ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİ

 

 

Kaynaklara göre vakıflaşma dönemi Selçukluların yükseliş dönemi olan Sultan I. İzzeddin Mesud’un saltanatının (1116-1155) ikinci yarısında başlamış, Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan (1155-1192), I. Gıyâseddin Keyhüsrev (1192-1196 ve 1205-1211) ve II. Rükneddin Süleyman Şah (s. 1196-1204) bu dönemin daha da gelişerek sürmüştür.  Selçuklu Devleti’nin siyasal, sosyal ve sanatsal açıdan en parlak dönemleri ise I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220) ile kardeşi I. Alâeddin Keykubad (1220- 1237) zamanlarında yaşanmıştır. Ülkenin çeşitli kesimlerinde 1100’ü aşkın, önemli bir bölümü anıtsal ölçekte yapıyla bu dönem Selçukluların “altın çağ” olarak nitelendirilebilecek bu dönem, Selçuklular zamanında en çok yapıya (50) ve onarıma (21) damgasını vurmuş Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın zehirlenerek öldürülmesiyle sona ermiştir.

Selçuklu Devleti’nde saray çevresinden ve dışından kadın kurucuların yapım etkinliklerine, etkileyici süslemeleriyle dikkati çeken birçoğu anıtsal eserlerle damgalarını vurdukları bilinmesine rağmen Selçuklular zamanında vakıf eserleri ile etkili olan kadınlar konusunda ne yazık ki çok sınırlı yayın bulunmaktadır.

Selçuklularda farklı konumlarda 28 kadın kurucu 83 yapıya damgasını vurmuş, 1 kadın da onemli bir yapı onarımını gercekleştirmiştir. Selcuklulardan 6 sultan eşi 38, 10 sultan kızı 20, 3 sultan torunu 9, 1 saray mensubu kadın 1, 2 sahib/vezir kızı 2, 1 emir kızı 1, 1 kadı kızı 2, 1 hacip kızı 2, 1 azatlı cariye 3 ve konumu belirlenemeyen 3 kadın 5 vakıf eseri yaptırmıştır. Yapı türleri oldukca ilginctir: Cami (8), Mescit (4), Medrese (7), Kutuphane (1), Darulilm (1), Darulhuffaz (2), Daruşşifa (2), Maristan (1), Han (3), Hamam (5), Çeşme (4), İmaret (1), Hankah (3), Tekke (1), Zaviye (2), Saray (3), Köşk (2), Türbe (18), Köprü (4) ve Kervansaray (11). Çeşitlemeden de anlaşılabileceği gibi, bu yapıların çoğu vakfın ebediyet şartına uygun binalardır.

Çoğu Selçuklulara bağımlı Beyliklerde ise, 10 kadın kurucu 26 yapı inşa ettirmiş, 1 kadın ise 9 kopru ile 1 burc onarımı yaptırmıştır. 1 melike 6, 1 melik eşi 6, 5 melik kızı 10, 1 saray mensubu 2, 1 emir eşi 1, 1 emir kızı 1 vakıf eseri yaptırmış. Bina turleri; Cami (2), Mescit (1), Medrese (3), Daruşşifa (2), Hamam (2), Ceşme (1), Han (3), Zaviye (1), Turbe (6), Burc (1), Kopru (1) ve Kervansaray (1)’dır.

Aynı dönemde İlhanlılardan ise 5 kadın kurucu 1 Medrese, 1 Hamam, 1 Hankah, 1 Zaviye, 1 Saray ve 4 Turbe olmak uzere dokuz yapı yaptırmışlardır. İlhanlılarda 2 han eşi 5 ve konumu belirlenemeyen 3 kadın 4 vakıf eserinin kuruculuğunu ustlenmişlerdir. Boylelikle Selcuklu doneminde vakıf yaptıran kadınlar 43’e, yapı sayısı ise 118’e yukselmektedir.

Bu çışma da ilgili dönemdeki tüm kadın vakıfelerden ve vakıflarından bahsetmek mümkün olamayacağı için bazı vakıfelerden bahsedilecektir. Beylikler ve İlhanlı kadın kurucularını ele almak da mümkün olamayacaktır.

Belirlenebilen ilk Selçuklu vakıfe Bizans tekfuru Kaloyan’ın baldızı, Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan’ın eşi ve I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi olan Ümmühan/ Selçuk/Sultan Hatundur. Seyitgazi’de kendi Türbesi’nin, güneyindeki yenilenmiş Medrese’nin ve yıkık durumdaki Deve Hanı’nın kurucusudur. Vakıf binalar Mescit kitabesine göre 1207-1208 tarihlidir. Türbeye doğudan bitişik dikdörtgen planlı ve sivri tonozla örtülü yapı, Ümmühan Hatun’un nedimesi Kadıncık/Aynî Ana’nın Türbesi’dir.

Selçuklu döneminin ikinci ünlü kadın kurucusu, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ya da I. İzzeddin Keykâvus’un eşi olan, 1213-14 ve Ağustos-Eylül 1224 tarihli iki vakfiyesinde “Devlet Hatun” unvanıyla tanıtılan Raziyye Devlet Hatun’dur.   

Raziyye Hatun Konya’daki 1213-14 tarihli Hatuniye Mescidi, Konya’da 1 Medrese, Han ve Saray’ın, 1223 tarihli Konya’nın Kadınhanı ilçesindeki Kervansaray’ın kurucusudur. Vakfiyelerinde, “kişilik ve cevher, kutsallık, hayır ve hasenat, bağış, şefkat, şeref ve soyluluk sahibi, Devlet Hatun adıyla tanınan … hayırlar sahibi, iffetin tâcı” olarak nitelendirilen Raziyye Hatun, Selçuklu döneminden vakfiyeleri günümüze gelebilmiş üç kadın kurucudan ilki olmasıyla özel bir konuma sahiptir.

 

 

 

Raziye Devlet Hatun

Türk tarihinde Hatunların siyasî ve sosyal hayata önemli rolleri olduğunu biliyoruz. Türkiye Selçuklu döneminde de bunun birçok örneklerini bulabiliyoruz. Raziye Devlet Hatun’un birçok hayır ve hasenât olmasına rağmen, hayatında bazı karanlıkta kalan noktalar bulunmaktadır. Raziye Devlet Hatun ile ilgili bildiğimiz en önemli nokta, onun Danişmendli Nizameddin Yağıbasan Oğlu Muzafferüddin Mahmud’un kızı olmasıdır. Türkiye Selçukluları ve Danişmendiler arasında akrabalık bağı bulunuyordu.(Danişmend Gazi’nin babası Ali Taylu’nun Büyük Selçukluların ceddi olan Kutalmış’ın damadı olduğu rivayet edilir.) I. Mesud, Danişmendli Emir Gazi’nin damadı olarak Selçuklu tahtna onun desteğiyle oturmuştu. Bu dönemde Selçuklular, 1146 yılında Bizans’a karşı “Konya Savunması” adı verilen büyük bir başarı kazanmış, Alaeddin tepesinin savunmasında I. Mesud’un Danişmendli hanımı önemli rol almış idi.

Sultan Mesud’un, II. Kılıçarslan’dan başka diğer oğlu Ankara ve Çankırı Meliki Şahinşah, Danişmendli Nizameddin Yağıbasan’ın kızı ile evlenmiştir.
                Konya Kadınhanı’ndaki Han ve yine Konya Hatuniye Mescidi kitabelerinden tespit edildiğine göre Raziye Devlet Hatun, Nizameddin Yağıbasan’ın oğlu Muzafferüddin Mahmud’un kızıdır. Devlet Hatun’a ait vakfiyelerde, Raziye Devlet Hatun’un babası 1213 tarihli vakfiyede Devlet Hâtun bin Ahmed el- Arusî min Âl-i Selçuk olarak geçmekte iken 1224 tarihli vakfiyede ise Devlet Hân Hâtun ibn Abdullah min Âl-i Selçuk olarak geçmesi vakfiye kâtibinin yanlış bilgisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Raziye Devlet Hatun’un baba adı kitabelerde Muzaffereddin Mahmud olarak yazılıdır.

Raziye Hatun’un 1213 tarihli vakfiyede geçen “Devlet Hâtun el-Arûsî min Âl-i Selçûk” ifadesinden onun Selçuklu sarayının gelini olduğunu anlıyoruz. Ayrıca ona gelin olması hasebiyle Devlet ismi de verilmiştir. Bu dönemde Raziye Hatun’un evlilik yapabileceği tek kişi Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus’tur. Çünkü diğer Sultan I. Alaeddin’in bütün evliliklerini kaynaklardan takip edebiliyoruz. Kaynaklar I. İzzeddin Keykavus’un birinci evliliği hakkında ne kadar suskunsa, bir o kadarda bu sultanın ikinci evliliği hakkında ayrıntılı bilgi vermektedirler. Raziye Devlet Hatun’un babası ve amcalarının I. Gıyaseddin Keyhusrev’in ikinci saltanat döneminde (1204-1211), Selçuklu siyasetinde aktif rol aldıklarını, Raziye Devlet Hatun’un babası Muzafferüddin Mahmud’un, I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Aksaray valisi olduğu biliniyor.

Muzaffereddin Mahmud’un Aksaray’da birçok hayır ve hasenatı vardır. ( Muzafferiye Medresesi, Melik Mahmut Gazi Hangahı, Zahirüddin (Zahiriyye) Hangahı, İmadiyye Hangahı, Beramuniye Medresesi, Melikiyye Medresesi ve Bedriye (bugünkü adıyla Kadıoğlu) Medresesi) Bedriye Medresesisi’nin Nizameddin Yağıbasan’ın diğer oğlu Bedreddin Yusuf’a ait olması muhtemeldir. Raziye Devlet Hatun’un vakfiyesinden çocuklarının olduğunu biliyoruz. Raziye Devlet Hatun’un 1223-1230 yılları arasında ölmüş olması muhtemeldir.

Akademisyen Mehmet Ali Hacıgökmen’in tespitine göre Raziye Devlet Hatun vakfına ait bazı gayr-i menkuller 1213 yılından sonra yani, I. İzzeddin Keykavus döneminde tahrip olmuş, yıkılmış, Raziye Devlet Hatun’un vefatından sonra, I. Alaeddin Keykubat döneminde 1224 yılında vakfiye yeniden yazılmıştır. Raziye Hatun’un kardeşi de 1230 yılında, mescit minaresi ve bir de bugün ayakta olmayan bir imaret yaptırmıştır. Raziye Devlet Hatun’un eserlerinden bahsedecek olursak:

 

Han ( Kadın Hanı): Raziye Devlet Hatun 1223 yılında Saideli (Kadınhanı) Seyrekviran’da kışlık bir kervansaray yaptırmıştı. Bu handan dolayı zamanla bölge Kadınhanı adını almıştır. Bu kervansarayın kitabesinde; “Allah’ım, H.620 yılında bu hanı yaptıran sahibesi olan Mahmut kızı Raziye Hatun’a rahmet eyle” yazılıdır.  Vakfiyeye göre han 1213 tarihinden evvel inşa edilmiştir.

 

Güdük Minare ve Hatuniye Mescidi: Mescit Alaeddin tepesinin doğusunda, vakfiyede Esediye, şerʻiyye sicil kayıtlarında Bremanî olarak geçen, şimdiki Mihmandar Mahallesi’ndedir. Hatuniye Mescidi 1213 yılında beş vakit namaz kılınmak üzere inşa edilmişti. 1230 yılında Raziye Hatun’un kardeşi Bedreddin Biremoni tarafından mescidin minaresi yenilenmiş ve yanına imaret yaptırmıştı. Mehmet Ali Hacıgökmen Doç. Dr.,Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ögretm Üyesi Vakıflar Dergisi 44 Aralık 2015                                       

Vakfiyesi bilinen diğer iki kadın kurucu, 6 yapısıyla tanınan Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un (1246-1249 kızı Fatma Hatun ile kurucusu olduğu İncesu Şeyh Turasan Zaviyesi için bir vakfiye düzenlettiren Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın eşi Mahperi Hatun’dur. Ayrıca, Selçuklularda Kütüphane yaptırmış tek kadın olan Kadı Sıraceddin Urmevî (1198-?) soyundan Bedreddin Mahmud’un eşi Kutlu Melek Hatun, Konya’daki günümüze gelememiş Darülhuffazı için Şeyhu’r-Reis Ebu Ali Sina’nın Kitabü’n Nebâtât min Kitabü’ş-Şifa isimli eserini vakfetmiştir.

Hiç kuşkusuz, sultan eşleri arasında en ünlüsü 12 ya da 17 yapısıyla ilk sırayı alan Mahperi Hatun’dur (ö.1254 sonrası). Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın eşi ve Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesidir. Alanya derebeyinin (1198-1221?) kızı olduğu rivayet edilen Mahperi Hatun, oğlunu tahta oturtup saltanat naibesi olduktan sonra yaptırdığı vakıf eserlerini Müslüman olduktan sonra yaptırmıştır. En önemli eseri Kayseri’deki Hamam (1226’lar), Medrese (1226 sonrası), Cami (1238) ve Türbe’den (1254 öncesi) oluşmuş ve Selçukluların en büyük programlı külliyelerinden Huand Hatun Külliyesi’dir. Mahperi Hatun cami kitabesinde “büyük melike, âlime, zâhide ve hayırlar fatihi” olarak nitelendirilirken İranlı tarihçi ve şair Esterâbâdî (14. yüzyılın 2. yarısı-15. yüzyıl başları) Mahperi Hatun hakkında şu övücü sözleri yazmıştır: “… Hand Hatun, Rum asıllı olup güzel ve soylu bir kadındı. Onun değerinin üstünlüğü, yaptığı iyilikler ve hayırlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptırdığı medreseler, mescitler, zaviyeler, tekkeler, kervansaraylar, çeşmeler, aşevleri ve daha pek çok eserlerde açıkça görülür ve bugün bu eserler varlığını sürdürmektedir…”

Mahperi Hatun, ayrıca 1238-39 yıllarında Tokat-Zile yolunda Pazar’da yenilenmiş Hatun ile Akmağdeni-Yozgat yolunda, Kara Mağara yakınında yer alan harap durumdaki Eylül 1239-26 Şubat 1240 tarihli Çinçinli Sultan Hanı’nı yaptırmıştır. Hatun Hanı’nın kitabesinde ”âdil melike, sultanlar sultanı valide” yazısı yer alır.   

Mahperi Hatun’un ayrıca 3 Köprü (Pazar, Kelkit Çayı üzerinde Talazan ve Çekereksu) ile 2 Çeşme (Pazar ve Kayseri) yaptırdığı bilinmektedir. İncesu’daki (Kayseri) Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1242-1243 yılında yapılmış “Tekke Dağı” üzerundeki Şeyh Turasan Zaviyesi son eseridir.

II. Gıyâseddin Keyhüsrev, babasının daha çok Orta ve Doğu Anadolu’da inşa ettirdiği kervansaraylar geleneğini sürdürerek, zamanın önemli ticaret yollarından olan Burdur/Isparta-Antalya/Alanya güzergâhındaki hanlar yaptırırken annesi Mahperi Hatun da, Orta Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan ticaret yolu üzerinde Tokat’tan başlayarak yedi kervansaray yaptırmıştır.

Vezir Muineddin Süleyman Pervane’nin eşi, Sultan II. Alâeddin Keykubad’ın annesi Gürcü Hatun (Thamar) sanat koruyucusu olarak tanınırdı. Ayrıca, ikinci eşi vezir Muineddin Süleyman Pervane ile birlikte Konya’daki Mevlânâ Türbesi’nin yapımına (1274) büyük maddi katkıda (80.000 dirhem-i sultanî) bulunmuştur.

Diğer bir kurucu vakıfe Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan’ın eşi ve Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-1284) annesi, Mevlâna’nın müridesi olan Gömeç Hatun’dur. Konya’da, 1248 yılı öncesinde yapıldığını Kemaleddin Oğulbeğ vakfiyesinden öğrendiğimiz Medresesi, Darüşşifası ve Hamamı günümüze gelememiştir. Konya’da Musalla Mezarlığı’ndaki kitabesi bulunmayan eyvan tipi Türbesi ile ilgili 1476-1477 tarihli Karaman İl Yazıcı Defteri’ndeki “Vakf-ı Gurhane-i Gömeç Hatun” kaydı, kurucusunun Gömeç Hatun olduğunu kanıtlamaktadır. Sultan eşlerinden hiç birisinin yapısında yönetici ve sanatçı adı ile karşılaşılmaması düşündürücüdür. Selçuklu tarihinde ismive nesebi tartışmalı bir kadın vakife daha vardır.

Hakkında çelişkili ifadelerden dolayı sağlıklı bilgi bulunmayan bu Vakıfe, Uluborlu’daki Alaeddin Camisi’ni kendi parasıyla 1232 Mayıs’ında yaptıran “ismet ed-dunya ve’d-din (din ve dunyanın ismeti)” lakabını taşıyan Vakıfe Keykubad’ın hışmından kurtulmak icin servetiyle birlikte Uluborlu’ya kacan Cihan Şah’ın diğer kız kardeşi ve Sultan II. Kılıç Arslan’ın torunu olmalıdır.

Sultan I. Keykubad’ın ikinci eşi Melike Adile’nin kızları Kayseri’deki 1247-48 tarihli Melike Adile Türbesi’ni “amel-i”  Yusuf ’a yaptırmışlardır. Kapının sivri kemeri üzerindeki beş satırlık mermer kitabede Melike Adile, “melike, saide, şehide, âlime, zâhide, din ve dünyanın ismetlisi, islâm ve Müslümanların saf kadını, âlemde kadınların efendisi, iyi hasletler sahibi, dünya ve âhiretin hanımefendisi, melikelerin melikesi, iyilik ve bereketin kaynağı” olarak tavsif edilir.

Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un kızı Fatma Hatun, Selçuklularda Mahperi Hatun’dan sonra Ümmühan Hatun ve Raziyye Hatun ile birlikte en çok yapıya damgasını vurmuş kadın kurucudur. Konya’da 2 köşk, 1 cami, 1 darülhuffaz ve 1 türbe yaptırmıştır. Köşkleri ve darülhuffazı ortadan kalkmıştır. Konya’daki Süt Tekkesi Camisi’ni sütannesi ile birlikte 1300-1301 yılında inşa ettirmiştir.

Sultan II. Gıyaseddin Mesud’un (1284-96/1302-10) kızı Hundi Hatun ise Amasya’daki yenilenmiş Kuş Köprüsü’nü yaptırmıştır. Sahib Fahreddin Ali’nin kızı Melike Hatun’un Konya’daki yıkılmış Türbesi 1273 tarihlidir.

Konyalı Emir Bersulu’nun kızı Demre Hatun Konya’da 1201-1202 öncesine ait günümüze gelememiş bir han yaptırmıştı. Hacip Ramazan’ın kızı Gülümsen Hatun’un kurucuğunu üstlendiği 1233- 1234 tarihli yenilenmiş Yoncalı Hamam ise Kütahya’nın batısında yer almaktadır. Gülümsen Hatun kitabe “büyük ve üstün hatun” olarak nitelendirilmiştir. Yakınındaki Cami de Gülümsen Hatun tarafından yaptırılmış olabilir.

            Kitabesinde,“âlime, dindar, din ve dünyaya boyun eğen, dünyanın şerefli kadını” şeklinde nitelendirilen Sultan II. Kılıç Arslan’ın azatlı cariyesi Sanevber Atika, Beykonak köyündeki (Ilgın-Konya) Kasım 1180 tarihli, Sultan II. Kılıç Arslan zamanında yapılmış Dediği Sultan Camisi ve Tekkesi’nin kurucusudur. 

Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-1284) emriyle yapılmış Develi Ulu Camisi, mimari özellikleri sebebiyle Selçuklu döneminin önde gelen yapıları arasındadır. 1281-1282 tarihli yapının kitabesinde  Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç aciz cariye” şeklinde nitelendirilen Sa’d kızı Sıvasi/Sıvasti Hatun’un kimliği hakkında, Nasrullah’ın eşi olması dışında bir bilgi edinilememiştir.

Sonuç olarak; kadınların yaptırdıkları vakıf eserlerle Selçuklu kültür ortamına önemli katkıda bulundukları anlaşılmaktadır. Selçuklu döneminde, 28’i Selçuklu ortamından 43 kadın, 83’ü Selçuklulara ait olmak üzere 118 yapının kuruculuğunu üstlenmişlerdir.

 ANADOLU SELÇUKLULARINDA VAKIF ESERLERİ YAPTIRMIŞ KADINLAR Aynur DURUKAN Prof. Dr. Hacettepe Üniversitesi. Emekli Öğretim Üyesi.


HUANT/HUVANT (HUNAT) HATUN

 

Selçuklular döneminde şehirleşme serüvenini neredeyse tamamlayan kadim Anadolu şehri Kayseri’nin tarihine bir göz attığımızda bu yapılaşma, inşa ve ihya döneminin Sultan Alâeddin Keykubat ve Sultan Gıyasettin dönemlerinde yoğunlaştığını müşahade ediyoruz. Kayseri’nin bu inşa ve ihya dönemine damga vuran en önemli vakıfelerden birisi de Sultan I. Alâeddin’in eşi Sultan Gıyasettin’in validesi Mahperi nâm-ı diğer Huand (Hunat) Hatun’dur. Hanım Sultan ve Valide Sultan olarak belki önceliği Selçuklu başkenti Konya ve yakın çevresi olsa da Hunat Hatun Kayseri ye hediye ettiği vakıf eserlerle ismini ebedileştirmiştir.

Anadolu başta olmak üzere bütün Osmanlı ve daha önceki İslâm medeniyetlerinin hüküm sürdüğü yerlerde kadınlar tarafından kurulan ve günümüze intikal eden çok sayıda vakıf eserler bulunmaktadır. Birkaç örnek vermek gerekirse; Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası, Kayseri Gevher Nesibe Şifahanesi ve Hunat Hatun Külliyesi, Mardin Hatuniye Medresesi, Ankara’da Melike Hatun Camii ve Medresesi, Kudüs’te Hürrem sultan İmarethanesi ile Isfahan Hatun ve Aymelek Hatun Medreseleri, İstanbul’da, Hatice Turhan Sultan Külliyesi, Mihrişah Valide Sultan Camii ve İmarethanesi, Hürrem Sultan Külliyesi, Bezmialem Valide Sultan Camii ve Hastahanesi, Pertevniyal Valide Sultan Camii ve Mektebi, Üsküdar’da Atik Valide Sultan, Mihrimah Sultan Camii, Üsküdar, Mekke-Medine ve Mısır’da Gülnuş Emetullah Camii, Çeşme ve Hastahanesi, Üsküp’te Hümaşah Sultan Camii ve Mektebi, Elaldı Sultan Tekkesi, Romanya Mangalya’da İsmihan Sultan Camii aklımıza gelen ilk örneklerden olup, özellikle Osmanlı coğrafyasının her tarafında kadınların vakıf kurmada ve hayrat eser yapmada oldukça önemli hizmetleri yerine getirdikleri tarihi bir gerçektir.

Kaynaklarda güzelliğinin yanı sıra son derece narin, kültürlü, cömert, merhametli ve ilim-irfan sahibi bir hayırsever valide sultan olarak karşımıza çıkan Mahperi nam-ı diğer Hunat Hatun yaptırdığı dini, eğitim ve kültürel müesseselerle sadece kendi ismini değil, aynı zamanda Selçuklu mimari sanatının şaheser örneklerini de ebedileştirmiş bir vakıf kurucusudur.

Hunat Hatun’un Kayseri’ye hediye ettiği külliyeden bahsetmemiz gerekirse: Orijinal vakfiyesi tespit edilemeyen külliye 1238 yılında tamamlanan cami medrese ve hamamdan oluşmaktadır. (Evliya Çelebi burada bir imaret olduğundan söz etmektedir) Külliyede bulunan türbe muhtemelen daha sonra ilave edilmiş olmalıdır.

Cami giderleri; hitâbet, imâmet, müezzinlik, cüz okuyucular, ferraşlık, medrese masrafları; tedris, iade (yardımcı), talebe ücretleri, yönetici giderleri ise; tevliyet, cibayet, ışıklandırma ve ısıtma giderleri şeklinde belirtilirken Vakfın gelirleri ise; Kayseri civarındaki Zincidere, Salur, Erkilet, Karasu malikâneleri ve öşürleri ile Tokat’a bağlı Kazova ile bazı mezraalar, yine Kayseri’de hamam, medrese civarında dükkân ve Kayseri çevresinde muhtelif yerlerdeki bahçeler olarak zikredilmektedir.

Sultan II. Abdulhamid döneminde cami külliyetli bir masrafla tamirata sokulmuş adeta yeniden inşa edilmiştir. Kalem kalem tamiratı saymak gerekirse:

a) Camiye mahfel yapılması.

b) Cami derununa mihrap önünde kubbe devri boyunca yapılan doldurma, badana, sıva (bazı yerler yumurtalı sıva olarak belirtilmektedir), kubbe koltuklarının badana ve sıvası, tolozların sıva ve badanası, mihrabın sağ ve sol taraflarının sıva ve badanası, caminin tamamının badana ve sıvası,

c) Caminin zeminine tahta döşenmesi, kandil için yeni avize konulması, kandillerin yenilenmesi,

ç) Caminin pencereleri ve camlarının yenilenmesi, minberin tamiri, camiye sandık dolap konulması,

d) Cami kapısı ve etrafındaki taşların yenilenmesi, cami dışarındaki taş döşemelerin yenilenmesi,

e) Medrese ve etrafındaki taş döşemelerin yenilenmesi,

f) Şadırvanın ve etrafının tamiri,

g) Camiye minare ve minarenin ucuna bakır alem yapılması, cami üzerine taş döşenmesi.

 

Mahperi Hunad Hatun 1201 tarihli bir vakfiyesiyle Kayseri’nin İncesu ilçesi sınırları dâhilinde Ürgüp’ün Başköy sınırına yakın “Tekke Dağı” denen tepenin üzerindeki düzlükte türbesi bulunan “Şeyh Turesan Zaviyesi vakfına; yatsı namazından sonra ihlasla Cenab-ı Hak zikredilmek, bu zikirden sonra Kur’an-ı Kerim’den Mülk suresi okunmak, Seyh Turesan hayatta oldukça vakıf gelirlerinden zaviyenin tamir ve ihtiyaçları karsılanmak, seyhin vefatından sonra çocuklarından seyhlige geçeceklere ve vakıfta bulunan idarecilere, seyhlik, kâtiplik, nazırlık ve imamlık görevleri ile seyhin evladına ve torunlarına tahsisat ve hisse verilmek kaydıyla bahsedilen bu arazinin ösür, çift, kazanç, silah, koyun ve arı kovanlarının vergisi ile evlenme vergilerini vakfetmiş vakıf tevliyetini de Şeyh Turesan Veli ve ahfadına vermiştir. Yine arşiv belgeleri, tekkenin oldukça faal bir tekke olduğunu, tekkede fakir, gureba ve yolcuların yeme, içme ve geceleme ihtiyacının karşılandığını da göstermektedir.

Ayrıca Vakıf Belgeleri; Hunad Hatun’un Niğde ve Çamardı kazasında birer zaviyesinin bulunduğunu, zaviyede fakir, gureba, miskin ve yolculara yeme, içme ve konaklama imkânlarının sunulduğunu, Aksaray’da bir mescidinin bulunduğunu göstermektedir. Bazı kaynaklarda Yozgat ve Tokat vilayetlerinde Hunat Hatun’un birer han inşa ettiği belirtilse de, şu ana kadar hanlara ait herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılamamıştır. Ancak adı geçen vilayetlerde Hunat Hatun’un eşi Sultan Alâeddin’e ait vakıflar kayıtlı olup, bu vakıfların karıştırıldığı değerlendirilmektedir. 

 Anadolu Dervislerinin Manevî Nüfuzlarının Günümüze Etkileri Baglamında Seyh Turesan Veli Hazretleri Recep Tek Tarih Kültür ve Sanat Arastırmaları Dergisi December 2013 HUANT/HUVANT (HUNAT) HATUN VAKIFLARI Mevlüt ÇAM Vakıflar Genel Müdürlüğü / Kültür ve Tescil Daire Başkan V.


DİVRİĞİ ULU CÂMİİ VE DÂRÜŞŞİFASI

 

Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyetinde Sivas-Divriği’de de yaptırılan Ulu Cami vakıf tesisidir. ( Cami Taç kapısında Sultan Allaeddin Keykubad için “Halifenin ortağı Keyhüsrev’in oğlu büyük sultan Alâedünya -veddin’in saltanatı günlerinde” ithaf sözcükleri ve Melike Turan Melek Sultan için ise“Bu kutlu dârüşşifanın yapılmasını, Tanrı’nın rızasını yerine getirmek isteğiyle kutlu melik Fahreddin Behram Şah kızı, Tanrının bağışlamasına muhtaç adaletli Melike Turan Melek buyurdu. Tanrı kabul etsin, âmin. Altı yüz yirmi altı yılının aylarında birinde” cümleleri yazılıdır.) Cami inşasının muhtemel başlama tarihi 1228 yılıdır. Orijinali günümüze ulaşmayan 1243 tarihli vakfiyeye göre Ulu Cami’nin bânileri Mengücek emiri Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah ve annesi Fatma Hatun’dur.(Divriği de Beş kuşak hüküm süren Mengücekler vakıf olarak Süleymanşah/Şahinşah (Kale) Camii, Arslanburç, Ulucami ve Dârüşşifa ve kümbetlerle harap hamam, medrese, bedesten, hangâh, kervansaray ve köprüler yaptırmışlardır.)

Vakfiyede sadece ulu camiyle ilgili şartlar bulunması ve dârüşşifa vakfiyesinin günümüze ulaşamamış olması adı geçen vakfiye ile ilgili tartışmalara sebep olmaktadır. Bir iddiaya göre ulu cami ve darüşşifa vakfiyesi tek olup banileri Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah ve hanımı Turan Melek Sultan’dır. 1978 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan tescile göre ise ulu camiyi yaptıranlar da Ahmed Şah ve annesi Fatma Hatun’dur. Fatma Hatun’un adı sadece vakfiyede geçmekte olup hakkında başka bilgi bulunmamaktadır.

Divriği Dârüşşifası külliye mantığıyla Ulu Cami ile bitişik düzende yapılmış olup tek bir yapı gibi görülmesiyle Anadolu Selçukluları döneminde bu tarz yapının en önemli örneğidir. Darüşşifa, bitişiğindeki camiyi yaptıran Ahmed Şah’ın eşi Melike Turan Melek Sultan tarafından m. 1228 yılında inşaatına başlanan (Darüşşifanın orijinal vakfiyesine bu gün itibariyle ulaşılamamıştır. Necdet Sakaoğlu ise o tarihlerde Dârüşşifaların cinnet, delilik, çıldırma, karasevda, melankoli, günümüzde depresyon, psikoz denen ruh ve akıl hastalıkları için yapılan ve eski tıbba dayalı yöntemlerle tedavi edilen ilk Selçuklu kurumu olabileceğini kaydetmektedir. Müjgan Üçer’in iddiasına göre, dârüşşifanın XIV. ve XVI. yüzyılda düzenlenmiş iki vakfiyesi bulunmakta olup ona göre eserin hem vâkıfı hem de mütevellileri kadın olduğu şeklindedir. Darüşşifanın banisi Turan Melek ve eşi Ahmet Şah Anadolu fatihlerinden komutan Emir Mengücek Gazi’nin beşinci kuşaktan torunlarıdır. Darüşşifanın müstakil bir vakfiyesine ulaşılamamış olmakla birlikte 2607 nolu Sivas Şer’iye Sicili’nde isminden bahis edildiğinden (“Divriği’de vâki Şifâiye nâm-ı diğer Sinaniye Vakfı medresesinde…)  Divriği’de Şifâiye adlı bir medrese bulunduğu anlaşılmaktadır. Darüşşifanın nezaman faaliyetini sonlandırıdığı bilinmediği için muhtemelen Osmanlı döneminde medrese-i kebir yahut medrese-i kübra adıyla klasik bir medreseye dönüştürüldüğü söylenebilir.

Melike Turan Melek Sultan büyük bir hayır eseri yaptırarak servetinin büyük bir bölümünü darüşşifanın yapımına harcamış olmalıdır. Darüşşifalar masraflı vakıf eserlerdir. Genel kabul ile Darüşşifa ve Ulu cami bir olarak değerlendirilmektedir.  Ulu Cami vakfiyesine göre; Divriği kazasına Bağlı 3 köyün yarısı, Bir köyün çiftlikleriyle birlikte yarısı, bir çiftliğin yarısı ve bir mezranın yarısı vakfa akar olarak kaydedilmiştir.

Vakfiyede çalışanların ücretleri vakıf gelirlerinin bölünmesiyle tespit edilmiştir. Buna göre vakıf geliri 22 hisseye ayrılmış, 4 hissesi imamlara, 4 hissesi hatiplere, 4 hissesi müezzinlere, 3 hissesi ferraşlara, 2 hissesi mütevelliye, 1 hissesi nâzıra, 2 hissesi cüzhân ve kubbedâra, 1 hissesi muarrife, 1 hissesi de tamirciye tahsis edilmiştir.

Vakıf banisi Melike Turan Melek Sultan vekfiyesine Bu Ulu Cami harap olur da hiçbir eseri kalmaz ise yukardaki gayrimenkullerin geliri Divriği Kasabası’nda bulunan mamur camilere tahsis edilmesini, bu camiler de tamamen harap olursa, anılan kasabada bulunan fukaraya ve yoksullara verilmesini özel şart olarak yazdırmıştır.  Melike Turan Melek Sultan’ın kurmuş olduğu vakıf son muhasebe kaydına göre 1892 yılına kadar faaliyet göstermiş olup gelir fazlası olduğunda cami aydınlatması ve fakirlere helva dağıtmak suretiyle harcanmıştır.

Kadın Vâkıfın Görkemli Mirası Melike ve Dârüşşifası” Necdet Sakaoğlu

SELÇUKLU DÖNEMİ VAKIFLARINDA KADINLARIN YERİ: DİVRİĞİ ULU CÂMİİ VE DÂRÜŞŞİFASI ÖRNEĞİ

Ahmet DEMİR Dr. Öğr. Üyesi, Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü


GEVHER NESİBE DÂRÜŞŞİFÂSI ve TIP MEDRESESİ

Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Gıyâseddin Keyhusrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına yaptırılan, Anadolu’da İslâmî döneme ait en eski hastahane ve dünyanın ilk tıp fakültesi. Günümüzde Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan külliye,
            Rivayete göre Gevher Nesibe Sultan, âşık olduğu bir kumandanla evlenmesine hükümdarın izin ver1memesi ve bir süre sonra da kumandanın şehid düşmesi üzerine üzüntüsünden vereme yakalanır. Ölüm döşeğinde Gıyâseddin Keyhusrev ondan özür dileyerek son arzusunu sorar. Gevher Nesibe de kendisi gibi çaresiz hastaları tedavi edebilecek hekimlerin yetişeceği bir medresenin yapılmasını istediğini söyler ve bütün servetini bu iş için bağışlar. Gıyâseddin   Keyhusrev ikinci defa tahta çıktığında kız kardeşinin vasiyetini yerine getirmek üzere, sonradan kendi adıyla anılan medreseyi (Gıyâsiyye), arkasından da dârüşşifâyı (Şifâiyye) yaptırır ve inşaat iki yılda tamamlanır; Gevher Nesibe Sultan da medresenin içindeki türbesine gömülür. Birbirine bitişik olan iki bina, bu konumlarından dolayı halk arasında Çifte Medrese veya İkiz Medreseler adıyla da anılmaktadır. Dârüşşifânın taçkapısında yer alan kitâbeye göre inşa tarihi 1205-1206 yıllarıdır.

Kuruluşun vakfiyesi ele geçmemiştir. Fakat 1500 ve 1584 tahrir defterlerine göre Şifâiyye ve Gıyâsiyye’ye müştereken üç köyün mâlikânesiyle iki mezraa, bir hamam ve iki arsanın vakfedildiği ve 1584’teki yıllık gelir toplamının 43.643 akçe tuttuğu görülmektedir. Bu kayıtlardan, 1584 yılında Şifâiyye ve Gıyâsiyye’nin müderrislerine 20’şer akçe günlük tahsis edildiği ve aynı yıl öğrencilere 8 akçe, vakıf gelirlerini toplayan tahsildara da (câbî) “kitâbete kādir olmak şartıyla” 2 akçe ayrıldığı öğrenilmektedir. Burada, at sırtında köy köy dolaşan görevliye 2 akçe ödenirken öğrencilere 8’er akçe harçlık bağlanması, o dönemde tıp öğrenimine verilen önemi göstermesi açısından ilginçtir.

XIII. yüzyılda bu tıp kurumunda eğitimin, Gıyâsiyye’de teorik ve Şifâiyye’de pratik olarak -sürdürüldüğü bilinmektedir. Yapılan kazılarda dikkati çeken bazı buluntulara dayanarak binaların, yakındaki bir hamamdan getirilen buharla alttan merkezî bir sistemle ısıtıldığı düşünülmektedir. Revaklara açılan küçük odalarda öğrencilerin kaldığı, derslerin yazın büyük eyvanlarda yapıldığı, ayrıca bu eyvanların dışarıdan gelen hastaların muayeneleri için de kullanılmış olduğu sanılmaktadır. Kesin şekilde bilinmemekle birlikte, burada da Sivas’taki Keykâvus Dârüşşifâsı’nda olduğu gibi başhekim ve başhekim yardımcıları ile en az iki dahiliyeci, iki cerrah, asistanlar ve bir eczacının çalıştığı kabul edilmektedir.

Çeşitli kaynaklardan burada çalıştıkları öğrenilen diğer hekim ve müderrisler şunlardır: Abdüllatîf el-Bağdâdî, Ekmeleddin en Nahcuvânî (Mevlânâ’nın yakın dostu ve özel hekimi), Ebûbekir Sadreddin Konevî, Kutbüddîn-i Şîrâzî, Ebû Bekir b. Yûsuf Re’sül‘aynî, İbrâhim Gazanfer, Ali Sivâsî, Şücâüddin Ali b. Ebû Tâhir, Ebû Salim b. Kurebâ, Rıdvân b. Ali, İnâyetullah (Kayseri müftüsü), Seyyid Samed Efendi, Yeniçeri Ağası Fahri Paşa, Abdülkerim Ağa, Deli Müderris, Âlim Efendi, Müderris Pamukhâfızoğlu, Emin Müjdeci, Rauf Efendi, Hilmi Efendi, Emir Efendi ve Ali Nesâi Efendi.

Bunlardan Abdüllatîf el-Bağdâdî’nin (ö. 1231) çok yönlü bir âlim ve filozof olduğu, “kehhâl” (göz hekimi) lakabıyla tanınan Kutbüddîn-i Şîrâzî’nin (ö. 1311) İbn Sînâ’nın el- Ķānûn fit-tıb’ını, İbrâhim Gazanfer’in Bîrûnî’nin Kitâbü’ś- Śaydale’sini şerhettiği, Ali Sivâsî’nin Selçuklu Emîri Yeşbeg için Kitâbü İksîri’l-ĥayât fî taĥrîri’l-ķavâid adlı bir eser yazdığı bilinmektedir.

Gıyâsiyye’de bu hocalar tarafından öğrencilere felsefe, din ilimleri, Arapça ve Farsça, anatomi, fizyoloji dersleri verilmiş, Ebû Bekir er-Râzî ve İbn Sînâ’nın eserlerinin yanında devrin en önemli tıp kitaplarıyla eski Yunan ve Roma kaynakları, özellikle de Hipokrat ve Galen’in Arapça’ya tercüme edilmiş eserleriyle onlara karşı yazılmış olan reddiyeler okutulmuştur.

Klinik eğitim ise Şifâiyye’de hasta başında yapılmıştır. İleri sınıflardaki öğrencilere “dânişmend” denildiği ve bunlara diğer öğrencilerden farklı ödeme yapıldığı bilinmektedir.
Osmanlı döneminde birkaç defa tamiratı yapılan külliye Cumhuriyet döneminde 1955-56 da büyük bir restorasyon geçirmiştir. 1980 yılında Erciyes Üniversitesi tarafından, yine çeşitli mahallî kuruluşların katkılarıyla yeniden restore edilen binalar kalorifer, elektrik ve su tesisatları da eklenerek oturulabilir hale getirilmiş ve Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmete sunulmuştur.

Külliyede Giyâsiyye, kışlık dershane, Şifâiyye (Şifâhâne), hamam, hasta hücreleri ve muhtemelen Başhekim odasından oluşmaktadır.

 Ahmet Hulusi Köker DİA


Turgutoğulları’ndan Sultan Hatun


                Genellikle İçel ve Karaman bölgesinde yaşayan oymağın Tatar veya Kıpçak asıllı olduğu yolundaki bilgiler doğru değildir. Karamanlı tarihçisi Şikârî, Turgutlular’ın, adını aldığı Turgut Bey’i Oğuz veya Türkmen askerinin kumandanı diye tanıtır. Aynı eserde Karamanlı hânedanının ilk mensupları Oğuz beyleri şeklinde anıldığı gibi Oğuz Han’ın torunları olarak da zikredilir. Osmanlı tarihçilerinden Neşrî de 1387’de Konya önlerinde yapılan savaşı anlatırken Turgutlu ve Bayburtlular’ı Tatarlar’dan ayırır ve onlarla Varsaklar’ı Türk adı altında ifade eder. Timurlu tarihçisi Yezdî, Turgutlular’ı Türkmen (Camâat-i Türkmânân-ı Durgut) şeklinde tanımlar. Şikârî, Turgut Bey’in adını Bayburt Bey ile birlikte Karaman hânedanının tarih sahnesine çıktığı zamandan itibaren zikreder. Faruk Sümer)

Turgutoğulları’na ait Konya ve civarında çok sayıda eser vardı. Örnek olarak şehir merkezinde; Sadreddin Konevî Camii ve Türbesi’nin yanında bulunan Turgutoğlu Türbesi1 ile Musalla Mezarlığı’nın yanındaki Turgut Beyoğlu Pir Hüseyin Bey’in Kalenderiye Zaviyesi adlı yapılar verilebilir. Turgutoğulları aile fertlerinden bazıları ise, Konya İplikçi Camii’nin yanı sıra Turgutoğlu Türbesi’ne vakıflar bırakmıştı. Türbeye Pir Hüseyin Beyoğlu Ahmet Bey, Hondi Hatun, Yusuf Şah kızı Sultan Hatun ile Yusuf Şah kızı Bağdat Hatun’un vakıfları vardı  

Sarayönü’nde Pir Hüseyin Bey Camii, Ilgın’da Pir Hüseyin Bey Camii, Kadınhanı’nda Turgutoğlu Ömer Bey Zaviyesi, Seydişehir’de Rüstem Bey Türbesi, Ilgın’da Dediği Sultan Türbesi gibi eserleri de vardı.

Bunların dışında Sadreddin Konevî Mezarlığı’nın içinde bulunan Emir Şah Türbesi ve Mescidi, Pir Hüseyin Bey Darülhuffazı, Ahmet Bey Darülhuffazı, Bağdat Hatun Darülhuffazı, Nefse Hatun Darülhuffazı, Hondi Hatun Darülhuffazı ve Paşa Hondi Hatun Darülhuffazı gibi yapılar da aynı aileye ait. Yine Pir Hüseyin Bey, Anber Reis Camii’ni tamir etrmiş, Şeyhaliman Mahallesi’nde de bir mektep ve mescit yaptrmıştı.

Turgutoğlu hanedanından Yusuf Şah kızı Sultan Hatun’un 2 Ağustos 1446 tarihli Arapça vakfiyesinin bir sureti Konyalı’ya göre, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde kayıtlıdır. VGMA’de bulunan vakfiyeyi, Konya Kadısı Ahmed ibn Yakub tanzim ederken Konya Nâibi Kadızade Hacı Mehmed Emin de aslına uygunluğunu tasdik etmiştir.

Vakfın kurucusu olan Sultan Hatun hakkındaki bilgiler vakfiyedeki kadardır. Bahse konu vakfiyeye göre Sultan Hatun, Yusuf Şah Bey’in kızıdır. Vakfyede geçen, ceddü’l-vâkıfet’l-muʻazzamat ebû ümmihâ Hüseyin Beg bin Emirşah Beg ifadesine göre, Sultan Hatun’un annesinin babası Hüseyin Bey’dir. Daha net ifade etmek gerekirse Sultan Hatun, Hüseyin Bey’in torunudur. (Seydişehir’de bulunan Rüstem Bey Türbesi içerisinde Sultan Hatun’un kabri vardır. Mezar taşında Sultan Hatun bint Emirşah Beg ibn Turgud Beg yazılıdır. 28 Temmuz 1422 tarihli kabir taşı (Oral 1956: 50) olan Sultan Hatun ile bahsedilen Yusuf Şah kızı Sultan Hatun farklı kişilerdir).

                1476 tarihli vakıf deferinde bahse konu vakıf, Sultan Hatun Türbesi Vakfı diye geçmektedir.  Vakfyesinin görüldüğü belirtlien deftere, vakfın tevliyet şartları ile vakfın gelirlerinin görevliler arasında nasıl dağıtılacağı da yazılmıştır. Türbenin vakıfları arasındaki Zengicek’e bağlı Saray Köyü, Zulmanda Köyü ve Suvarık Köyü isimleri yazılan deferde, Saray Köyü ile ilgili vakfiye yok denilerek Nefse Hatun’a kayıtlı olduğu belirtilmiştir.
                Ancak incelediğimiz vakfyelerde Zulmanda ile Suvarık köylerinin Sultan Hatun’un vakfı olduğu kayıtlıdır.

1483 yılında, Sultan Hatun Türbesi Vakf’nın tevliyet Seyyid İsa üzerindeydi. Aynı tarihte vakfın geliri, Suvarık’tan hâsıl-ı nısf-ı öşr 1.600 akçe, Zulmanda Köyü’nden hâsıl-ı öşr olarak 1.200 akçeydi. Toplamda ise vakfn bu iki köyden 2.800 akçe geliri vardı.
                1500 yılında Sultan Hatun Türbesi Vakf’nın mütevellisi Mevlana Taceddin idi. Bu tarihte vakfın iki köyden 2.720 akçe geliri vardı.

1522 yılında Konya merkezde bulunan Sultan Hatun Türbesi Vakf’nın gelirleri iki köyden toplam 7.055 akçeydi.

Sultan Hatun’un vakfa konu türbesinin Konya’da olduğu belirtilirken, türbenin Turgutoğulları Türbesinin yanına eklenmiş bir yapı olma ihtimali de vardır.
                M. Zeki Oral’ın vakfiye ile ilgili verdiği bilgilere göre Sultan Hatun vakıf gelirlerinin 1/6’sını mütevelli olanlara, 5/6’sını ise yedi parçaya bölerek türbede pazar ve cuma geceleri Kur’an okuyup haftada bir defa hatim edecek olan hafızlara eşit olarak tahsis etmişti.

Kayıtlardan anlaşıldığına göre Turgutoğulları Türbesi için kurulan vakıfların mütevellileri batn-ı evvelde evlâd-ı evlâd-ı evlâd-ı vâkıfûn olduğundan aynı kişilerdi. 1872’de Turgutoğlu Ahmet Bey, Sultan Hatun, Bağdat ve Nefise Hatun vakıflarının mütevellileri Mehmet, Nuh, Mustafa ve Hüseyin adlı kişilerdi.

Sultan Hatun Vakf’nda, XVI. yüzyılın ilk yarısına kadar yedi cüzhân görev yapmaktaydı. Bu tarihten sonra cüzhân sayısı 12’ye çıkarılmış ve bunlara 3.720 akçe ücret ödenmişti.
                Sultan Hatun Vakfye Nüshasının Tercümesi

Yusuf Şah Kızı Sultan Hatun adlı hayır sahibesinin kıymetli vakıflarının beğenilen vakfiyesinin suretidir. Hamd; ululuk sahibi olan kâdir, izzet ve egemenlik sahibi olan ezici büyük Allah’adır. O, onlara ezelilikten sonra ‘ihlas’ sözüyle hitap et. Asıl konuya gelince: Dünya gurur yurdudur, sürur yurdu değildir. Yusuf Şah Bey’in kızı aziz ve yüce Sultan Hatun; şer’î, kavlî ve filî tasarrufların, aşağı, dünyevî süslerinin caiz olma durumunu görünce, öğrendi ve sanki onun akan su üzerindeki bir nakış olduğunu düşündü.  

Ahiret yurdunun canlı olduğunu anladı, eğer bilselerdi. O “vakfet, habset”, sel gibi akıt ve halis, sadık olarak Allah’ın cemali niyet ve onun rızasını dileyerek vakfetği tüm mülklerinden ve kendisine en sevimli gelen şeylerden açık bir düşünceyle ve sarih bir sözle tasaddukta bulundu. Akıl sağlığı, zenginin ve gözün ödülü olursa onun güveni hediyeleşmekle olur. Devamında Şah Sultan hatun’un mülkiyetinde olup vakfına akar yazdırdığı köyler ile ilgili sınır bilgileri yer almaktadır. (Zulmanda Köyü ile Suvarık Köyü’nün yarısındaki araziler, binalar, mezraalardaki hakları, akla gelen yerler, çöplerin atlma yerleri, meskenler ve meralardır.)

Hamit Şafakcı Vakıflar Dergisi 44 - Aralık 2015 Yrd. Doç. Dr., Artvin Çoruh Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretm Üyesi

( Anadolu Selçuklu Kadınları başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 17.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu