41. Hatice Sultan
III. Mustafa’nın ve Adilşah Sultan’ın kızı olan
Hatice Sultan’ın VGM Arşivi’nde üç vakfiyesi bulunmaktadır. 14 Mart 1811
tarihli ana vakfiyesinde, annesi Adilşah Sultan tarafından yaptırılan ancak
tamir edilemeyecek derecede harap olan Adilşah Kadın Camii’ne bedel olmak üzere,
annesinin ruhu için yeniden bir cami, harap olan caminin arsasına da bir mektep
ve bir çeşme yaptırmış, bunları vakfetmiştir. Vakfın gelirini oluşturmak üzere
dükkân, çiftlik, ev gibi akarlar vakfetmiştir. 14 Mart 1811 tarihli zeyl
vakfiyesine mekteple ilgili şartlarını yazdırmıştır. 12 Temmuz 1811 tarihli
ikinci zeyl vakfiyede ise hac mevsiminde hacılara su dağıtılması ve Ravza-i
Mutahhara’nın temizliğiyle ilgili şartlar bulunmaktadır.
42. Sineperver Ayşe
Valide Sultan
IV. Mustafa’nın annesi, I. Abdülhamid’in altıncı
kadın efendisidir. 1 asıl ve 3 zeyl vakfiyesi VGM Arşivi’ndedir. 1810 tarihli
ana vakfiyesinde, İstanbul At Pazarı Manisalı Mehmet Paşa Mahallesi’nde
yaptırdığı bir mektep, aynı yerde bir çeşme, bu mektep ve çeşme için iki masura
içme suyu ile bunların giderlerini karşılamak üzere çiftlikler, han ve menzil
vakfetmiştir. Vakfiyede sıbyan mektebi ve Enderun’da mevlit okutulması, her
hafta Salı günü ikindi namazından sonra Lalesi Camii’nde ulemadan birinin vaaz
vermesi gibi hayır şartları yer almaktadır. 1814 tarihli 1. Zeyl Vakfiyesiyle
vakfın akarlarını arttırmıştır. 1824 tarihli 2. Zeyl Vakfiyede mektep ve vakıf
görevlilerine çeşitli tahsisatlar yapılmıştır.
43. Nakşidil Valide
Sultan
II. Mahmud’un annesi, I. Abdülhamid’in yedinci
kadın efendisidir. Türbesi Fatih külliyesi tabhanesinin karşısındadır. Nakşidil
Valide Sultan’ın VGM arşivinde 1 asıl ve 1 zeyl vakfiyesi vardır. 1812 tarihli
ana vakfiyeyle İstanbul Ayvansaray’da Ebû Zer el-Ğıfârî Hazretlerinin türbesi
bitişiğindeki sahibi ve vâkıfı belli olmayan camiyi ihya etmiş, yanına bir
sıbyan mektebi yaptırmış, cami ve mektep için bir miktar suyla birlikte
vakfetmiştir. Bunların giderlerini karşılamak üzere akar olarak 7.500 kuruş
vakfetmiştir. 1813 tarihli zeyl vakfiyeyle, vakfın akarlarını arttırarak Mora
Yarımadası’nda bulunan çiftlik ve müştemilatını vakfına eklemiştir.
44. Bezm-i Alem Valide
Sultan
II. Mahmud’un ikinci kadını, Abdülmecid’in
annesidir.1852’de vefat etmiştir. Osmanlı tarihinin en hayırsever
sultanlarından biri olan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın VGM Arşivi’nde biri ana,
onüçü zeyl olmak üzere ondört vakfiyesi bulunmaktadır. 13 Mayıs 1840 tarihli
vakfiyeyle Galata’da yaptırdığı çeşmeye su bağlamakta, Eyüp Sultan Türbesi’ne
koydurduğu Sakal-ı Şerif ’in her sene bayramdan önce halkın ziyaretine
açılmasını şart etmekte, vakfın geliri olmak üzere menzil ve nakit para
vakfetmektedir.
Zeyl vakfiyelere bakıldığında; 1840 ve 1841
tarihli birinci ve ikinci zeyl vakfiyelerle vakfa yeni akarlar eklenmektedir.
Yine 1841 tarihli üçüncü zeyl vakfiyeyle hem akar eklenmekte hem de Beşiktaş
Yahya Efendi Dergâhı’na görevliler atanıp ücret tahsis edilmektedir. 1841
tarihli dördüncü zeyl vakfiyeyle Medine’de Ravza-i Mutahhara yakınlarına
konulacak kitaplar vakfedilmekte, hatim şartları düzenlenmektedir. 1841 tarihli
beşinci ve altıncı zeyl vakfiyelerle vakfın akarları arttırılmaktadır. 1842
tarihli yedinci zeyl vakfiyeyle hem vakfa akar ilave edilmekte, hem de Ravza-ı
Mutahhara karşısında okunacak Kur’an-ı Kerim görevlileri belirlenmekte,
Medine’de yaptırılan sebil vakfedilip görevlileri ve tahsisatları düzenlenmektedir.
1842 tarihli sekizinci zeyl vakfiye ile Haremeyn’e yapılan tahsisat
arttırılmakta, yeni akarlar eklenmektedir. 1844 tarihli dokuzuncu zeyl
vakfiyeyle vakfa birçok akar eklenmekte, Eyüp Sultan Türbesi’ne konulan avizeye
balmumu ve türbedara ücret tahsis edilmektedir. 1845 tarihli onuncu zeyl
vakfiyeyle vakfa eklenen yeni akarlarla birlikte, Hac esnasında Safa ve Merve
arasındaki yolun temizlenmesi için temizlikçi tayin edilmekte, Mekke’de haftada
iki gün Şifâ-i Şerif okunması şart olunmaktadır.
1846 tarihli onbirinci zeyl vakfiye Valide
Sultan’ın günümüzde Bezmialem Vakıf Üniversitesi bünyesinde faaliyette bulunan
hastane, cami ve hamamdan oluşan külliyesini düzenlemekte, bu birimlerin
görevlilerini, görevlerini ve ücretlerini tayin etmekte, vakfa birçok yeni akar
eklemektedir. 1849 tarihli onikinci zeyl vakfiyeyle yeni akarlar vakfa
katıldığı gibi, Merkez Efendi Zaviyesi’ne Şeyh Mehmet Efendi türbesine,
Mekke’de Harem-i Şerif müezzin ve imamına tahsisat yapılmakta, Kâbe’de cüzhan
görevlendirmekte, Medine’de yaptırılan büyük sebile sebilci tayin edilmekte ve
şeyh Mehmet Can Tekkesi’ne su nakledilmesi şart edilmektedir. Valide Sultan,
1851 tarihli onüçüncü ve son zeyl vakfiyede ise yaptırdığı Rüşdiye mektebini ve
yeni okumaya başlayan çocuklara tahsis ettiği Yeşil Mektebi vakfetmekte,
bunların görevlilerini, görevlerini, ücretlerini belirlemekte, giderleri
karşılamak üzere yeni akarlar vakfetmektedir. Vefatından sonra tamamlanan
Dolmabahçe’deki Bezm-i Âlem Camii de Valide Sultan’ın hayratı arasında yer
almaktadır.
Vakıf Gureba Hastanesi ve
Diğer Vakıfları
Bezmiâlem Valide Sultan 19. asrın başlarından
1839’a kadar hükümdarlık yapan önemli reformların padişahı Sultan II. Mahmud’un
eşi, Tanzimat padişahı olarak bilinen Sultan Abdülmecid’in ise annesidir. Oğlu
Sultan Abdülmecid’in cülûsuyla valide sultanlık makamına yükselen ve vefatına
(1853) kadar örnek bir valide sultan hayatı yaşayan Bezmiâlem Valide Sultan
akıllı, tedbirli, şefkatli ve cömert bir kadın olarak dünyevî hırs ve
gösterişlerden kendini alıkoymaya muvaffak olmuş seçkin bir insandır. O,eşi
adına adına pek çok vakıf kuran vefalı bir eş, oğlu Sultan Abdülmecid’e karşı
müşfik ve sevgi dolu bir annedir. Harem’in israf ve gösteriş merakına bir
ölçüde engel olabilen, gerektiğinde devlet işlerinde padişahın yardımcısı,
aldığı kararlarının destekçisi; fakat mevkiini hiçbir zaman kötüye kullanmayan
bir valide sultandır.
Osmanlı tarihinde “en çok vakıf kuran valide
sultan” olma vasfını taşıyan Bezmiâlem Valide Sultan, gelirlerini hayır
işlerine harcayan, kurduğu vakıflarıyla haktan aldığını halka dağıtabilen
manevî dünyaya sahip bir idarecidir.
Kurduğu vakıfları bakıldığında Bezmiâlem Valide
Sultan’ın tam bir vakıf insan olduğu anlaşılmaktadır.
Bezmiâlem Valide Sultan’ın banisi olduğu
vakıflar için düzenlenen vakfiyeler bir asıl üç zeyl olmak üzere dört nüsha
olup tanzim tarihleri1256-1267 (1840-1851) yılları arasıdır. Valide Sultan’ın
vakfiyeleri ciltli bir halde toplam 399 sayfadan, varak hesabıyla 200 varaktan
meydana gelmiştir.
Vakfiyelerine göre Bezmiâlem Valide Sultan’ın
vakıf akaratları(vakıfları için gelir getirici mülkleri İstanbul içinde Beykoz,
Riva, Göksu, Anadoluhisarı, Kanlıca, İncirliköy, Üsküdar, Beşiktaş, İstanbul’un
Sur içi dediğimiz semtleri, Bakırköy ve Silivri’de yer alırken, İstanbul
dışında ise Gemlik, Ayvacık, Edremid, Kemer Edremid, İzmir, Furni Adası,
Selanik ve Varna şehirlerinde bulunmaktadır. Akarat içinde Ayvacık, Edremid,
Kemer Edremid ve Furni Adası’nda oldukça çok sayıda zeytin ağaçları, zeytin
mengeneleri ve zeytin mağazaları bulunmaktadır.
Vakıflarına gelir getiren mülkler ev, dükkân,
fırın, mağaza, taş ve su değirmenleri, kıymetli arsalar, gümrük binaları, kireç
ocağı, samanlık, han, mandıra, çömlekhane, Boğaziçinde sahilhaneler, çiftlik,
tarla, bağ, bahçe, bostan, koru, mer’a, zeytin ağaçları, zeytin mengeneleri
gibi çok azla çeşitlilik göstermektedir.
Bezmiâlem Valide Sultan bütün gelir kaynaklarını
vakfederek kurduğu ve ilelebet halka ücretsiz hizmet etmeye devam etmelerini
şart koyduğu çok fazla hayır kurumu yaptırmıştır. Bunların başında İstanbul’da
kimsesiz ve yoksul hastaların ücretsiz tedavileri için kurduğu vakıf Gureba-yı
Müslimin Hastahanesi gelmektedir. Bezmi Alem Vakıf Gureba Hastanesi, 1621’de
açılan son Osmanlı Dârüşşifası olan Sultan Ahmed Dârüşşifası’ndan 226 yıl sonra
hizmete giren ve Tanzimat’tan sonra hastahane olarak tasarlanan ilk vakıf
hastanesidir. (Hastahane adıyla kurulan ilk sivil kurum) hastahanenin klasik
Darüş-şifa’lardan farkı cami merkezli olmayıp hastane merkezli olmasıdır.
Vakıf Gureba Hastanesi faaliyete geçtiği
tarihten günümüze kadar vakıf kimliğiyle çalışmaya devam etmektedir.
İslâm coğrafyasında, Abbasiler döneminden
başlayarak gelişen darüşşifaların ilk örneği, Ahmet bin Tolun’un Mısır’da
yaptırdığı darüşşifadır (875). Nureddin Mahmud (Şam, 1066), Nizamülmülk
(Bağdat, 1072), Necmeddin gazi (Mardin, 1122), Gökböri (Musul, 1156)
Dârüşşifaları, Büyük Selçuklu Devleti’nin önde gelen vakıf kurumlarıdır. Bu
gelenek Anadolu Selçuklu Devleti’nde de sürdü. Anadolu Selçukluları,
dârüşşifaları genellikle ticaret yolları üzerindeki şehirlerde kervansaraylarla
yan yana kurdular. Bunların başlıcaları; Gevher Nesibe (Kayseri, 1206),
Keykâvus (Sivas, 1217), Melik turan (Divriği, 1228), Kemaleddin Karatay (Konya,
1255), Atabay (Kastamonu, 1273), Cemaleddin Ferruh (Çankırı, 1235) ve Amasya
(1308) Dârüşşifalarıdır.
Osmanlı Devleti’nin büyüme döneminde, bir yandan
Anadolu’daki Selçuklu dârüşşifaları kullanılırken bir yandan da fethedilen
şehirlerde yeni dârüşşifalar yapıldı. Padişahlar, valide sultanlar ve hasekiler
adına yapılan; cami, medrese, imaret,
tabhane, kervansaray, hamam, çeşme ve dükkânlar gibi yapılardan oluşan
külliyelerin bir parçası olan Osmanlı dârüşşifalarının ilki Bursa’daki Yıldırım
Bayezid Dârüşşifası’dır (1400). Onu İstanbul’daki Fatih Dârüşşifası (1470),
Edirne II Bayezid Dârüşşifası (1488), Manisa Hafsa Sultan Dârüşşifası (1539),
Haseki Hürrem Sultan Dârüşşifası (1550), Süleymaniye Dârüşşifası (1556), Atik Valide
Nurbanu Sultan Dârüşşifası (1582) ve Sultan Ahmed Dârüşşifası (1621)
izlemiştir. Osmanlı Hanedanının yaptırdığı bu sekiz dârüşşifanın beşi payitaht
İstanbul’daydı ve tamamı vakıf sağlık kurumlarıydı.
Hepsinin giderleri, vakfedilen mülklerden elde
edilen gelirlerle karşılanıyordu, hasta tedavisi ve bakımı ücretsizdi.
18. yüzyılda, dârüşşifaların gelirlerini
sağlayan vakıf mülklerinin bir bölümü Osmanlı Devleti sınırları dışında kalmış,
bir kısmı başkalarının eline geçmişti. Mevcutların gelirleri de düzenli olarak
takip edilmediğinden bakımsızlık nedeniyle görkemini kaybetmiş olan dârüşşifalarda
akıl hastaları çoğalmaya başladı. Sonraları Dârüşşifalar Bimarhane adını
alıp, akıl hastaları için birer barınak olurken III. Selim döneminde
(1789-1807) ilk askeri hastaneler açılmaya başlandı. II. Mahmud Yeniçeriliği
lağvedip kurduğu yeni ordu, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’nin sağlık
hizmetlerini karşılamak üzere askeri hastanelerin sayısını artırdı. Mimari ve
işletme açısından dârüşşifalardan çok farklı olan bu askeri hastanelerin
isimlerinde “Hastane” sözcüğü kullanılmaya başlandı.
Tüm eksikleri tamamlanan ve Sultan Abdülmecid
tarafından 12 Mart 1847 Cuma günü resmen açılan hastahaneye ertesi gün hasta
nakledilmeye başlanmış, böylece Osmanlı Tıp Tarihi açısından ayrı bir öneme
sahip bu hastahane faaliyete geçmiştir. Valide Sultan, daha sonra torunu Sultan
Abdülhamid tarafından tamamlanacak olan Mekke’de de bir Gureba Hastanesi’nin
temellerini attırmıştır.
Valide sultan hastane yerleşkesine hastalar ve
çalışanların ibadetlerini yerine getirmeleri için bir cami yaptırmıştı.
Vakfiyenin camiye ayrılan bölümünde görüldüğü üzere, burada cami imamına ölüm
halindeki hastalara kelime-i şahadet getirtmeleri ve ölenlerin cenazelerinin
İslâmî usullere uygun biçimde kaldırılmalarını sağlamak vazifesini vermiştir.
Hastahane vakfiyesine göre hastanenin önündeki
çeşme, bir kârgir hamam, dokuz dükkân ve bunlara bağlı olan üç masura akar
tatlı su, cami arkasında bulunan ağaç dikili bahçe evkaf-ı mazbute (İdaresi Evkaf Nezareti'ne ait olan vakıflar) olmak üzere vakfedilmiştir.
Hastane vakfiyesiyle; Bağdat Eyâleti gelirleri
fazlasından olmak üzere yıllık 750 kese ve Trabzon İskelesi Gümrüğü ve Tevabi-i
mukâtaasının 11/12 (on ikide on bir) hissesinin yıllık kayıtlı bedeli olan
39.847 kuruş olmak üzere bu iki gelirin toplamı 4 yük 14.847 kuruş, hastanenin
önünde bulunan hamam, dükkânlar ve bostan kiralarıyla birlikte hastanenin masraflarına
tahsis etmişti.
Valide Sultan bu gelirlerle hastanenin tamiratı
ve tayin edilen müdür, kâtipler, tabipler, cerrahlar, eczacılar, sülükçü ve
hâvenzen (havanda ecza döğen), müvezzi (dağıtıcı) ve elbise nezaretiyle
vekilharc, elbise yamağı, serhademe (baş hademe), 24 hademe-i hastegân (hastalara
hizmet edenler, hastabakıcılar), altı meydancı, beş işçi, bir berber ve iki
bevvâbın (kapıcının) maaş ve tayınları (ayni olarak verilen, yem bedeli vs.
ödemeler) ve hastanenin bütün levazımatının görülmesini, bu miktar yetmediğinde
diğer vakıflarının gelirlerinin kullanılmasını istemişti. (Vakfiyede Bezmiâlem
Valide Sultan’ın hastaneye vakfettiği mülkleri bütün ayrıntılarıyla, arazi ve
bahçeler üzerinde bulunan ağaç sayılarıyla yer almaktadır.)
Evkaf Nezareti muhasebe kayıtlarına göre 1885
yılında, Bezmiâlem Valide Sultan’a ait vakıfların yıllık gelirini 1 milyon 221
bin 817 kuruş olarak bildirmiş, hastanenin yıllık masrafı 770 bin küsur kuruş
ile “Dersaadet ve taşrada masarif-i saire” olarak yazılan 558 bin küsur kuruş,
gelirden düşüldüğünde 100 bin küsur kuruş açık vardı. Hastahane’nin
1893 yılı geliri hastaneye tahsis olunan 375.000 kuruş, Trabzon gümrük
mahallinin 5 buçuk hisse senedi karşılığında 39.847 kuruş ve Mersin İskelesi
gümrük mahallinden gelen 360 kuruş olmak üzere toplam 415.207 kuruş olmuş, 1899
yılında tahsil edilemeyen 580.000 kuruş alacağı bulunuyordu.
Bezmiâlem Valide Sultan Vakfiyesi Arapça Giriş
Metni, Türkçe Çevirisi
“Hamd, gizliliklere vâkıf (onları bilen), olmuş
ve olacak olan her şeyin kendi hükmüne bağlı olduğu Allâh’a aittir. Salât onun
sevgilisi, kurtuluş yolunu açıklayanve ihlâsın vazifelerini belirleyen Hz.
Muhammed’e, dünya ve din işlerini yürütmede onun yerine geçen râşid
halifelerine, değerli ailesine ve İslâm’ın prensipleriniayakta tutmaları şart
olan yüce ashâbına olsun.
İmdi, yüce kişilik sâhibi, iyilikleri bol, yüce
beşik (anne), dünya ve ahret saadetinin sebeplerini hazırlayan, cömertlik ve
iyilik kaynağı, hayrât ve güzellik menbaı, takvâda Hz. Haticetü’l-Kübrâ’nın
takipçisi, olgunlukta Hz. Aişetü’l-Hamrâ’nın benzeri, âlemlerdeki bedirler
bedri (dolunaylar dolunayı) olan; mü’minlerin emîri ve muvahhidlerin imamı,
Allâh’ın halifesi olup adıyla minberlerin ve paraların süslendiği, emriyle
akidlerin yapılıp bozulduğu, Sultan Mahmud Han oğlu Sultan Abdulmecid Han’ın
annesi olan bu vakıf kurucusu Hazreti Vâlide Sultan’ın vakfettiği şeylere vâkıf
oldum (bilgim oldu).
Bu vakıf, yüce şer’î meclisde (mahkemede) bana
getirildi ve bazı ileri gelen yüce kişilerin de hazır bulunmasıyla huzurumda
duruşma yapıldı. Ben de, müctehidler arasındaki görüş birliğini ve ayrılıkları
bilerek ve onların delillerinden güçlü olanı ve Müslümanların durumunu
güçlendirecek olanı tercih ederek bu vakfın bütün rükunlarıyla, şartlarıyla,
sınırlarıyla ve şekilleriyle sahih olduğunun lüzûmuna (hukuken bağlayıcılığına)
ve lüzûmunun sahih olduğuna hükmettim.
Allahım! Ondan (Vâlide Sultan’dan) bu sadaka-i
câriyeleri (sürekli hayırları= vakıfları) kabul et ve onu iki cihanda yüce
derecelerle ve bol ikramlarla mükâfatlandır. (Bu yazıyı yazan) Ben, cömert olan
Rabbinin keremini isteyen kul, günahları bağışlansın, Vakıflar Müfettişi
es-Seyyid Mehmed Emin Âsaf ’ım. Mühür: Mehmed Emin Âsaf ”
Vakıf Gureba Hastanesi’nin nizamnamesine göre;
hastaneye başvuran hastalar önce tabib-i evvel (başhekim) tarafından muayene
edilir, hastalığı tedavi edilebilir ise yatış izni verilirdi. Tedavisi mümkün
olmayan hastalığı olanlar kabul edilmezdi. Yatacak hasta, ayrı bir koğuşta bir
gece elbisesiyle yatar, ertesi günü muayene edilir, taunluysa (vebalıysa) tauna
mahsus koğuşa, bulaşıcı hastalığı varsa bulaşıcı hastalık koğuşuna
gönderilirdi.
Yatan hastaların elbiseleri ile diğer eşyası bir
torbaya konup mühürlenir, hasta da kendi torbasını mühürleyip, mührünü boynuna
asardı. Taburcu olduğunda torbasını alır, vefat edenlerin torbaları varislerine
verilirdi. İyileşen hastalar beş gün daha hastanede tutulur, taburcu edilen
hastalar memleketlerine gönderilirdi.
Vakıf Gureba
Hastanesi’nin Türk Tıbbına Katkıları Hastabakıcılık/Hemşirelik
Müslüman erkekler için açılmış bir hastane
olmasına karşılık Kırım Savaşının ardından kadın-erkek Kafkasya göçmenlerine, 1860’da
da göçmen Çerkes kadınlara kapısını açması ve bu dönemde hastanede ülkemizde
ilk olarak kadın hastabakıcılar çalışmaya başlamıştır. I. Dünya Savaşı
sırasında(1915) ülkemizde ilk kadın hastabakıcı kursu Vakıf Gureba hastahanesinde
açıldı.
Cumhuriyet’in ilânından sonra açılan ilk
hastabakıcılık (hemşirelik) okulunun müdürlüğüne, Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf
Gureba Hastanesi Başhekimi Dr. Ömer Lütfü (Eti) tayin edildi.
İlk Samariten
Kursları/İlkyardım Dersleri
Besim Ömer Paşa’nın girişimiyle başlayan
İlkyardım Dersleri’nin amacı, kazaya uğrayanlara hekim gelinceye kadar
yapılması gereken ilkyardımın esaslarını öğretmekti. Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin
gazetelere verdiği ilânlarla, “Türk kadınlarının sosyal hayatında devrim
yapacak yeni bir teşebbüs” olarak duyurulan ve okuma yazma bilen hanımların
davet edildiği ve 15 Ekim 1927 de
başlayan kursların teorik dersleri Vakıf Gureba Hastanesi Başhekimi Dr. Ömer
Lutfi (Eti) nezaretinde Hilal-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’nde verilirken,
Uygulamalar, Vakıf Gureba Hastanesi Opr. Muavini Dr. Kazım İsmail Bey (Gürkan)
tarafından Vakıf Gureba Hastanesi’nde gösterilip yapıldı.
Gureba Hastanesi, 1867 yılında eğitime başlayan
Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’nin (Sivil Tıp Okulu) staj hastanesiydi. Stajlarını
hastanede yaptıktan sonra diplomalarını alan genç hekimler tayin edildikleri
yerlerde göreve başlardı. 1908’den itibaren Osmanlı Dârülfünunu Tıp Fakültesi
öğrencileri stajlarını Vakıf Gureba Hastanesi’nde yaptılar. Vakıf Gureba Hastanesi’nin
en önemli hizmetlerinden biri de mütehassıs (uzman) hekim yetiştirmesidir.
Hastanede ilk uzmanlık eğitimi fizik tedavi alanında verilmeye başlanmıştır.
1901 tarihinde Teşrih-i Maraz (patoloji) ve Tedavi-i bil-ma ve bil-mesh (su ve
masajla tedavi/ fizik tedavi) alanlarında uzman yetiştirilmeye başlandı.
Böylece Vakıf Gureba bir eğitim hastanesine dönüştü. Dr. İzzet Emin Bey masaj
ve elektrik ve tedâvi-i bi’l-mâ (hidroterapi ve elektrik tedavisi) mütehassısı
unvanıyla 1914 yılına kadar hastanede çalıştı.
Vakıf Gureba’da uzman doktor olan asistanlar
arasında da; Prof. Dr. Kazım İsmail (Gürkan, cerrahi), Sait Abdülkadir
(cerrahi), Nuri Ziya (dahiliye), Necmeddin Hakkı (dahiliye), Ahmet Naci (göz),
Yusuf Kemal (cildiye), Tahsin Orhan (üroloji), Tarık Temel (röntgen),
Sidor(laboratuvar), Mahmud Ziya (laboratuvar) bulunmaktadır.
Bir süre eğitim yetkisi elinden alınan Vakıf
Gureba hastanesi 1981- 2010 yılına kadar eğitim ve araştırma hastanesi olarak
faaliyet gösterdi.
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi 24 Nisan 2010
tarihli ve 27561 sayılı Resmi Gazete ile 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilat Kanununa eklenen Ek. 124. maddeyle, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından kurulmuştur. Bezmiâlem Valide Sultan ile torunu
Abdülhamid-i Sani (II. Abdülhamid) ve Silahtar Abdullah Ağa mazbut vakıflarına
ait tüm menkul ve gayrimenkullerin intifa hakkı, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi
Mütevelli Heyeti’ne verilmiştir. Günümüzde, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesi olarak uzun tarihinden kaynaklanan birikimiyle sağlık hizmeti
( Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği ve sağlık meslek yüksekokulları) vermeye devam etmektedir.
Valide sultanın bina ettirdiği bir diğer cami
ise hayattayken inşasına başlanan vefatından sonra oğlu Sultan Abdülmecid
tarafından tamamlanan Dolmabahçe Câmii’dir.
Bezmiâlem Valide Sultan ilimle uğraşanlara ve
ilim tahsil edenlere yaptığı ihsanlarla, kurduğu vakıf kütüphane ve eğitim
kurumlarıyla dinî yönünü ilimle taçlandıran bir valide olma özelliğini ön plana
çıkarmıştır. Bu bağlamda kurduğu eğitim kurumlarından biri Sultan II. Mahmud
Türbesi’nin arkasında yaptırdığı rüşdiye mektebi ve hemen bitişiğine ise buraya
öğrenci yetiştirmek üzere Yeşil Mektep adıyla bir sıbyan mektebidir. Benzeri
tüm vakfiyelerde olduğu üzere Valide Rüşdiyesi/ Darülmaarif ve Yeşil Mektep’te
verilecek dersler, hocaları ve okulun diğer çalışanlarıyla mektepteki eğitim
hakkında detaylı bilgi yer almaktadır. Valide Sultanın yaptırdığı bir diğer
eğitim kurumu ise 1844 yılında Edirnekapı Molla Aşki Mahallesi’nde inşa edilen
Bezmiâlem Sıbyan Mektebidir.
Bezmiâlem Valide Sultan’ın dinî ve ilmî
dünyasının yansıması kurmuş olduğu kütüphanede karşılığını bulur. Valide Sultan
dinî, tarihî, astronomi, astroloji, tıp, dilbilim, lugat ve farklı alanlardaki
mecmualardan oluşan sanatsal değeri yüksek hususi bir kütüphanesi bulunmaktaydı.
Hususi kütüphanesindeki çoğu el yazması 439 ciltlik bir külliyatı kurduğu Darülmaarif
Mektebi’nde bir kütüphane yaptırarak buraya vakfetmiştir.
Bezmiâlem Valide Sultan İstanbul’da hayrat
çeşmeler yaptırmış ve ya tamir ettirip halkanı hizmetine sunmuştur. Bu
çeşmelerden bir kaçı Beşiktaş-Maçka’daki Valide Çeşmesi, Gurebâ-yı Müslimin
Hastahanesi Çeşmesi, Sultanahmet’teki Üçler Çeşmesi, Tarabya’daki Bezmiâlem
Çeşmesi olarak zikredilebilir. Valide Sultan ikisi Medine’de, birisi Kerbelâ’da
olmak üzere üç adet sebil yaptırmıştır.
Vakıf olarak kurduğu hastane, camiler, okullar,
çeşmelerin dışında Valide Sultanın vakfiyelerinde Kur’an-ı Kerim ve
salavat-ı şeriflerin okunmasını şart koştuğu vakıfları da bulunmaktaydı.
Bezmiâlem Sultan ile oğlu Abdülmecid arasında kuvvetli bir bağ vardı. Bezmiâlem
Valide Sultan’ın birbiri ardısıra üç erkek evladını kaybetmiş olması Sultan
Abdülmecid’e karşı annelik bağını daha da kuvvetlendirmiş olmalıdır. Nitekim
kurmuş olduğu vakıflarda, oğlunun ömrünün ve saltanatının hayırla ve sağlıkla
devam etmesi ve uzun olması duasıyla Kur’an-ı Kerim ve salâvât-ı şerîflerin
daima okunmasını şart koşmuştur.
Meselâ Ravzâ-i mutahharada okunmak üzere
vakfedilen üç cilt Delâ’il-i Hayrât’ın herbirini üç kişi her gün bir
kısmını tilavet ederek haftada bir, üç hatim bitirilecek ve yapılan
duada önce Hz. Muhammmed, Ashâbı, eren ve evliyalara hediye edilecekti.
Ardından duada Sultan Abdülmecid’in ömrünün ve saltanatının hayır ve
sağlıkla uzun senelerce devamı ve kendisine (Bezmiâlem Valide Sultan’a) hayırlı
ömür ve afiyeti için dua yapılacaktı. Bezmiâlem Valide Sultan, ölünceye kadar
kendisinin Osmanlı Devleti’nde bir kadının gelebileceği en yüksek mevkiye
ulaşmasına vesile olan padişah Sultan II. Mahmud’un ruhu için ihsanlarda
bulunur ve kurduğu vakıflarda muhakkak zevci Sultan II. Mahmud’a yapılacak
dualara yer verirdi. Mesela Valide Sultan, Sultan Mahmud’un vefatından sonra
inşa edilen türbesine bir duacı, on cüzhandan oluşan on bir görevli tayin
ettirir. Bunlar hergün Kur’an-ı Kerîm’den bir kısım okuyarak
haftada bir hatim tamamlayacaklardır. Valide, perşembe günleri öğleden sonra bu
hatimi bitirmelerini, perşembe gecesi dualarla Sultan II. Mahmud’un ruhuna
hediye etmelerini vakfiyesinde şart koşmuştur.
Vakfiyelerinde eşi Sultan Mahmud’un ruhu için
yaptığı hayırlar ve okuttuğu Kur’an-ı Kerim’ler ve salavât-ı şerîfler de
vardı. Meselâ Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı’ndaki hatip, imam, devirhan,
birinci, ikinci müezzinler ve kayyumdan oluşan altı kişinin, her gün Kur’ân-ı
Kerim’den bir kısım tilavet etmeleri vakfiyede yer alan bir maddeydi. Buna
göre adı geçen görevliler her yirmi günde bir hatim bitirerek hâsıl olan
sevabı, önce Peygamber Efendimiz ve Ashâb-ı Kirâmın, ardından geçmişte
sultanlık yapmış Osmanlı padişahlarının ve bilhassa zevci Sultan II. Mahmud’un
ruhuna hediye etmeleri valide tarafından vakıf şartı olarak belirtilmişti.
Yaptıkları bu vazife için adı geçen görevlilere vakfiyesinden belirli bir ücret
tahsis edilmişti. Bu durum aynı zamanda cariyelikten valide sultanlığa gelmiş
bir kadının vakfiyesinde, Âlî Osman’da padişahlık etmiş olanlara sürekli dualar
gönderilmesini vakfetmesinin, onun Osmanlı kimliğini benimsediğini ve kendisini
hânedandan biri olarak görerek, ecdadı için hayır yaptığını gösterir.
Medine-i Münevvere’de Ravza-i Mutahhara’daki
mahfel-i şerifde “şimdiye kadar Kur’an-ı Kerîm okunması tahsis
olunmadığından dolayı” Allah rızası için sabah namazından sonra Yasin Suresi,
öğle namazından sonra Nebe Suresi, ikindi namazından sonra Fetih Suresi, akşam
namazından sonra İhlas Suresi ve yatsı namazından sonra Tebâreke Suresi okunmasını
valide sultan vakfiyesine dâhil ettirmiştir. Bu sureler okunduktan sonra her
akşam yapılan duada sevabının önce Hz. Muhammed ve Ashâb-ı Kirâm’a, ardındansa
Sultan II. Mahmud’un ruhuna hediye edilmesi ve Bezmiâlem Valide Sultan’ın
ömrünün devamını hayırla ve sağlıkla geçirmesinin dilenmesi vakfiyede şart
koşulmuştu.
Bunun için Şeyhü’l-harem vasıtasıyla bir
vazifeli görevlendirilmesi ve kendisine belirli bir ücret tahsisi, vakfiyede
yer alan diğer hususlardandı.
Bezmiâlem Valide Sultan, Kerbelâ’da Hz.
Hüseyin’in türbesi avlusunda zevci Sultan II. Mahmud’un ruhunu şâd etmek üzere
bir de sebil yaptırmıştı. 1847 (1263) yılında inşa edilen bu Bezmiâlem Sebili
dışında Valide sultan eşi Sultan II. Mahmud’un ruhu için İstanbul’da da, biri
Topkapı’da diğeri Alibeyköyü’nde bulunan iki çeşme bina ettirmişti.
Hayatını vakıf kurmaya adayan Bezmiâlem Valide
Sultan’ın son vakfı ise kendisi ve oğlu içindi. Bu, ölümünden sonra ücretleri kendi
vakıf gelirlerinden karşılanmak üzere bir duacı ve on hatim okuyan görevliden
oluşan on bir kişinin her gün kabri başında Kur’ân-ı Kerim tilâvet
etmeleriydi. Böylece her pazartesi akşamı bitirilen bir hatimin, yapılan
dualarla önce Peygamber Efendimiz ve Ashâbına, ardından kendisinin (Bezmiâlem
Valide Sultan) ruhuna hediye edilmesini şart koşuyordu. Bu nihaî vakfına
eklediği son madde ise “ Nûru Aynı oğlu Sultan Abdülmecid’in ömrünün ve
saltanatının hayırla devamının”, yapılan duâda zikredilmesiydi. Bir annenin
evlâdı için yaptığı dua böylece kurduğu bu vakıfla ebedileşiyordu.
Dünya durdukça halkına hizmet vermesi için
kurduğu hastanesi, açtığı ibadethaneleri, mektepleri, çeşme ve sebilleriyle,
hayatı boyunca ihtiyaç sahiplerine yardımları ve ihsanlarıyla devletin
başındaki bir validenin aynı zamanda halkının da anası olduğunu gösteren Bezmiâlem
Valide Sultan, Osmanlı vakıf Kültürünü anlamada muhteşem bir örnektir.
BEZMİÂLEM VALİDE SULTAN
VAKIF GUREBA HASTANESİ Nuran YILDIRIM Prof. Dr., Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi,
Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı
HAKTAN ALDIĞINI HALKINA
DAĞITAN ÖRNEK VAKIF İNSANI: BEZMİÂLEM VALİDE SULTAN / Arzu TERZİ
Prof. Dr., İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Osmanlı Müesseseleri ve
Medeniyeti Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
45. Pertevniyal Valide
Sultan
II. Mahmud’un hanımı, Abdülaziz’in annesidir.
Aksaray meydanında, 1871’de tamamlanan, cami, çeşme, mektep, kütüphane, türbe,
türbedar odası, muvakkithane, karakol binası ve dükkânlardan oluşan bir külliye
inşa ettirmiştir. Ayrıca Adana ve
Konya’da cami yaptırmıştır. İstanbul’da sebilleri ve çeşmeleri bulunmaktadır.
Yahya Efendi Dergâhı’nı onartmış, Anadolu’da suyolları yaptırmıştır.
46. Adile Sultan
II. Mahmud’un kızı, Abdülmecid ve Abdülaziz’in
kız kardeşi, II. Abdülhamid’in halasıdır. 1826’da doğmuş, 1899’da vefat
etmiştir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar
Bölümü’nde 14 vakfiyesi bulunmaktadır. Külliye tarzında büyük eserler
yaptırmamış ancak birçok yerde hayır kurumları kurmuş, var olanlara destek
olmuştur. Günümüzde Fındıklı’daki sarayı Mimar Sinan Üniversitesi,
Kandilli’deki sarayı Kandilli Kız Lisesi, Koşuyolu Validebağ’daki sarayı ise
öğretmenevi ve kültür merkezi olarak hizmet vermeye devam etmektedir.
Silivrikapı’daki Bâlâ Dergâhını yeniden yaptırmış, burada bir sıbyan mektebi
kurmuştur. Küçük Mustafa paşa semtinde Gül Camii karşısında bir sıbyan mektebi,
Galata mevkiinde diğer bir sıbyan mektebi vardır. Dudullu’da çeşme, Galata
Mevlevihanesi ve Seyit Nizam türbesinde sarnıç, Galata’da Arap Camii’nde
şadırvan ve sarnıç yaptırmıştır. Altunizade İsmail Paşa Mahallesi koruluk
mevkiinde namazgâh yaptırmıştır. Adile Sultan, Eyüp Sultan Hazretleri’nin
kabrinin sağ tarafındaki kadınlar mescidi denilen odayı tamir ettirerek
kendisinin itikafa girdiği yer olarak yeniden yaptırmıştır. Buraya Adile Sultan
İtikaf Odası denilmiştir.
Fatih’te Nakşidil Valide Sultan Türbesi’nde
hatim okunması, eşi Mehmed Ali Paşa ve kızı Hayriye Hanım Sultan’ın
bulundukları türbenin bakımı için yaptığı vakıflar vardır. Medine-i
Münevvere’de dokuz odalı ev, bahçe, arsa, değirmen, kuyu, fırın, dükkân, mağaza
ve sebilhane yaptırmış, susuzlara su sağlamıştır. Buradaki fakirler için
tahsisat ayırmıştır. Yine Medine-i Münevvere’de büyük bir hurma bahçesi
vakfetmiş, evler yaptırıp fakirlerin ihtiyacına tahsis etmiştir. Medine’de
Bâb-ı Ribat denilen 14 kapılı oda, sofa, mutfak ve müştemilatından oluşan bir
yer yaptırarak fakir ve ihtiyaç sahibi kadınların ihtiyaçları için
vakfetmiştir. Mescid-i Nebevi’de kullanılmak üzere birçok eşya vakfetmiştir.
İstanbul Silivrikapı’da Seyyid Nizam Dergâhı şeyhi ve burada verilen yemekler
için tahsisat yapmıştır. Validebağ’daki arsa ve tarlalarını vakfetmiş, ayrıca
insanların ve hayvanların içmeleri için kazdırılan su kuyularını vakfetmiştir.
Gül Camii yakınında yaptırdığı Mektep, Kasımpaşa Mevlevihanesi, Merkez Efendi,
Seyit Nizam Dergâhı ve buradaki sarnıçlar için tahsisat ayırmıştır. Kadıköy’e
bağlı Altunizade’de Bağ Köşkü, Galata’da Bereketzade Mahallesi,
Yüksekkaldırım’da dört katlı ev, sarnıç ve dükkânlardan elde edilen gelirden
Fatıma (R.A.) Validemizin Türbesine ve Galata Mevlevihanesi’ne tahsisat
yapmıştır. Beylerbeyi’ndeki İstavroz denilen yerdeki Bedevi Dergâhı’na,
Mekke’deki Nakşi Dergâhı’na hizmet veren Mehmet Can Dergâhı’na ve Medine
fakirlerine tahsisat yapmıştır.
Adile Sultan da Medine’de sadece kimsesiz ve caresiz azat edilmiş kadın kölelerin barınabileceği haneleri vakfetmişti. Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi, II/4 (Şübat 2019) ss. 61-74 Kıbrıs Sicillerinden Kadınların Kurduğu Vakıf Örnekleri Fatma Şensoy
Sultan Abdülmecid’in dördüncü kadın efendisi,
II. Abdülhamit’in analığıdır. Osmanlı döneminin son Valide Sultanıdır. Asıl adı
Rahime’dir. Perestu Valide Sultan’ın VGM arşivinde 1889 tarihli tek bir
vakfiyesi vardır defterde kayıtlıdır. Valide Sultan İstanbul Mecidiyeköy’de bir
cami (Perestu Valide Sultan Camii, bu günkü adıyla Mecidiyeköy Merkez Camii),
cami yakınında bir sıbyan mektebi, caminin imam ve müezzinin ikameti için iki
menzil bina ederek vakfetmiş, akar olarak da onbir dükkânı vakfa bağlamıştır. OSMANLI DÖNEMİ HANIM
SULTAN VAKIFLARI VE SOSYAL POLİTİKA UYGULAMALARI Eyüp Sabri KALA Dr. Öğr.
Üyesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Hukuk Fakültesi.
MihrişahValide Sultan
III. Mustafa’nın kadın efendilerinden olan
Mihrişah Sultan 1761 yılında III. Selim’i dünyaya getirerek hem şehzade anası,
hem de III. Mustafa’nın başkadını olmuştur. Mihrişah Sultan 1728- 1761
arasındaki 33 yıllık sürenin ardından Harem-i Hümâyunda erkek şehzade doğuran
kadındır. Mihrişah Sultan’ın III. Selim’den başka Hibetullah ve Fatma Sultan
adında iki kızı daha vardır. 1789 yılında oğlu III. Selim’in 28. Osmanlı
padişahı olması üzerine Valide Sultan ünvanını alan Mihrişah Sultan kendini
hayır hasenat işlerine adamış ve devlet işlerine karışmamıştır. Mihrişah Valide
Sultan hayır işlerini kalıcı kılmak için vakfını kurmuş neredeyse Valide
Sultanlığını vakıf hizmetlerine adamıştır. 1805 yılında 60’lı yaşlarda vefat
eden Valide Sultan, Eyüp Sultan’da yaptırmış olduğu külliyenin bir parçası olan
türbeye defnedilmiştir.
Mihrişah Valide Sultan, vakıf kurma gayesini vakfiyelerinde ifade etmiştir. 30 Nisan 1790 tarihli vakfiyede (“Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap…” Kasas 77) ayetini, 9 Temmuz 1795 tarihli vakfiyede (“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” Bakara 261) ayetleri zikredilerek buradaki müjdelere mazhar olmak üzere Valide Sultan’ın mallarını vakfederek sadaka-i cariye oluşturmayı mutat hale getirdiği anlatılmaktadır.
24 Ocak 1797 tarihli zeyl vakfiyede Hz.
Peygamber’in (s.a.v.) “Su nasıl ateşi söndürüyorsa sadaka da hataları öyle
siler, süpürür6” hadis-i şerifinden ilhamla Valide Sultan’ın
sadaka-i cariye olarak kurduğu vakfın mizan gününde sırattan kolay geçmesine
vesile olacağına olan inancı aktarılmaktadır.
Mihrişah Valide Sultan, vakfın hayır
hizmetlerini yürütmek üzere birçok hayır müessesesi kurmuştur. Bu vakıfları
kısaca incelemek gerekirse:
Eyüp Mihrişah Valide Sultan Külliyesi:
Mihrişah Valide Sultan’ın en en önemli ve büyük
hayratı Eyüp’teki külliyesidir. 9 Temmuz 1795 tarihli vakfiyeye göre yıllık
1800 akçe ile kiralanan arsaya imaret, sebil, çeşmeler ve türbeden oluşan bir
külliye kuran Valide Sultan daha sonra külliyenin karşısına bir sıbyan mektebi
yaptırıp vakfetmiştir
İmaret:
İmaret, Mihrişah Valide Sultan külliyesinin en
önemli hizmet birimidir. İki türbedar odası, iki habbaz (ekmekçi) odası, iki
aşçı odası, iki mütevelli odası, sofa, sebil odası, odunluk, dört tuvalet,
kiler, mutfak, fırın ve bir büyük ambar ile sair müştemilattan ve daha sonra
yapılan bir imaret odunluğundan oluşmaktadır.
İmarette günlük 600 yemek (ihtiyaca göre
artırılacak) 354 gün ekmek-fodula), 324
gün sabah çorbası, 276 gün öğle çorbası, her perşembe ve Ramazan ayında 30 gün
olmak üzere toplam 74 gün Koyun etli ve nohutlu Pilav aynı şekilde her Perşembe
ve Ramazan ayında 30 gün olmak üzere 74 gün zerde yapılarak dağıtılıyordu.
Hazırlanan yemek ihtiyaç sahiplerine, vakıf çalışanlarına (imaret
görevlilerine, vakfın genel yönetiminde yer alan görevlilere, Mehmet Paşa ve
Humbarhane Camii görevlilerine, Vefa’da yaptırılan büyük handaki mescit
görevlilerine, Mehmet Paşa Sıbyan Mektebi ve Eyüp’teki Sıbyan Mektebi görevlilerine,
Eyüp Camiindeki kütüphane görevlilerine, Eyüp’teki sebil ve türbe
görevlilerine) dağıtılması şart koşulmuştu.
İmaretten Eyüp’te Şeyh Selâmi Efendi tekkesine
günlük 6, Alibeyköy’de el-Hac Nazif Efendi Tekyesi’ne günlük 6, İstanbul’da
Denizabdal yakınında bulunan Şeyh Himmetzâde Zâviyesi’ne günlük 3, Unkapanı
yakınında bulunan Şazeli es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi Zaviyesine günlük 5,
Alibeyköy’de Şazelî eş-Şeyh Abdullah Efendi Zâviyesi’ne günlük 3, Üsküdar’da
Çinili Camii yakınında bulunan Hacı Numan Bey’in Nakşibendî Zâviyesi’ne günlük
5 yemek tahsisatı yapılmıştı.
İmaret’te 34 farklı görev için 25 kişi istihdam
edilmişti. Bunlar İmaret yöneticisi(Şeyh) Duacı, kiler mühürdarı, malzeme alış
verişini yapan vekilharç, kiler kâtibi, ambarcı, mütevelli odası müstahfızı,
kantarcı, mezbelekeş, kapıcı, tamirci teşrifat için yasağî, 3 aşçı, 3 aşçı
yamağı, 3 fırıncı ve 1 ekmek taşıyıcı olarak belirlenmişti.
Mihrişah Valide Sultan İmareti hizmet vermeye
başladığı 1795-1911 arasında 116 yıl kesintisiz hizmet vermiş 1950’lerin
başındaki ikinci açılışından bu yana Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesinde ihtiyaç
sahiplerine hizmet vermeye kesintisiz olarak devam etmektedir.
Türbe
Valide Sultan, Eyüp İmareti’nin bitişiğinde ve
Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesine en yakın noktada kendi türbesini inşa etmiş
ve vakfetmiştir. Valide Sultan, günlük türbedarlık hizmetleri için 3 türbedar,
temizlikçi, kapıcı, türbe çeşmeleri için taskeş ve bir tuvalet temizleyicisi
olmak üzere toplam 7 kişi görevlendirilmiştir. Valide Sultan’ın türbesi sadece
bir mezar değildir. 9 Temmuz 1795 tarihli vakfiyede, her hafta Pazar ve
Perşembe günleri ikindi namazından sonra türbede cemiyet halkası oluşturularak
hatm-i hâcegân yapılması, 21 Zilhicce 1209 tarihli vakfiyede ise sabah
namazından sonra türbede 30 kişinin katılımı ve herbirinin birer cüz okumasıyla
hatim yapılması, hâsıl olan sevabın Valide Sultan’ın, evlat ve ecdadının
ruhlarına hediye edilmesi şartı bulunmaktadır. 11 Kasım 1800 tarihli vakfiyede
ise türbede muhafaza altında bulunan Lihye-i Şerif ’in her sene Mevlid
kandilinde öğlen namazını müteakip büyük bir ihtiramla sandukadan çıkartılarak
ziyarete açılmasını ve bilahare sandukaya konularak türbede saklanmasını şart
koşmuştur.
1 Ocak 1801 tarihli vakfiyeyle hafız bir kişinin
haftada iki gün türbede hazır bulunan talebeye Kur’an eğitimi vermesi şartı
getirilmiştir. Türbede Mihrişah Valide Sultan’dan başka Sultan III. Mustafa’nın
Adilşah Kadın’dan olan kızları Beyhan Sultan ve Hatice Sultan, Sultan III.
Selim’in şehadeti sırasında yanında olan dördüncü kadını ve Valide Sultan’ın
gelini Refet Kadın Efendi ile Sultan Abdülmecid’in dördüncü kadını ve Sultan
II. Abdülhamit Han’ın üvey annesi Rahime Perestu Valide Sultan’ın kabirleri
bulunmaktadır.
Sebil
Valide Sultan külliyesinin imaret girişinde
mimari açıdan külliyenin en görkemli unsuru olan Sebil bulunmaktadır. Beş
pencereli olarak inşa edilen ve her penceresinde su verme yeri olan Sebil’de sebîl-i evvel ve sebîl-i sâni olmak üzere iki
sebil görevlisi vardır. Ayrıca sebilin iki tarafında iki de çeşme
bulunmaktadır.
Sıbyan Mektebi
Sıbyan Mektesi külliye kuruluşundan sonra
yaptırılıp vakfedilmiş, altında çeşmesi olan ahşap bir binadır. Mektepteki
eğitim hizmetlerini yürütmek üzere tecvit ve tertil üzere Kur’ân-ı Kerim
okuyabilen bir muallim, bir halife-i mektep ile hafız bir meşk hocası görevlendirilmiştir.
Mektebin hocasına Eyüp’te yaptırılan 4 menzilden birinde oturma hakkı verilmiştir17.
Ayrıca mektebin ve altındaki çeşmenin hizmetlerini yerine getirmek üzere bir
kapıcı tayin edilmiştir.
Mektepte eğitim gören 40 öğrencinin her birine
vakıftan günlük iki akçe ile imaretten günlük yarım yemek, her yıl Şaban ayında
giyecek yardımı ve 20’şer para harçlık verilip, mektep çalışanlarından muallim,
halife-i mektep ve bevvaba da yıllık giyecek tahsisatı yapılmıştır. Vakfiyede
ayrıca mektep ihtiyaçları için yıllık 50 kuruş seyir bedeli, 50 kuruş kömür
bedeli ve 10 kuruş desti, bardak ve süpürge bedeli tahsisatı yapılmıştır.
Dini Müesseseleri
Valide Sultan tarafından Aksaray Gureba
Hüseyinağa Mahallesinde Mehmet Paşa Camii, Hasköy Humbaracılar kışlası
avlusundaki Humbarhane Camii ve Levent’te Levent Kışlası Camii, Valide
Sultan’ın inşa ettirilerek vakfedilen camilerdir. Bu camilerden Mehmet Paşa
Camii, 30 Nisan 1790 tarihli vakfiye sinde Vlide Sultan vakfının ilk hayır
eseri olarak hizmete alınmıştır. Valide Sultan vakfiyesinde cami için 11 farklı
görev sayarak bu görevler için 15 kişi görevlendirmiş, görevlilere verilecek
ücretleri ve diğer tahsisatları belirlemiştir.
Humbarhane Camii:
III. Selim’in başlatmış olduğu orduda yenilik ve
Nizâm-ı Cedit kapsamında, 1792’de Hasköy Halıcıoğlu’nda kurulan Humbaracılar ve
Lağımcılar kışlasının camisi Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Vafiyede
Humbarhane Camii için 9 farklı görev sayılarak bu görevler için 14 kişi
görevlendirmiştir. Valide Sultan, 9 Temmuz 1795 vakfiyesiyle Humbaracılar
Kışlası arkasında Humbarhane Camii’nin birinci ve ikinci imamı için iki ev,
müezzin ve kayyımları için altlı üstlü iki oda yaptırmıştır. 24 Ocak 1797
tarihli vakfiyesiyle de Hasköy Abdüsselam mahallesinde yaptırmış olduğu
menzilin oturma hakkını Humbarhane Camii baş kayyımına vermiştir.
Levent Kışla Camii
24 Ocak 1797 tarihli vakfiyede, Valide Sultan’ın
Galata’ya bağlı İstinye nahiyesine tabi Levent Çiftliği denilen yerde bulunan
arsası üzerine, günlük beş vakit, Cuma ve bayram namazları kılınmak üzere kendi
mallarıyla ahşap bir cami yaptırdığı anlatılmaktadır.
Eğitim Müesseseleri
Valide Sultan, vakıf eğitim hizmetleri
kapsamında Aksaray, Levent ve Eyüp’te üç sıbyan mektebi yaptırmış, bunların
görevlilerini ve tahsisatlarını belirlemiştir. Ayrıca Eyüp Camii kütüphanesine
247 cilt kitap vakfedip, kütüphanenin görevlilerini atamış, tahsisatını belirlemiştir.
Aksaray Sıbyan Mektebi
Valide Sultan’ın ilk vakfiyesi olan 1790 tarihli
vakfiyede, harap olan ve yangında tamamen yok olan Mehmet Paşa Camiiyle
birlikte, yine Mehmet Paşa tarafından yaptırılan ve harap olan sıbyan mektebinin
yeniden ihya edildiği anlatılmaktadır. Vakfiyede, ihya edilen sıbyan mektebi
için hoca, halife-i mektep ve hat üstadı olmak üzere üç personel görevlendirilmektedir.
Yine aynı vakfiyede, sıbyan mektebinin öğrencileri, hocaları ve mektep ihtiyaçlarının
karşılanması için tahsisat ayrılmıştır.
30 öğrencinin eğitim göreceği mektepteki öğrencilere her yıl giyecek ve
ayakkabı bedeli ödenecektir.
Levent Kışlası Sıbyan
Mektebi
Valide Sultan, Levent Çiftliği kışlasında
yaptırdığı ahşap caminin bitişiğinde bir de ahşap sıbyan mektebi yaptırmıştır.
Mektepte bir muallim ve bir halife- i mektep olmak üzere iki kişi
görevlendirmiştir.
Eyüp Sultan Camiinde
Kitaplık
Valide Sultan, Mushaflar ve muhtelif ilim
dallarından oluşan 247 ciltlik kitabı vakfetmiş, bu kitaplar Eyüp Sultan
Camii’nin içinde sol tarafta bulunan iki dolaba konulmuş, dolaplar kütüphane
olarak kullanılmıştır. Kütüphane için hafız-ı kütüp olarak iki görevli tayin
edilmiştir. Kütüphane Cuma günü hariç her gün güneşin doğuşundan ikindi vaktine
kadar ilim ehline hizmet vermiştir. Yapılan katalog çalışmasında Valide
Sultan’ın kethüdası Ataullah Efendinin yaptığı vakıfla kütüphanenin 462 cilt
kitaba ulaştığı tespit edilmiştir.
Sosyal Müesseseleri
Valide Bendi
Sultan I. Mahmud Bahçeköy’de eski su bendi
olarak anılan, günümüzde ise Topuzlu Bent diye bilinen bendi yaptırıp bu
bentten, Validesi Saliha Sultan’ın Beyoğlu’nda yaptırdığı makseme kadar
suyolları yaptırarak Galata, Tophane, Beşiktaş vesair yerlere yirmi üç lüle beş
masura su akıtmıştır.
Ancak bu bentlerden gerekli fayda temin
edilemeyince Arabacıoğlu Mandırası Deresi denilen yerde Sultan Beyazıt Vakfı
mütevellisinin izniyle büyük yeni bir su bendi inşa ettirmiştir. Yaptırdığı su
bendi ile I. Mahmut Bendi arasında da yeniden kuyu ve kanallar yaptırmıştır. Su
bendini, su kanallarını ve yeni bentten I. Mahmut bendine bağlanan 23 lüle mülk
mâ-i lezizi 24 Ocak 1797 tarihli vakfiyeyle vakfetmiştir. Mihrişah Valide
Sultan Bendinden Sultan I. Mahmud Bendine bağlanan yirmi üç lüle mülk suyun on
altı lülesi, I. Mahmud Han’ın önceden belirlediği yerlere akıtılacak, iki
lülesi mecra hakkı olarak bırakılacak, kalan beş lülesi de Valide Sultan’ın
dilediği yerlere akıtılmak üzere Beyoğlu maksemine bağlanmıştır.
Çeşmeler
Mihrişah Valide Sultan birçok çeşme yaptırıp bu
çeşmelere su bağladığı gibi, başka vakıflar tarafından yaptırılan çeşmelere su
bağlayarak da hayır hizmetlerini devam ettirmiştir. Vakfiyelerde 12 çeşme
yaptığı belirlenin Valide Sultan’ın yaptırdığı çeşmeleri saymamız gerekirse;
1. Levent Kışlası yakınındaki çeşme
2. Hasköy Humbaracılar Kışlası duvarındaki çeşme
3. Hasköy’de Gümüşhane bitişiğindeki çeşme
4. Üsküdar Karacaahmet’teki çeşme
5. Üsküdar İhsaniye’deki çeşme
6. İstanbul Balıkpazarı’ndaki çeşme
7. Dolmabahçe’deki çeşme
8. Fındıklı’daki çeşme
9. Fındıklı’daki diğer çeşme
Harameyn Hizmetleri
Valide Sultan, 30 Nisan 1790 tarihli
vakfiyesinde, vakfiyede geçen akarların yıllık gelirinden her yıl Mekke-i
Mükerreme’ de Ebu Kubeys ve Hindi dağlarındaki iki münadiden her birine 10’ar
kuruş gönderilmesini şart koşmaktadır. Bu bedel, her yıl sürre eminine teslim
edilerek adı geçen münadilere ulaştırılacaktır. 1 Ocak 1801 tarihli vakfiyeyle
Mekke’ye giden Sürre alayı ile her yıl vakıftan 500 kuruş gönderilmesi ve layık
olan 50 fakire 10’ar kuruş olarak taksim edilip dağıtılması şart koşulmuştur.
Sultan Ahmed Han tarafından Medine-i Münevvere
‘de Bab-ı Rahme hizasında inşa ettirilen
ve zamanla harap olan sebil, abdest muslukları ve karşısındaki helalar 24 Ocak
1797 tarihli vakfiyeyle Valide Sultan tarafından yeniden bina ve ihya edilmiş,
tamir ve bakımları için 150 kuruş, sebil ve helalardaki 5 adet kandil avizenin
zeytinyağı vesair ihtiyaçları için 40 kuruş, Harem-i Saadet musluklarına su
nakleden sakaların ücreti olarak 40 kuruş, Hac mevsiminde hacılar toplandığında
aynı sebile su taşıyan sakalara 50 kuruş olmak üzere vakıftan yıllık 280
kuruşun Medine’ye gönderilmesini şart koşmuştur. Sayılan işleri idare etmek
üzere Medine’de ikamet eden Trabluslu el-Hac İsmail Efendi, vakfın mütevelli
kaymakamı ve nazırı olarak tayin edilmiştir. Tamiratların yönetimi ve ücret
dağıtımları için kendisine yıllık 150 kuruş tahsis edilmiştir. Böylece
Medine’deki tüm bu hizmetler için vakıftan yıllık 430 kuruş tahsisat
yapılmıştır.
Vakıf tarafından her sene iki vukiye halis ud42
ve bir şemam-ı anber alınarak Medine-i Münevvere’de sakabaşılara teslim
edilmesi, Ravza-i Mutahhara’da her Cuma ve Pazartesi gecelerinde bu tütsülerin
yakılarak hazır bulunan cemaate güzel koku sunmak için tütsüleme yapılması şart
koşulmuştur.
11 Kasım 1800 tarihli vakfiyede, Medine’de
Ravza-i Mutahhara’da ulemadan faziletli bir kişi tarafından her gün Buhârî
hadis kitabından yeterli miktarda hadis okunması hayır şartı olarak yer
almaktadır. Yapılan hizmet karşılığında görev sahibine vakıftan günlük 100 akçe
ödenecektir.
Diğer Hayır Hizmetleri
30 Nisan 1790 tarihli vakfiyeyle III. Selim
tarafından Nizâm-ı Cedit kapsamında kurulan Teberdarlar Ocağı askerlerine
yıllık 1500 kuruş yemek bedeli gönderilmesi,
9 Temmuz 1795 tarihli vakfiyeyle her hafta Salı
ve Cuma günleri Galata Mevlevi hanesinde, Mevlevi mukabelesi öncesinde
Mevlevihane’nin postnişini Şeyh Mehmet Galip Dede Efendi tarafından Mesnevi
okumaları ve talimi yapılması,
24 Ocak 1797 tarihli vakfiyeyle, İstanbul
Arabacıbeyazıt Mahallesinde Vanlı Şeyh Seyyit Ahmet Efendi’nin bina ettiği
Nakşibendi Dergâhında Cuma ve Pazartesi geceleri Hatmi Hâcegân ve kelime-i
tevhid zikri yapılması ve sonrasında her gün beş vakitte devletin devamı,
Valide Sultan’ın sıhhat, afiyet ve iki cihan saadeti için dua edilmesi,
24 Ocak 1797 tarihli vakfiyesiyle Üsküdar’a
bağlı Kadıköy’de bulunan Sa’diye Tarikatından Abdülbaki Efendi Zaviyesi’nin
fukara ve dervişleri için zaviye şeyhine yıllık yirmi kuruş, Eyüp İmaretinden
günlük altı yemek ve altı çift fodula tahsisi,
24 Ocak 1797 tarihli vakfiyede, Galata Tophane
Firuz Ağa Mahallesi’nde bulunan Sirkeci Camii’nin, aydınlatma için gerekli
zeytinyağı, mumyağı ve balmumu ihtiyaçlarının karşılanması için yıllık altmış
vukiye zeytinyağı, oniki vukiye mumyağı ve altı vukiye balmumu alınması,
2 Nisan 1800 tarihli vakfiyeyle, kendi vakfının
akarlarından olan Rumeli Vilayetindeki Davutpaşa Çiftliği’nin gelirinden 1250
kuruşun imdadiye olarak her yıl Nazperver Kadın Vakfına verilmesi,
Konya’da Hazret-i Mevlânâ türbesindeki on sekiz
şamdanda her yıl beş mübarek gecede yakılmak üzere balmumu bedeli olarak
vakfından yıllık üçyüz kuruş tahsisat ayrılması,
Sarayın ve İstanbul’un asayişinden sorumlu olan
Bostancılara ait Bostancılar Hastanesi tabibi için günlük 12 akçe ücret, yıllık
150 kuruş ilaç bedeli, cerrah için günlük 12 akçe ve yıllık 100 kuruş merhem ve
malzeme bedeli tahsis edilmesi ayrıca günlük 11’er akçe ile bir çavuş, hastaların
ve yaralılarının hizmetini görmek üzere de dört hasta bakıcı görevlendirilmesi,
Eyüp Otakçılar civarındaki Mehmet Bey mescidinin aydınlatılması için senelik 18
vukiye mumyağı, Ramazan ayı için 10 vukiye, diğer günlerde kullanılmak üzere 30
vukiye olmak üzere toplam 40 vukiye balmumu, kandil, fitil ve şamandıra için
senelik 5 kuruş tahsisat ayrılması, mescit imamına günlük 5 akçe, müezzin ve
kayyımına da 3 akçe ücret verilmesi vakıfenin şartıdır.
11 Kasım 1800 tarihli vakfiyeyle Galata
Sarayı’nda bulunan kütüphaneye bereket ve saadet vesilesi olmak üzere konulan
Lihye-i Şerif (Sakal-ı Şerif) in her sene Mevlid, Regaip, Miraç ve Berat
gecelerinde olmak üzere yılda dört kere ziyarete açılması için gecelik 164 kuruş,
yıllık 656 kuruş tahsisat ayrılması,
Eyüp’te, Valide Sultan İmaretinin karşısında
bulunan ve mülkiyeti Eyüp Sultan Vakfına ait olan bostanın ebniye vakıflarından
Kâtip Halil Efendi Vakfına yıllık 38 kuruş imdadiye ödenmesi vakfiyelere şart
olarak konulmuş ve uygulanmıştır.
Eyüp Sultan Camii’nin yeniden yapılması
sırasındaki taşınırken Eyüp Sultan Vakfına ait 22 dükkan, Sinan Paşa Vakfına
ait 2 dükkan ve Bahriye Hatun Vakfına ait 2 dükkan olmak üzere yıkılan toplam
26 dükkanları arsaları için ödenmesi
gereken mukataa (kira) bedelleri 11 Kasım 1800 tarihli vakfiyeyle Valide Sultan
tarafından üstlenilmiş, Eyüp Sultan Vakfına 51 akçe, Sinan Paşa Vakfına 14
akçe, Bahriye Hatun Vakfına 2,5 akçe olmak üzere günlük toplam 67,5 akçenin adı
geçen vakıflara her yıl ödenmesi vakfiyeyle kabul edilmiştir.
1 Ocak 1801 tarihli Vakfiyeyle, İstanbul’da
Denizabdal yakınında bulunan Şeyh Himmetzâde Zaviyesine Eyüp İmaretinden günlük
üç yemek istihkakı, senelik 150 kuruş mevlid-i şerif tahsisatı, fukaranın
yemeği için aylık 25 kuruş ödeme yapılacaktır.
Her sene haremin bir yerden başka bir yere
nakl-i hümayun gerçekleştiğinde harem ağalarının tümüne gidiş akçesi olarak 250
kuruş, geliş akçesi olarak 250 kuruş olmak üzere toplam beşyüz kuruşun vakıftan
ödenecektir.
Her sene vakfın mütevelli kaymakamı vasıtasıyla
layık bir kişi belirlenerek Valide Sultan’ın ruhu için hacca gönderilmesi için
vakıftan 1.500 kuruş ödenecektir.
Vakıf gelirlerinden, Denizli
Kadıköy’de bulunan Kırcıtaş Mescidi’nin hademesinin ücreti için yıllık 48
kuruş, mescidin aydınlatma giderleri için yıllık 36 kuruş olmak üzere yıllık
toplam 84 kuruş gönderilecektir.
1 Ocak 1801 tarihli vakfiyeyle Eyüp Sultan Camii
görevlilerinin namazlardan sonra dua etmeleri için caminin üç imamı ile baş
müezzinine günlük beşer akçe ödenecektir. Ayasofya, Beyazıt, Fatih ve Eyüp
Sultan Camilerinin muarriflerinin her Cuma namazından sonra Valide Sultan’ın
ismini yâd etmeleri için Ayasofya Camii müezzinine 20, Beyazıt, Fatih ve Eyüp
Sultan Camii müezzinlerine her Cuma günü için 10’ar akçe ödeme yapılacaktır.
Mihrişah Valide Sultan vakıf hizmetleri için 127
tarım işletmesi, 42 ticarethane 10 Gedik hakkı, 9 İmalathane, 3 Arazi, 2
Mesken, 4 Mukataa geliri olmak üzere 196 akarı vakfetmişti. Vefatından sonra
oğlu III. Selim’e intikal eden malvarlığı ise III. Selim tarafından annesinin
vakfına vakfedilmiştir. Böylece hayatı boyunca edinmiş olduğu tüm malvarlığı vakıf
mülke dönüşmüştür. MİHRİŞAH VALİDE SULTAN VE VAKFI İdris AKARÇEŞME
Araştırmacı, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi
Vuslat Kadın
I.
Mahmud’un kadınlarından olan Vuslat Kadın, I. Mahmud'dan bir çocuk dünyaya
getirmiş ancak evladı çocuk erken yaşta vefat ettiğinden hakkında ayrıntılı
bilgi yoktur.
Kaynaklarda Vuslat Kadın’ın ismine
ise hayırsever bir saraylı olarak yaptırdığı hayrat ve bunlara vakfettiği
akarlar vesilesiyle rastlanmaktadır. Buna göre Vuslat Kadın’ın, harap halde
bulunan, Medine’de bir darüşşifa ile Kasımpaşa Eyyühüm Efendi Mahallesi’nde bir
çeşmeyi yeniden inşa ettirdiği anlaşılmaktadır. Darüşşifa için Müslümanların kutsal
topraklarından biri olan Medine’yi seçmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Vuslat
Kadın da benzeri pek çok Osmanlı devlet adamı ve zengini gibi Medine’de ihya
ettiği darüşşifa ile burada bulunan hem yerel halkın hem de hac ve umre
ziyaretçilerinin sağlık konusundaki sıkıntıları için bir dizi tedbirler almış,
yürütülecek hizmetlerin süreklilik arz etmesi için kendisine has olarak temlik
edilen çiftliğin gelirlerini de buraya vakfetmiştir.
Vuslat Kadın’a ait 1161/1748 tarihli
vakfiye; vakfa ait akarları sıraladıktan sonra vakıfta görev alacak idari ve
hizmet personelinin hangi özelliklere sahip olmaları gerektiği ile ne kadar
ücret alacakları hususunda bilgi vermektedir. Bunun dışında vakfiye,
Medine’deki darüşşifada sunulacak yemek hizmetlerinin ayrıntılarına da yer
vermektedir. Padişah, sultan, valide sultan, saray erkânı ve vezir vakıflarının
her biri Harameyn vakıflarından olup bu vakıfların nezaret görevi 996/1588
senesinden itibaren darüssaade ağalarına tevdi edilmiştir. Vuslat Kadın’a ait
vakfın, hayratının biri Medine’de diğeri İstanbul’da akarının ise, biri Mora
Adası’nda diğeri ise İstanbul’dadır. Bu vakıfta da hayrat ile akar arasındaki
mesafenin uzaklığı dikkat çekmektedir.
Vakıf tevliyetini şahsına alan
Vuslat Kadın görevini bilfiil yerine getiremeyeceğinden, bu görevi mütevelli
kaymakamı olarak gayretli ve iş bilen birinin yürütmesini şart koşmuştur.
Nâzır
ve mütevelli dışında vakfın idari personeli arasında yazı işlerini yürüten bir
kâtip ve tahsilat işlerini yürüten bir de câbî bulunmaktadır.
Vuslat Kadın’ın Medine ve İstanbul
Kasımpaşa’daki hayratı için kurduğu vakfa ait gelirlerin büyük bir kısmını
Sultan I. Mahmud’ un kendisine temlik ettiği çiftlik oluşturmaktadır. 1748
tarihli vakfiyede, çiftliğin Mora Ceziresi’ndeki Kalavrita’da bulunduğu ve
Beçako ismiyle meşhur olduğu kayıtlıdır. Çiftlik elli çift arazi, iki bin beş
yüz dut ağacı, birtakım binalar ve tarım aletlerinden oluşmaktadır.
Beçako çiftliğinin, İspenç (Baş
Vergisi) ve mahsul satışı ve bir bağ, bir değirmen, bir kilise, on sekiz
çiftten hâsıl olan gelirlerle birlikte yıllık geliri, toplam on dört bin beş
yüz akçeyi bulmaktadır. Vakfa ait İstanbul Bahçe kapısı haricindeki arsa
üzerinde bulunan han Vuslat Kadın Vakfı’na mukataa geliri sağlamakta, bu hanın
altında yer alan birer ekmekçi fırını, ekmekçi dükkanı, manav, sarraf ve berber
dükkanının kira gelirleri vakfın gelir kalemlerini oluşturmaktadır.
Vakfın giderlerini; idari ve hizmet
personelinin ücretleri ile Medine darüşşifası için gönderilen surre tahsisatı
oluşturmaktadır.
Vuslat Kadın, Kasımpaşa’nın Eyyühüm Efendi Mahallesi’nde halkın su
ihtiyacını gidermek üzere yaptırdığı çeşme için de görevli tayin edilmesini
şart koşmuştur. Buna göre; çeşmeye gelen suyolundan sorumlu olan suyolcusuna
(râh-i âbî) günlük iki akçe, halkın su içmesi için çeşmede bulunması gereken
tası sabah koyup akşam kaldırmakla görevli kişiye (hâfız-ı tâs-ı çeşme) ise
günlük üç akçe tahsis olunmuştur.
Vuslat Kadın ayrıca, çeşmenin
zamanla tamire ihtiyaç duyması halinde gerekli olan tamir masrafının da vakfın
gelirlerinden karşılanmasını vakfiyesinde bildirmiştir. Vakfın gelirleri
arasında yer alan İstanbul Bahçekapısı’ndaki handa görevli hancıya ise, hanın
altındaki dükkânların kiralarını tahsil etmesi karşılığında günlük beş akçe
tahsis olunmuştur.
Surre, sözlükte akçe kesesi ve para
çıkını anlamlarına gelmektedir. İslam
devletleri tarafından Haremeyn olarak adlandırılan Mekke ve Medine halkı ile
Kudüs halkına gönderilen hediyelerin genel adıdır. Haremeyn’e surrenin ilk
olarak ne zaman gönderildiğine dair kesin bir bilgi bulunmasa da Abbasiler
zamanında gönderildiği görüşü hâkimdir. Abbasilerin ardından gelen bütün İslam
devletlerinin Haremeyn’e surre göndermeye devam etmeleri bu icraatın bir
geleneğe dönüşmesini sağlamıştır.
Osmanlı Devleti’nin de, yaygın
rivayete göre ilk surre Çelebi Mehmed (1403-1421) zamanında gönderilmiştir.
Çelebi Mehmed’in ardından II. Murad (1421-1451) ve II. Mehmed’in (1451-1481)
saltanat dönemlerinde de surre gönderilmeye devam etmiş ve II. Bayezid
(1481-1512) döneminde surrenin her yıl gönderilmesi mutat hale gelmiştir.
Osmanlı sultanlarının dışında
Haremeyn vakıfları olarak isimlendirilen vakıflar da Mekke, Medine ve Kudüs
halkı için surre tahsisatında bulunmuşlardır. Haremeyn vakıflarından olan
Vuslat Kadın’ın vakfından Medine’deki darüşşifası için yaptığı tahsisat da
surre tahsisatıdır. Her gün çorba ve Cuma günleri ise, pilav ve zerde
pişirilmesi için yıllık satın alınması istenen pirinç, yağ, nohut, soğan,
karabiber, tuz, bal, safran, gülsuyu ve darüşşifa görevlileri için tahsis
edilen 1300 guruşun, her sene düzenli olarak vakfın gelirlerinden ayrılarak
Haremeyn-i Şerifeyn Hazinesine teslim edilmesi ve surre emini vasıtasıyla
Medine’de bulunan darüşşifa nazırına ulaştırılması şart koşulmuştur. Yemek
malzemeleri dışında yine darüşşifa için gerekli olan senelik yüz elli guruşluk
odun, ayda onar guruştan senede yüz yirmi guruşluk ekmek ve aydınlatmada
kullanılmak üzere doksan vukıyye zeytinyağı da vakfın gelirlerinden
karşılanmaktadır Bu malzemelerin yıllık masrafı 757 guruştur. Yıllık surre
tahsisatı olan 1300 guruştan geri kalan 543 guruş ise, darüşşifada görevli
hizmet sınıfına aittir. Vuslat Kadın, Medine’deki darüşşifasında görev yapmak
üzere on üç personele ücret tahsisinde bulunmuştur. Bunlar arasında en yüksek
tahsise sahip olan nâzır, darüşşifada tedavi gören hastalardan, görevli
personelden ve yürütülen hizmetlerden sorumlu olarak darüşşifanın en üst
yetkilisidir.
Darüşşifadaki hastaların tedavisiyle
ilgilenecek hekim ve cerrahın iyi bir eğitim alarak tıp ilminde mahir ve
hastalara şefkatle yaklaşacak işinde uzman olması, hekimde olması istenmekte
olup cerrah ise, ameliyat ve hacamat işlerinde yetenekli olduğu herkesçe
bilinen biri olmalıdır. Hekim ve cerrahın hastaların tedavisiyle daha rahat
ilgilenebilmesi için işini özveriyle yapan iki kişi hasta bakıcı olarak görev
yapması istenmektedir. Hasta bakıcıların görevleri; çamaşırlarını yıkamak ve
kandillerini yakmak gibi hastaların ihtiyaç duydukları işlerini görmektir.
Darüşşifada bir hekim, bir cerrah ve iki hasta bakıcı olmak üzere
toplam dört sağlık personeline çalışmaktadır. Sucu olarak görev yapan kişi ise,
kanaatimizce içme suyunu tedarik ettikten sonra darüşşifaya getirmekle ve
buradaki görevli ve hastalara dağıtmakla görevlidir. Bunların dışında ekmekçi,
temizlikçi, kapıcı ve süpürgeci darüşşifanın genel hizmetlerini yerine
getirmekle mükelleftirler. Darüşşifada tedavi gördüğü esnada hayatını kaybeden
kişileri yıkamak üzere bir gassalin görevlendirilmesi, bu hayratın Medine
halkına yönelik hizmetlerinin kişinin ölümünden sonra da devam ettiğini
göstermektedir. (Vakıflar
Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü
Yayınları Ankara - Yıl: Aralık 2019 • Sayı: 52
Abdullah Çakmak Dr. Öğr. Gör., Afyon Kocatepe Üniversitesi İslami
İlimler Fakültesi, İslam Tarihi ABD)
isimli çalışmadan özetlendi.