ANADOLU SELÇUKLULARI
DÖNEMİ
Kaynaklara göre vakıflaşma dönemi Selçukluların
yükseliş dönemi olan Sultan I. İzzeddin Mesud’un saltanatının (1116-1155)
ikinci yarısında başlamış, Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan (1155-1192), I.
Gıyâseddin Keyhüsrev (1192-1196 ve 1205-1211) ve II. Rükneddin Süleyman Şah (s.
1196-1204) bu dönemin daha da gelişerek sürmüştür. Selçuklu Devleti’nin siyasal, sosyal ve
sanatsal açıdan en parlak dönemleri ise I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220) ile
kardeşi I. Alâeddin Keykubad (1220- 1237) zamanlarında yaşanmıştır. Ülkenin
çeşitli kesimlerinde 1100’ü aşkın, önemli bir bölümü anıtsal ölçekte yapıyla bu
dönem Selçukluların “altın çağ” olarak nitelendirilebilecek bu dönem,
Selçuklular zamanında en çok yapıya (50) ve onarıma (21) damgasını vurmuş
Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın zehirlenerek öldürülmesiyle sona ermiştir.
Selçuklu Devleti’nde saray çevresinden ve
dışından kadın kurucuların yapım etkinliklerine, etkileyici süslemeleriyle
dikkati çeken birçoğu anıtsal eserlerle damgalarını vurdukları bilinmesine
rağmen Selçuklular zamanında vakıf eserleri ile etkili olan kadınlar konusunda
ne yazık ki çok sınırlı yayın bulunmaktadır.
Selçuklularda farklı konumlarda 28 kadın kurucu
83 yapıya damgasını vurmuş, 1 kadın da onemli bir yapı onarımını
gercekleştirmiştir. Selcuklulardan 6 sultan eşi 38, 10 sultan kızı 20, 3 sultan
torunu 9, 1 saray mensubu kadın 1, 2 sahib/vezir kızı 2, 1 emir kızı 1, 1 kadı
kızı 2, 1 hacip kızı 2, 1 azatlı cariye 3 ve konumu belirlenemeyen 3 kadın 5
vakıf eseri yaptırmıştır. Yapı türleri oldukca ilginctir: Cami (8), Mescit (4),
Medrese (7), Kutuphane (1), Darulilm (1), Darulhuffaz (2), Daruşşifa (2),
Maristan (1), Han (3), Hamam (5), Çeşme (4), İmaret (1), Hankah (3), Tekke (1),
Zaviye (2), Saray (3), Köşk (2), Türbe (18), Köprü (4) ve Kervansaray (11).
Çeşitlemeden de anlaşılabileceği gibi, bu yapıların çoğu vakfın ebediyet
şartına uygun binalardır.
Çoğu Selçuklulara bağımlı Beyliklerde ise, 10
kadın kurucu 26 yapı inşa ettirmiş, 1 kadın ise 9 kopru ile 1 burc onarımı
yaptırmıştır. 1 melike 6, 1 melik eşi 6, 5 melik kızı 10, 1 saray mensubu 2, 1
emir eşi 1, 1 emir kızı 1 vakıf eseri yaptırmış. Bina turleri; Cami (2), Mescit
(1), Medrese (3), Daruşşifa (2), Hamam (2), Ceşme (1), Han (3), Zaviye (1),
Turbe (6), Burc (1), Kopru (1) ve Kervansaray (1)’dır.
Aynı dönemde İlhanlılardan ise 5 kadın kurucu 1
Medrese, 1 Hamam, 1 Hankah, 1 Zaviye, 1 Saray ve 4 Turbe olmak uzere dokuz yapı
yaptırmışlardır. İlhanlılarda 2 han eşi 5 ve konumu belirlenemeyen 3 kadın 4
vakıf eserinin kuruculuğunu ustlenmişlerdir. Boylelikle Selcuklu doneminde
vakıf yaptıran kadınlar 43’e, yapı sayısı ise 118’e yukselmektedir.
Bu çışma da ilgili dönemdeki tüm kadın
vakıfelerden ve vakıflarından bahsetmek mümkün olamayacağı için bazı
vakıfelerden bahsedilecektir. Beylikler ve İlhanlı kadın kurucularını ele almak
da mümkün olamayacaktır.
Belirlenebilen ilk Selçuklu vakıfe Bizans
tekfuru Kaloyan’ın baldızı, Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan’ın eşi ve I.
Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi olan Ümmühan/ Selçuk/Sultan Hatundur.
Seyitgazi’de kendi Türbesi’nin, güneyindeki yenilenmiş Medrese’nin ve yıkık durumdaki
Deve Hanı’nın kurucusudur. Vakıf binalar Mescit kitabesine göre 1207-1208
tarihlidir. Türbeye doğudan bitişik dikdörtgen planlı ve sivri tonozla örtülü
yapı, Ümmühan Hatun’un nedimesi Kadıncık/Aynî Ana’nın Türbesi’dir.
Selçuklu döneminin ikinci ünlü kadın kurucusu,
Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ya da I. İzzeddin Keykâvus’un eşi olan,
1213-14 ve Ağustos-Eylül 1224 tarihli iki vakfiyesinde “Devlet Hatun” unvanıyla
tanıtılan Raziyye Devlet Hatun’dur.
Raziyye Hatun Konya’daki 1213-14 tarihli
Hatuniye Mescidi, Konya’da 1 Medrese, Han ve Saray’ın, 1223 tarihli Konya’nın Kadınhanı
ilçesindeki Kervansaray’ın kurucusudur. Vakfiyelerinde, “kişilik ve cevher,
kutsallık, hayır ve hasenat, bağış, şefkat, şeref ve soyluluk sahibi, Devlet
Hatun adıyla tanınan … hayırlar sahibi, iffetin tâcı” olarak nitelendirilen
Raziyye Hatun, Selçuklu döneminden vakfiyeleri günümüze gelebilmiş üç kadın
kurucudan ilki olmasıyla özel bir konuma sahiptir.
Raziye
Devlet Hatun
Türk
tarihinde Hatunların siyasî ve sosyal hayata önemli rolleri olduğunu biliyoruz.
Türkiye Selçuklu döneminde de bunun birçok örneklerini bulabiliyoruz. Raziye
Devlet Hatun’un birçok hayır ve hasenât olmasına rağmen, hayatında bazı
karanlıkta kalan noktalar bulunmaktadır. Raziye Devlet Hatun ile ilgili
bildiğimiz en önemli nokta, onun Danişmendli Nizameddin Yağıbasan Oğlu
Muzafferüddin Mahmud’un kızı olmasıdır. Türkiye
Selçukluları ve Danişmendiler arasında akrabalık bağı bulunuyordu.(Danişmend Gazi’nin babası Ali
Taylu’nun Büyük Selçukluların ceddi olan Kutalmış’ın damadı olduğu rivayet
edilir.) I. Mesud, Danişmendli Emir Gazi’nin
damadı olarak Selçuklu tahtna onun desteğiyle oturmuştu. Bu dönemde
Selçuklular, 1146 yılında Bizans’a karşı “Konya
Savunması” adı verilen büyük bir başarı kazanmış, Alaeddin tepesinin
savunmasında I.
Mesud’un
Danişmendli hanımı önemli rol almış idi.
Sultan
Mesud’un, II. Kılıçarslan’dan başka diğer oğlu Ankara ve Çankırı Meliki Şahinşah,
Danişmendli Nizameddin Yağıbasan’ın kızı ile evlenmiştir.
Konya
Kadınhanı’ndaki Han ve yine Konya Hatuniye Mescidi kitabelerinden tespit
edildiğine göre Raziye Devlet Hatun, Nizameddin Yağıbasan’ın oğlu Muzafferüddin
Mahmud’un kızıdır. Devlet Hatun’a ait vakfiyelerde, Raziye Devlet Hatun’un
babası 1213 tarihli vakfiyede Devlet Hâtun bin
Ahmed el- Arusî min Âl-i Selçuk olarak geçmekte
iken 1224 tarihli vakfiyede ise Devlet Hân Hâtun
ibn Abdullah min Âl-i Selçuk olarak geçmesi
vakfiye kâtibinin yanlış bilgisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Raziye Devlet
Hatun’un baba adı kitabelerde Muzaffereddin Mahmud olarak yazılıdır.
Raziye Hatun’un 1213 tarihli vakfiyede
geçen “Devlet Hâtun el-Arûsî
min Âl-i Selçûk” ifadesinden
onun Selçuklu sarayının gelini olduğunu anlıyoruz. Ayrıca ona gelin olması
hasebiyle Devlet ismi de verilmiştir. Bu dönemde Raziye Hatun’un evlilik
yapabileceği tek kişi Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus’tur. Çünkü diğer
Sultan I. Alaeddin’in bütün evliliklerini kaynaklardan takip edebiliyoruz.
Kaynaklar I. İzzeddin Keykavus’un birinci evliliği hakkında ne kadar suskunsa,
bir o kadarda bu sultanın ikinci evliliği hakkında ayrıntılı bilgi
vermektedirler. Raziye Devlet Hatun’un babası ve amcalarının I. Gıyaseddin
Keyhusrev’in ikinci saltanat döneminde (1204-1211), Selçuklu siyasetinde aktif
rol aldıklarını, Raziye Devlet Hatun’un babası Muzafferüddin Mahmud’un, I.
Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Aksaray valisi olduğu biliniyor.
Muzaffereddin Mahmud’un Aksaray’da birçok
hayır ve hasenatı vardır. ( Muzafferiye Medresesi, Melik Mahmut Gazi Hangahı,
Zahirüddin (Zahiriyye) Hangahı, İmadiyye
Hangahı,
Beramuniye Medresesi, Melikiyye Medresesi ve Bedriye (bugünkü adıyla Kadıoğlu)
Medresesi) Bedriye Medresesisi’nin Nizameddin Yağıbasan’ın diğer oğlu Bedreddin
Yusuf’a ait olması muhtemeldir. Raziye Devlet Hatun’un vakfiyesinden
çocuklarının olduğunu biliyoruz. Raziye Devlet Hatun’un 1223-1230 yılları
arasında ölmüş olması muhtemeldir.
Akademisyen Mehmet Ali Hacıgökmen’in
tespitine göre Raziye Devlet Hatun vakfına ait bazı gayr-i menkuller 1213 yılından
sonra yani, I. İzzeddin Keykavus döneminde tahrip olmuş, yıkılmış, Raziye
Devlet Hatun’un vefatından sonra,
I. Alaeddin Keykubat döneminde 1224
yılında vakfiye yeniden yazılmıştır. Raziye Hatun’un kardeşi de 1230 yılında,
mescit minaresi ve bir de bugün ayakta olmayan bir imaret yaptırmıştır. Raziye
Devlet Hatun’un eserlerinden bahsedecek olursak:
Han ( Kadın Hanı): Raziye Devlet Hatun 1223 yılında Saideli (Kadınhanı)
Seyrekviran’da kışlık bir kervansaray yaptırmıştı. Bu handan dolayı zamanla
bölge Kadınhanı adını almıştır. Bu kervansarayın kitabesinde; “Allah’ım, H.620
yılında bu hanı yaptıran sahibesi olan Mahmut kızı Raziye Hatun’a rahmet eyle”
yazılıdır. Vakfiyeye göre han 1213
tarihinden evvel inşa edilmiştir.
Güdük Minare ve Hatuniye Mescidi: Mescit Alaeddin tepesinin doğusunda, vakfiyede
Esediye, şerʻiyye sicil kayıtlarında Bremanî olarak geçen, şimdiki Mihmandar
Mahallesi’ndedir. Hatuniye Mescidi 1213 yılında beş vakit namaz kılınmak üzere
inşa edilmişti. 1230 yılında Raziye Hatun’un kardeşi Bedreddin Biremoni
tarafından mescidin minaresi yenilenmiş ve yanına imaret yaptırmıştı. Mehmet Ali Hacıgökmen Doç. Dr.,Selçuk Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ögretm Üyesi Vakıflar Dergisi 44 Aralık
2015
Vakfiyesi bilinen diğer iki kadın kurucu, 6
yapısıyla tanınan Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un (1246-1249 kızı Fatma
Hatun ile kurucusu olduğu İncesu Şeyh Turasan Zaviyesi için bir vakfiye
düzenlettiren Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın eşi Mahperi Hatun’dur.
Ayrıca, Selçuklularda Kütüphane yaptırmış tek kadın olan Kadı Sıraceddin Urmevî
(1198-?) soyundan Bedreddin Mahmud’un eşi Kutlu Melek Hatun,
Konya’daki günümüze gelememiş Darülhuffazı için Şeyhu’r-Reis Ebu Ali Sina’nın Kitabü’n
Nebâtât min Kitabü’ş-Şifa isimli eserini vakfetmiştir.
Hiç kuşkusuz, sultan eşleri arasında en ünlüsü
12 ya da 17 yapısıyla ilk sırayı alan Mahperi Hatun’dur (ö.1254
sonrası). Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın eşi ve Sultan II. Gıyaseddin
Keyhüsrev’in annesidir. Alanya derebeyinin (1198-1221?) kızı olduğu rivayet
edilen Mahperi Hatun, oğlunu tahta oturtup saltanat naibesi olduktan sonra
yaptırdığı vakıf eserlerini Müslüman olduktan sonra yaptırmıştır. En önemli
eseri Kayseri’deki Hamam (1226’lar), Medrese (1226 sonrası), Cami (1238) ve Türbe’den
(1254 öncesi) oluşmuş ve Selçukluların en büyük programlı külliyelerinden Huand
Hatun Külliyesi’dir. Mahperi Hatun cami kitabesinde “büyük melike, âlime,
zâhide ve hayırlar fatihi” olarak nitelendirilirken İranlı tarihçi ve şair
Esterâbâdî (14. yüzyılın 2. yarısı-15. yüzyıl başları) Mahperi Hatun hakkında
şu övücü sözleri yazmıştır: “… Hand Hatun, Rum asıllı olup güzel ve
soylu bir kadındı. Onun değerinin üstünlüğü, yaptığı iyilikler ve
hayırlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptırdığı medreseler, mescitler,
zaviyeler, tekkeler, kervansaraylar, çeşmeler, aşevleri ve daha pek çok eserlerde
açıkça görülür ve bugün bu eserler varlığını sürdürmektedir…”
Mahperi Hatun, ayrıca 1238-39 yıllarında
Tokat-Zile yolunda Pazar’da yenilenmiş Hatun ile Akmağdeni-Yozgat yolunda, Kara
Mağara yakınında yer alan harap durumdaki Eylül 1239-26 Şubat 1240 tarihli
Çinçinli Sultan Hanı’nı yaptırmıştır. Hatun Hanı’nın kitabesinde ”âdil
melike, sultanlar sultanı valide” yazısı yer alır.
Mahperi Hatun’un ayrıca 3 Köprü (Pazar, Kelkit
Çayı üzerinde Talazan ve Çekereksu) ile 2 Çeşme (Pazar ve Kayseri) yaptırdığı
bilinmektedir. İncesu’daki (Kayseri) Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında
1242-1243 yılında yapılmış “Tekke Dağı” üzerundeki Şeyh Turasan Zaviyesi son
eseridir.
II. Gıyâseddin Keyhüsrev, babasının daha çok Orta ve Doğu Anadolu’da inşa ettirdiği kervansaraylar geleneğini sürdürerek, zamanın önemli ticaret yollarından olan Burdur/Isparta-Antalya/Alanya güzergâhındaki hanlar yaptırırken annesi Mahperi Hatun da, Orta Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan ticaret yolu üzerinde Tokat’tan başlayarak yedi kervansaray yaptırmıştır.
Vezir Muineddin Süleyman Pervane’nin eşi, Sultan
II. Alâeddin Keykubad’ın annesi Gürcü Hatun (Thamar) sanat koruyucusu olarak
tanınırdı. Ayrıca, ikinci eşi vezir Muineddin Süleyman Pervane ile birlikte
Konya’daki Mevlânâ Türbesi’nin yapımına (1274) büyük maddi katkıda (80.000
dirhem-i sultanî) bulunmuştur.
Diğer bir kurucu vakıfe Sultan IV. Rükneddin
Kılıç Arslan’ın eşi ve Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-1284) annesi,
Mevlâna’nın müridesi olan Gömeç Hatun’dur. Konya’da, 1248 yılı
öncesinde yapıldığını Kemaleddin Oğulbeğ vakfiyesinden öğrendiğimiz Medresesi,
Darüşşifası ve Hamamı günümüze gelememiştir. Konya’da Musalla Mezarlığı’ndaki
kitabesi bulunmayan eyvan tipi Türbesi ile ilgili 1476-1477 tarihli Karaman İl
Yazıcı Defteri’ndeki “Vakf-ı Gurhane-i Gömeç Hatun” kaydı, kurucusunun
Gömeç Hatun olduğunu kanıtlamaktadır. Sultan eşlerinden hiç birisinin yapısında
yönetici ve sanatçı adı ile karşılaşılmaması düşündürücüdür. Selçuklu tarihinde
ismive nesebi tartışmalı bir kadın vakife daha vardır.
Hakkında çelişkili ifadelerden dolayı sağlıklı
bilgi bulunmayan bu Vakıfe, Uluborlu’daki Alaeddin Camisi’ni kendi parasıyla
1232 Mayıs’ında yaptıran “ismet ed-dunya ve’d-din (din ve dunyanın
ismeti)” lakabını taşıyan Vakıfe Keykubad’ın hışmından kurtulmak icin
servetiyle birlikte Uluborlu’ya kacan Cihan Şah’ın diğer kız kardeşi ve Sultan
II. Kılıç Arslan’ın torunu olmalıdır.
Sultan I. Keykubad’ın ikinci eşi Melike
Adile’nin kızları Kayseri’deki 1247-48 tarihli Melike Adile Türbesi’ni “amel-i”
Yusuf ’a yaptırmışlardır. Kapının
sivri kemeri üzerindeki beş satırlık mermer kitabede Melike Adile, “melike,
saide, şehide, âlime, zâhide, din ve dünyanın ismetlisi, islâm ve
Müslümanların saf kadını, âlemde kadınların efendisi, iyi hasletler
sahibi, dünya ve âhiretin hanımefendisi, melikelerin melikesi, iyilik ve
bereketin kaynağı” olarak tavsif edilir.
Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un kızı Fatma Hatun, Selçuklularda Mahperi Hatun’dan
sonra Ümmühan Hatun ve Raziyye Hatun ile birlikte en çok yapıya damgasını vurmuş
kadın kurucudur. Konya’da 2 köşk, 1 cami, 1 darülhuffaz ve 1 türbe
yaptırmıştır. Köşkleri ve darülhuffazı ortadan kalkmıştır. Konya’daki Süt
Tekkesi Camisi’ni sütannesi ile birlikte 1300-1301 yılında inşa ettirmiştir.
Sultan II. Gıyaseddin Mesud’un (1284-96/1302-10)
kızı Hundi Hatun ise Amasya’daki
yenilenmiş Kuş Köprüsü’nü yaptırmıştır. Sahib Fahreddin Ali’nin kızı Melike Hatun’un Konya’daki yıkılmış
Türbesi 1273 tarihlidir.
Konyalı Emir Bersulu’nun kızı Demre Hatun Konya’da 1201-1202 öncesine
ait günümüze gelememiş bir han yaptırmıştı. Hacip Ramazan’ın kızı Gülümsen Hatun’un kurucuğunu üstlendiği
1233- 1234 tarihli yenilenmiş Yoncalı Hamam ise Kütahya’nın batısında yer
almaktadır. Gülümsen Hatun kitabe “büyük ve üstün hatun” olarak
nitelendirilmiştir. Yakınındaki Cami de Gülümsen Hatun tarafından yaptırılmış
olabilir.
Kitabesinde,“âlime, dindar, din ve
dünyaya boyun eğen, dünyanın şerefli kadını” şeklinde nitelendirilen Sultan II. Kılıç Arslan’ın azatlı
cariyesi Sanevber Atika, Beykonak köyündeki
(Ilgın-Konya) Kasım 1180 tarihli, Sultan II. Kılıç Arslan zamanında yapılmış
Dediği Sultan Camisi ve Tekkesi’nin kurucusudur.
Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1266-1284)
emriyle yapılmış Develi Ulu Camisi, mimari özellikleri sebebiyle Selçuklu
döneminin önde gelen yapıları arasındadır. 1281-1282 tarihli yapının kitabesinde “Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç aciz
cariye” şeklinde nitelendirilen Sa’d kızı Sıvasi/Sıvasti Hatun’un kimliği hakkında, Nasrullah’ın eşi olması
dışında bir bilgi edinilememiştir.
Sonuç olarak; kadınların yaptırdıkları vakıf
eserlerle Selçuklu kültür ortamına önemli katkıda bulundukları anlaşılmaktadır.
Selçuklu döneminde, 28’i Selçuklu ortamından 43 kadın, 83’ü Selçuklulara ait
olmak üzere 118 yapının kuruculuğunu üstlenmişlerdir.
HUANT/HUVANT (HUNAT) HATUN
Selçuklular döneminde şehirleşme serüvenini
neredeyse tamamlayan kadim Anadolu şehri Kayseri’nin tarihine bir göz
attığımızda bu yapılaşma, inşa ve ihya döneminin Sultan Alâeddin Keykubat ve
Sultan Gıyasettin dönemlerinde yoğunlaştığını müşahade ediyoruz. Kayseri’nin bu
inşa ve ihya dönemine damga vuran en önemli vakıfelerden birisi de Sultan I.
Alâeddin’in eşi Sultan Gıyasettin’in validesi Mahperi nâm-ı diğer Huand (Hunat)
Hatun’dur. Hanım Sultan ve Valide Sultan olarak belki önceliği Selçuklu başkenti
Konya ve yakın çevresi olsa da Hunat Hatun Kayseri ye hediye ettiği vakıf
eserlerle ismini ebedileştirmiştir.
Anadolu başta olmak üzere bütün Osmanlı ve daha
önceki İslâm medeniyetlerinin hüküm sürdüğü yerlerde kadınlar tarafından
kurulan ve günümüze intikal eden çok sayıda vakıf eserler bulunmaktadır. Birkaç
örnek vermek gerekirse; Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası, Kayseri Gevher Nesibe
Şifahanesi ve Hunat Hatun Külliyesi, Mardin Hatuniye Medresesi, Ankara’da
Melike Hatun Camii ve Medresesi, Kudüs’te Hürrem sultan İmarethanesi ile Isfahan
Hatun ve Aymelek Hatun Medreseleri, İstanbul’da, Hatice Turhan Sultan
Külliyesi, Mihrişah Valide Sultan Camii ve İmarethanesi, Hürrem Sultan
Külliyesi, Bezmialem Valide Sultan Camii ve Hastahanesi, Pertevniyal Valide
Sultan Camii ve Mektebi, Üsküdar’da Atik Valide Sultan, Mihrimah Sultan Camii,
Üsküdar, Mekke-Medine ve Mısır’da Gülnuş Emetullah Camii, Çeşme ve Hastahanesi,
Üsküp’te Hümaşah Sultan Camii ve Mektebi, Elaldı Sultan Tekkesi, Romanya
Mangalya’da İsmihan Sultan Camii aklımıza gelen ilk örneklerden olup, özellikle
Osmanlı coğrafyasının her tarafında kadınların vakıf kurmada ve hayrat eser
yapmada oldukça önemli hizmetleri yerine getirdikleri tarihi bir gerçektir.
Kaynaklarda güzelliğinin yanı sıra son derece
narin, kültürlü, cömert, merhametli ve ilim-irfan sahibi bir hayırsever valide
sultan olarak karşımıza çıkan Mahperi nam-ı diğer Hunat Hatun yaptırdığı dini,
eğitim ve kültürel müesseselerle sadece kendi ismini değil, aynı zamanda
Selçuklu mimari sanatının şaheser örneklerini de ebedileştirmiş bir vakıf
kurucusudur.
Hunat Hatun’un Kayseri’ye hediye ettiği
külliyeden bahsetmemiz gerekirse: Orijinal vakfiyesi tespit edilemeyen külliye
1238 yılında tamamlanan cami medrese ve hamamdan oluşmaktadır. (Evliya Çelebi
burada bir imaret olduğundan söz etmektedir) Külliyede bulunan türbe muhtemelen
daha sonra ilave edilmiş olmalıdır.
Cami giderleri; hitâbet, imâmet, müezzinlik, cüz
okuyucular, ferraşlık, medrese masrafları; tedris, iade (yardımcı), talebe
ücretleri, yönetici giderleri ise; tevliyet, cibayet, ışıklandırma ve ısıtma
giderleri şeklinde belirtilirken Vakfın gelirleri ise; Kayseri civarındaki Zincidere,
Salur, Erkilet, Karasu malikâneleri ve öşürleri ile Tokat’a bağlı Kazova ile
bazı mezraalar, yine Kayseri’de hamam, medrese civarında dükkân ve Kayseri
çevresinde muhtelif yerlerdeki bahçeler olarak zikredilmektedir.
Sultan II. Abdulhamid döneminde cami külliyetli
bir masrafla tamirata sokulmuş adeta yeniden inşa edilmiştir. Kalem kalem
tamiratı saymak gerekirse:
a) Camiye mahfel yapılması.
b) Cami derununa mihrap önünde kubbe devri
boyunca yapılan doldurma, badana, sıva (bazı yerler yumurtalı sıva olarak
belirtilmektedir), kubbe koltuklarının badana ve sıvası, tolozların sıva ve
badanası, mihrabın sağ ve sol taraflarının sıva ve badanası, caminin tamamının
badana ve sıvası,
c) Caminin zeminine tahta döşenmesi, kandil için
yeni avize konulması, kandillerin yenilenmesi,
ç) Caminin pencereleri ve
camlarının yenilenmesi, minberin tamiri, camiye sandık dolap konulması,
d) Cami kapısı ve etrafındaki taşların
yenilenmesi, cami dışarındaki taş döşemelerin yenilenmesi,
e) Medrese ve etrafındaki taş döşemelerin
yenilenmesi,
f) Şadırvanın ve etrafının tamiri,
g) Camiye minare ve minarenin ucuna bakır alem
yapılması, cami üzerine taş döşenmesi.
Mahperi Hunad Hatun 1201 tarihli bir
vakfiyesiyle Kayseri’nin İncesu ilçesi sınırları dâhilinde Ürgüp’ün Başköy sınırına
yakın “Tekke Dağı” denen tepenin üzerindeki düzlükte türbesi bulunan “Şeyh
Turesan Zaviyesi vakfına; yatsı namazından sonra ihlasla Cenab-ı Hak
zikredilmek, bu zikirden sonra Kur’an-ı Kerim’den Mülk suresi okunmak, Seyh
Turesan hayatta oldukça vakıf gelirlerinden zaviyenin tamir ve ihtiyaçları
karsılanmak, seyhin vefatından sonra çocuklarından seyhlige geçeceklere ve
vakıfta bulunan idarecilere, seyhlik, kâtiplik, nazırlık ve imamlık görevleri
ile seyhin evladına ve torunlarına tahsisat ve hisse verilmek kaydıyla
bahsedilen bu arazinin ösür, çift, kazanç, silah, koyun ve arı kovanlarının
vergisi ile evlenme vergilerini vakfetmiş vakıf tevliyetini de Şeyh Turesan
Veli ve ahfadına vermiştir. Yine arşiv belgeleri, tekkenin oldukça faal bir
tekke olduğunu, tekkede fakir, gureba ve yolcuların yeme, içme ve geceleme
ihtiyacının karşılandığını da göstermektedir.
Ayrıca Vakıf Belgeleri; Hunad Hatun’un Niğde ve
Çamardı kazasında birer zaviyesinin bulunduğunu, zaviyede fakir, gureba, miskin
ve yolculara yeme, içme ve konaklama imkânlarının sunulduğunu, Aksaray’da bir
mescidinin bulunduğunu göstermektedir. Bazı kaynaklarda Yozgat ve Tokat
vilayetlerinde Hunat Hatun’un birer han inşa ettiği belirtilse de, şu ana kadar
hanlara ait herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılamamıştır. Ancak adı geçen
vilayetlerde Hunat Hatun’un eşi Sultan Alâeddin’e ait vakıflar kayıtlı olup, bu
vakıfların karıştırıldığı değerlendirilmektedir.
DİVRİĞİ ULU CÂMİİ VE
DÂRÜŞŞİFASI
Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyetinde
Sivas-Divriği’de de yaptırılan Ulu Cami vakıf tesisidir. ( Cami Taç kapısında
Sultan Allaeddin Keykubad için “Halifenin ortağı Keyhüsrev’in oğlu büyük
sultan Alâedünya -veddin’in saltanatı günlerinde” ithaf sözcükleri ve Melike Turan Melek Sultan için ise“Bu kutlu
dârüşşifanın yapılmasını, Tanrı’nın rızasını yerine getirmek isteğiyle kutlu
melik Fahreddin Behram Şah kızı, Tanrının bağışlamasına muhtaç adaletli Melike
Turan Melek buyurdu. Tanrı kabul etsin, âmin. Altı yüz yirmi altı yılının aylarında
birinde” cümleleri yazılıdır.) Cami inşasının muhtemel
başlama tarihi 1228 yılıdır. Orijinali günümüze ulaşmayan 1243 tarihli
vakfiyeye göre Ulu Cami’nin bânileri Mengücek emiri Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah
ve annesi Fatma Hatun’dur.(Divriği de Beş
kuşak hüküm süren Mengücekler vakıf olarak Süleymanşah/Şahinşah (Kale) Camii,
Arslanburç, Ulucami ve Dârüşşifa ve kümbetlerle harap hamam, medrese, bedesten,
hangâh, kervansaray ve köprüler yaptırmışlardır.)
Vakfiyede sadece ulu camiyle ilgili şartlar
bulunması ve dârüşşifa vakfiyesinin günümüze ulaşamamış olması adı geçen
vakfiye ile ilgili tartışmalara sebep olmaktadır. Bir iddiaya göre ulu cami ve
darüşşifa vakfiyesi tek olup banileri Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah ve hanımı
Turan Melek Sultan’dır. 1978 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
yapılan tescile göre ise ulu camiyi yaptıranlar da Ahmed Şah ve annesi Fatma
Hatun’dur. Fatma Hatun’un adı sadece vakfiyede geçmekte olup hakkında başka
bilgi bulunmamaktadır.
Divriği Dârüşşifası külliye mantığıyla Ulu Cami
ile bitişik düzende yapılmış olup tek bir yapı gibi görülmesiyle Anadolu
Selçukluları döneminde bu tarz yapının en önemli örneğidir. Darüşşifa,
bitişiğindeki camiyi yaptıran Ahmed Şah’ın eşi Melike Turan Melek Sultan
tarafından m. 1228 yılında inşaatına başlanan (Darüşşifanın orijinal
vakfiyesine bu gün itibariyle ulaşılamamıştır. Necdet Sakaoğlu ise o tarihlerde
Dârüşşifaların cinnet, delilik, çıldırma, karasevda, melankoli, günümüzde
depresyon, psikoz denen ruh ve akıl hastalıkları için yapılan ve eski tıbba
dayalı yöntemlerle tedavi edilen ilk Selçuklu kurumu olabileceğini kaydetmektedir.
Müjgan Üçer’in iddiasına göre, dârüşşifanın XIV. ve XVI. yüzyılda düzenlenmiş
iki vakfiyesi bulunmakta olup ona göre eserin hem vâkıfı hem de mütevellileri
kadın olduğu şeklindedir. Darüşşifanın banisi Turan Melek ve eşi Ahmet Şah
Anadolu fatihlerinden komutan Emir Mengücek Gazi’nin beşinci kuşaktan
torunlarıdır. Darüşşifanın müstakil bir vakfiyesine ulaşılamamış olmakla
birlikte 2607 nolu Sivas Şer’iye Sicili’nde isminden bahis edildiğinden (“Divriği’de vâki Şifâiye nâm-ı diğer
Sinaniye Vakfı medresesinde…)
Divriği’de Şifâiye adlı bir medrese bulunduğu anlaşılmaktadır.
Darüşşifanın nezaman faaliyetini sonlandırıdığı bilinmediği için muhtemelen
Osmanlı döneminde medrese-i kebir yahut medrese-i kübra adıyla klasik bir
medreseye dönüştürüldüğü söylenebilir.
Melike Turan Melek Sultan büyük bir hayır eseri
yaptırarak servetinin büyük bir bölümünü darüşşifanın yapımına harcamış
olmalıdır. Darüşşifalar masraflı vakıf eserlerdir. Genel kabul ile Darüşşifa ve
Ulu cami bir olarak değerlendirilmektedir.
Ulu Cami vakfiyesine göre; Divriği kazasına Bağlı 3 köyün yarısı, Bir
köyün çiftlikleriyle birlikte yarısı, bir çiftliğin yarısı ve bir mezranın yarısı
vakfa akar olarak kaydedilmiştir.
Vakfiyede çalışanların ücretleri vakıf
gelirlerinin bölünmesiyle tespit edilmiştir. Buna göre vakıf geliri 22 hisseye
ayrılmış, 4 hissesi imamlara, 4 hissesi hatiplere, 4 hissesi müezzinlere, 3
hissesi ferraşlara, 2 hissesi mütevelliye, 1 hissesi nâzıra, 2 hissesi cüzhân
ve kubbedâra, 1 hissesi muarrife, 1 hissesi de tamirciye tahsis edilmiştir.
Vakıf banisi Melike Turan Melek Sultan
vekfiyesine Bu Ulu Cami harap olur da hiçbir eseri kalmaz ise yukardaki
gayrimenkullerin geliri Divriği Kasabası’nda bulunan mamur camilere tahsis
edilmesini, bu camiler de tamamen harap olursa, anılan kasabada bulunan fukaraya
ve yoksullara verilmesini özel şart olarak yazdırmıştır. Melike Turan Melek Sultan’ın kurmuş olduğu
vakıf son muhasebe kaydına göre 1892 yılına kadar faaliyet göstermiş olup gelir
fazlası olduğunda cami aydınlatması ve fakirlere helva dağıtmak suretiyle
harcanmıştır.
Kadın Vâkıfın Görkemli Mirası Melike ve Dârüşşifası” Necdet Sakaoğlu
SELÇUKLU DÖNEMİ
VAKIFLARINDA KADINLARIN YERİ: DİVRİĞİ ULU CÂMİİ VE DÂRÜŞŞİFASI ÖRNEĞİ
Ahmet DEMİR Dr. Öğr.
Üyesi, Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
GEVHER
NESİBE DÂRÜŞŞİFÂSI ve TIP MEDRESESİ
Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Gıyâseddin Keyhusrev
tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına yaptırılan, Anadolu’da İslâmî
döneme ait en eski hastahane ve dünyanın ilk tıp fakültesi. Günümüzde Erciyes
Üniversitesi Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan külliye,
Rivayete
göre Gevher Nesibe Sultan, âşık olduğu bir kumandanla evlenmesine hükümdarın
izin ver1memesi ve bir süre sonra da kumandanın şehid düşmesi üzerine üzüntüsünden
vereme yakalanır. Ölüm döşeğinde Gıyâseddin Keyhusrev ondan özür dileyerek son
arzusunu sorar. Gevher Nesibe de kendisi gibi çaresiz hastaları tedavi
edebilecek hekimlerin yetişeceği bir medresenin yapılmasını istediğini söyler
ve bütün servetini bu iş için bağışlar. Gıyâseddin Keyhusrev ikinci defa tahta çıktığında kız kardeşinin vasiyetini
yerine getirmek üzere, sonradan kendi adıyla anılan medreseyi (Gıyâsiyye),
arkasından da dârüşşifâyı (Şifâiyye) yaptırır ve inşaat iki yılda tamamlanır;
Gevher Nesibe Sultan da medresenin içindeki türbesine gömülür. Birbirine
bitişik olan iki bina, bu konumlarından dolayı halk arasında Çifte Medrese veya
İkiz Medreseler adıyla da anılmaktadır. Dârüşşifânın taçkapısında yer alan
kitâbeye göre inşa tarihi 1205-1206 yıllarıdır.
Kuruluşun vakfiyesi ele geçmemiştir. Fakat 1500 ve
1584 tahrir defterlerine göre Şifâiyye ve Gıyâsiyye’ye müştereken üç köyün
mâlikânesiyle iki mezraa, bir hamam ve iki arsanın vakfedildiği ve 1584’teki
yıllık gelir toplamının 43.643 akçe tuttuğu görülmektedir. Bu kayıtlardan, 1584
yılında Şifâiyye ve Gıyâsiyye’nin müderrislerine 20’şer akçe günlük tahsis
edildiği ve aynı yıl öğrencilere 8 akçe, vakıf gelirlerini toplayan tahsildara
da (câbî) “kitâbete kādir olmak şartıyla” 2 akçe ayrıldığı öğrenilmektedir.
Burada, at sırtında köy köy dolaşan görevliye 2 akçe ödenirken öğrencilere 8’er
akçe harçlık bağlanması, o dönemde tıp öğrenimine verilen önemi göstermesi
açısından ilginçtir.
XIII. yüzyılda bu tıp kurumunda eğitimin, Gıyâsiyye’de
teorik ve Şifâiyye’de pratik olarak -sürdürüldüğü bilinmektedir. Yapılan
kazılarda dikkati çeken bazı buluntulara dayanarak binaların, yakındaki bir
hamamdan getirilen buharla alttan merkezî bir sistemle ısıtıldığı
düşünülmektedir. Revaklara açılan küçük odalarda öğrencilerin kaldığı,
derslerin yazın büyük eyvanlarda yapıldığı, ayrıca bu eyvanların dışarıdan
gelen hastaların muayeneleri için de kullanılmış olduğu sanılmaktadır. Kesin şekilde
bilinmemekle birlikte, burada da Sivas’taki Keykâvus Dârüşşifâsı’nda olduğu
gibi başhekim ve başhekim yardımcıları ile en az iki dahiliyeci, iki cerrah, asistanlar ve bir eczacının
çalıştığı kabul edilmektedir.
Çeşitli kaynaklardan burada çalıştıkları öğrenilen
diğer hekim ve müderrisler şunlardır: Abdüllatîf el-Bağdâdî, Ekmeleddin en
Nahcuvânî (Mevlânâ’nın yakın dostu ve özel hekimi), Ebûbekir Sadreddin Konevî,
Kutbüddîn-i Şîrâzî, Ebû Bekir b. Yûsuf Re’sül‘aynî, İbrâhim Gazanfer, Ali
Sivâsî, Şücâüddin Ali b. Ebû Tâhir, Ebû Salim b. Kurebâ, Rıdvân b. Ali,
İnâyetullah (Kayseri müftüsü), Seyyid Samed Efendi, Yeniçeri Ağası Fahri Paşa,
Abdülkerim Ağa, Deli Müderris, Âlim Efendi, Müderris Pamukhâfızoğlu, Emin
Müjdeci, Rauf Efendi, Hilmi Efendi, Emir Efendi ve Ali Nesâi Efendi.
Bunlardan Abdüllatîf el-Bağdâdî’nin (ö. 1231) çok
yönlü bir âlim ve filozof olduğu, “kehhâl” (göz hekimi) lakabıyla tanınan
Kutbüddîn-i Şîrâzî’nin (ö. 1311) İbn Sînâ’nın el- Ķānûn fit-tıb’ını, İbrâhim Gazanfer’in Bîrûnî’nin Kitâbü’ś- Śaydale’sini
şerhettiği, Ali Sivâsî’nin Selçuklu Emîri Yeşbeg için Kitâbü İksîri’l-ĥayât fî
taĥrîri’l-ķavâid adlı bir eser yazdığı bilinmektedir.
Gıyâsiyye’de bu hocalar tarafından öğrencilere
felsefe, din ilimleri, Arapça ve Farsça, anatomi, fizyoloji dersleri verilmiş,
Ebû Bekir er-Râzî ve İbn Sînâ’nın eserlerinin yanında devrin en önemli tıp
kitaplarıyla eski Yunan ve Roma kaynakları, özellikle de Hipokrat ve Galen’in
Arapça’ya tercüme edilmiş eserleriyle onlara karşı yazılmış olan reddiyeler
okutulmuştur.
Klinik eğitim ise Şifâiyye’de hasta başında
yapılmıştır. İleri sınıflardaki öğrencilere “dânişmend” denildiği ve bunlara diğer öğrencilerden farklı ödeme yapıldığı
bilinmektedir.
Osmanlı döneminde birkaç defa tamiratı yapılan külliye Cumhuriyet döneminde
1955-56 da büyük bir restorasyon geçirmiştir. 1980 yılında Erciyes Üniversitesi
tarafından, yine çeşitli mahallî kuruluşların katkılarıyla yeniden restore edilen
binalar kalorifer, elektrik ve su tesisatları da eklenerek oturulabilir hale
getirilmiş ve Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmete sunulmuştur.
Külliyede Giyâsiyye, kışlık dershane, Şifâiyye
(Şifâhâne), hamam, hasta hücreleri ve muhtemelen Başhekim odasından oluşmaktadır.
Turgutoğulları’ndan
Sultan Hatun
Genellikle İçel ve Karaman bölgesinde yaşayan oymağın
Tatar veya Kıpçak asıllı olduğu yolundaki bilgiler doğru değildir. Karamanlı
tarihçisi Şikârî, Turgutlular’ın, adını aldığı Turgut Bey’i Oğuz veya Türkmen
askerinin kumandanı diye tanıtır. Aynı eserde Karamanlı hânedanının ilk
mensupları Oğuz beyleri şeklinde anıldığı gibi Oğuz Han’ın torunları olarak da
zikredilir. Osmanlı tarihçilerinden Neşrî de 1387’de Konya önlerinde yapılan
savaşı anlatırken Turgutlu ve Bayburtlular’ı Tatarlar’dan ayırır ve onlarla
Varsaklar’ı Türk adı altında ifade eder. Timurlu tarihçisi Yezdî, Turgutlular’ı
Türkmen (Camâat-i Türkmânân-ı Durgut) şeklinde tanımlar. Şikârî, Turgut Bey’in
adını Bayburt Bey ile birlikte Karaman hânedanının tarih sahnesine çıktığı
zamandan itibaren zikreder. Faruk Sümer)
Turgutoğulları’na ait Konya ve civarında
çok sayıda eser vardı. Örnek olarak şehir merkezinde; Sadreddin
Konevî Camii ve Türbesi’nin yanında
bulunan Turgutoğlu Türbesi1 ile Musalla
Mezarlığı’nın yanındaki Turgut Beyoğlu Pir Hüseyin Bey’in
Kalenderiye Zaviyesi adlı yapılar verilebilir. Turgutoğulları
aile fertlerinden bazıları ise, Konya İplikçi
Camii’nin yanı sıra Turgutoğlu Türbesi’ne vakıflar
bırakmıştı. Türbeye Pir Hüseyin Beyoğlu Ahmet Bey, Hondi Hatun, Yusuf Şah kızı
Sultan Hatun ile Yusuf Şah kızı Bağdat Hatun’un vakıfları
vardı
Sarayönü’nde Pir Hüseyin Bey Camii,
Ilgın’da Pir Hüseyin Bey Camii, Kadınhanı’nda Turgutoğlu Ömer Bey Zaviyesi,
Seydişehir’de Rüstem Bey Türbesi, Ilgın’da Dediği Sultan Türbesi
gibi eserleri de vardı.
Bunların dışında Sadreddin Konevî
Mezarlığı’nın içinde bulunan
Emir Şah Türbesi ve Mescidi, Pir Hüseyin
Bey Darülhuffazı, Ahmet Bey Darülhuffazı, Bağdat Hatun Darülhuffazı, Nefse Hatun
Darülhuffazı, Hondi Hatun Darülhuffazı ve Paşa Hondi Hatun Darülhuffazı
gibi yapılar da aynı aileye ait. Yine Pir
Hüseyin Bey, Anber Reis Camii’ni tamir etrmiş, Şeyhaliman Mahallesi’nde de bir
mektep ve mescit yaptrmıştı.
Turgutoğlu hanedanından Yusuf Şah kızı
Sultan Hatun’un 2 Ağustos
1446 tarihli Arapça vakfiyesinin bir
sureti Konyalı’ya göre, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde kayıtlıdır. VGMA’de
bulunan vakfiyeyi, Konya Kadısı Ahmed ibn Yakub tanzim
ederken Konya Nâibi Kadızade Hacı Mehmed Emin de aslına uygunluğunu tasdik
etmiştir.
Vakfın kurucusu olan Sultan Hatun
hakkındaki bilgiler vakfiyedeki kadardır. Bahse konu vakfiyeye
göre Sultan Hatun, Yusuf Şah Bey’in kızıdır. Vakfyede geçen, ceddü’l-vâkıfet’l-muʻazzamat ebû ümmihâ Hüseyin Beg
bin Emirşah Beg ifadesine
göre, Sultan Hatun’un
annesinin babası Hüseyin Bey’dir. Daha
net ifade etmek gerekirse Sultan Hatun, Hüseyin
Bey’in torunudur.
(Seydişehir’de bulunan Rüstem Bey Türbesi
içerisinde Sultan Hatun’un kabri vardır. Mezar taşında Sultan Hatun bint
Emirşah Beg ibn
Turgud Beg yazılıdır. 28 Temmuz 1422 tarihli kabir taşı (Oral 1956: 50) olan
Sultan Hatun ile bahsedilen Yusuf Şah kızı Sultan Hatun farklı kişilerdir).
1476 tarihli vakıf deferinde
bahse konu vakıf,
Sultan Hatun Türbesi Vakfı diye
geçmektedir. Vakfyesinin görüldüğü
belirtlien deftere, vakfın
tevliyet şartları ile vakfın
gelirlerinin görevliler arasında nasıl dağıtılacağı da yazılmıştır. Türbenin vakıfları
arasındaki Zengicek’e bağlı Saray Köyü, Zulmanda Köyü ve Suvarık Köyü isimleri
yazılan deferde, Saray Köyü ile ilgili vakfiye yok denilerek
Nefse Hatun’a kayıtlı olduğu belirtilmiştir.
Ancak incelediğimiz vakfyelerde
Zulmanda ile Suvarık köylerinin
Sultan Hatun’un vakfı olduğu kayıtlıdır.
1483 yılında, Sultan Hatun Türbesi
Vakf’nın tevliyet Seyyid İsa üzerindeydi. Aynı tarihte vakfın geliri,
Suvarık’tan hâsıl-ı nısf-ı öşr 1.600 akçe, Zulmanda Köyü’nden hâsıl-ı öşr olarak
1.200 akçeydi. Toplamda ise vakfn bu iki köyden 2.800 akçe geliri
vardı.
1500 yılında Sultan Hatun Türbesi
Vakf’nın mütevellisi Mevlana Taceddin idi. Bu tarihte vakfın iki köyden 2.720
akçe geliri vardı.
1522 yılında Konya merkezde bulunan
Sultan Hatun Türbesi Vakf’nın gelirleri iki köyden toplam 7.055 akçeydi.
Sultan Hatun’un vakfa konu türbesinin
Konya’da olduğu belirtilirken, türbenin Turgutoğulları Türbesinin yanına
eklenmiş bir yapı olma ihtimali de vardır.
M. Zeki Oral’ın vakfiye ile
ilgili verdiği bilgilere göre Sultan Hatun vakıf gelirlerinin 1/6’sını mütevelli
olanlara, 5/6’sını ise yedi parçaya bölerek türbede pazar ve cuma geceleri
Kur’an okuyup
haftada bir defa hatim edecek olan
hafızlara eşit
olarak tahsis etmişti.
Kayıtlardan anlaşıldığına göre
Turgutoğulları Türbesi için kurulan vakıfların mütevellileri batn-ı evvelde evlâd-ı evlâd-ı evlâd-ı vâkıfûn
olduğundan aynı kişilerdi. 1872’de
Turgutoğlu Ahmet Bey, Sultan Hatun,
Bağdat ve Nefise Hatun vakıflarının
mütevellileri
Mehmet, Nuh, Mustafa ve Hüseyin adlı
kişilerdi.
Sultan Hatun Vakf’nda, XVI. yüzyılın ilk
yarısına kadar yedi cüzhân görev yapmaktaydı. Bu tarihten
sonra cüzhân sayısı 12’ye çıkarılmış ve bunlara 3.720
akçe ücret ödenmişti.
Sultan Hatun Vakfye Nüshasının Tercümesi
Yusuf Şah Kızı Sultan Hatun adlı hayır
sahibesinin kıymetli vakıflarının beğenilen vakfiyesinin suretidir. Hamd; ululuk
sahibi olan kâdir, izzet ve
egemenlik sahibi olan ezici büyük
Allah’adır. O, onlara ezelilikten sonra ‘ihlas’ sözüyle hitap et. Asıl
konuya gelince: Dünya gurur yurdudur, sürur yurdu değildir. Yusuf Şah Bey’in
kızı aziz ve yüce Sultan Hatun; şer’î, kavlî ve filî tasarrufların, aşağı,
dünyevî süslerinin caiz olma durumunu görünce, öğrendi ve sanki onun akan su
üzerindeki bir nakış olduğunu düşündü.
Ahiret yurdunun canlı olduğunu anladı,
eğer bilselerdi.
O “vakfet, habset”, sel gibi akıt ve
halis, sadık olarak Allah’ın cemali niyet ve onun rızasını dileyerek vakfetği
tüm mülklerinden ve kendisine
en sevimli gelen şeylerden açık bir
düşünceyle ve
sarih bir sözle tasaddukta bulundu. Akıl
sağlığı, zenginin ve gözün ödülü olursa onun güveni
hediyeleşmekle olur. Devamında Şah Sultan hatun’un mülkiyetinde olup vakfına
akar yazdırdığı köyler ile ilgili sınır bilgileri yer almaktadır. (Zulmanda
Köyü ile Suvarık Köyü’nün yarısındaki araziler, binalar, mezraalardaki hakları,
akla gelen yerler, çöplerin atlma yerleri, meskenler ve meralardır.)
Hamit Şafakcı
Vakıflar Dergisi 44 - Aralık 2015 Yrd. Doç. Dr., Artvin Çoruh Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretm Üyesi