b. el-Huseyn’in annesi ve Atabek Olcay el-Yûsufî’nin eşi olan Ümmü’l-Eşref Şa‘ban Hond Berke bint Abdillah (ö.774/1372), 771/1369 yılında Kahire kalesi yakınlarında Ümmü Sultan Medresesi’ni inşa ettirmiş ve orada hem Şâfiîler hem de Hanefiler için özel dersler düzenlemiştir. Hatta bu medresede dört mezhep için ayrı ayrı dersler tertiplendiği, tasavvuf erbabı için her gün toplantılar yapıldığı, yetimlere de müstakil bir yer ayrıldığı ifade edilmektedir.

Dönemin meşhur medreselerinden “el-Medresetü’l-Hicâziyye” Nâsır Muhammed b. Kalavûn’un kızı ve Bektemur el-Hicâzî’nin eşi olan Hond Tatar el-Hicâziyye; “el-Medresetü’s-Sağîra” ise Seyfüddîn Bekçe en-Nâsırî’nin eşi Sitti Aydikin tarafından inşa ettirilmiştir.

Meşhur emîrlerden Kânbay’ın kızı Fâtıma adına inşa edilen “Fâtıma bint Kânbây Medresesi” de bu kapsamda değerlendirilebilir.

Hadis âlimi Fâtıma bint Süleyman ed-Dımaşkıyye’nin Suriye’de yaptırdığı birkaç medrese ve Ergun Hâtûn’un Trablusşam’da inşa ettirdiği “Medresetü’l-Hâtûniyye” de varlıklı kadınlar tarafından yaptırılan medreselere örnek olarak buraya ilave edilmelidir.

Bütün bunlar bu dönemde sosyal statüsü yüksek kadınların özellikle medrese yapımına büyük önem verdiğini gösterir mahiyettedir. Bu faaliyetler Memlükler döneminde kadınların belki de en etkin biçimde katıldıkları aktivite alanının ilim ve kültür sahası olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim üst sınıf kadınların bu çabaları semeresini vermiş, Memlük toplumunun orta sınıf kadınları arasında okuma-yazma oranında kayda değer bir artış sağlanmıştır. Bu dönemde özellikle Hadis ilmi, kadınlar tarafından en çok sevilen ve ilgi duyulan alanların başında gelmektedir. Memlükler dönemi kadın biyografilerinde çok sayıda kadın muhaddis, râvî ve vaizenin adının geçmesi de bu hususu teyit edici mahiyettedir.

Memlükler döneminde kadınların çeşitli eğitim imkânlarına sahip olmaları hadis başta olmak üzere birçok ilmî sahada kendilerini göstermelerine vesile olmuştur. İlkokul çağına gelen kız çocukları, tıpkı erkek çocuklar gibi mekteplere gönderilmiştir. Diğer yandan, okuma-yazmayı öğrenen gerek kız gerekse erkek çocukların devrin ilmî havasına uygun olarak daha büyüme ve gelişme dönemlerinde ilme teşvik edildiği, ilim meclislerine götürüldüğü ve orada yapılan derslere en azından dinleyici olarak katıldıkları görülmektedir.

Özellikle ulema ailelerinde çocukların ilim öğrenmeye teşvik edilmesi daha fazla ön plana çıkmaktadır. Öyle ki dönemin meşhur âlimleri, kız olsun erkek olsun çocuklarını küçük yaşlardan itibaren muhaddislerin tertib ettikleri ilim meclislerine götürmüşler ve orada okutulan kitapları rivâyet edebilme hakkını (icâzet) elde etme çabası içine girmişlerdir. Bu durum Memlük toplumunu kadın âlimler bakımından oldukça zengin bir konuma getirmiştir. İsmail Yiğit'in naklettiğine göre, dönemin ilim elde etme usulüne uygun olarak kadın âlimlerin büyük çoğunluğu, önemli muhaddis ve âlimleri dinleyebilmek için Mısır ve Şam arasında ilim yolculukları yapmıştır.

Neticede dönemin meşhur âlimlerinin büyük bir kısmı kendilerini geliştiren bu kadın hadisçilerden rivâyette bulunmuş ve icâzet almıştır. Nitekim Zehebî, kızı Emetü’l-‘Azîz’i (ö. 1383) hadis meclislerine getirmiş ve küçük yaşına rağmen Îsâ el-Muta‘ım gibi bazı muhaddislerden hadis dinletmiş; Ahmed b. Ebî Tâlib el-Haccâr (ö. 730/1330) gibi âlimlerden ders aldırmıştır.

Zehebî aynı şekilde torunu Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed’i de dönemin en önemli kadın hadisçilerinden biri olan Zeyneb bint el-Kemâl'in derslerinde hazır bulundurmuştur.

Yûsuf b. Abdirrahmân el-Mizzî ise hem eşi hem de çocuklarına kendi eserlerini ve rivâyet ettiği diğer kitapları okutmuştur. Özellikle kendi eseri olan Tehzîbü’l-Kemâl'in okunması konusunda aile fertlerine ayrı bir önem göstermiştir.

Ebü’l-Fadl Abdurrahmân b. el-Huseyn el-‘Irâkî, iki kızı Cüveyriyye (ö. 862/1458) ile Zeyneb’e (ö. 865/1461) bizzat kendisi ders vermiş ve aynı zamanda Ebü’l-Hasen el-Heysemî’den ders aldırmıştır.

Aynı şekilde torunu Berke bint Veliyyüddîn Ebû Zur‘a'ya da hem kendisi ders vermiş, hem de onu Ebü’l-Abbâs Ahmed b. İbrahim el-Bukâ‘î’nin derslerine götürmüştür.

Memlük döneminde kadın muhaddisler camilerde, kendi veya talebelerinin evinde, bahçelerde hadis meclisleri düzenlemiş ve bazen yalnız bazen erkek hocalarında bulunduğu meclislerde hadis okutmuşlardır. Çok sayıda katılımcının yer aldığı bu meclislerin sonunda bu kadın muhaddisler, dersi dinleyenlere icazet de vermişlerdir.

Ümmü Muhammed Hatice bint Abdurrahman el-Makdisî (ö. 701/1301), Ümmü Ahmed Zeyneb bint Muzaffer b. Ahmed el-Herevî (ö. 709/1309), Sittülarab (ö. 710/1310), Ümmü Ahmed Âişe bint Rızkullah b. İvaz el-Makdisî (ö. 711/1312), kızı Ümmü Ali Fâtıma bint Abdullah b. Ömer el-Makdisî (ö. 734/1333), Habîbe bint İbrâhim b. Abdullah b. Ebû Ömer el-Makdisî (ö. 745/1344) ve Ümmü Abdullah Zeyneb bint Ahmed b. Abdürrahîm el-Makdisî (ö. 740/1339) gibi muhaddisler Memlükler döneminde hadis meclislerinde ders okutan muhaddislerden bazılarıdır.

Dönemin önemli hadis âlimlerinden İbn Hacer’in doğrudan ya da dolaylı olarak ders aldığı altmışa yakın kadın muhaddis bulunmaktadır. Bu hocalar arasında yer alan Fatıma bint Muhammed et-Tenûhiyye (ö. 803/1401), İbn Hacer’e okutmuş olduğu yüz yetmiş civarındaki eserle bütün hocaları içerisinde önemli bir konuma sahiptir.

Muhaddise, râviye, vâize, şeyha ve şâire gibi ünvanlarla anılan kadın hocaların hemen hepsi ya bir kâdının, şeyhin, hatîbin, hâfızın, muhaddisin ya da bir tarihçinin kızı, kız kardeşi, eşi veya torunudur. Başka bir ifadeyle bu dönemde aile içi eğitim yaygınlık kazanmış, eğitim-öğretim kuşaktan kuşağa geçen bir miras gibi algılanmıştır. Bunun yanında aynı dönemde akrabası olmayan erkek hocalardan ders alan kadınlar da söz konusu olup, bunlar ilmî toplantılara katılmak suretiyle erkeklerden ayrı bir yerde oturarak dersleri takip etme imkânı bulmuşlardır. Dahası, ileride üzerinde genişçe durulacağı gibi, dinî ilim dallarında belli bir seviyeye erişen kadınlar hemcinsleri dışında çok sayıda erkeğe de ders vermişlerdir. 

Bintü’l-Bağdâdiyye olarak da bilinen Fâtıma bint Abbâs el-Bağdâdiyye gibi birçok kadın muhaddis eğitim ve öğretiminde önemli görevler üstlenmiştir. Bu kadın hadisçi el-Melikü’z-Zâhir Baybars’ın kızı es-Sitt el-Celîle Tizkârbay Hâtûn tarafından 1285 yılında adına yaptırılmış olan Bağdâdiyye Ribatı’ında minbere çıkarak kadınlara vaaz vermekle meşhurdu. Onun Fıkıh ilminde oldukça önemli bir birikime sahip olduğu ve Şeyh İbn Ömer gibi âlimler yanında fıkıh dersleri aldığı kaydedilir. Erkeklerle dinî münakaşalara da giriştiği belirtilen Bintü’l-Bağdâdiyye’nin, Sadruddîn el-Vekîl ile hayız konusunda tartıştığı ve ona “Sen bu konuyu ilmen biliyorsun ben ise hem ilmen hem de amelen biliyorum” dediği rivâyet edilir. Dımaşk ve Mısır gibi birçok bölgeden gelen kadınların onun sohbetlerinden istifade etme imkânı buldukları da zikredilmektedir. İlmi, irfanı, ihlâsı, iyiliği emrededip kötülükten sakındırması, aza kanaat etmesi gibi özellikleriyle büyük bir kabule mazhar olduğu, sûfî hayatta aşırı gidenleri tenkit etttiği, bid’at ehline karşı çıktığı ve çok sayıda kadına Kur'ân öğrettiği ve hıfzettirdiği onun hakkında nakledilen bilgilerdendir.

Zahid bir kadın olan Esmâ bint İbrahim b. ‘Arsâ da (ö. 708/1308) hem kadınlara Kur'ân öğretmiş hem de onlara vaaz etmek suretiyle irşat faaliyetlerinde bulunmuştur.

Bu dönemin önemli kadın muhaddislerinden biri olan Sittü’l-‘Ulemâ (ö.1312), Derbü’l-Mihrân hangâhının hocalığını üstlenmiş, hayatını kadınlara yönelik vaaz ve irşat faaliyetlerine adamış ve güzel vaaz etmesi nedeniyle de “Bülbül” diye meşhur olmuştu. Öte yandan, el-Bağdâdiyye ribatı hocalarından Huccâb bint Abdillah es-Sâlihiyye (ö.1326 buradaki fakir kadınlara hizmetlerinin yanı sıra iyilikleri ve yaptığı hayırlarla da anılmıştır. Onun, hocalık yaptığı ribatta kalan kalan ve kendisini ziyarete gelen kadınlara karşı sevgiyle muamelede bulunduğu da nakledilmiştir.

Meşhur muhaddis Mizzî'nin eşi Ümmü Fâtıma Âişe bint İbrahim b. Sıddîk ed-Dımaşkıyye de (ö. 741/1340) Memlükler döneminin kadın muhaddisleri arasındadır. Kendisi Kur'ân'ı hıfzettiği gibi çok sayıda kadına da Kur'ân öğretmiştir.

Fıkıh sahasında şöhretiyle bilinen Sittü’l-Vüzerâ bint Muhammed b. Abdilkerîm b. Osmân el-Mârdîniyye el-Hanefiyye (ö. 736/1336) babası sayesinde küçük yaşta İsmail b. ed-Derecî'den Sünenü Ebî Dâvûd'un bazı bölümlerini semâ yoluyla almıştır. Onun ders verdiği âlimler arasında Birzâlî gibi dönemin meşhur âlimleri vardır.

Bu dönemde Akâid ilminde öne çıkan Seyyide Sârre bint Ömer b. Ahmed b. Ömer el-Makdisiyye de İbn Şâhîn'in Şerhu Mezâhibi Ehli's-Sünne ve Ma‘rifeti Şerâi‘ı'd-Dîn adlı eserini mütalaa etmiş, 1315 yılında Dımaşk'ta Kasyûn'da bulunan evinde bu kitap üzerinden dersler vermiştir.

Tarih ilmindeki bilgisiyle dikkat çeken, Âişe bint Abdillah b. Ahmed et-Taberiyye el-Mekkiyye (ö.1374), dedesi Muhibbüddîn et-Taberî'den ve amcasından icâzetle rivâyette bulunmuştur. Başka âlimlerden de icâzet almış olan Âişe'den icâzetle rivâyette bulunanlar arasında Ebû Hâmid b. Zahîra gibi âlimler bulunmaktadır. Âişe Tarih ilmi yanında diğer ilimlerde de kendisine müracaat edilen âlimlerden biri olmuştur. O, Taberî'nin Tarih’i hakkında bir de kitap telif etmiştir. 

Tarihçi Makrîzî'nin annesi olan Esmâ bint Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân b. Ali b. Ebi’l-Hasen es-Su‘ûdî (ö.1398) zamanın en dindar, iffetli, zeki ve faziletli kadınlarından biri olmasının yanı sıra yazdığı şiirlerle de tanınmıştır.

Dönemin meşhur âlimlerinden olan Birzâlî'nin kızı Fâtıma bint Kâsım b. Muhammed el-Birzâlî (ö.1331) Kur'ân'ı ezberledikten sonra hadis dersleri almış ve kitap istinsahı ile meşgul omuştur. Kendi hattıyla Mushaf-ı Şerîf, Sahîhu’l-Buhârî ve İbn Teymiyye'nin Kitâbü’l-Ahkâm adlı eserlerini istinsah ettiği kaydedilmektedir.

 INTERNATIONAL 30 March/Mart 2020 BALKAN UNIVERSITY (2020

 Muhammet Yılmaz  Prof. Dr., Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Temel İslâm Bilimleri

Nagihan Emiroğlu Arş. Gör. Dr., Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Temel İslâm Bilimleri

( Memlük Kadınları başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 11.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu