
Bir yenilgiyi kabullenmenin nesi kötü
olabilir ki? Ya, yenik düşmüşsündür ya da yenmişliğin lades dönümünü
kutlamışsındır sonra da inceden inceye duyulur sesi temaşanın ve sadece karekökünü
alırsın yalnızlığın hele ki esefle denetler ve yargılarlarken seni mukaddes bir
kuş olup kanat açarsın göklere.
Göksüz bir hüzündür belki de martının
yuvası sonra da dolgun başaklar feveran ederler ne de olsa yerin göğün tek
hakimi eninde sonunda sunacaktır İlahi Adaleti.
Şimdi sırdaş bir imge olup da yola
düşmenin tam vakti ve geceyi öğüten siyaha da taziyelerini sunmanın…
Sıradan sıfatları reddettiğin ve
sıradanlığın aslında bir çöküşe temel hazırladığı bir de gün yüzü görmemiş
kırçıl yüreklerin fotokopisini alıp da özendiğin mutluluğa serildin mi…
Geceyi fetheden Tanrı ve yakamozların
ç/ağrısı aman Allah’ım, bu, aynada gördüğüm ben mi, demenin de meali işte
gözlerimi ovuşturup yasını tuttuğum ve atıfta bulunduğum kayıp rahmete dikip de
gözlerimi sözlendiğim her satıra minnet duymanın da vebali iken boynuma ağır
gelen.
Ve tartıyorum ruhumu.
Olmuyor işte çünkü dengesi kayıp
terazide illa ki fazla çekiyor içimdeki acılar.
Tartıyorum bedenimi ve küçülüyorum o
habis tartı rakamları bana peşkeş çekerken tüm edimlerimde sırları saklı
tutuyorum ve mahrem gölgeleri kovuyorum odadan. Olmuyor perdeyi ardına kadar
çekip ışıkları kapatıyorum.
Gece nankörse gündüz de pek bir ehli
keyif ve maydanozun saplarını kaynatıp acının ödeminin atılmasına tanıklık
ediyorum sözüm ona oysaki sözler kadar atıfta bulunulası o acının ödemi en
beylik saltanata asla da toz kondurmuyor.
Bir hıçkırık peyda olan.
Kanıyorum.
Bir fevri ve yetim ki o kayıp imgeler
ve tüm ihtiyacını görüp de her ölümlü sonunda kaç senelik ömrü kaldığının
hesabına girişiyor.
Yol yakın ve kaçmanın da tam vakti.
Gün çok kaygılı ve geceye yıl var.
Yıl dönümü belki de ölümsüz addedilen
metruk şiirlerin ve tek okuyucusu yok iken içimdeki özlemle sözlendiğim bir
satır arası.
Koyu hala çok koyu gökyüzü oysaki gün
ışımaya başlayalı saatler oldu yine de içimin karanlığının başını okşuyorum ve
yetim bir sefaletle sefil bir vahamet arasında gidip geliyorum.
Gün yüzlü annem.
Ceylan bakışlı çocukluğum.
Satırlarım.
Yatır ziyaretlerimi.
Lakin demenin meali aslında hiçliğin
terennümü üstelik asla hesap etmediğim bir özeti dünün ve güne vakıf olmak ne
haddime…
Yoldan çıkan mecazi firarlarla
kuşatılmışım ve içime diktiğim içlik ve dış sesi aralıksız kayda aldığım
seksenlerden kalma bozguna uğramış bir kaset çalar…
Ve işte içimin alarmını kurup da saat
farkı yüzünden Tanrı ile sözleştiğim tüm görüntülerde hep eksik olan benim o
siyah beyaz fotoğraflarda…
Ağlasam mı gülsem mi?
Bir metruk hece.
Adı aşk madem.
Bir de gizemin bin bir yeis ile sökün
ettiği…
Gecenin temaşası; aşkın hicvi ve gölgelerin
gücü adına.
Solumda radar takılı; sağımda
görünmeyen bir kelam ne de olsa sağ elimle tutuyorum kalemi ve destursuz
hicvetmiyorum yenilgilerimi.
Bir selam ki…
K/atıksız aşkın da vaveylası.
Şimdi kuruyan incir ağacına
tırmansam…
Şimdi tutsak düştüğüm coğrafyalardan
firar etsem.
Şimdi çemkiren iblise lanet okusam.
Şimdi elimde bir su doku ve yarınımda
bir mizansen eklesem mutlanacağım kanatlara da taksan gönül gözümü… sahi sever
miydi beni evren?
Göğü kanatan bir çentik ve izdiham.
Aşkı karan her hece ve işte
gömüldüğüm şu kara toprak.
Oysaki az evvel tartmıştım ruhumu;
oysaki az evvel ötenazi yapmıştım ölüme ve asla da uğramayacaktı Azrail
dolaylarıma.
Yerin kaç fersah altındaysam.
Ve hümayun atadığım merhamete kaç
kulaç atacaksam.
Sızlıyor işte tüm hücrelerim sızlıyor
oysaki tek hücrede yaşamışlığımla tüm hücrelerime kefildim.
Azat edildiğimi fısıldayanlar yalan
mı söyledi şimdi?
Şimdi ben miyim azığa çekilen?
Şimdi ben miyim hurdaya çıkan?
Kaçtan alırsın kilosunu hurdanın,
Eskici Efendi?
Ne yani, yarım mı kalacaktı benim
hikayem sonra da yüz mü çevirecekti Tanrı?
Sözcükler bombalıyor içimdeki habis
düşleri ve ben, bir düş gezgini olmanın da çok ötesinde bir redif olma hakkımı
es geçip tüm hayatımı tek kelimeye indirgiyorum.
Sözcük enflasyonu ve aşkı hakim kılan
yontulmuş mermer suskun düşler ve de diskalifiye olan sefil ruhum ve işte
dirhem dirhem azalıyorum sonra da açık arttırmaya giyen bir seyyah olmayı
diliyorum artık nasıl bir alakası varsa.
Düşlerin cebi var mı, peki?
Ya, cebimdeki bozukluklar öbür
dünyada tedavülden kalkacaklar arasında mı?
Tedavülden kalkan onlar olsa sadece
keşke ya, ben?
İzahı yok varlıksızlığım ve ketum bir
zincirleme kazaya sebebiyet veren bin bir yeis ile kıvançla dikiyorum ölü
heceleri birbirine ve af dileyen ruhum da soluksuz koşuyor ve varamadığım bir
atalet.
Aşkın hüsranı.
Ölü imgeler.
Ölü babam ve tüm rahmet dileyen
yakınlarım ve işte ben de sizden biriyim: kim okuyacak artık size rahmeti ya,
edindiğim makamdan baş aşağı atlarken böyle olacağını bilir miydim sanıyorsunuz
önceden?
Kalemi kırdı Tanrı ve indinde tüm
düşlerim d/ağlandı.
Hangi soytarı kelimeyi kefen bezi
yapacaklarsa artık düş kırığı sözcüklerimi de zincirlemekle eş değer susuzluğum
ve sessizliğim.
Güneşin tinindeyim.
Rahman’ın indinde…
Aşkın şafağına bandım azabı ve
hasretle ördüm ben rahlemi öyle ki kıyama durduğum her ezan vakti şahadet
diledim.
Rahmetin gücü ve…
Gerisi safsata işte ve melun yürek
meftun sevinçlerin özlemi ile maziyi yâd ederken bir bir gözümün önünden
geçiyor sevdiklerim bir de benden nefret edenler ama en çok Tanrı iken
sonsuzluğa kadar bana dargın…
Bunu nasıl kaldırırım ki?
Sözcükler defolu ve İlahi Adaletin
gözü yolda.
Hayır, hayır, benim yolunu g/özleyen
İlahi Adaletin ve bir satır başı diliyorum bir de firar eden mutluluğa ve pişmanlığa
geç kalmışlığımı tehir etsin diye melekler.
Çatı katındaydım geçenlerde ve
beceremedim.
Öncesinde evimdeki doğal gazın
kokusuna saniyeler süren bir hasretle ölüme… ölüm, dedim değil mi ve o gün bile
kucaklayamadım ahret özlemimle cehennemde yanmanın mealine er geç vakıf
olacağım düşüncesi ile ve üstlendim tüm suçu.
Acilde midemin kaç kere yıkandığının
çetelesini tutmayı zaten bırakmıştım bundan yıllar önce hele ki kanımdaki hızın
ilaçlara eşlik edip de soytarı gözyaşlarına sevdiklerimin inanmazken.
İnanmadım işte kimseye: sevdiklerim
yalan söylerken ben de onlara yalan söyledim. Sonra sevgilime yalan söyledim ve
onun benden kaçırdığı gözlerini bir başka kızın üstünde yakaladım.
Patronuma yalan söyledim ne de olsa
intihar budalası manyak bir muhasebeciyi asla işe almazdı.
Anneme yalan söyledim çünkü
karnımdaki çocuğun babası kimdi, bilmiyordum ve kürtajımı yapacak doktora yalan
söyledim çünkü ölümümü dört gözle bekliyordum. Ölmedim velhasıl.
Şimdi atıfta bulunduğum kimse kalmadı
ve sadece Tanrı ile başbaşayım: duymuyorum sağımdaki solumdaki sesleri.
Aldatmış olduğum insanlar yetmedi…
Aldatılmışlığım da yetmedi.
Ya, Tanrıyı aldatan sadece ben miyim
ve gerçekten O da mı beni gözden çıkardı?
Günden güne büyüyen enflasyon ve
bütçe açığı gibi şahikanın kanatlarında serpilmek ve dünyaya egemen olmak
isterken…
Hiç mi sevmediniz beni hiç mi? Ya,
ben kendimi bu kadar az mı sevdim?
Boyut atlayacağım derken dünya
değiştirmeye merak sardım madem.
Matem öncesi yazgıma da kimse atıfta
bulunmasın ve asla kök hücremi kimseye nakletmesinler.
Hadi, ne duruyorsunuz? Çekin fişimi
çekin de bitsin bu işkence.
Yoksa ben çoktan çektim mi?
Bir aparat yardımı ile bağlanabilirim
hayata bundan sonra ve içimin dehlizinde gezinen yabancı ruhları da men
ediyorum içimdeki enkazı görmelerinden.
İnsan olmayı başaramadım ve sadık bir
sevgili olmayı da derken ruhumu şeytana sattım lakin hala Allah’a inanıyordum
ve şimdi bin bir yeis ile kendimi boşluğa bırakacağım lakin, lakin… kim tekme
attı karnıma? Yoksa sen misin beni ve bizi bırakma diyen? Ne yani henüz doğru
dürüst bir bedeni bile olmayan bir canlı mı engel olacak atlamama? Sakın,
sakın, bir daha tekme atma seni sefil canlı sakın!
Bu, bu, bir uyarı mı yoksa? Tanrı
benden hala ümidini kesmedi mi hala? İnanmalı mıyım şimdi? Başka çarem var mı
peki ve çaresizlik nedir, benden başka yaşayanlar da var mı yani?
Atma, sakın tekme atma yeniden,
bebeğim. Ben ne dedim şimdi ne yani, anne olmayı hak ediyor muyum yoksa o canlı
mı hak ediyor dünyaya gözlerini açmayı bir avazda ve ben kollarımı ona dolarken
tıpkı Rahman beni bu güne kadar hep kollamış ve korumuşken…
Işığı tutma güzel Allah’ım yüzüme
lütfen tutma ki bu İlahi Aşk beni benden ediyor ve sadece sana tapmanın zevki
ile sefil ruhum ihya oluyor…
Işık sadece o ışık! Kimselerin görmediği
ve benim gözlerimi ve ruhumu alan…
Bu, son olsun yeter ki ve asla
bırakma beni bir başıma güzel Allah’ım! Senin için yaşamaya değer yeter ki sen
de darılma bana güzel Allah’ım…