Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Hz Fatıma İslam Toplumunda Kadın

Hz. FÂTIMA (ra)

 

Bi‘setten yaklaşık bir yıl önce (m. 609) Mekke’de doğdu. Öz kardeşleri Zeyneb ile Rukıyye’den küçük, Ümmü Külsûm’den büyük olduğu söylenmekteyse de Hz. Peygamber’in en küçük kızı olduğu görüşü daha doğru kabul edilmektedir. Zehebî’nin belirttiğine göre künyesi “babasının annesi, anam” mânasına gelen “Ümmü Ebîhâ” idi. Bu künyeyi almasının sebebi, Fâtıma’yı anne sevgisiyle seven Resûlullah’ın kendisine bu şekilde hitap etmesi olmalıdır. Lakabı “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın” anlamında Zehrâ olmakla beraber “iffetli ve namuslu kadın” anlamındaki Betûl lakabıyla anılmaktadır.

Fâtıma on beş yaşını tamamladıktan sonra onunla önce Hz. Ebû Bekir, ardından da Hz. Ömer evlenmek istemiş, Resûl-i Ekrem her iki teklife de olumlu cevap vermemiş, bunun ardından Hz. Ali Fâtıma’ya talip olmuş ve bu talebi Resûlullah tarafından kabul edilmiş, düğünleri Resûlullah’ın Hz. Âişe ile evlenmesinden dört buçuk ay sonra 2. yılın Zilkade (Mayıs 624) veya Zilhicce (Haziran 624) ayında gerçekleşmiştir.

Uhud Gazvesi’nde on hanımla birlikte gazilere yiyecek ve su taşıyan Hz. Fâtıma aynı zamanda yaralıları tedavi etti. Bu savaşta Hz. Peygamber’in dişinin kırılması üzerine yüzündeki kanları temizlemeye çalıştı. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini Resûlullah’ın yüzüne bastırmak suretiyle akan kanı durdurmayı başardı.

Hz. Peygamber’e çok düşkün olan Fâtıma babasının vefatından dolayı çok sarsıldı. Resûl-i Ekrem defnedildikten sonra gördüğü Enes b. Mâlik’e, “Resûlullah’ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu?” diyerek ağladı ve daha sonra da günlerce göz yaşı döktü.

Hz. Fâtıma, Resûlullah’ın ölümünden beş buçuk ay sonra 3 Ramazan 11 (22 Kasım 632) tarihinde vefat etti. Yüksek derecede haya sahibi olan Hazreti Fatıma (ra) vasiyeti üzerine tabut içinde taşınmış ve geceleyin defnedilmiştir.

Resûlullah’ın terbiyesiyle yetişen Hz. Fâtıma onun hem hayâ ve edep gibi özelliklerine, hem de konuşma tarzından yürüyüşüne kadar birçok vasfına sahip oldu. Babasının uygun gördüğü hayat tarzını benimseyerek onun gibi sade yaşadı.

Bu güzel vasıfları sebebiyle Resûl-i Ekrem Fâtıma’yı görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper, ona iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Fâtıma da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. Hz. Peygamber sefere giderken aile fertlerinden en son Fâtıma ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk olarak onunla görüşürdü. Kadınlardan en çok Fâtıma’yı, erkeklerden de Ali’yi sevdiğini söyleyen Resûl-i Ekrem, “Fâtıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur”  ve, “Bana melek gelerek Fâtıma’nın cennetliklerin hanımefendisi olduğunu müjdeledi” demiş, cennetlik kadınların en faziletlilerini saydığı bir başka hadisinde de önce Hz. Hatice ile Fâtıma’nın, sonra da Âsiye ile Meryem’in adlarını söylemiştir.

            Resûl-i Ekrem’in her fırsatta onların evine gelerek ikisinin arasına oturması, hem kızına hem de damadına beslediği derin sevgiyi ifade etmesi onları birbirine bağlamış, hatta zaman zaman her biri Resûlullah’ın kendisini daha çok sevdiğini ileri sürerek onun gönlündeki müstesna yerlerinden emin olduklarını göstermişlerdir. Fâtıma da fırsat buldukça babasının yanına gider, ona hizmet etmekten zevk duyardı. Mekke’nin fethedildiği yıl Resûlullah evinde yıkanırken Fâtıma’nın onu bir perde ile setretmeye çalışması onların bu yakınlığının derecesini göstermektedir. Resûl-i Ekrem, Hz. Fâtıma ile Hz. Ali’yi ve çocukları Hasan ile Hüseyin’i abasının altına alarak, “Allahım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl” diye dua etmiştir. Hz. Fâtıma ile ilgili önemli hususlardan biri de Resûlullah’ın neslinin onun çocukları vasıtasıyla devam etmiş olmasıdır.

Hz. Fâtıma’dan on sekiz hadis rivayet edilmiş olup tamamı Kütüb-i Sitte’de yer almakta, bunlardan ikisi hem Ṣaḥîḥ-i Buḫârî hem de Ṣaḥîḥ-i Müslim’de bulunmaktadır. Kendisinden Hz. Ali, Hz. Hasan ile Hüseyin, Hz. Âişe, Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’in hizmetkârı Ebû Râfi‘in karısı Selmâ, Enes b. Mâlik ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. Ayrıca Hz. Hüseyin’in kızı Fâtıma’nın ve daha başka râvilerin ondan mürsel rivayetleri vardır.

Dede Korkut hikâyelerinde üstün ahlâklı kadınlardan söz edilirken bunların Hz. Âişe ve Hz. Fâtıma’nın soyundan geldikleri söylenir (Dede Korkut Kitabı, I, 76). MUSTAFA İSMET UZUN M. YAŞAR KANDEMİR

 

 

                          İSLAM TOPLUMUNDA KADIN

 İslam toplumunda ilk hemşire unvanı verilen ve diğer kadınlara eğiticilik yapan kadın Rufeyde bt Sa’ad el-Eslemiye’dir. Onunla beraber erken dönem İslam tarihinde ismi geçen diğer hemşireler ise Uhud savaşında hemşirelik yapan Nuseybe bt Ka’ab el-Mazeneya, yaralı Müslümanlaraı tedavi etmek ve su taşımak için Peygamber(sav) Efendimiz’den izin isteyen Ümmü Sinan el-İslamî (Ümmü İmara),  Hayber savaşında gönüllü hemşirelik yapan Ümmü Mateve’ el-Eslemiye, Bedir savaşında hemşirelik yapan Ümmü Varaka bt Haris (ayrıca Kur’an’ı Kerim’in toplanması çalışmalarına katılmıştır.

Unutmamamız gereken bir başka kadın sahabi ise, peygamberimizin diğer kadınları eğitmesi işiyle görevlendirdiği asıl ismi Leyla olan eş-Şifa bt Abdullah el-Kureyşî’dir. Son derece zeki olan eş-Şifa idarî hem hemşirelik, hem de tıbbî pratisyenlik yapmış, karınca ısırıklarına karşı önleyici bir tedavi usulü kullanmıştır. Eş-Şifa, Hz. Ömer (ra) döneminde çarşı ve pazarda müfettişlik görevini yürüttü.

Canik Üniversitesinden Salim Aydüz’ün konuyla ilgili ilginç tespitleri var. Mesela Babür İmparatoriçesi Nur Cihan (Tac Mahal’i yaptıran Şah Cihan’ın halası) çiçeklerin suyunu damıtıp parfüm elde etmek üzere bir alet icat etmişti. Hz. Peygamber (sas) döneminde kadınlar savaşlarda hemşirelik görevinde bulundukları gibi hadis, fıkıh ve benzeri dinî ilimlerde faal idiler.

İslam devleti fetihlerle geniş bir coğrafyaya yayıldıkça kadınların fen ilimlerindeki etkinlikleri de arttı. Kurtubalı Lubana (ö. 984) iyi bir matematikçiydi. Saray kütüphanesinin başında bulunuyordu ve bazı ilimlerde ileri derece de birikimi vardı.  Son derece karışık geometrik ve cebir problemlerinin çözümünü yapıyordu.

Lubana’nın çağdaşı Bağdatlı Suteyta el-Mehâmali (ö. 987) de Arap edebiyatı, hadis ve fıkıh ilimlerinin yanı sıra matematikte(Aritmetik veFeraiz( miras hesaplamaları) konularında çok ileriydi. Cebir ilminde gayet yetenekli olan Suteyta bazı denklem problemlerinin çözümünde yeni yöntemler geliştirmişti. Yazılanlara göre matematikteki kabiliyeti, hesaplamalardaki başarılarının çok çok ötesindeydi.

Endülüs’lü astronom ve matematikçi Mesleme el-Mecritî’nin (ö. 1007) kızı Fatıma el-Mecritiye (Madridli Fatıma) de babası gibi astronomi üzerinde çalışıyor, usturlab aleti yapımında, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını gösteren tabloların hazırlanmasında babasının telif ettiği eserlere yardım ediyordu.

İslam tarihinin en ünlü cerrahlarından Şerefeddin Sabuncuoğlu (Fatih Sultan Mehmed döneminde yaşamıştır) (1385-1468) yazdığı Cerrahiyyetü’l-Haniyye isimli eserde hanım tabipler ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler verirken uygulanan tedavilerle ilgili minyatürlere de yer vermiştir. Sabuncuoğlunun eserinde yapılan tedvilerle lilgili çizimlere göre bazı cerrahi uygulamalar çağının (XV yy) son derece ilerisindedir.

İlk dönem İslam kadınları hemşirelik yanında hadis, fıkıh, edebiyat ve eğitim konularında da aktif idiler. Örnek olarak Seyyide olan Yemenli olmasına rağmen Şam’da yaşayan Fatıma bt Sa’d el-Hayr zikredilebilir. 13. yüzyılda yaşamış olan Fatıma İspanya’nın Valensiya şehrinden Çin’e kadar süren bir ilim yolculuğu yapmış olmasıyla dikkat çeker. Yaptığı ilim yolculuğunda ziyaret ettiği şehirleri (Kahire, Şam, Bağdat, İsfahan, Rey, Nişabur, Tus, Buhara, Semerkant, Kaşgar) gösteren haritan gezinin ne kadar sıradışı olduğu göstermektedir.

E. Sordo’nun tespitine göre 10.yüzyılda Kurtuba şehrinde kitap istinsah işinde çalışan 170 kadın vardı.

İslam medeniyetinde Vakıf kişiliğiyle temayüz eden kadınlardan birisi de hiç şüphesiz 9. yüzyılda Fas’ın Fez şehrinde yaşamış olan Fatıma Muhammed el-Fihrî el-Kureyş’tir.  Fıkıh ve hadis ilimlerindeki iyi eğitimiyle biline El Fihri genç yaşta dul kalmasının ardından miras olarak kendisin kalan serveti dünyanın en eski üniversitelerinden kabul edilen Karaviyyin camii ve üniversitesi kurulması ve devamı için harcamıştır.

859 yılında tamamlanarak eğitime açılan üniversite de sıkı ve disiplinli bir eğitim veriliyordu ve farklı şehirlerden pek çok öğrencisi vardı. Bu üniversite sayesinde Arap harfleri Avrupa ülkelerinde tanınarak kullanılmaya başlanmış, İslami ilimlerle birlikte astronomi, matematik, edebiyat, yabancı diller ve fen ilimleri öğretilmiştir.

Kuzey Afrika’da ki vakıf kadınlardan bahsedilmesi gerekenlerden birisi de 17. Yüzyılda Tunus’ta yaşamış olan(1606-1669) Azize Osmana’dır (1606-69). Muradiler hanedanının hanım üyelerinden olup temel islami ilimler ve Kur-an üzerine hususi dersler almıştı. Türk kökenli olan Azize Osmana Muradi ailesinden Hammuda Paşa ile yaptığı evlilikten sonra hacca giden son derece hayırsever biriydi. 1662’de Tunus’un el-Azzefine sokağında halen onun ismiyle anılan bir hastane kuran Azize Osmana servetinin üçte birini vakfetmiş, hayır işlerinde kullanmak üzere ayırmıştı.        

Mülkiyetinde bulunan 91 hektara ulaşan arsayı hayır işleri, dinî işler ve insanî yardımlar için bağışlamıştı. Sakatlığından dolayı çalışamayacak durumda olanlara yıllık maaş bağlamak, fakir gelinlere elbise ve hediyeler almak gibi hayır işlerinin yanında Hacc dönüşü köleleri serbest bırakma projesi çerçevesinde pazardaki köleleri satın alıyor, sonra azad ettiği gibi bşkalarını da buna teşvik ediyordu. Yüzyıllar sonra adına pul bastırılan Azize Osmana, 63 yaşında vefat etti. Vasiyeti üzerine her gün mezarına gül, menekşe, yasemin gibi taze çiçekler konuluyor.

 Salim Aydüz Prof. Dr. Canik Başarı Üniversitesi Öğretim Üyesi. 2016 NİSAN / DERİN TARİH

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Hz Fatıma İslam Toplumunda Kadın

Mustafa ESER Mustafa ESER