HANIM SULTANLAR (Osmanlı Dönemi)

 

 

I. Hanım Sultan Kavramı

Osmanlı devlet sisteminde, hanedan üyesi saraylı kadınlar için bulundukları yere ve makama göre farklı unvanlar kullanılıyordu. İlk dönemlerde padişah anaları için Hatun unvanı kullanılırken Yavuz Sultan Selim’den itibaren ise Valide Sultan, Mehd-i Ulya-yı Saltanat (Büyük Saltanat Beşiği) unvanları kullanılmıştır.

Genel olarak padişahların nikâhlı eşleri için “Hatun”, erkek evlat doğuran padişah gözdeleri için Haseki Hürrem Sultan’da olduğu gibi “Haseki Sultan”, kız evlat doğuran padişah gözdeleri içinse “Haseki Kadın” unvanı kullanılmıştır. Sultan ifadesi, Haseki Hürrem Sultan, Mihrişah Valide Sultan da olduğu gibi isimlerinden sonra gelmek üzere Haseki ve Valideler için de kullanılmıştır.

Hanedan soyundan gelen kızlar için, Ayşe Sultan, Fatma Sultan’da olduğu gibi kendi isimlerinden sonra gelmek üzere “sultan” unvanı, sultanların hanedana mensup olmayanlarla evliliklerinden doğan kız çocukları içinse “Hanım Sultan” unvanı kullanılıyordu.

Bu hanım sultan vakıfları ifadesi, vakıf kuran padişah anaları, eşleri, kızları ve kız torunları anlamında kullanılmıştır. Çalışmasını özetlemeye çalışarak faydalandığımız Eyüp Sabri Bey’den bağımsız olarak okuyucunun affına sığınarak şahsım adına bazı konulara değinmek istiyorum.

Osmanlı tarihiyle ilgili konuşan ve kalem oynatanlanların bir kısmının Osmanlı’ya bakışı farklıdır. Çoğu Osmanlı vezirlerinin devşirme olmalarını büyük hata olarak değerlendirirler ve hatta devletin gerilemesinin sebeplerinden biri olarak gösterirler. Osmanlı döneminde büyüklük bakımından vezir vakıfları ikinci sıradadır. Devşirme vezir diye aşağılanların pek çoğu devasa külliyeler yaptırarak halka hizmet götürmüşlürdir. Bazı tarihçilerde devşirme vezirlerin bunu servetlerini kurtarmak ve nesillerini garantiye almak adına yaptıkları iddia ederler.

Kaynakları incelediğimiz zaman siyasi çekişmelerin sadece devşirme vezirler arasında olmadığını Türk vezirler arasında da ciddi çekişmeler olduğunu görüyoruz. İkincisi devlet görevlilerinin katledilmesi ve mallarının müsadere edilmesi riski bütün devlet görevlileri için büyük bir riskti. İftira, suç gibi sebeplerle pek çok vezir katledilmiş ve malları müsadere edilmiştir. Tapulu vakıf mülklere dokunulmadığı gibi eş ve evlatlarının da evlatlarının da mağdur edilmediği bir gerçektir. Her hukuk sisteminde olduğu gibi İslam hukukunda da suçun şahsiliği prensibi vardır ve uygulanmıştır.

Devşirme vezirlere uygulanan bu haksız ön yargı Hanım ve valide sultanlara da doğrudan değilse bile dolaylı olarak uygulanmıştır. Sultanların gayri müslim kökenleri mutlaka dile pelesenk edilmektedir.

Devşirme sistemine alına kişiler küçük yaşlarda bu sisteme dahil edilen ve Türk örfüne ve İslami eğitime tabi tutulan vezir ve sultanların hayır işlerini dini hassasiyetlerinin gereği olarak yapmış olmaları akıl ve mantığın gereğidir diye düşünüyorum.      

            Osmanlı vakıf tarihindeki en önemli realite ise Padişah vakıflarından sonra en büyük vakıfların hanım sultan vakıfları, sadrazam ve vezir vakıfları olduğudur. Günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne intikal eden mal varlıklarının önemli kısmı bu vakıflar üzerindedir. Osmanlı Döneminden Cumhuriyet idaresine intikal eden en az 50 bin vakıf içerisinde sayıca az (iki-üç yüz gibi) ama ekonomik vakıf büyüklüğünün (mal varlığının) neredeyse %85 i padişah, hanım sultan ve vezir vakfıdır.

Osmanlı tarihin her döneminde hanım sultan vakıflarına rastlanır. Vakıf imparatorluğunun zirveye çıktığı 600 yıllık bir tarihi süreçte bu son derece normaldir.

600 yıllık Osmanlı tarihinde vakıf kuran hanım sultanlar (padişahların anaları, eşleri, kızları, kız torunlarından oluşan hanımlar) ın sayısı elbette ki aşağıda zikredeceğimizden çok daha fazladır. Araştırmalarım sırasında Osmanlı Hanım Sultanlarıyla ilgili iki farklı kaynaktan faydalandım. Birinci kaynağım, 2018 yılı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Vakıf Kuran Kadınlar ana temasıyla kutlanmış, bu bağlamda düzenlenen Vakıf Kuran Kadınlar sempozyumunun bildiriler kitabı olmuştur. İkincisi ise Sn. Vedat Turgut’a ait Balkanlardaki Bacıyan Evkafı isimli çalışma ve yine sn. Turgut’a Kuruluş Devri Osmanıl Vakıfları isimli çalışmalardır. Vedat Turgut çalışmasında Osmanlı Hanım Sultanlarının vakıflarını Bacıyan evkafı olarak değerlendirmiş olduğu ve bildiri kitabındaki sn. Eyüp Sabri KALA’ya ait çalışmada benzer isimler mevcut olduğu için yapmaya çalıştığım özetleri tek bir metin de birleştirmek durumunda kaldım. Vedat Turgut çalışmasında 42 hanım sultan ve diğer kadın vakıflarını incelemiş Eyüp Sabri Bey ise 47 Hanım Sultan ve vakıflarını tabi tutmuş. Hazırladığım özet metinde Eyüp Sabri Bey’in metnindeki sıralamaya sadık kaldım. Acizane çalışmamızı sizlerle başbaşa bırakıyorum. 

 

1. Nilüfer Hatun:

I. Murad’ın annesi, Orhan Bey’in hanımıdır. Murad Hüdavendigar İznik’te yaptırdığı Tabhaneli/ Zaviyeli cami formundaki imareti 1380’de vefat ettiği tahmin edilen annesi Nilüfer Hatun adına vakfetmiştir. Zaviye-i Nilüfer Hatun olarak vakfiyede anılan imarette fakirlere ücretsiz yemek dağıtılmaktadır. Hatuniye köyü, Telpazarında bir kenvansaray, hama, kapan vergileri ve on yedi dkkan vakfın akarıdır.

2. Asporça Hatun:

Bizans İmparatoru II. Andronikos’un kızı, Orhan Gazi’nin eşlerinden biridir.

Ağustos 1323 tarihli vakfiyeye göre Pazartesi, Cuma geceleri Kur’an okunarak Asporça Hatun ve çocuklarının ruhlarına bağışlanması, Ramazan ve Kurban Bayramlarında fakirlere yemek verilmesi, her yıl mevlit okutulması, Miraç ve Kadir gecelerinde kandil yakılması, kalan miktarın ise evlatlarına verilmesi, oğlu İbrahim’in neslinin kesilmesi halinde  kalan gelirlerin Mekke-i Mükerreme’ye orada hizmet eden, su dağıtan ve o civardaki muhtaçlara gönderilmesi şartıyla çiftlikler, köy ve mezralar vakfetmiştir.

 

3. Gülçiçek Hatun

Yıldırım Beyazıt’ın annesi, I. Murad’ın hanımıdır. Zaviyesine gelen misafirler, yksullar, öğrenciler ve ulema ve diğer ihtiyaç sahiplerinin karşılanması şartıyla zaviye, türbe, aşhane, evler, Pınarbaşı suyunun baş kolunu, bahçe, değirmen, bağ, köy ve mezralarla vakıf gelirini sağlamıştır.

 

Tâcü’n-Nisâ Hatun Vakfı

Sultan II. Murad’ın kadınlarından olan Hatice Halime Hatun Bursa vakıf kaydında “Seyyidetü’n-Nisa” Selanik’teki vakıf kaydında ise  “Tacü’n-Nisa” olarak sıfatlandırılmaktadır. Vefatında eşi İshak Paşa tarafından İnegöl’de yaptırılan türbesine defnedilen Tacü’n-Nisa Hatun, 16.577 akçe vakfederek rubhından hâsıl olan 2346 akçeyi mütevelliye senede 666 ve beş nefer eczâhâna senede 335 akçe olmak üzere cihet ta’yin etmişti.

 

Melek Hatun (Nefise Sultan)

            I. Murad Hüdavendigarın kızı olan Melek Hatun 1381 yılında Karaman’a bir medrese yaptırmıştı. (Melek Hatun Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey’in eşidir.)

 

4. Selçuk Hatun

78 yıllık uzun bir ömür yaşayan Selçuk Hatun Çelebi Mehmet’in kızı, II. Murad’ın kız kardeşi, Fatih Sultan Mehmed’in halasıdır. Fatih zamanında Hala Sultan II. Bayezid zamanında Ulu Hala olarak anılan Selçuk Hatun II. Murat’ın, Fatih Sultan Mehmet’in ve II. Beyazıt’ın temlik ettiği veya kendi satın aldığı köy, çiftlik, arazi, ev, dükkân, bağ, bahçelerin tamamını vakfetmiştir.

1450 yılında Bursa’da yaptırdığı Selçuk Hatun mescidine bütün gayri menkullerini akar olarak vakfetti. Selçuk Hatun’un başka bir hayratı fukara için imaret olarak vakfettiği Bursa/ İsa Bey Mescidi Mahallesindeki evidir. İmarette her gün, günde bir defa yemek çıkarılıp fakirlere dağıtılmasını şart etmiştir. Bir diğer hayratı 1465’te Bursa – Karacabey güzergâhında Nilüfer Çayı üzerinde yaptırdığı mihraplı köprüdür.

Günümüzde Kastamonu Kırkçeşme Mahallesi Selçuk Sokak’ta bulunan ve 1436’da yaptırılan türbe de Selçuk Sultan’ın hayratı arasındadır. Türbede Selçuk Sultan’ın oğlu ve kızı, eşinin diğer hanımından oğlu ve kızı ve birkaç kişi daha bulunmaktadır.

Selçuk Hatun 1451 tarihinde, Edirne’de kendi adıyla anılan mahallede yaptırdığı mescit için birçok akar vakfetmiş, İstanbul/Aksaray’daki bir mescidi yeniden ihya etmiştir. Hayır şartları arasında çeşitli zaviyelere tahsisat yapılması, her yıl yüz ağaç dikilmesi sayılabilir. Çocuklarının ve azatlı kölelerinin vakıftan istifade ettirilmesi de vakfiye şartları arasındadır.

 

5. Gülbahar Hatun

Fatih Sultan Mehmed’in hanımı, II. Beyazıt’ın annesidir. 1492’de vefat etmiştir. 898 (1492) tarihli vakfiye II. Beyazıt tarafından annesi Gülbahar Hatun’un ruhu için kurduğu vakfı düzenlemektedir. Bu vakfın hayratı Tokat’ta olup, cami, medreseve imaretten oluşan bir külliyedir.

İmaret, gelip giden fukara ve miskinler için, medrese ise talebeler için vakfedilmiştir. Her vakfiyede olduğu gibi imaret, medrese ve cami görevlileri, yapacakları görevler ve ücretleri vakfiyede düzenlenmiştir. Vakfiyede, caminin Gülbahar Hatun tarafından yaptırılmasının emredildiği ifade edilmektedir. İmaretle birlikte, imarete tabi olan mutfak, mahzen, ekmekhane, kiler, odunluk, ahır, abdestlik ve avlu da vakfedilmiştir. Gülbahar Hatun’un Amasya’da vakıfları olduğu bilinmektedir.

 

6. Sitti Mükerreme Şah Sultan

Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı, Fatih Sultan Mehmet’in ikinci eşidir. Fatih’in vefatından sonra Edirne merkezde, sokakta bir cami yaptırmış ve vakfetmiştir. Camiyle ilgili biri ana ikisi zeyl olmak üzere 1520, 1530 ve 1574 tarihli üç vakfiyesi bulunmaktadır.

 

Hâni Hâtun bint-i Sultân Mustafa

Fatih Sultan Mehmed’in Gülşah Hatunneslinden torunu Hâni Hatun, İstanbul’daki hayrâtı için hasılı 6040 akçe olan Hasköy’e bağlı Koçaşlı Köyü ile Kavacık mezrâ’sını vakfedilmiştir.

 

7. Hüsnüşah Sultan

            II. Bayezid’in hanımlarındandır. 1490’lı yıllarda Manisa’nın merkezinde cami, medrese, imaret ve sıbyan mektebinden oluşan Hatuniye külliyesini yaptırmış ve vakfetmiştir. Ayrıca, cami yanında yaptırılan kütüphanede 401 yazma eser bulunmaktaydı. Bilahare külliyeye akar olarak yine Manisa merkezde yer alan Kurşunlu Han eklenmiştir.

 

8. Gülruh Hatun

Oğlu Şehzade Alemşah’ı içki alışkanlığından kurtarmak için çırpınan,II. Bayezid'in hanımı Gülruh Hatun’un Akhisar da mescid ve imaret, Aydın Güzelhisar ve Durak köyünde  yaptırdığı iki mescid, Gördes, Demirci, Nazilli,  Birgi ve Aydın Güzelhisar’da han, hamam, dükkan ve kervansaray yaptırarak vakfeden Hanım Sultan’ın türbesi Bursa’dadır.

 

9. Bülbül Hatun

II. Beyazıt’ın kadınlarındandır. Oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya sancak beyi olması sebebiyle hayatının büyük kısmını geçirdiği Amasya ve Lâdik’te vakıflar yaptırmıştır. Oğlu Şehzade Ahmed’in boğdurulmasının ardından Yavuz Sultan Selim, Şehzade Ahmed’in muhallefatının (mirası/ metrukât) büyük bir kısmını Bülbül Hatun’a bırakmış, o da bu gelirleri Şehzade Ahmed’in türbesine beş şamdan, bir seccade, rahleler ve üçü Türkçe ikisi Arapça beş kitap vakf eden Bülbül Hatun, 1515 tarihinde vefat edince, Şehzade Ahmed türbesine defnedildi.
            Bülbül Hatun’un kurduğu vakıf eserler için tanzim edilmiş iki vakfiyesi mevcuttur.  Bülbül Hatun Amasya’da, bünyesinde mescit, bir mektep, bir imaret ve çeşme bulunan bir külliye inşa ettirmişti. Külliye içinde ayrıca bir tabhane (misafirhane olarak kullanılan iki hücre de bulunuyordu.

 
Amasya’daki Vakıf Eserler

Bülbül Hatun’un Amasya’daki külliyesi (mescid/cami, sıbyan mektebi, imaret ve hamam) Hatuniye Mahallesi’ndedir. Mustafa Vâzıh Efendi, Bülbül Hatun’un İçeri Şehir’de Selçuklular’dan kalma harap bir alana kârgir minareli bir cami ile imaret, mektep ve bir han yaptırdığını ifade etmektedir.


Cami
            Başlangıçta mescit olarak inşa edilen,  daha sonraki süreçte camiye dönüştürülen yapı kargir olup tek minarelidir. Caminin batısında imaret bulunur. Cami günümüzde ibadethane olarak kullanılmaktadır.


Mektep
            Caminin kuzeyinde, Hazeranlar Sokağı üzerinde, kârgir, gayet sağlam yapılmış olan bina,  günümüzde bölgeye has el sanatlarının üretim ve satışının yapıldığı bir bina olarak kullanılmaktadır.
İmaret
            İnşa edildiği dönemde külliyenin öne çıkan yapısı konumunda olan imaret maalesef günümüze ulaşamamıştır. Vakfiyeye göre imaretten vakıf çalışanları, mektebde eğitim gören 10 öğrenci, yetimler, bakıma muhtaç yaşlı kadınlar (pirezen) ve tabhânede (misafirhane) kalan misafirler olmak üzere 40 kişiydi. İmarette 140 dirhemlik 180 çift ekmek pişirilmekte, fırın ve mutfak için her gün 3,5 hamal yükü odun alınmaktaydı. Kuşluk vakti ve ikindiden sonra olmak üzere iki öğün yemek çıkarılan imarette Kuşluk vaktinde pirinç çorbası, akşam yemeğinde ise buğday çorbası veriliyordu. Mübarek gün/gecelerde (Recep ayının ilk Perşembe günü ikindi vaktinde 3 batman helva pişirilip fukaraya dağıtılıyor, Berât gecesinde ise dane ve zerde harcı ikram ediliyordu.

İmarette Ramazan ayında her gün iftar vaktinde herise aşı pişiriliyordu. (Bu yemek 1 kile ve 1 çerik (çaryek) buğday, 1,5 batman et, 6 nügi yağ ve 4 batman undan yapılıp fukaraya dağıtılmaktaydı.) Ramazan bayramı gecesi tutmaç pişirilirken  Bayram günü dane (etli) pirinç pilavı ve zırva harcı denilen özel yemek pişirilerek ikram ediliyordu. (Zırva harcının malzemesi; 1 batman 6 vukkıye (1 vukiyye=200 dirhem)  bal (asel), 1 batman 6 vukıyye kuru üzüm (meviz), 6 vukıyye kayısı, 6 vukıyye alu-yı siyah (siyah erik), buçuk batman incir, 2 nügi badem, za’feran ve 8 vukıyye nişastadan ibaretir.) Kurban bayramında da aynı yemek verilmektedir.
            Muharrem ayının onuncu günü aşure ikram edilmektedir. (Aşurenin malzemesi; 2 kile buğday, 2 batman bal, 2 batman pekmez, 2 batman et (gûşt), 2 batman kuru üzüm, 1 batman siyah erik, 1 batman incir, 1 batman kayısı, 2 nügi badem, 1 kile bakla ve 2 çerik (çaryek) nohuttan ibarettir. Regaib ve berat geceleri de bayram günleri ikram edilen yemeklerin aynısı çıkarılmaktadır.

Hamamlar
            Vakfiyeye göre, Bülbül Hatun’un vakfettiği malları içerisinde iki hamam bulunmakta idi. Bunlardan birisi hemen imaretin bitişiğinde yer alan ve Bülbül Hatun Hamamı diye bilinen Yeni Hamam (hamâm-ı cedîd)’dır. Diğeri ise Çelebiler Hamamı olarak bilinen Eski Hamam (hamâm-ı atik) dır. Hamam günümüzde aynı işlevini sürdürmektedir.

Lâdik’teki Vakıf Eserler


            Lâdik XV. yüzyıldan itibaren Rum beylerbeyiliğine bağlı olan Amasya sancağına tabi

bir kaza olarak idare edilmiş, Cumhuriyet devrinde Samsun’a bağlanmıştır. 16 Evliya Çelebi, Sultan (Şehzâde) Ahmed Han’ın annesi Bülbül Hatun vakıf olduğu için Lâdik’in bütün
vergilerden muaf olduğunu belirtir.

            Bülbül Hatun, Lâdik Bahşi mahallesinde,(1510) bünyesinde bir cami, bir imaret, bir çeşme ve bir hamam bulunan külliyesini inşa ettirerek akaratlar inşa tahsis etmiştir. Lâdik Bülbül Hatun Camii günümüzde isim olarak varlığını devam ettirse de, yaşadığı deprem felaketlerinden sonra geçirdiği tamiratlar sonrasında tarihi özelliğini kaybetmiştir.

 

Bülbül Hatun Vakfiyeleri

            Bülbül Hatun, Amasya ve Lâdik vakıfları için ilki 20 Haziran 1511, ikincisi ise 29 Mayıs 1513 tarihinde olmak üzere iki vakfiye düzenlemiştir. Vakfiyelerin ilk kısımları genellikle Arapça, evkaf gelirlerinin toplanması, anbarlanması, vakıfaki görevliler, tevcih edilen ücretler vs. gibi kısımlar ise Osmanlı Türkçesi ile yazılmıştır.

            Vâkıfe, mescit, mektep ve imaret için görevliler tayin etmiş ve her görevlinin yapacağı vazifeleri vakfiyede ayrıntılı olarak belirlemiştir. Her bir görevlinin yaptığı işler karşılığında ne miktar ücret alacağı da kayda geçirilmiştir. Buna göre vakıf görevlileri; mütevelli, câbi, imâm, muallim, kalfa, şeyh, nazır, kâtib, müezzin, kilerci, nakib, ferrâş, aşçı, ekmekçi ve diğer hizmetçilerden ibarettir. Vakfiyeleri Işığında II. Bayezid’in Eşi Bülbül Hatun’un Vakıfları Ahmet Gündüz Prof. Dr. Gaziantep Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Gaziantep-TÜRKİYE Vakıflar Dergisi 55 - Haziran 2021

10. Ferruhşâd Hatun

Sultan II. Bayezid’in eşi ve Kırım Sancakbeyi iken vefat eden (Şehzâde) Sultân Mehmed’in annesi olan Ferruhşâd Hatun vakfı için 9305 akçe hasılı olan Silivri’ye bağlı Çiftlik nam-ı diğer Kalılu Ahmed Köyü’nü vakfetmiştir.

 

11. Gülbahar Hatun

II. Beyazıt’ın hanımlarındandır. Edirne’de adıyla anılan mahallede yaptırdığı mescit ve bu mescit için vakfettiği akarları bulunmaktadır.

 

Şirin Hatun

Abdullah kızı Şirin Hatun şehzadede Abdullah’ın annesi idi ve Bursa’da ve Mihaliç  de  birer  mektep, Trabzon’da  da  bir  mescid  yaptırmıştır.

 

12. Aynişah Sultan

II. Beyazıt’ın kızıdır. Bursa’da Şirin Hatun Türbesi’nde yatmaktadır. Beşir Ağa medresesi yanında bir mektep yaptırmış, mallarını buraya vakfetmiştir.

 

13. Ayşe Hatun

Sultan Bayezid’in kızı olan Aişe Hatun’un ismi Gelibolu’daki vakıf kayıtlarında sadece “Aişe Hatun bint-i Sultan Bayezid” şeklinde kaydedilmiştir. Şehzade Aişe Sultan kocası Anadolu Beylerbeyi ve Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın vakıfları adına kendisine temlik edilen köyleri bağışlamıştır. Aişe Hatun Gelibolu’da bir mescid ve muallimhane bina ettirmiş olup, bunlardan başka İstanbul’daki Türbesine de akarat vakfetmiştir. Aişe Hatun’un vakıflarına toplam hasılı 19.019 akçe olan iki köy yazdırmıştı. Vedat TURGUT-Kuruluş dönemi vakıfları-Yüksek Lisans Tezi)

Vakfiyesi 911 tarihlidir.

 

14. Fatma Sultan

1509 tarihli Eşrefoğlu türbesine yazdırdığı vakfiyeye göre II. Bayezid’in Nigar Hatun’dan doğan kızı olup, asıl adının Fatma olup kendisi Güzelce Hasan Bey ile evliydi. Bütün mülkünü hayır işlerine vakfeden Sofu Sultan’ın H. 907 ve 915 yıllarında iki vakfiye düzenlettiği bilinmektedir. Sofu Sultan Cevher Ağa’yı vekil yaparak annesi Nigar Hatun’un ruhu için tilâvet (her gün Kur’an’dan bir cüz) edilsin diye Borlu kazasına bağlı iki köyün gelirini İznik’te ki Şeyh Abdi b. Eşref Zaviyesi’ne vakfetmiştir. Artan meblağın şeyhin ruhu için ve mübarek gecelerde zaviyeye gelip giden fukaraya taam pişirilmesine sarf olunması istenmiştir. Sofu Sultan, Bergos’a bağlı Kara Yahşi Köyü’nün gelirini İstanbul’daki hayrâtı için vakfetmiştir.

 

15. Gevherimülûk Sultan

II. Beyazıt’ın kızıdır. Zal Mahmut Paşa Camii civarında bir mektep yaptırmış, öldükten sonra da oraya gömülmüştür.

 

16. Hatice Sultan

II. Beyazıt’ın kızıdır. Edirnekapı Çukurbostan’da cami, mektep ve musluk yaptırmıştır.

 

Hadice Hatun Vakfı

Hadice Hatun, Yavuz Sultan Selim’in kızı olup İskender Paşa ile evliydi. İkinci evliliğini Makbul İbrahim Paşa ile yaptı. Aksaray’da yaptırdığı camiye 54.738 akçe hasıllı Vize-Mengeryon köyünü vakfetmişti.

 

17. Selçuk Sultan

II. Beyazıt’ın kızıdır. 1508 (914) tarihli vakfiyesine göre Serez’de medrese yaptırıp emlakini buraya vakfetmiştir. Ayrıca Bursa’da bir mescit, İstanbul’da bir mescit, Serez’de cami ve ribat yaptırmış, birçok malını vakfetmiştir. Serez’deki vakfından Menide’deki yoksullara tahsis yapmıştır. 1508 yılında vefat etmiş, İstanbul Beyazıt Camii yanına, kendi yaptırdığı türbesine defnedilmiştir.

 

18. Şehzade Şah Sultan

II. Beyazıt’ın kızıdır. II. Beyazıt kendisine temliknameyle Dimetoka’da dört köy ihsan etmiş, o da bu mülkleri 1506’da Edirne’de yaptırdığı hayratı olan mescit ve sıbyan mektebine vakfetmiştir.

 

Hüma Şah Sultan

Sultan II. Bayezid’in kızı olan Hüma Şah / Hüma / Hümayun Sultan’ın türbesi Bursa’dadır.   15. yüzyılda yaşayan Hüma Şah giderlerini, Reyhan şahin ALLAHVERDİ’ nin tespitlerine göre babasının temlik ettiği Üsküp’teki vakıf köylerinden üzere mektep, tabhane ve imaret ile Bursa’daki kendi türbesi için vakıflar kurmuştur. Yaptırdığı imaret ve mektep Üsküp’tedir. Hüma Şah Sultan’ın vakıf eserleri Karlı-ili Mehmed Bey Külliyesi‟nin parçasıdır. Külliyedeki caminin masrafları Hüma Şah Sultan vakfından karşılanmaktadır. Hüma Şah Sultan’ın Bursa’daki türbesinde yıllık 9540 akçe tahsisatla birer türbedar, cüzhan ve bevvap vazifelidir.  Hüma Şah Sultan Üsküp ve Bursa’da bulunan vakıflarının tevliyetini önce kedisine, ölümünden sonra ise neslinden gelen kadınlara ve kadınların erşedine (yetişkin) şart koşmuştur.

Hüma Şah Sultan’ın Üsküp’te kurduğu Sıbyan Mektebinin kuruluş tarihine bilinmemekle beraber Temmuz-Ağustos 1706-7 tarihinde çalıştığı tespit R.Ş Allahverdi tarafından tespit edilmiş. 1896 yılında okul harap vaziyette olmasına rağmen çalışmaktadır. 

Kosova Maarif müdürünün ısrarlı takibi üzerine Okul inşaatı ancak 1898 yılında tamamlanabilmiştir.

Hüma Şah Sultan vakfına ait diğer hayrat bir imarethanedir. İmaret, Berat ve Regaip kandilleri, Kadir Gecesi, bayramlar ve sair mübarek gün ve gecelerde fukaraya pilav ve zerde dağıtılmak üzere Üsküp’te bina edilmişti. İmarette 1706-7 tarihinde birer nazır, Şeyh, kilari, vekilharç ve aşçıbaşı görev yapmaktaydı ve çalışanların yıllık tahsisatı 13.320 akçe, imareti zerde, pilav ve diğer giderler için yıllık tahsisat toplam 11000 akçedir.

Vakıf gelirlerinde araziler önemli bir gelir kalemidir. Hüma Şah Sultan vakfının geliri Üsküp ve Prizren kazası ile Vize kasabasındaki köylerden karşılanmaktadır. Hüma Şah Sultan Vakfında görevli 20 kişinin günlük ücreti 154 yıllık ise 55.440 akçeyi bulmaktadır.

BALKAN TARİHİ İKİNCİ CİLT Osmanlı Mirası ve Türk Külţürünü Araşţırma Derneği Yayınları 1 The Foundations of Humasah Sultan, Daughter of Sultan Bayezid II Reyhan şahin ALLAHVERDi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Burdur-Türkiye

 

 

 

Hüma Şah Sultan Vakfı (Hüma Sultan, Hümâyûn Şah Sultan)

Üsküp‟te vakıf kuran hanımefendiler arasında Hüma Şah Sultan da vardır. Hüma Şah Sultan sicilli Osmani’de “Hüma Şah Sultan Şehzade Mehmed bin Sultan Süleyman-ı evvelin kerimesidir. Ferhad Paşa‟ya tezvic olıundu. Sultan Murad Han-ı sâlis asrı evailinde irtihal olmuşdur. Kerime ve mahdumları vardır.” İbaresiyle tarif edilmektedir. Kayıtlardaki ifadelerden Hümaşah Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed’in kızı olduğunu, Ferhad Paşa ile evlendiğini ve Sultan Üçüncü Murad (saltanatı 1574-1595) döneminin sonlarında vefat ettiği anlaşılmaktadır. 

Hüma Şah Sultan Üsküp’te cami, imaret zaviye ve mektep yaptırmış ve bu eserlerle hizmet sunmaya çalışmıştır. Vakfa ait bir de türbe bulunmaktadır. Hüma Şah Sultan ayrıca Üsküp’te Vardar Köprüsü adıyla bir köprü bina etmiştir.

1706 yılına ait bir vakıf defterinde vakfın gelirleri şu şekilde gösterilmektedir: Hüma Şah Sultan Vakfı, Şişova köyü arazilerinden 5.640 kuruş, Markova köyündeki arazilerinden 10.080 kuruş, Kurşova köyündeki arazilerinden 3.600 kuruş, Galomova ve Papazciyan köyündeki arazilerden 2.800 kuruş, Arnavud bağlarından 2.630 kuruş, Sırlarova köyü arazilerinden 1.738 kuruş ve Yovalı köyündeki arazilerinden 1.200 kuruş gelir elde etmektedir. Zikredilen gelirlere ek ispençe, öşür, resm-i yaylak, resm-i kettan ve baha-yı saman gibi gelirlerle vakfın yıllık geliri 64.590 kuruşa ulaşmaktadır.

1706 yılında vakıf, imaret için 11.860 kuruş, görevlilere ücret olarak 55.440 kuruş ödemiş, toplam gider 67.300 kuruş ile mali yılı 2710 kuruş açıkla kapatmış olmaktadır. 1857 yılında ise vakıf, nazır, kâtib, câbi, vekilharç, hizmetçi gibi görevlilerin maaşları, kâtib ve câbi bedeli, hatmi Şerif vazifesi, Kurban bayramında alınan kurbanlar, türbe-i Şerifin aydınlatılması, senede dört defa mübarek kandil gecelerinde pişirilen pilavlar, dellaliye bedeli, maaş-ı muharrer ve harac bahası için toplamda 7.576 kuruş masraf yapmış ve 18.674 kuruş kâr elde etmiştir.

 

Hüma Sultan Camii

Üsküp’te bulunan Hüma Sultan Vakfı’na ait bir cami olduğu kayıtlarda yer almaktadır. Hüma Sultan Vakfı ile ilgili birçok belgede Hüma Sultan Camii‟nin ismi geçmese de 1844 yılına ait Üsküp Temettuat kayıtlarında Hüma Sultan Camii’nin ismi açıkça zikredilmektedir.

 

Hüma Şah Sultan Mektebi

Üsküp’te Hüma Şah Sultan Vakfı’na ait bir mektepte ki muallimlere 1709 yılında birinci muallime 2160 akçe, ikinci muallime ise yılda 1080 akçe maaş veriliyordu. Mektebin tamir masrafları için ise 500 kuruş tahsis edilmişti.

 

Hüma Şah Sultan İmareti

Üsküp‟te fakirlerin, yoksulların, yetimlerin, yolcuların, misafirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin yemek yeme imkanı bulduğu imaretlerden birisi de Hüma Şah Sultan İmareti’dir. Hüma Şah Sultan Vakfı bünyesinde mütevelli, kâtib, câbi, türbedâr, iki muallim, vekilharç, üç cüzhân, iki müezzin, duâgû ve kayyım gibi görevliler ile birlikte imarette de imaret şeyhi, imaret nazırı, aşçı başı ve kilari adlı görevliler çalışıyordu. 1706 yılında Hüma Şah Sultan İmareti’nde yemek için 5400 kuruş, pilav için 4800 kuruş, aşure için 800 kuruş, aydınlatma için 360 kuruş harcama yapılmıştı. 

 

Hüma Şah Sultan Zaviyesi

Hüma Şah Sultan Üsküp’te bir zaviye yaptırmıştır. Zaviye, Üsküp’te günümüzde Taş Köprü‟nün başında bulunmaktadır. Hüma Şah Sultan, zaviyenin masraflarının karşılanması için birçok gayrı menkulü vakfetmişti. 

 

Taş Köprü

Üsküp‟te Vardar Nehri üzerinde bulunan Taş Köprü Hümâyûn Şah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Kayıtlarda bazen Vardar Köprüsü, bazen de Taş Köprü olarak geçmektedir. Evliya Çelebi köprünün Fatih Sultan Mehmed döneminde yapıldığını, on dört gözden oluştuğunu, harap olan dört gözün 1579 yılında tamir edildiğini söyler ve “Bu kantara-i vacibu‟s-seyr (seyredilmesi gereken bu köprü) Ebu‟l-feth Sultan Mehmed‟in binasıdır ve bu cisrin karşı tarafında imaristan şehr-i azim vardır” der. 

Hüma Şah Sultan, Şişova köyündeki vakfa ait arazilerini bu köprü için tahsis etmişti. Bu köydeki vakıf arazilerinde çalışan ahali, köprünün tamir ve bakımını yapmaları karşılığında vergiden muaf tutulmuştu. 

 

Hüma Şah Sultan Türbesi

Üsküp Karlılı Mehmed Bey Camii (Burmalı Camii) avlusunda Hüma Şah Sultan Türbesi bulunmaktadır. Bu türbe son dönemlere kadar ayakta kalmayı başarmıştır. 

 

19. Neslişah Sultan

II. Beyazıt’ın, kızı Gevherimülûk Sultan’dan olan torunudur. 1540’ta (947) Emirgan’da bir mescit, Edirnekapı civarında bir cami yaptırmıştır. Camisinde medfundur.

 

20. Ayşe Hafsa Sultan

Yavuz Sultan Selim’in ikinci eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesidir. Kırım Hanı Mengli Giray Hanı’nın kızıdır. Ayşe Hafsa Sultan’ın Kırım Hanı Mengli Giray Han’ın kızı olduğunu kabul edilir. 19 Mart 1534 tarihinde vefat eden Ayşe Hafsa Sultan Yavuz Sultan Selim Camii’nin bahçesine defnedilmiş, türbesi daha sonra oğlu Kanuni tarafından yaptırılmıştır. Ayşe Hafsa Valide Sultan’ın Osmanlı tarihinde “sultan” unvanını alan ilk kadın olduğu kabul edilmektedir.

Otoriter kişiliğinin yanında hayırseverliğiyle de bilinen Valide Sultan Manisa’da iken şehzadenin annesi olarak “Sancak merkezini imar etme ayrıcalığına sahipti. Bu ayrıcalığı çok iyi değerlendiren Hafsa Sultan, Yavuz’un padişahlığı, oğlu Süleyman’ın sancak beyliği döneminde edindiği servetiyle, Anadolu Vilâyetine tâbi Saruhan, Aydın, Menteşe ve Hüdâvendigâr (Bursa) sancaklarından aldığı mülklerini, Manisa’da yaptırdığı câmi, medrese, şadırvan, mektep, imaret, hamam ve hânkahtan oluşan Hafsa Sultan (Sultaniye) Külliyesine vakfetmiştir. Bu emlâk;

1. Aydın Sancağına tâbi (İzmir kazası yakınında) Urla’nın; 13 köyünün tamamı

b) Kefere nam ile maruf cemaati erbaanın rüsumundan hâsıl olan meblağın tamamı,

c) Kapan rüsumundan hâsıl olan meblağın tamamı,

d) Urla köyündeki 56 sıra dükkân, 11 revaklı dükkân ve 111 üstü örtülü satış tezgâhı)

2. Menteşe Sancağı - Sobuca kasabasındaki çarşı dükkanlarının tamamı

3. Saruhan Sancağında;

a) Bakır köyündeki yörük taifesinin rüsum gelirinin tamamı,

b) Bakır köyü yakınındaki Koru isimli arzın tamamı,

4. Hüdâvendigâr (Bursa) Sancağında:

a) Kırkağaç köyünün tamamı,

b) Kırkağaç, Kayadibi ve Çerçi köylerindeki hamam ve dükkanlar ile Kırmızı karyesi ile birlikte tamamı.

c) Gelibolu iskelesinde geçitten sonraki beş bin koyunun âdeti câri üzre rüsumundan hâsıl olan cümle meblağı,

5. Saruhan Sancağında: Oğlu tarafından temlik edilen Manisa-Saray yakınındaki hamamın tamamı,

b) Manisa-Gürle kasabasındaki değirmenin tamamı,

c) Manisa civarında Çatal Kilise köyünde, Koru adındaki arzın tamamı olmak üzere, toplam olarak çeşitli sancaklarda 17 köy, 2 arz, 4 hamam, 1 değirmen ile Urla’da ki gayrimüslimlerin, Saruhan’daki yörüklerin rüsumâtı ile Urla’nın kapan rüsûmâtı, ayrıca Urla ve Sabuca kasabaları ile Bursa’ya bağlı üç köyde inşa ettirilen dükkânların bilcümlesini hudûd ve hukuk ve tevâbi ve levâhık ve levâzım ve merâfıkı ve cetvelleri ve tepeleri ve dereleri ve dağları ve kuyuları ve nehirleri ve taşları ve ağaçları gibi cümle muzâfât ve mülhakâtı ve kendilerinde dâhil ve hâriç ve kendilerine mensub ve anlardan madur muttasıl ve münfasıl ve vakfa salih ve vücuh ve esbâbın tenâhisine kadar bütün hakları ile birlikte mesâcid ve zevâyâ ve şevâri ve mekâbir ve sâire ki başkalarının müsebbelâtı gibi şer’an müstesna olanlar hâriç olarak mezbûr Manisa beldesinde binâ ettiği İmâret-i Şerife’nin mesâlihine vakf etmiştir.

Sultaniye Külliyesinin 1530 yılında değişik yerlerden (Saruhan, Aydın, Menteşe, Hüdavendigar, Urla) toplam geliri 225.163 akçe,  Saruhan sancağından 1575 yılında ise 202.440 akçe geliri kayıtlıdır. Mustafa Alkan’ın yaptığı tespite göre Sultaniye vakfının XVI. yüzyılın ikinci yarısında 500.000 akçeyi çok aşan geliri bulunmakta, bu gelir ise vakıfların tamir ve termim giderleri ile çalışanlarına harcanmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde “sultan” unvanlı ilk vâlide sultan olan Mehd-i Ulyâ Hafsa Sultan, aynı zamanda “selâtîn külliyesi” çapında komplekslerin de öncüsü olmuştur. Hafsa Sultan, Manisa’da 117 kişilik bir kadronun çalıştığı, bir câmi, medrese, tekke, sıbyan mektebi ve imaretten oluşan külliyesini 1523 yılında yaptırmış, yukarıda belirtilen akarlarını da buraya vakfetmişti. Vefatından sonra (1538)  oğlu Kanuni tarafından külliyeye bir çifte hamam 1539 yılında da bir dârüşşifâ eklemiştir. Darüşşifa Hafsa Sultan tarafından yaptırılmadığından orijinal vakfiyesinde yer almamasına rağmen 1575 tarihli Saruhan Evkaf Defteri’nde, Hafsa Sultan Vakfı’ndan 2 ile 25 akçe arasında değişen yevmiyelerle dârüşşifâda çalışan 25 görevli kayıtlıdır.  

Sultaniye Dârüşşifâsı’nda 1575 tarihli Saruhan Evkaf Defterine göre günlük; 25 akçe ile bir ser-tabîb, 10 akçe 1 ikinci tabîb, 6 akçe ile 1 göz tabîbi (kehhâl), 2 akçe ile 1 göz tabîbi yardımcısı (şâkird-i kehhâl), 5 akçe ile 1 cerrah, 3’er akçe ile 2 eczacı (şurbî), 1 aşşâb (otçu), 2 edviye-i kûb (ilaç dövücü) olmak üzere 10 sağlık görevlisi; 3’er akçe ile 2 aşçı (tabbâh), 4 kayyım (hizmetli), 1 âbrîzî (tuvaletçi), 1 gassâl, 1 câme-şûy (çamaşırcı), 1 ferrâş, 1 dûlâbî (dolapçı), 1 mâni‘u’n-nukûş (güvenlik) olarak 12 yardımcı görevli; 4 akçe ile 1 vekîlharc, 3’er akçe ile de 1 kilârî (kileci), 1 kâtip olarak 3 idarî görevli olmak üzere toplam 25 görevliyle XVI. yüzyıl Manisa’sının sağlık ihtiyaçlarını karşılamıştır.

            Dârüşşifânın dikdörtgen planlı dört büyük odası-muhtemelen- tabîb, göz hekimi, cerrah ve vekilharç odaları olup, tedavi işlemleri buralarda yapılmaktaydı. Yatakta tedavi edilmesi gereken hastalar için yaklaşık 16 metre kare büyüklükte olan beş odası bulunan darüşşifa da poliklinik hizmetleriyle günlük yüzlerce hasta tedavi ediliyordu. Ayrıca Hafsa Sultan Dârüşşifâsı tıp eğitiminin verildiği bir uygulama hastanesiydi.

Nihat Yörükoğlu, 1327 (1911) tarihli Aydın Vilayet Salnamesi’ne dayanarak Sultaniye Dârüşşifânı kullanımını şöyle tasvir etmektedir:Bîmarhânenin 1911 yılında kare şeklinde bir bahçe ihata duvarı ve kuzeye bakan kısmında bir giriş kapısı vardır. Birkaç basamak merdivenle inilen bu kapının sağ iç tarafında müdür ve tabîb odası, onun bitişiğinde de eczâne mevcuttur. Kapının sol tarafında yine iç kısımda avlu duvarına bitişik yan yana üç kadın koğuşu ile biraz ilerisinde asıl hastane binasına bitişik gardiyan odası ve kapı yanındaki koğuşla gardiyan odası arasında da kadınlar avlusuna girişi sağlayan bir kapı bulunmaktadır. Bu avluda iki helâ, bir de çeşme vardır. Bahçenin doğu duvarı bitişiğinde çeşitli hizmetlere mahsus beş oda ile bir çamaşırhane, bir de helâ mevcuttur. Asıl binanın kapısından girilince önü demir parmaklı koridorun sağ tarafındaki oda (hastalıklı akıl hastalarına), soldaki (kadınlara), iç avlunun sağındaki üç oda ile solundaki ilk iki oda (koğuş), solda üçüncü oda ise (bağlı akıl hastalarına), kuzeydeki iki oda da (akıl hastalarına) mahsus olarak kayıtlıdır. Bu iki oda arasında da helâlar vardır. İç avlu kaldırım döşemeli olup ortasında bir havuz bulunmaktadır.”

Sultaniye Dârüşşifâsı, sağlık personeli, yardımcı görevlileri, yöneticileri ve tıp talebeleri ile tam teşekküllü bir hastane olarak kurulmuştu. Bu statüsü ile İstanbul, Bursa ve Edirne’deki “selâtîn dârüşşifâları”ndan hemen sonra gelen bir sağlık kuruluşuydu. Osmanlı Devleti’nde “selâtîn dârüşşifâları”nda görev yapan tabîbler, hekimbaşının nezâretinde silsile-i merâtible tayin ediliyorlardı. Manisa’daki Sultaniye ser-tabîbi 25 akçe yevmiye ile 40 akçe yevmiyeli âsitâne tabîbleri ve 30 akçe yevmiyeli Üsküdar Vâlide Sultan Dârüşşifâsı ser-tabîbinden hemen sonra gelmekte, Edirne Saray-ı Âtîk dârüşşifâsı ile aynı kategoride yer almaktaydı.

Hafsa Sultan Darüşşifası XIX. yüzyılda Modern Memleket Hastanesi’nin kuruluşuna kadar, yaklaşık üç asır, Manisa ve çevresinde devrinin tam teşekküllü hastane işlevini sürdürmüş, tek sağlık merkezi durumundadır. Darüşşifa kuruluşundan itibaren dârüşşifâ, bölgenin ve Anadolu’nun değişik idarî birimlerinden gönderilen yatılı ruh ve sinir (akıl) hastalarına hizmet vermiştir. Darüşşifa bugün Celal Bayar Üniversitesi tarafından araştırma merkezi olarak kullanılmaktadır. Şifahanede müzikle tedavi metodu uygulanmaktaydı.

Sultaniye Dârüşşifâsı ser-tabîbinin görevi; burada tıp tahsili gören talebeleri yetiştirmek, gelen hastaları tedavi etmek ve hastaların tedavisi için gerekli olan “me‘âcîn, edviye-bahâ ve sâyir harc-ı dâr-ı şifâ”yı tedarik etmek, yani dârüşşifâda gerekli olan ilaç ve teçhizâtı vakıf mütevellisi ile irtibat kurarak tedarik etmek olarak belirtilmiştir. Yani hastalar için zaruri olan macunlar, gül reçelleri ve yağlar ile çeşitli içecekleri tedarik etmek, ayrıca vakfın tüm harcamaları yapıldıktan sonra, artan geliri ile mesir macunu hazırlanarak Nevrûz-ı Sultânî’de halka dağıtmak, ser-tabîbin genel görevleriydi. Dârüşşifâ’da tabîb ve cerrahın dışında daima “işinin ehli” bir göz tabîbi (kehhâl) ile bir de göz tabîbi yardımcısı (şâkird-i kehhâl) görev yapmıştı. Darüşşifâda tedavi edilen hastalar için gerekli olan macun, gül reçelleri, yağlar ve içecekleri eczâcılar (2 şurbî), aşşâbdan (otçu) aldıkları yüzlerce çeşit otları edviye-kûbları (ilaç dövücüleri) hazırlıyordu. Hatta vakfın gelir fazlasıyla macun (Mesir Macunu) yapılıp halka dağıtılması vakfın şartları arasında olduğu belgelere yansımıştır.

Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/10 Fall 2014, p. 19-31, ANKARA-TURKEY MANİSA’DA HAFSA SULTAN DÂRÜŞŞİFASI (BÎMARHANESİ) Mustafa ALKAN Doç. Dr. Gazi Üniversitesi

( Osmanlı Hanım Sultanları 1 başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 17.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu