21. Şah Sultan

Yavuz Sultan Selim’in kızı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşidir. Eyüp Silahtar Ağa Caddesi’nde bir cami inşa ettirmiştir. Camiyle birlikte deniz kenarında Mevlevi Tekkesi, tekkeye ait hücreler ve sıbyan mektebi yaptırmış, vakfetmiştir.

 

Beyhan Sultan Mektebi

Üsküp‟te kurulan en önemli mekteplerden birisi Beyhan Sultan Mektebi’dir. Beyhan Sultan mekteb-i Şerifi vakfında yevmi 4 akçe vazife ile halife-i mekteb olan Mustafa bin Hacı Mahmud hacc-ı Şerif’de vefat edince yerine Üsküp Naibi Abdulfettah Efendi’nin ve şeyhülislam Mevlana Mehmed Emin Efendi’nin ilamıyla 25 Ağustos 1776 tarihinde merhumun oğlu Abdulgani Halife görevlendirilmiştir.

 

Beyhan Sultan Türbesi

Sultan Murat Camii avlusu içerisinde caminin kıble yönündeki güney duvarının bitişiğinde bulunan ve halk arasında türbeye “Beyan Baba” denilmekte olduğu rivayet edilmiştir. Beyhan Sultan Türbesi’nin kitabesine göre inşa tarihi 1556-1557 yılıdır.  Taş levha üzerine Osmanlıca yazılmış kitabede Şöyle yazmaktadır: “Bu meşhed-i şerif şemim ile perran ide / Her dem nesim-i ravza-i dâru‟s-selam ola Tarihi bu türbenin ol kim diler desun/ Envar-ı lütf-i razıka daim makam ola 964  Anlamı: Bu kıymetli Şehidin bulunduğu yer güzel koku ile uçsun. Her zaman cennet bahçesinin rüzgarı essin. Bu türbenin tarihini kim ister söylesin. Rızık veren Cenab-ı Hakk‟ın lütfunun nuru daima makamı olsun. 964 /1556-1557

 

Hanım Hatun Valide-i Osman Paşa

Yavuz Sultan Selim’in kızı olan Hanım Hatun’un kocası Çoban Mustafa Paşa ve kendi adına zengin temliklerini vakfettiği pek çok vakıf eseri vardı. Evkafının toplam hâsılı 93.397 akçeyi bulmaktadır.

 

22. Hürrem Sultan

Kanuni Sultan Süleyman’ın hanımı, II. Selim’in annesi olan Hürrem Sultan Osmanlı hanedanının en hayırsever kadınlarından birisidir. Birçok hayrat bina etmiştir. İstanbul Haseki’de Mimar Sinan’a yaptırdığı külliye, cami, medrese, darüşşifa, sıbyan mektebi, hamam, kervansaray ve su tesislerinden oluşmaktadır. Medrese için kütüphane kurmuş ve kitap vakfetmiştir. Kariye isimli tekkeyi medreseye çevirtti ve Ayasofya civarında çifte hamam yaptırdı.

Hürrem Sultan Kudüs’te halen faaliyetine devam eden, cami, kervansaray, tekke, dürüşşifa, kütüphane ve imaretten oluşan bir külliye daha yaptırmıştır. İmaretin mutfağı, yemekhanesi, fırını, kileri, avlusu, ambarı, odunluğu ve tuvaletleri bulunmaktadır. Hürrem Sultan’ın Kudüs vakfında 55 hacıyı barındıran bir misafirhane ve günde 400 yoksulu doyuran imaretinde 36 kişi calışmaktaydı. Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi, II/4 (Şübat 2019) ss. 61-74 Kıbrıs Sicillerinden Kadınların Kurduğu Vakıf Örnekleri Fatma Şensoy

Hürrem Sultan’ın vefatından sonra Kanuni onun adına Mekke ve Medine’de de imaret inşa ettirmiştir. Böylece Hürrem Sultan’ın dinimizce üç kutsal şehir olan Mekke, Medine ve Kudüs’te hayratı bulunmaktadır. Bu vakıfların dışında yine Kanuni’nin Hürrem Sultan adına yaptırıp vakfettiği Cisri Mustafa Paşa’da kervansaray ve camiden oluşan bir imaret daha bulunmaktadır. Ayrıca Edirne’ye su getirtip çok sayıda mahalle ve çeşmeye bağlatmıştır.

Hürrem Sultan hayratı için H. 947/M. 1440 ve H. 958/M.1551 Ankara’da bir camii 52 oda ve 21 dükkanlı Yeni Han, Karacapaşa Mahallesi’ndeki çifte hamam, Nevbethane Mahallesi’nde bir hane, sahile yapılmış olan bir kayıkhane, Ayo-Lanka Mahallesi’nde fevkani ve tahtani iki ev, diğer tahtani üç ev ve bir ekmek fırını, dört adet dükkan, bezirhane müştemil bir hane, Hacı Mübarek Evkafı’ndan olan arsa üzerindeki üç adet dükkan, bostancıbaşı evkafından üç adet dükkan, camii kurbunda on adet oda, Karaman Pazarı’nda kâin fevkâni ve tahtâni 32 oda ve beş adet dükkanı havi binaları, mumhane civarında kâin fevkâni ve tahtâni 54 adet oda, 16 adet dükkan, 30 adet mahzen ve iki adet ekmekçi fırını, Ayasofya Evkafı’ndan bir arsa üzerindeki 35 adet dükkan, yine aynı yerde kâin Ayasofya Evkafı’ndan 34 bab dükkan ve bir adet başçı dükkanı, Unkapanı’nda altı adet mahzen, Ayakapı’da kâin bir ekmek fırını, Edirnekapı civarında kâin dört bab evi müştemil iki hane ve bir ekmek fırını, Edirne Kapı dışındaki silahhane binası, Ebu Eyub-i Ensari Kasabası’ndaki ekmek fırını, Galata’da fevkani iki, tahtâni bir ev, Ayasofya Evkafı’ndan çok sayıda evi müştemil büyük hane, Galata Kalesi haricinde yedi bab oda ve dükkanlara muttasıl haney, Beşiktaş’ta kâin herkesçe meşhur bir hanı, Silistre Sancağı tevabiinden Ahyolu Kazası’nda kâin birbirine yakın 14 köy Silistre’de birbirine komşu 11 adet köy, Aydos’a bağlı İmnus köyü ve tavabindeki Arklı mezrası, Çorlu kazasına bağlı Umurcu Köyü, Silivri’ye bağlı Kabakçı mezrası ile Aydın Sancağı’na bağlı Kadıncık Çiftliğini vakfetmiştir.

Hürrem Sultan’ın H. 964 tarihli Arapça vakfiyesi ise, Anadolu ve Arap Yarımadası’ndaki yerlerdeki bazı vakıflarıyla ilgilidir.

Vakfiyeye, Hürrem Sultan’ın Kudüs’te Elsit Mahallesi’nde bina ettirdiği yüksek taklı, yüce ravklı Cami-i Şerifi ve imaret etrafındaki 55 odanın dindar mü’minlerin salihlerine ve muvahhid müttakilerden mücâvir olanlara, nefislerini tabiat kirlerinden temizleyen zâhitlere, ahkâmı şer’iyyeyi ihlâl etmeksizin şeriat ipine tutunanlara, bina edilen geniş bir hanın yolculara ve misafirlere vakfedildiği yazılıdır. Hürrem Sultan, bu hayratı için Trablusşam’da bir köy ve bir nahiye ve bir mezra  Gazze’de 1köy, Kudüs-ü şerife bağlı bir köyün 2500 dirhem hissesini, Trablus’un Şeyh Tathac Mahallesi’nde kâin iki han ve dükkânların tamamını, Han-ı Adimi Mahallesi’nde vaki bir hanın tamamını, Reşhiyn Köyünde dört adet değirmen, Beşniyn Karyesi arazisinde kâin dört adet değirmeni, Beyt-i Makdis-i Şerif’te kâin iki adet hamamın temamı, Kudüs tevabiinden Beyt-i Kesa karyesinin tamamı ve Harube mezreası, Kefercins denilen köyde 24 kırat asıldan 18 kırat mikdarı hisse, Keferiana Köyü ve Keferitab mezreasını, Bakiü’l-fan Köyü’nü, Beyt-i Lukya Köyü’nü ve Beyt-i Nuşef mezreası ile Rükübis mezreasını, Beyti’l-Âhim karyesindeki 24 kırat asıldan 18 kırat mikdarındaki hissenin tamamını, Beyt-i Cala karyesindeki 24 kırat asıldan 18 kırat mikdarındaki hissenin tamamını, Remle tevabiinden Kenise Köyü’nü, Bi’rimaiyn Köyü’nü, Sebtare Köyü’nün 24 kırat asıldan 12 kırat mikdarı hissenin tamamını, Unnabe Köyü’nü, Safriye Köyü’nün 21 kırat hissesinin tamamını, Harita Köyü’nü, Cendas Köyü’nün 24 kırat asıldan yedi kırat mikdarı hissesini, Yazder Köyü’nü, Yahudiye Köyü’nü, Beyt-i Decin Köyü’nün 18 kırat ve bir kıratın sekizde biri mikdarındaki hissesini, Beyt-i Şena Köyü’nü, Rantaya Köyü’nü, Na’lin karyesinde olan 24 kırat asıldan 18 kırat mikdarı hissesini, Nablus tevabiinden Kafon Köyü’nü, Ben-i Saab Nahiyesi’nde Haşanetü’l-Cemasiyn Mezreası’nın rub’ hissesini vakfetmişti. Vakfiyelerine göre Şehzâde Mehmed’in validesi şeklinde kaydedilmiş bulunduğu Silistre Sancağı vakıf defterindeki kayıtlara göre Haseki Sultan, Rusikasrı’na bağlı iki, Aydos’a bağlı 45 ve Ahyolu’na bağlı 20 olmak üzere toplam 67 adet köyün geliri olan 549.390 akçeyı vakfetmiştir.

                                                                                          

 23. Gülfem Hatun

Kanuni Sultan Süleyman’ın azatlı cariyelerindendir. Hayır, hasenata önem vermiş hanımlardandır. Üsküdar’da vakıf kurmak üzere arazi satın almıştır. En önemli vakıfları da, Üsküdar’da kendi adıyla anılan Gülfem Hatun Mahallesi’ndedir. 1542 (949) tarihli vakfiyesine göre burada cami, kervansaray, imaret ve mektep inşa ettirmiştir. Vakfını tamamlayamadan vefatı üzerine kalan kısmı Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’a tamamlattırmıştır. Bu yapılardan günümüze sadece cami gelebilmiştir.

Gülfem Hatun’un Manisa’da vakıfları bulunmaktadır. Bunlar arasında çeşmeler, dükkânlar, nakit para vakıfları sayılabilir. Karacaahmet Sultan Türbesi’ni de tamir ettirmiştir.

 

24. Mihrimah Sultan

1522-1578 yılları arasında İstanbul’da doğup ölen Mihrimah Sultan Kanuni Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan kızı ve Sadrazam Rüstem Paşa’nın eşidir.   Hümaşâh’ın yanısıra Osman adında bir çocuğu daha bulunan Mihrimah’ın siyasi kararlarda etkili olma tutkusu yanında hayır ve bayındırlık işlerinde de önemli bir lider durumunda olduğu görülür.

Süleymaniye, Haseki ve eşi Rüstem Paşa Külliyeleri’ne yaptığı yardımların yanı sıra Edirnekapı (1566) ve Üsküdar’da iki büyük külliye (1547) yaptırarak İstanbul’un imarına katkıda bulundu. Arafat Dağı’ndan Mekke’ye suyolu döşetmişti.  Sultan Süleyman’ın kızı için yaptırdığı kabul edilen külliyenin inşâsına 1540’da başlanmış ve yedi yıl içinde tamamlanmıştır. Mimar Sinan’ın mimarbaşı olduktan sonra Şehzâde Külliyesi ile eş zamanlı olarak ele aldığı külliye, cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret-tabhane ve han yanında suyolları, çeşme ve hela gibi tesislerden oluşmaktaydı. Külliyede ikisi özgün, biri sonradan eklenmiş olan üç çeşme, bir şadırvan ve iki su haznesi bulunmaktadır. 

Mihrimah Sultan’a babası Sultan Süleyman tarafından temlik edilen Selanik Sancağı’nda ki hala mülk statüsünde kaydedildiği, bu köylerden Avrathisarı’na bağlı olanların Mihrimâh Sultan tarafından kızı Ayşe Sultan’a H. 978 (M. 1573-74) yılında hibe edildiği belirtilmekte, Ayşe Sultan’ın annesi ve babası tarafından kurulan vakıflara mütevelli tayin edildiği bilinmektedir. Vakfiyelerine göre Mihrimah Sultan adına Selanik Sancağında dokuz, Avrathisarı’nda iki ve Yenişehir/Platimana’da 37 köy olmak üzere toplam 48 köy tesbit edilmiş olup bu köylerden vakıf adına toplam 188.269 akçe gelir elde edilmektedir.

Vakıf, Evrenos Gazi Evkafı’ndan sonra, sancakta en yüksek gelire sahip ikinci vakıf durumunda olup vakfın geliri, Sancakta hesaplanabilen toplam vakıf gelirinin yaklaşık % 13’ünü teşkil etmektedir. Mihrimah Sultan Üsküdar’da yaptırmış olduğu cami-i şerif için Niğbolu Sancağı’na bağlı Çernovi Nahiyesi’nde toplam 116.376 akçe geliri olan 10 köyü vakıf olarak yazdırmıştır. Ayrıca Kanuni Nevrekob kazasında mülkü olan üç köyü (İstarçeşte, Dolani ve Libahak) kızı Mihrimah Sultân’a temlîk etmiş ve Mihrimah Sultan da bu köylerin 56.053 akçeyi bulan gelirlerini vakfetmiştir. Mihrimah Sultan Vakfı adına Balkanlardaki üç Sancakta (Selanik, Siroz ve Niğbolu) kayıtlı bulunan 61 yerleşim biriminden elde edilen toplam hâsılın ise, 360.698 akçe olduğu hesaplanmıştır.

Mihrimah Sultan H. Evâil-i Rebiü’levvel 970 tarihli vakfiyesinde eşi Rüstem Paşa’nın kabrinin bulunduğu mevkide bir musluk ve ma-i safi inşa ederek, Üsküdar’da bina ettiği imâreti için evkafından cihet tayin ettiği belirtilmektedir. Türbede bekçi olan 12 nefere yevmi birer buçuk, 24 nefer tilâvet erbabına üçer akçe, otuz nefer cüzhânın ser-mahfeline, cüzleri tertib edene ve noktacıya üçer akçe, diğer 27 nefere ikişer akçe, buhurcuya iki akçe, dört nefer sakiye dörder akçe, noktacıya üç akçe ve sakiyan için iki akçe sarf olunması vakfiye şartıdır. Üsküdar’da “Mihrimah Sultan Vakfı”na ait H. evail-i Ramazan 975 tarihli bir diğer Vakfiyede vakıf köyler kayıtlı olup Üsküdar’daki imarette pişirilmeye meşrût levâzımın miktarında düzenlemeye gidilmiştir.

Mihrimah Sultan Vakfı’na ait H. 978 tarihli bir diğer vakfiyede Vâkıfe, Üsküdar’da binâ ettiği İmâret-i Âmire’de görevli olan vazifelilerin özellikleri ve ta’yin yevmiyeleri belirlenmekte ayrıca Beytullahi’l-Haram’da Makam-ı İbrahim aleyhi’s-selamda 30 nefer cüzhân, Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebi’de 30 nefer cüzhân, Hazret-i Halilü’r-Rahman’da 30 nefer cüzhândan dokuz nefer ser-mahfele üçer, diğerlerine ise ikişer akçe, her birine cihet-i nezaret olarak senevî onar filori verilmesi şarta bağlanmış olup, bunların herbirinin yapacağı işler tafsilatlı olarak anlatılmaktadır.

Mihrimâh Sultan Evkafı ile ilgili en teferruâtlı bilgilerin bulunduğu vakfiye, H. Zilhicce 965 tarihlidir. Üsküdar’da deniz sahilinde binâ ettirdiği imaret, Karabaş Mahallesi’ndeki Yenibahçe’de yaptırdığı mekteb edebi bir dille anlatılarak, bunların mesâlihi için vakfedilen akarât kaydedilmiştir. Mihrimah Sultan vakıf gelirinden 5000 dinar altının her sene Mekke ve Medine fukarasına gönderilmesi şartını diğer vakıf şartlarına eklemiştir. tamirât için gerektiğinde kullanılmak ve yeni akârat satın almak üzere 10.000 altın tayin etmiştir. Vakfiye bundan sonra vakfın hukuki lüzumu ile ilgili kısma geçerek sonlanmaktadır.

OSMANLI DÖNEMİ HANIM SULTAN VAKIFLARI VE SOSYAL POLİTİKA UYGULAMALARI Eyüp Sabri KALA Dr. Öğr. Üyesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Hukuk Fakültesi

Vedat Turgut Balkanlarda Bacıyan Evkafı

 

 

 

25. Nurbanu Sultan

Nurbanu Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu II. Selim’in hasekisi      ve III. Murad’ın annesidir. Doğum yeri ve ailesi hakkında bilgi bulunmayan Nurbanu ismi verilerek saraya yerleşen Valide Sultan, Osmanlı dünyasının siyasi, sosyal, entelektüel, mimari açıdan zirvede olduğu bir dönemde haremde yetiştirilmiş ve eğitilmiştir. Valide Sultan, yaşadığı zaman diliminde, sarayda ve Osmanlı toplumu içinde saygınlık kazanmış bir sima olmasının yanı sıra uluslararası boyutta da tanınan bir şahsiyet olmuştur. Hayırseverliği ve ve icraatları sayesinde zamanın vefasızlığına karşı koymayı başarmış ve ismi günümüze kadar yaşamıştır.

9 yıl Valide Sultanlık yapan Nurbanu Sultan’ın eşi ve oğluyla ilişkilerine kısaca bir göz atıldığında onun baskın ve etkileyici bir karaktere sahiptir. Venedik elçisi Jacobo Soranzo’nun “hasekinin güzel ve olağanüstü akıllı olması nedeniyle majesteleri tarafından çok fazla sevildiği ve sayıldığı söyleniyor” demesi Selim’in Nurbanu Sultan’ı elçilerin dikkatini celbedecek derecede sevdiğini ve saygı duyduğunu göstermektedir. İstanbul’da bulunan (Jocopo Ragazzoni) elçinin kaydına göre, Selim oğluna olan saygı ve sevgisinin ifadesi olarak annesini nikahlamıştır. 1573’te İstanbul’a gelen elçi Andrea Badoaro’da (haseki) deniyor ve Majesteleri tarafından çok seviliyor”demektedir.

Nurbanu Sultan Osmanlı tarihinde bazı ilklerin sahibidir. Çifte minareli cami yaptırma ayrıcalığına sahep tek kadındır. (Çifte minareli cami yaptırma padişahların kullandkları bir ayrıcalıktı) Onun inşa ettirdiği Atik Valide külliyesini benzerini bir başka saraylı kadın yaptıramamıştır. Mimar Sinan’ın tasarlayıp yaptığı Atik Valide Külliyesi cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, dârülhadis, dârülkurrâ, imaret (aşhane, tabhane, kervansaray), dârüşşifa, türbe ve hamamdan oluşmaktadır.

Valide Sultan’ın diğer bir vakıf hayratı ise Lapseki Külliyesi’dir. İmaret, mektep, mescit ve tekkeden oluşmaktadır. Bunların dışında suyolları yaptırmış, bazı semtlere çeşmelerden su bağlatmış, Harameyn hizmetleri ve zaviyeler “için vakfından tahsisat ayırmıştır. Hamam, değirmen, salhane, şemhane, dükkân, menzil, ev, fırın gibi akarlar vakfetmiştir.

Atik Valide külliyesi 18. Yüzyılın en büyük vakfı olma özelliğine sahiptir. Gelirlerinin bir kalemi Halep göçer Türklerine ait Yeni il hassıydı. Külliyenin yeni il hassından aldığı gelir 3.000.000 (üç milyon akçe) ydi. Vakıf pek çok köyün cizye ve vergi geliri ile desteklenirken ayrıca İstanbul’da gelir getirici 250 taşınmaza sahipti. 

Bu en büyük Valide Sultan külliyesi imaretinde günlük 1000 kişilik iki öğün yemek çıkırtılıyordu.

Nurbanu Sultan camiine bir kütüphane vakfeden ilk kadındır. Günümüzde Hacı Selim Ağa kütüphanesine taşınan koleksiyonda mjhtemelen bir kaçını kendisinin sipariş ettiği on altı nefis Kuran vardır.

            Nurbanu Sultan, kendisi icin “Valide Sultan” namı kullanılan ilk padişah annesi olarak tarihe geçmiştir. Nurbanu eşinin türbesine gömülen ilk padişah kadınıdır.

Nurbanu Sultan’ı Osmanlı tarihinde ilklerin sultanı yapan padişah eşi ve padişah annesi olmanın verdiği ayrıcalıklardır.

Valide Sultanın vakfiyesi de ilktir. Onun Üsküdar külliyesine ait vakfiyesi, “vâkıfe hazretleri” diye başlayıp “şart kıldı” şeklinde biten cümlelerden anlaşılacağı üzere bizzat kendisinin telkiniyle hazırlanmıştır.  Dolayısıyla vakfiyesi Nurbanu Sultan’ın manevi dünyasını yansıtmaktadır dersek kanaatimizce yanlış olmayacaktır. Nurbanu Sultanın hassas kişiliği vakfiyesine de yansımıştır.

Vakfiyesine, külliyede çalışacak herkesin özelliklerini tek tek yazdırmıştır. Mesela hal ve hareketleri düzgün, takva ehli, dünyaya meyil etmeyen, namazın şartlarını güzelce bilen beş adet musalliyan tayin edilmiş olup bunların görevi her gün tadil-i erkâna uygun yirmişer rekat namaz kılıp, sevabını Nurbanu Sultan ruhuna hibe etmektir. Aynı şekilde okunan Kuran ve çekilen tesbihlerin de vakıfenin ruhuna hibe edilmesi şartı vardır. Nurbanu Sultan, vakfiyesinde tayin ettiği beş kişinin okudukları cüzlerin sevabının Hz. Muhammed, Hz. Aişe ve Hz. Fatıma’nın ruhlarına hediye edilmesini istemektedir.

Bu örnekler Nurbanu Hatun’un ahiret inancını ve öldükten sonra hayır kapısının kapanmaması arzusunu göstermesi bakımından dikkat çekmektedir. Aynı zamanda onun İslâm ve Osmanlı kültürüne ne derece aşina olduğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Zira bu şekilde Hz. Peygamber, onun sevgili eşi Aişe (RA) ve biricik kızı Fatıma (RA) ile manevi bir bağ kurmaya çalışmaktadır.   

Nurbanu Sultanın hassas kişiliği darüşşifa da görev yapacak tıp doktorları için belirlediği şartlarda kendini göstermektedir. Valide Sultan darüşşifaya tayin edilecek iki doktorun, tıp ve hikmetin tüm esrarına sahip olduktan sonra “tedavide ince ve yumuşak davranan… acz ve tembelliği kendilerine reva görmeyen, hastalara sanki en yakını gibi merhametli davranan, sert sözlerden kaçınan, nabızlarını, ateşlerini ve diğer durumlarını yoklayıp duran, daima hastaların hâllerini soran” davranışlar sergilemelerini şart koşmuş, görevlerini ihmal etmeleri durumunda aldıkları paranın hela olmayacağı ve ahirette daimi azaba düçar olacakları şeklinde tehdit etmiştir. Vakfiyede ki başka bir şart ise Nurbanu Sultan’ın ölümünden sonra kadın kölelerinden 150 tanesinin azat edilmesi ve her birine 1000 altın verilmesidir.

Küçük yaştan itibaren İslam kültürüyle içiçe yaşayan ve yetişen Valide Sultan yaşayışına uygun bir merhamete ve diğergamlığa, İnebahtı savaşında esir düşen Kara Ali’nin serbest bırakılması için Venedik dojuna bir Müslümanın köle olamayacağını ifade ettiği mektup göndermesi, Harem-i hümayunda görevli Samuel Sevi adlı Yahudi bir doktorun ve diğer bir kısım Yahudilerin mallarının tazminatının ödenmesi için devreye girmesi, mahkumları affetmesi için oğluna başvurması delil gösterilebilir. Bu durumun, daha sonra özellikle borçlarından dolayı hapiste yatmakla olan mahkumların affedilmesi girişimlerinde valide sultanlara mahsus geleneğin oluşmasında önemli bir adım olmuştur.

NURBANU VALİDE SULTAN’IN HAYATI VE ŞAHSİYETİ Fatma KAYTAZ Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Tarih Bölümü

ATİK VALİDE SULTAN KÜLLİYESİNDE İDARİ VE MALİ YAPI (1590-1830) Ramazan PANTIK Hacettepe Üniversitesi, Tarih Bölümü

M. Baha Tanman DİA

 

 

26. İsmihan Sultan  

Sultan II. Selim’in Nurbânu Sultan’dan doğan kızı olup, 1545 yılında Manisa’da dünyaya gelen İsmihan Sultan, Şehzâde Selim ile Bayezid’in mücadelesi sırasında 1562’de Şehid Mehmed Paşa ile evlendirildi. İsmihan Sultan Babası II. Selim ve kardeşi III. Murad zamanlarında haremin en nüfuzlu kadınları arasında yer alan İsmihan Sultan’ın kısa boylu, çirkin fakat zeki ve hırslı bir kişiliğe sahip olduğu rivâyet edilmektedir. KalaylıkozAli Paşa ile yaptığı evlilikten bir sene sonra 1585’te lohusa döşeğinde vefat eden İsmihan Sultan, babasının Aya-Sofya’da bina ettirdiği türbesine defnedildi. Sultan II. Selim’in kızı İsmihan Sultan’ın Çirmen Sancağı’nda vakfettiği dört köy ve iki mezrâ’nın toplam 21.445 akçe geliri vardı. İsmihan Sultan tüm hayrâtı için çeşitli yerlerden toplam 15 köy ve iki mezrâ’dan vakfı adına toplam 62.186 akçe geliri vakfetmişti. Eyüp’te eşiyle birlikte Sokullu Mehmet Paşa Külliyesini yaptırmıştır. 1568-1579 yılları arasında yaptırılan külliye, Mimar Sinan eseri olup medrese, darülkurra, türbe, çeşme ve kütüphaneden oluşmaktadır. Eyüp Sultan Camii’ne yakın olması nedeniyle külliyede cami yer almamaktadır. V.Turgut

 

Gevherhan Sultan

Sultan II. Selim’in kızı olan Gevherhan Sultan, 1544 yılında Manisa’da doğmuş olup, annesinin Nurbânu Sultan olması muhtemeldir. 1562’de Piyale Paşa ile diğer kız kardeşleriyle beraber evlendirilen Gevherhan Sultan 1578’de eşinin ölümü üzerine üçüncü vezir Boyalı Mehmed Paşa ile izdivâç yapmıştır. Cağaloğlu’nda H. 995’te (M. 1587) bir medrese bina ettiren Gevherhan Sultan, babası tarafından kendisine temlik edilen emlâk ve köylerini buraya vakfetti. Gevherhan Sultan, Medine fukarâsı için Lofça’ya bağlı, 4684 akçe geliri olan iki köyü vakfetmiştir. Gevher Han Sultan’ın bu köylerle beraber Tatovan köyünün gelirini de Medine-i Münevvere için vakfettiği belirtilmektedir.

Gevherhan Sultan’ın İstanbul, Filibe, Edirne (Paşa), Niğbolu, Dimetoka, Eğriboz ve Tırhala’daki Evkafına ait vakfiyesi H. evâil-i Ramazan 1018 tarihlidir. Bundan sonra, Medine-i Münevvere’de Ravza-i Mutahhara’da 30 neferin birer cüz-i şerif tilâvet etmesi mukâbilinde senevi 360 sikkeyi tasarruf ettiği belirtilmekte ve bunu müteakib, vâkifenin Kostantiniyyeti’l-Mahmiyye’deki Avrat Pazarı İğneci Mahallesi’nde hududları belirtilmiş bir medresesi ile Rumeli’nde Fethü’l-İslam Kasabası’nda inşa ettirdiği câmi-i şerif ve hamamının yanındaki dekâkini vakfettiği haber verilmektedir. Gevherhen Sultan hayratları için 101 köyü akar olarak vakfiyesine yazdıran Gevherhan Sultan Anadolu’da Elmaluborlu Kazası’na bağlı Bostanbükü karyesindeki câmisi için Dârü’s-Saltanatü’s-Seniyyetü’l-Mahmiyye dahilindeki muhtelif büyutu ve Kırkçeşme Suyu’ndaki dolabını ve Eski Saraysuyu’ndaki çeşmesini vakfetmiş, vakfettiği sarayında hayatta oldukça kendisi, sonra Hadice Hanım Sultan’ın oturmasını şart etmiştir. Vakıf şartları arasında Aşure Günü’nde ve Kadir gecesi’nde beş nefer yetime birer takiye, kapama, birer zebun ve birer çift pabuç alınarak her sene on yetimin mesrûr edilmesi şartı da bulunmaktadır.

Semendire’deki “Gevher Han Sultan Hazretleri Vakfı”na ait H. evâil-i Ramazan 1032 tarihli vakfiye ile, vâkıfe gider kalemlerini açıklamaktadır.

 

ŞAH SULTAN ve ZAL MAHMUD PAŞA

Şah Sultan, II. Selim’in Nurbanu Sultan’dan olan kızıdır. II. Selim’in şehzadeliği sırasında 1546 yılında Manisa’da dünyaya gelmiştir. Elimizde yeterli bilgi mevcut olmasa da bir şehzade kızı olması hasebiyle iyi bir eğitim almış olduğu düşünülmektedir. 1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın torunlarını evlendirmeye karar vermesiyle 16 yaşında ilk evliliğini gerçekleştirmiştir. Şehzade Selim ile Şehzade Bayezid’in mücadelesinde Selim’in üstünlüğünü sağlamada yararlılık gösteren Sokollu Mehmed Paşa İsmihan Sultan ile, Piyale Paşa Gevherhan Sultan ile, Şah Sultan ise Enderunî olan Çakırcı Hasan Ağa’yla 100.000 akçe mehir karşılığında nikahlanmıştır. Şah Sultan ile nikâhlanan Çakırcı Hasan Ağa’nın rütbesi yükseltilerek 1563’de Bosna Valisi, 1570’de ise 1570’de Rumeli Beylerbeyliği görevine getirilen Hasan Ağa gayet silahşor, âkil ve kerim olarak anılan bir bürokrattı. Şah Sultan Hasan Paşa ile evliliği üç yıl sonra boşanmayla sona erdi. Zal Mahmud Paşa ile 1566 senesinde evlendirilen Şah Sultan hayatının sonuna kadar da onunla yaşamıştır. Şah Sultan’ın önemli bir özelliği ise genç yaşta (26) hacca gitmiş olmasıdır.

            5 Kasım 1577 tarihinde 31 yaşında vefat eden Şah Sultan, kendisinden 13 gün önce ölen eşi Zal Mahmut Paşa’nın yanına, Eyüp’te inşası devam eden külliyenin bahçesine defnedildi.

Şah Sultan, babası tarafından kendisine Filibe’de temlik edilen on dört köyün gelirleri ile bir vakıf kurmuş ve hanedanın diğer kadın üyeleri gibi hayır işlerinde bulunmuştur. Bu arada 1572 yılında eşi Zal Mahmud Paşa ile birlikte, Eyüp’te bir cami ve iki medrese inşa ettirmeye başlamış, vefatlarından sonra bir türbe ve çeşme ilave edilerek, külliye tamamlanmıştır.

Şah Sultan hayatının büyük bölümünü İstanbul dışında geçirdiği için hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Şah Sultan’ın Zal Mahmud Paşa ile olan ikinci evliliği babası II. Selim’in tahta oturmasıyla oldu. II. Selim o sırada Anadolu Beylerbeyi olan Zal Mahmud Paşa’ya vezirlik rütbesi vererek kızıyla evlendirdi.

Gelibolulu Ali’ye göre Zal Mahmud Paşa’nın adaletiyle meşhur, cömert, mülayim bir adam olan paşa Pirlepe’de bir çeşme, hamama su temini ve yine Ankara’da bir çeşme ile mescid inşa ettirmişti.

              Vakfiye de Zal Mahmud Paşa’nın 30 Mart 1577’de,  Şah Sultan’ın ise paşadan on üç gün sonra vefat ettiği hatırlatılarak, kalan mallarının üçte biri ile bir cami, medrese ve kararlaştırdıkları hayrat ve vakıfları kendileri hayattalarmış gibi tamamlanıp, bitirilmesini hatta Şah Sultan’ın mallarının söz edilen üçte birinden başka diğer üçte ikisini de vakfetmesini kardeşi III. Murad’dan rica ettiği,  o tarihte hayatta olan Valide Nurbanu Sultan’ın da bu iş için vasî yapıldığı, hayratlarının mütevelliliğine ise Zal Mahmud Paşa’nın divan katibi Hüseyin Ağa’nın getirilmesi, mal varlığı ile vakfın durumunun takibi için hangi asır olursa olsun vezir-i âzamın nazır olması şeklindeki vasiyetlerinden söz edilmiştir. Vakfiyeye göre Şah Sultan ile Zal Mahmud Paşa’nın aslında aynı külliye içerisinde fakat kendilerine ait farklı vakıfları bulunmaktadır. Şah Sultan’ın kız kardeşleri Gevherhan, İsmihan ve Fatma Sultanlar ise Şah Sultan’ın mirasından kendilerine düşen hisseden feragat edip, ağabeyleri III. Murad’ın da izniyle malları vakf ederek, Şah Sultan’ın son arzusunu yerine getirmişlerdir.

Vakıf şartlarından bir diğeri ise Şah Sultan’ın vasiyeti gereğince medreselere lazım olan kitapların vakf edilip bir hafız-ı kütüb tayin edilmesi, gelir getirecek uygun akarlar satın alınması, görevlilerin ücretleri ile hayratların arttırılması, ilimde hevesli olup, fakir olan öğrencilere 1 akçe, danişmentlerin fakirlerine ise 10’ar akçeye varıncaya dek ek ücret verilerek, odalarda sâkin olmalarıdır.

Vakfiye şartlarından birisi vakfın mali durumuna göre iki üç senede bir yahut her sene Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın ruhları için bir sene birinin, diğer sene ise ötekinin niyetine hacca gidilmesi, on beş kişinin her gün tesbih edip cüz okumasıdır.

Yine vakfiyeye göre giderlerden artan 86.000 akçe Pirlepe’deki çeşmenin suyolu için harcanmış kalan miktar (174.308 akçe) vakıfların mütevellisi Mustafa Kethüda’ya teslim edildiği kaydedilirken yazılan şerhe göre vakıf mütevellisi her sene Eyüp Sultan Cami ve Külliyesi Vakfı’na 320 akçe ödeme yapacaktı.

II. Selim’in kızı Şah Sultan ile II. Selim-III. Murad dönemlerinde vezirlik yapmış eşi Zal Mahmud Paşa İstanbul Eyüp’te vakıf olarak cami ve medrese inşa ettirmişlerdir. Eyüp’teki külliye, zeminin eğimli olması nedeniyle iki kademede inşa edilmiştir. Zal Paşa Caddesi yönündeki ilk kademeye cami, şadırvan avlusu ve avluya birleşen bir medrese bulunmaktadır. İkinci alt kotta, Defterdar Caddesi yönünde yer alan alanda ise ikinci medrese ile türbe binası ve bu alanı sınırlayan avlu duvarının dış yüzüne bir çeşme yerleştirilmiştir. Zal Mahmud Paşa’nın Ankara ve Filibe’de de vakıfları Eyüp vakfıyla birleştirilmişti.  

En başta vakıflar paşa ve sultan tarafından ayrı ayrı kurulmuşlardır. Hatta Şah Sultan kuracağı vakıf için babası II. Selim’in vakfından borç almıştı. Ayrıca II. Selim kızı Şah Sultan’ın yaptırmak istediği vakıf için 1567 senesinde Filibe’de Persadin ve Pavlikan köylerinin Küpsi nahiyelerini, Dercek, Perestice, Şetce, Savver, Fevniye, Vaslakuh, Peruskuva, Curel, Meldava, Vaştova, Nevsel Çavuş ve Nevsel Cedid köylerini temlik ederek, vakfetmesine müsaade etmişti.

Zal Mahmud Paşa ve Şah Sultan hayatta iken inşasını planladıkları külliyenin ilk biten parçası 1579 yılında öğretime açılan ve Şah Sultan’a nisbet edilen medrese olmuştur. Cami’nin temeli ise vefatlarından hemen sonra 1577 yılında atılmıştır. Zal Mahmud Paşa Camii’ni mükellef ve mükemmel olarak tanımlayan Evliya Çelebi, camiden “bir irem bağı içinde iki tarafı ana yol olan aydınlık bir camidir ki, Osmanlı ülkesindeki vezir camilerinin içinde böyle aydınlık bir cami yapılmamıştır. 366 billûr cam ile süslenmiş bir camidir... Altı tamamen talebe hücreleridir…Bu camide olan mimarî özellik bir camide yoktur. Avlusunun üç tarafı medrese odaları ile süslenmiştir. Dört tarafındaki güllük gülistanlık içindeki bülbüllerin nağmeleri insana hayat verir. Minaresi gayet sanatlı ve yüksektir. Koca Mimar Sinan bu cami yapılışında bütün ustalığını göstermiştir” diye bahseder. Vakıf kanalı ile cami ile medresenin ortasına bir de şadırvan  inşa edilmiştir.

Vakfiye’de hatip, imam, vaiz, kayyım, sirâcî, muvakkit, müezzin, ferraş, buhûrî, noktacı, eczâhân, şeyh, ser-mahfil, hafızlar, ehl-i kuran, hafız-ı mahzen, muvaşşahhân, muarrif, kanavâti, sandûkî, naʿathân ve mevlidhânın tayin edileceği kararlaştırılmış olup cami personelinin yıllık ücret toplamı 70.445 akçeyi buluyordu.  

Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın külliyesinde Şah Sultan’a nispet edilen ilk medreseyle birlikte iki ayrı medrese bulunmaktadır. Şah Sultana nispet edilen medrese caminin son cemaat yerini karşısında olup kubbeli bir dershane, sekiz hücre ile üstleri aynı tonozla örtülmüş değişik ölçü ve biçimde beş hücreden müteşekkildir.

Zal Mahmud Paşa’ya nispet edilen medrese ise taş merdiven ile inilen türbenin de bulunduğu yaklaşık 4 metre aşağıda bulunan bahçede denize bakan kısımda yer alır. Burada bir umumi dershane, on talebe odası, çok sayıda tuvalet ve çeşme bulunmaktadır.    Medresede çalışanların yıllık toplam ücreti ise 66.552 akçeyi bulmaktadır. (2 Müderris, 2 muavin, 24 danişmed (öğrenci-günlük 2 akçe-) ve 24 Bevvab (hademe).

Vakfiyede medresede görev alacak iki müderris için akranları içinde parmakla gösterilen, akranlarından üstün, fazilet sahibi ve ilminde ilerlemiş kişiler olmaları istenmiştir. Günlük 8 akçe alan bu müderrislerin eğitimi aksatmamaları, sebepsiz yere dersi terk etmeyip, şeriat ve fıkıh işlerinde geniş bilgisi olan, dinin emrettiği şeylere sımsıkı bağlı kalan kişiler olması şart koşulmuştur.

Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın vasiyetleri üzerine karı koca yan yana defn olunmuşlardır. 600.000 akçe masrafla inşa edilen türbede 1 türbedar, 12 bekçi ve 1 destari (sarıkçı) ve 1 cüzhan görevlendirilmişti.

Günlük 5 akçe ile vazifelendirilen türbedârın, ağırbaşlı ve dindar olması, Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın ruhları için cüzhânların sabah namazından sonra türbede toplanıp, on beş cüz okumaları vakıf şartlarındandı.

Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın hayratlarını arasında, vefatlarından sonra 1589-90 yıllarında yapılan bir çeşme bulunuyordu.

Zal Mahmud Paşa ile Şah Sultan’ın yaptırmış olduğu vakıf eserlerine gelir getirmesi için Filibe’de 1.161.500 akçe masrafla 63 hücre ve 16 dükkanlı bir han yaptırılmış, hanın tamir ve masrafları için 1.251.563 akçe karşılığı eğirmenler satın alınmıştı. Şah Sultan ve Zal Mahmut Paşa vakıflarını inceleyen Betül Kahraman’ın tespitlerine göre ilerleyen zamanlarda, farklı yerlerde vakfın gelir getiren 6 dükkan, 1 Çuka dingi, 1 fırın ve 4 değirmen, 24 hücre ve 1 Şemhane’si (Mumların muhafaza edildiği oda.) bulunuyordu.

Zal Mahmud Paşa muhtemelen Anadolu Beylerbeyliği sırasında Ankara’da hayrat da olarak bir çeşme ve bir mescid yaptırmış, hayratı çin 13 dükkan yaptırarak vakfetmiş, hayratı için bir vakıf kurmuştu.  

            Zal Mahmud Paşa’nın hayattayken Ankara’da yaptırdığı hayır eserlerinin dışında Pirlepe’de de bir çeşmesi bulunmaktadır. Ayrıca, Pirlepe hamamının suyunu da vakfetmişti.

            Osmanlı Arşivi’nde yer alan vesikalar ile Evkaf Nezareti tarafından tutulan muhasebe defterlerinden vakfın varlığını Cumhuriyet Dönemi’ne kadar sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

1774 yılından sonra Rusya’nın Karadeniz’in kuzeyinde uyguladığı politikadan ötürü bu bölgeden Osmanlı Devleti’ne çeşitli göç dalgaları yaşanmıştır. Bunların en büyüğü ise 1859-1862 yılında gerçekleşmiştir. Bu göç dalgaları sırasında 1860 yılında Nogaylar ve Kıpçak kabilesinden olan ve İstanbul’a muhacir olarak gelen iki yüz seksen kişi Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa Külliyesi içerisindeki medreselerde iskân ettirilmişti.

Şah Sultan ve Zal Mahmud Paşa’nın medreselerinin 3 Mart 1924’te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Tevhid-i Tedrisat Kanununun kabul edilerek medreselerin kapanmasına kadar eğitim-öğretim hayatına devam ettiği düşünülmektedir.

FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI TARİH PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ VAKFİYESİ IŞIĞINDA ŞAH SULTAN VE ZAL MAHMUD PAŞA KÜLLİYESİ: CAMİ, MEDRESE, TÜRBE VE ÇEŞMESİ BETÜL KAHRAMAN                                                                                                                                                                                                                                  2019

 

 

27. Safiye Valide Sultan

III. Murad’ın hanımı, III. Mehmed’in validesidir. Safiye Sultan tarafından yapımına başlanan Eminönü’ndeki Yeni Cami’nin temelleri 1597 yılında atılmıştır, ancak camiinin tamamlanması Turhan Valide Sultan’a nasip olmuştur. Üsküdar’da Karamanlı köyünde cami ve çeşme yaptırmış, Fatih’te İmam Gazali neslinden bir zatın mezarı üzerine türbe inşa ettirmiştir. 1598’de kendi adını taşıyan bir medrese, 1610’da Kahire’de Melike Safiye Camii adıyla bir cami yaptırmıştır. Borcu olanlara, savaş zamanlarında orduya vakfından tahsisat ayırmıştır. Vakfiyesinde III. Murad’ın türbesinde Kur’an okunması, Mısır’daki emlakinden Mekke, Medine ve Kudüs’te Kur’an okuyacak 120 hafız ile Mekke’deki sebil, mescit ve kuyulara bakacak hizmetlilere tahsisat ayırmıştır.

 

 

28. Ayşe Sultan

III. Murad’ın kızıdır. VGM Arşivi’nde üç vakfiyesi bulunmaktadır. 1602 tarihli ilk vakfiyesinde kendisinden önce vefat eden eşi İbrahim Paşa’nın ruhu için Kur’an-ı Kerim okunması, teşbih çekilmesi, onun yerine kaza namazı kılınması, hacca gidilmesi hususlarında hayır şartları ve bu işler için görevlendirilen kişiler yer almaktadır. Vakfın akarı olarak ev, kayıkhane, menzil, dükkân, arsa, bahçe, değirmen, koyun ve çiftlik vakfetmiştir.

Yine 1602 tarihini taşıyan zeyl vakfiyesinde bir medrese vakfetmiş, bunun görevlilerini, görevlerini, ücretlerini belirlemiştir. Ayrıca vefatından sonra türbede her gün altmış cüzhan tarafından iki hatim okunması, 24 cüzhan tarafından gece ve gündüz Kur’an okunması, kendisi adına kaza namazı kılınması, hacca gidilmesi, aşure gününde fakirlere aşure dağıtılması, her yıl mevlit okutulması şartlarını vakfiyesinde düzenlemiş, bu işler için görevliler tayin etmiştir. Vakfiyede, eşi İbrahim Paşa’nın türbesinin yanında bir çeşme yaptırıp onu da vakfettiği görülmektedir. Ayşe Sultan’ın yine 1602 tarihli ikinci zeyl vakfiyesinde ise, vakfa yeni akarlar katılarak vakıf gelirleri arttırılmıştır.

 

 

29. Mahpeyker Kösem Valide Sultan

I. Ahmed’in eşi, IV. Murad ve I. İbrahim’in annesi, IV. Mehmed’in babaannesi olan Mahpeyker Kösem Sultan Osmanlı tarihinde önemli kadınlarından biridir. Üsküdar’ın en önemli külliyelerinden olan ve Çinili Camii, medrese, şadırvan, sebil, sıbyan mektebi, çeşme ve çifte hamamdan oluşan külliyeyi yaptırıp vakfetmiştir. Külliyenin tarihi 1640’tır.

Ayrıca Üsküdar merkezinde hamam, Ayasofya - Kapalı Çarşı arasında çifte hamam, Yenikapı’da hamam, Çakmakçılar’da içinde cami bulunan Valide Hanı’nı yaptırıp akarları arasına katmıştır. Ayrıca her yıl Kâbe yollarında bulunan fakirlere Surre Alayı ile gönderilmek üzere para tahsis etmiştir. Kösem Valide Sultan Osmanlı’da Kadınlar saltanatı denilince akla ilk gelen Valide Sultanlardan birisidir şüphesiz. Metin Hasırcı’nın yazdığına göre hayırseverliği ile halkı kendine bağlamıştı.

26 trilyonluk bir serveti bulunan Kösem Sultan'ın, pek çok vakfı (İstanbul, Mekke, Medine) vardı, Camilere, hanlara, Seyyidlerle, fukaralara yardımı hiç eksik olmazdı. Ramazan, üç aylar ve bayramları tebdili kıyafet her tarafa koşturarak geçirirdi. Borçları yüzünden hapiste yatanların borçlarını öder ve bulundukları hapishanelerden, halas ederdi. Fakirlerin kızlarının çeyizlerini yapardı. M. Hasırcı- Büyük Osmanlı Tarihi

 

30. Hatice Turhan Valide Sultan

Osmanlı İmparatorluğu´nda valide sultanlar yüksek gelirli ve nüfuzlu kadınlardı. Üst seviye gelire sahip olan ve gelirlerini hayır işlerinde değerlendiren Valide Sultanlardan birisi de Sultan İbrahim´in hasekisi, IV. Mehmed´in ise validesi olan cariye asıllı Hatice Turhan Sultandır.

Dönemin nüfuzlu valide sultanı olan Hatice Turhan Sultan vakfiyesini 1663 yılında kaleme aldırdı. Valide Sultan´ın en büyük vakfı bugün Eminönü semtinin ayrılmaz parçası olan Yeni Camii Külliyesi´dir. Mısır Çarşısı´nı da kapsayan bu abidevi eserlerin bânisi olan Sultan, hem payitaht İstanbul´da vakıflar hem de Çanakkale´de iki kale inşa ettirdi.

Hatice Turhan, İbrahim´in baş hasekisi ve IV. Mehmed´in annesidir. Harem de kendisine Hz. Peygamberin ( sav) Muhammed´in ilk eşi Hz. Hatice´nin ismi verildi ve bu isimle tanındı. Beyaz tenli, koyu kahverengi saçlı, mavi gözlü, boylu poslu, narince çok güzel bir kız olan Sultan dikkat çekici güzelliğiyle Sultan İbrahim tarafından beğenildi ve padişahın hareminde yer aldı. Oğlu IV. Mehmed´in yedi yaşında tahta çıkmasıyla Valide Sultan oldu. Valide sultanlar 16. yüzyıldan sonra ciddi biçimde tebarüz ettiler. Turhan Sultan, valide sultan mevkiine geldiğinde ailenin yaşlı kadınlarından değil yirmili yaşlarını süren çok genç bir kadındı. O dönemde Valide sultanın gücünü kendisine verilen maaş gösterirdi. İlk valide sultan olan Nurbanu Sultan´ın maaşı günlük iki bin akçe idi.

Hatice Turhan Sultan kayınvalidesi Kösem´in 1651´de öldürülmesiyle Harem´in başı oldu ve maaşı üç bin akçeye yükseltildi. Turhan Sultan´ın otoritesi Kösem Sultan´ın öldürülmesinden sonra temayüz etti. Hatice Turhan Sultan, 1656´ya kadar vezir-i azam atamaları da dâhil tek yetkili konumdaydı. 1656´da Köprülü Mehmed Paşa´yı olağanüstü yetkilerle donatıp sadrazam olarak atadı. Köprülü soyundan gelen sadrazamlar yarım yüzyılı aşkın bir süre hizmet verdiler ve ülkeye belirli bir istikrar getirdiler. Sultan 1683 tarihinde Edirne’de vefat etti. Hatice Turhan Sultan’ın kabri, bânisi olduğu Yeni Valide Külliyesi’nin türbe kısmındadır.

Vakıf öncellikle öncelikle dinî bir kaygının ve cennete ulaşma arzusunun tezahürüdür. İslam dini insanın fıtratında olan verme güdüsünü bu güdüyü hassaten teşvik, hatta emreder. En varlıklısından en yoksuluna kadar malını vakfedenlerin amacı Kur´an-ı Kerîm’deki hayır işleyenlerin Allah tarafından ödüllendirileceği vaadidir.(“ Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Bakara 271) 

Hatice Turhan Sultan, 7 Mart 1663 tarihinde bir vakfiyesinde (“Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin.” Tevbe 41)  emrine uyarak iki cihanda sevaba nail olmak için hayır yaptığını belirtmektedir. Hatice Turhan Sultan´a ait 1663 tarihli vakfiye, Sultan´ın İstanbul´dan Mekke-Medine´ye kadar uzanan vakıflarının yönetim, personel, ücret bilgileriyle, şartlarını kapsamaktadır. Bütün bu vakıfların masraflarını karşılamak üzere İstanbul, Ezdin, Manisa, Kale-i Sultaniye, Soma ve Bergama gibi Sultan´ın farklı yerlerdeki mülkleri, çiftlikleri ve dükkânları vakfedilmişti. Vakfiyenin ağırlığını ise sultanın en büyük eseri olan Yeni Valide Külliyesi Vakfı ve vakıf görevlileri oluşturmaktadır. Külliye 1665´te açılmasına karşın iki sene önceden vakfiyesi hazırlanmıştı.

Vakfiye şartlarından birisi de hacıların yoldaki su ihtiyacını karşılamak üzere 65 deve kiralanması, bunlarla hacıların eşyalarının ve ihtiyaç duydukları miktarda suyun taşınmasıdır.

Hatice Turhan Sultan Çanakkale Seddü´l-bahr´ içinde bir cami, bir mektep, bir hamam (kadınlar ve erkekler için), kale muhafızları için evler, dükkânlar ve benzersiz çarşıları olan iki kale yaptırdı. Bu özelliğiyle Valide Sultan Osmanlı tarihinde kale yaptıran ilk Valide Sultandır. Vakfiyede Hatice Sultan´ın İslam´ın infâk emrine nâil olmak için Karadeniz Sahili´nden Çanakkale Boğazı dışında eski İstanbul ismiyle bilinen yerde (birbirine karşılıklı) iki kaleyi inşa ettiği ifade edilmektedir. Akabinde Fatih Sultan Mehmed´in 15. yüzyılın ortalarında boğazın en dar yerinde yaptırmış olduğu Kilitbahir´de geniş çaplı bir onarım başlattı.

 

Yeni Cami

Hatice Turhan Sultan´ın en büyük eseri günümüz Eminönü semtinin ayrılmaz parçası olan Yeni Camii´dir. İnşaat faaliyetlerinin azaldığı 17. Yüzyılda Sutanahmet ve Yeni Valide Camii bu yüzyılda yapılan önemli eserlerdendi. Yeni Valide Külliyesi cami, türbe, sıbyan mektebi, sebil ve Mısır çarşısı olmak üzere beş ana unsurdan müteşekkildi. Evliya Çelebi´ye göre İstanbul´daki onuncu selâtîn camiidir. Vakfiyeye göre caminin iki imamı da ilimleriyle ve yumuşak huyluluk ile bilinen, “zühd ve takva” sahibi kimseler olmalıydı. İmamlar beş vakitte dönüşümlü olarak “ehl-i sünnet ve´l-cemaat” akidesi üzere imamlık yapacaklardı.

İmamların sabah namazından sonra Yasin Suresi´ni, öğle namazından sonra birer aşr-ı şerif, Yine ikindiden sonra ise Nebe Suresi´ni okumaları gerekiyordu. Özürsüz olarak görevlerini terk etmeyip yerlerine başka birini koymamalıydılar. Vazifelerinin karşılığı olarak günlük otuz akçe alacaklardı.

Yine vakfiyede cami kandillerinin iki kez teizlenmesi, camide her gün 90 kişinin mihrap önünde Kuran-ı Kerim okuması (sabah 30 kişi Kuran-ı kerim okuyup Peygamber Efendimiz´in ruhuna bağışlayacak, ikinci otuz kişi öğle namazından sonra okuyup diğer peygamberlere gönderecek, üçüncü otuz kişi de akşam namazından sonra okuyup sevabını enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve özellikle Peygamberimizin evlat ve soyundan gelenlere hediye edeceklerdi. Her gruptan en lâyık kişi hatim duasını yapacaktı. Cüzler okunduktan sonra her grup, devletin devamı ve müminlerin ruhları için dua edip salavat getirmeliydiler ve günlük ücretleri üç akçe, reislerinin ise beş akçeydi.) yirmi ehl-i takvâ kişinin kuşluk vaktinde camide toplanıp üç bin yüz (3100) adet kelime-i tevhid çekmesi (toplam 70.000-zikir bitmeden zaruretsiz kimse yerinden kalmayacaktı.) Zikir bittikten sonra vâkıfe/Hatice Turhan Sultan için dua edilmesi, Takva ehli birinin kütüphanecilik yapması ve camideki kütüphaneyi koruyup rehinsiz kitap vermemesi (ücreti 15 akçe) kitap ilminde mâhir bir görevlinin verdiği kitapları tek tek deftere kaydetmesi (günlüğü 10 akçe) sanatkâr bir mücellidin cami ve mektepteki kitaplar tamire muhtaç olduğunda ciltlerini yenilemesi- günlük 10 akçe) Mülazımın vakfın bina duvarlarına yazı yazmak isteyenleri “def etmekle, hatta gerekirse darb ile defetmesi”-günlük 6 akçe) vakfiyeye şart olarak yazılmıştı.

 

Çarşı (Mısır Çarşısı)

Mısır Çarşısı Yeni Valide Külliyesi´ne gelir getirmek üzere vakfedilmiştir. Çarşı da toplam 88 eyvanlı dükkân ve hücre bulunmaktadır. Çarşının kuzeybatı cephesindeki dükkânların karşısındaki bir fırın ile bazı gelirler mevkufat olarak kaydedilmiştir.

 

Sıbyan Mektebi

Yeni Valide Külliyesi´nin bir diğer yapısı sıbyan mektebi idi. Sıbyan mektebi, türbe bahçeleri arasında yer alıyordu. Sofa, hela ve bir derslikten ibaretti. Sıbyan mektebinde muallim, halife ve kayyım görevliydi.

 

Sebil

Külliyenin önemli bir parçası olan sebil, külliyenin azametine uygun büyükçe bir yapıdır. Bina büyük hazneli bir çeşme ile dışarı doğru taşık sebil kısmından müteşekkildir. Vakfiyeye göre yaz günlerinde üç ay süreyle sebile kar verilmek için, yirmi bin akçe verilmesi mütevelliye şart koşuldu. Günlük on akçe (toplam 40) ücretle dört kişi sebilci olarak görevliydi. Ramazan gecelerinde ise caminin üç kapısının önünde dağıtılmak üzere her sene üç bin vakiyye Atina balı satın alınıp teravihten sonra cemaate dağıtılacaktı. Ne kadar pahalı olursa olsun mutlaka Atina balı alınmalıydı. (11 Nisan 1731 tarihli bir arşiv belgesine göre Atina´dan bal alınmasına devam ediliyordu.)

Türbenin/sebilin her kapısına (toplam üç kapı) iki kişi şerbetçi tayin edilecekti (100 akçe)   Ramazan ayı, yaz günlerine tesadüf ederse sebile tayin olunan kar, caminin kapılarında dağıtılan şerbete de katılacaktı.

 

Türbe

Eminönü´deki Yeni Valide Camii´nin bahçe tarafındaki büyük ve heybetli türbe Valide Turhan Sultan´ın türbesidir. Türbe, kare biçimli olup kubbelidir. İstanbul´un en büyük türbelerinden biridir. Toplam yüz elli sekiz kişi türbede istihdam edilmişti. Turhan Sultan’ın vakfında üç yüz otuz kişi Kur´an-ı Kerîm okuyan cüzhan olarak görev yapıyordu.  17. YÜZYILDA BİR VALİDE SULTAN:HATİCE TURHAN SULTAN VE VAKIFLARI Nurdan ŞAFAK** Doç. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü

Nurdan ŞAFAK BİR VAKIF ŞARTI OLARAK ATİNA BALI MESELESİ Tarih Dergisi Sayı 60 (2014/ 2

( Osmanlı Hanım Sultanları 2 başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 1.10.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu