Haremi
Hümayun Kethüdası Canfeda Hatun
Canfeda
Hatun resmî belgelerde “kethüda kadın” unvanıyla anılan ilk kadındır. Sultan
III. Murad’ın 1574-95) annesi Nurbanu Sultan tarafından bu göreve
getirilmiştir. Osmanlı sarayında Doğrudan valide sultana hizmet ettiği
anlaşılan “kethüda kadın”ın görevi sultan ve valide sultana hizmet edecek cariyelerin
yetiştirilmesi ve saray adabının öğretilmesiydi. Canfeda Hatun da ilk
yıllarında bunu yapmıştır. 1583’te Valide Sultan vefat edince harem-i hümayunda
öne çıkmış, içeriden en üst derecede yönetici olmuştur. Sultan III. Murad’ın
güvenini kazanan Canfeda Hatun “kethüda kadın” unvanıyla o zamana dek
görülmemiş bir itibar ve nüfuz elde etmiştir. Bu şöhret kurduğu vakıflarla daha
da artmıştır. Oysa bu vakıfların çok azı günümüze gelebilmiştir.
Kethüda Canfeda Hatun vakıflarının
önemli bir kısmını İstanbul ve İzmit’te tesis etmiştir. Hac yolcularının
gidiş-dönüş ihtiyaçlarının giderilmesi için kurduğu Kahire merkezli bir de
Haremeyn Vakfı vardır. Kaynaklardan anlaşıldığına göre, Kethüda Canfeda Hatun’un sadece haremeyn
vakfı için vakfiye düzenlemiş gözükmektedir. Veya diğer vakıfların vakfiyeleri
kaybolmuştur.
1583’te Valide Sultan vefat edince
annesine düşkünlüğü bilinen Sultan III. Murad, Canfeda Hatun’u anlaşılan annesi
yerine koyar. Annesini erken kaybeden Osmanlı sultanlarının yakınlarındaki
kadınlara ayrıcalıklar sağladığı bilinmektedir. Mesela Sultan II. Osman
(1618-1622) sütannesi Daye Hatun’a ve Sultan II. Süleyman (1687-1691) ismi
bilinmeyen Kethüda Kadın’a maddi ayrıcalıklar sunmuştur.
Canfeda Hatun’u önemli bir konuma
taşıyan “kethüda kadın” unvanı değildir. Tam tersi kendisinin dönemi ve
yaşadıkları bu konumun prestijini artırmıştır. Öyle ki vefatının ardından tutulan
vakıf muhasebe defterlerinde dahi ismi “Merhume Kethüda Canfeda Hatun” dur.
Oysa 1595’te Sultan III. Murad’ın
vefatıyla Eski Saray’a geçince kendisine daha düşük dereceli yeni bir memuriyet
verilmiştir. Canfeda Hatun’un yaşamı hakkında bilinenler oldukça sınırlıdır.
Künhü’l-Ahbâr ve Târîh-i Selanikî isimli eserlerde Kethüda Canfeda Hatun’un iki erkek
kardeşi olduğu yazılıdır. Yazılanlara göre Canfeda Hatun’da Çerkes
kökenlidir. Künhü’lAhbâr’da ki
ifadelerinden Canfeda Hatun’un Yeni Saray’a geçmeden önce Eski Saray’da olduğu
ve bekar kızları yetirdiği anlaşılmaktadır. Nurbanu Sultan “valide sultan”
mertebesine çıkınca Canfeda Hatun harem-i muhterem kethüdalığına yükseltilir.
Hatun’un buradaki işi kırktan fazla cariyenin eğitimidir.
Harem’de Nurbanu Valide sultan ve
Safiye Hanım Sultan arasındaki rekabette Nurbanu Sultan’ın taraftarları kızı
İsmihan Sultan ve Kethüda Canfeda Hatun’dur. Künhü’l Ahbâr’a göre
Nurbanu Sultan, Canfeda Hatun’a o kadar güvenmektedir ki vefat etmeden oğluna
Canfeda Hatun’u yanından ayırmamasını ve korumasını vasiyet eder. Bu vasiyete
uyan Sultan III. Murad saltanatının sonuna kadar Canfeda Hatun’u yanında tutar.
Valide Sultan’ın vefatıyla nüfuzu ve
itibarı artan Canfeda Hatun Tarihçi Gelibolulu Ali’ye göre “Nice nâ-revâ işlerden tâb-ı şerif-i Padişahînin men’ine ikdam etmede
yorulmazdı.” Yani müspet manada Sultan III. Murad’ın kararlarına müdahale
edebilecek hale gelmiştir.
Bu
dönemde Canfeda Hatun haremde sultana yakın iki kişiden birisidir. Hanedana
mensubiyeti olmayan cariye bir kadın için bulunduğu konum harem-i hümayun
tarihinde gerçekten az rastlanan bir hadisedir. Selaniki’ye göre bu
müdahaleleri sonucunda sipahi ulufelerinin eksikliği sebebiyle suçlanan ve
sadrazam tarafından idamı istenen Canfeda Hatun’u almak için sarayı basan
sipahilerden 137’sinin ölümüyle sonuçlanan olaylar olur. İç oğlanlarının
müdahalesiyle KethüdaCanfeda Hatun bu olaydan kurtulur.
Ayvansarayi,
Hadikatü’l Cevami’de Eski Saray’da vefat eden Canfeda Hatun’un Eyüp
Sultan Türbesi civarında eski sadrazamlardan Ali Paşa’nın mezarı yanında gömülü
olduğunu
bildirmektedir.
Canfeda
Hatun’un vakıfların geçmeden az da olsa servetinden bahsetme gerekir. Ayşenur
Karademir’in Vakıflar dergisi 50. Sayısında (Aralık 2018) yayınlanan makalesinden edindiğimiz bilgilere
göre hayatının büyük bölümünü Harem kethüdası olarak geçiren Canfeda Hatun
çalışırken günlük 500 akçe ücret alıyordu.
Yevmiyesine ulufe ve hediyeler dahil
değildi. Nurbanu Valide Sultan’ın güvenini kazandığı için hem valide sultan hem
de padişahtan menkul/gayrimenkul hibeler almış olmalıydı. 1592 tarihli bir şerʻiye sicili kaydına göre
Sultan III. Murad varisi olduğu azadlı cariyesi Çeşmi bint Abdullah’ın
vefatıyla kendisine kalan ve değerli olduğu detaylardan anlaşılan beş evi
Canfeda Hatun’a hibe etmişti. Canfeda
Hatun’un İstanbul’daki vakfına kayıtlı akar sayısı 286 olduğuna göre bu
iddiamız temelsiz sayılmamalı.
Kethüda Canfeda Hatun’un kurduğu
vakıflar arasında en kapsamlısı başkent İstanbul’dakilerdir. Kendisinin buradaki
hayır girişimleri 1584’te Karagümrük’teki eski ve harap bir mescidi camiye
dönüştürtmesiyle başlar. Bilinen ilk hayır eseri bu camidir. Beykoz ve
Saraçhane’de inşa ettirdiği hayırlarını sonradan bu vakfa dahil etmiştir.
Kethüda Canfeda Hatun’un bilinen üç
farklı şehirde, İstanbul, İzmit ve Kahire’de (Mısır merkezli Haremeyn Vakfı)
vakıfları vardı.
Canfeda Hatun İstanbul’daki vakfına
207.360 akçe kira geliri olan 286 parça mülkünü vakfına akar yazdırmıştı.
Kethüda Canfeda Hatun’un servetiyle
tesis ettiği vakıflardan bir diğeri Kahire merkezli Haremeyn Vakfı’dır. Vakfın
gayesi hacca gidip-dönen yolcuların yoldaki ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
Canfeda Hatun vakfiyesinde detaylı olarak tarif ettiği, Kahire’de Nil nehri
kenarındaki bir binanın gelirlerini altındaki dükkanlarla buraya tahsis
etmişti. Vakfın 1608 tarihli muhasebe bilançosuna göre bina ve dükkanların
yıllık toplam kira geliri 10.820 akçedir. Canfeda Hatun’un vakfına tahsis
ettiği, Mısır Kadısının izniyle ve kendi parasıyla satın aldığı arsalarını da
vakıf yararına bağışladığını ifade eder. Hatun’un vakfettiği arsaların yıllık
toplam kira geliri 9.300akçe dir. Buna göre Canfeda hatun Haremeyn vakfı için
toplam da vakfına 20.120 akçe tutarında bir gelir vakfetmiş oluyordu. Kethüda
Canfeda Hatun vakfını hacca gidip-dönen yolcuların yolculuk esnasında ihtiyaç
duyacağı yiyecek, içecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması için
kurmuş ve şart koşmuştu.
Kethüda Canfeda Hatun bir nükud
vakfına bağlı olan, İzmit’te kurduğu dokuz vakıf vardır. Ancak ilerleyen zaman
içerisinde alacaklarını toplayamayan vakıf, yine İzmit’te Süleyman Paşa vakfına
dahil edilmiştir.
Özetlenecek olursa, Kethüda Canfeda
Hatun’un İstanbul’daki vakıflarına bağışladığı toplam 286 adet gayri menkulün
yıllık kira geliri 207.360 akçedir. Ayrıca Haremeyn Vakfı’na bağışladığı
yerlerin yıllık kirası 20.120 akçedir. Aynı dönemde kendisine hazineden tahsis
edilen yıllık ulufe geliriyse 72 bin akçedir.
Buna göre Canfeda Hatun, vakıflarına
bağışlamadan önce sadece bu kalemlerden yıllık 300 bin akçe civarında gelir
elde ediyordu. Canfeda Hatun vakfiyesine göre ikisi kendi ismiyle tanınan dört
caminin masraflarını üstlendiği gibi (Karagümrük, Canfeda Camii, Saraçhane, Mimar Ayas Camii, Saraçhane, Kilise
Camii, Beykoz, Akbaba Camii) ayrıca 2 sıbyan mektebi, İzmit’te toplamda
on dört adet çeşmesi ve buralara bağlı suyolları, yine İzmit’te 1 köprü
(kızköprüsü/Kilezdere köprüsünün tamiratı) İstanbul’da çeşmeler yaptırmıştır.
Canfeda Hatun’un masraflarını karşıladığı bir de tekke bulunuyordu. Saraçhane’deki
mescidin camiye çevrilmesi ve sebil için 2 milyon akçe harcayan Canfeda Hatun
hac mevsiminde Haremeyn halkına gönderilmek üzere para tahsisatı (Her yıl için 20.064
akçeyi Haremeyn şehirlerindeki fukaraya, ayrıca 5.034 akçeyi Kudüs’teki
fukaraya dağıtılması için İstanbul surresine bağışlamıştı.)
Osmanlı döneminde hizmet karşılığı
olmadan, vakıf fazlasından kendilerine gelir bağlanmış kimselere zevaidhoran
denirdi. Tevfik Güran yapılan ödemelerin esasen maaş olmadığını, eskiden
yüksek bir hayat standardına sahip askeri kesim mensuplarına yapılan bir tür
sosyal yardım olduğunu söyler. Kethüda Canfeda Hatun’un İstanbul Vakıfları’nın
muhasebe deferlerine göre 17. yüzyılda sayıları bazen on dokuzu bulan zevaidhoran
vardı. Günlük yevmiyeleri 2-4 akçe arasındaydı. Canfeda Hatun’un İstanbul
vakıflarından ücret alan zevaidhoran grubunun dikkat çeken yönü nerdeyse
tamamının kadınlardan oluşmasıdır. Muhasebe kayıtlarında isimleri açıkça
yazılan kadınların tamamına hatun denmiştir.
Harem-i
Hümayun Kethüdası Canfeda Hatun’un Servet ve Vakıfları Ayşenur
Karademir Harem-i Hümayun Kethüdası Canfeda Hatun’un Servet ve Vakıfları Vakıflar
Dergisi 50 - Aralık 2018
Cevrî
Usta
Cevrî (ö.1819) 19. yüzyılda Osmanlı saray hizmetine
cariye olarak girmiştir. Dolayısıyla diğer cariyeler gibi gerçek ismi, doğum
yeri, doğum tarihi, saraya ne zaman ve kaç yaşında alındığı hakkında herhangi
bir bilgi yoktur. Cevrî hakkında kaynaklardaki bilgiler genellikle Cevrî’nin
şehzade iken Sultan II. Mahmud’un hayatını kurtararak devletin siyasî bir
çıkmaza girmesini engelleyen tarihî olaydaki rolüyle ilgilidir.
Cevrî’nin hayatî rol oynadığı tarihî olay kısaca şu
şekilde gerçekleşmiştir. Sultan III. Selim (1789-1807)’in Kabakçı Mustafa
isyanıyla tahttan indirilmesinin ardından yeniçeriler IV. Mustafa’yı tahta
çıkartmışlardı.
IV. Mustafa tek başına padişah olmak için kardeşi
Şehzâde Mahmud’un da öldürülmesini emretmişti. Katillerin Şehzâde Mahmud’un
dairesine gelmekte olduğunu duyan Cevrî, şehzadeyi kendi dairesine kaçırmayı
başarmış, Cevrî’nin dairesi önünde şehzâdeyi korumaya çalışan ağalarla Sultan
III. Selim’in katilleri arasında kıyasıya bir mücadele başlamıştı. Dairenin
kapısı önünde şehzadeyi korumaya çalışan ağaların yaralanmasıyla savunmasız
kalan dairenin merdiven başına bu kez elindeki bir kül çanağıyla Cevrî çıkmış,
bir yandan ağalara içerdeki şehzadeyi damdan kaçırmalarını söylerken diğer
yandan da elindeki kül çanağından külleri katillerin yüzlerine savurmuştur.
Yaklaşık beş dakikalık bu oyalamanın ardından içerideki ağalar şehzâdeyi
dairenin damındaki bir boşluktan çıkararak II. Mahmud’un hayatını
kurtarmışlardı.
Bu sırada kapıyı kırarak içeri giren Alemdar Mustafa
Paşa III. Selim’in naaşıyla karşılaşmış ve yanına getirilen Şehzade Mahmud’a “Ah Efendim, ben amcanı tahta çıkarmak için
gelmiştim. Kör olası gözlerim onu bu halde gördü bâri
seni tahta çıkartarak teselli bulayım”
diyerek şehzadeyi tahta çıkarmıştı.
II. Mahmud, Cevrî’nin kahramanca mücadelesi ve
hayatı pahasına yaptığı fedakârlığı unutulmamış, Padişah, Cevrî’ye bolca
ihsanlarda bulunmasının yanı sıra Hazînedâr Ustalığı görevini de vererek bu şekilde
onu taltif etmişti. Bundan sonra da Cevrî, Cevrî
Usta veya Cevrî
Kalfa unvanlarıyla
anılır olmuştur. Sultan II. Mahmud ayrıca Cevrî Kalfa’ya Büyük Çamlıca
(Üsküdar)’da bir de köşk yaptırmıştı.
Cevrî Kalfa Sicil-i Osmani’ye göre1824-1825)
tarihinde vefat ettiği belirtilse de Sultan II. Mahmud’un, ruhunu şad mektebin
1819-1820 tarihli olması Cevrî Usta’nın ölümünün de bu tarihlerde olduğunu
düşündürmektedir.
Cevrî Kalfa, Hazînedâr Ustalığı görevinden dolayı
zengin ve nüfuzlu bir saray kadını olarak yaşamıştır. Hazînedâr Ustalığı
görevine getirildiği 1808 yılından vefat ettiği 1819 yılına kadar kendisinin
yaptığı hayratlar olduğu gibi vefatından sonra Sultan II. Mahmud’un da onun
adına yaptırdığı hayratlar da bulunmaktadır. Sultan II. Mahmud’un Cevrî Usta
adına yaptırdığı vakıf eserlerden biri Üsküdar’da İcâdiye Mahallesi’ndeki bir
çeşme olup çeşmenin suyu Çamlıca civarından getirilmiştir.
Cevrî Kalfa’ya ait bir hayır işi de onun vefatından
sonra vakfının mütevellisi tarafından Eyüp İskelesi Mescidi (Büyük İskele
Câmi), Cevrî Kalfa’nın vefatından sonra
dönemin Şehremîni ve aynı zamanda Cevrî Usta Vakfı’nın müütevellisi olan
Hayrullah Efendi tarafından vakıfenin vakıf gelirlerinden karşılanmak suretiyle
yenilenmiştir. Cevrî Usta’nın kendi bütçesiyle yaptırdığı ve kendi mülkünden
gelirler tahsis ettiği Beyoğlu (İstanbul) Tophane Semti Sefer Kethüda
Mahallesi’nde inşa ettirdiği ve adına vakfiye düzenlettiği bir çeşmesi vardır.
Cevrî Usta’ya ait vakfiye Hazînedar Ustalık görevini
yürüttüğü 19 Haziran 1816 tarihinde üç sahife ve 113 satır olarak
düzenlenmiştir. Vakfiye geleneğe uygun olarak vekil tayin
ettiği Dârüssaâde Ağası Hâfız İsa Ağa’nın odasında düzenlenmiş, dönemin
şehremîni Hayrullah Efendi de kâimmakâm-ı mütevvelli sıfatıyla hazır
bulunmuştur.
Vakfiyeye göre Cevrî Usta kendi malından, Galata’ya
bağlı Tophane semtinde Sefer Kethüdâ Mahallesi’nde yer alan Sefer Kethüdâ
Mescidi Vakfı’na günlüğü üç akçe olmak üzere mukâta‘a-i
zemîn ödemek suretiyle adı geçen mescidin
bitişiğine uzunluğu ve genişliği hesap edilerek 48 zirâ‘
ölçülerinde bir
çeşme yaptırmıştır. Vakfiyeden anlaşıldığına göre bu çeşmenin suyu, Sultan I.
Mahmud’un Bağçe Karyesi’nde inşa ettirdiği bendin sularına takviye olsun diye
Sultan III. Selim’in annesi Mihrişâh Vâlide Sultan tarafından yine aynı yerde
inşa edilen bentten gelmektedir.
Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki barajların karşılığı
olarak padişah ve hânedân üyeleri tarafından hayır amaçlı bentler inşa edilir
ve hânedân üyeleri başta olmak üzere hayırsever kimseler halkın su ihtiyacını
karşılamak üzere bentlerden gelen sulara bağlı çeşmeler yaptırırlardı. Bent
inşa ettiren hânedân üyeleri hariç, diğer hayırsever kimseler çeşmelerinden
akacak su için bent yaptıran vâkıflara günlük olmak üzere bir miktar para
öderlerdi. Yani suyu kiralamış olurlardı.(temessük) Cevrî Kalfa da Tophane-Sefer
Kethüda Câmisi’nin bitişiğinde inşa ettirdiği çeşmesinin suyu için Mihrişah
Valide Sultan vakfına günlük iki akçe ödediği gibi yaptırdığı çeşmenin kanavâtını yani ana
musluk ile
çeşmesi arasındaki suyollarını da inşa ettirerek vakfetmiş ve inşâ ettirdiği
çeşme ve bu çeşmeye tabi suyollarının gerek bakım ve onarımına harcanmak,
çalışanların maaşlarını karşılamak, gerekse de vakfiyede adı geçen yerlere ve
kimselere tahsîsat amacıyla kırk bin (40.000) kuruş para
vakfında
bulunmuştur.
Yine vakfiyeye göre edilen kira gelirleri ise:
İstanbul’da Bahçekapı yakınlarında Sultan II. Mahmud tarafından inşa ettirilen
Hüdâya Câmisi’nde her yıl Rebiülevvel ayının hilâlinde olmak üzere güzel sesli üç
kişiye Mevlid-i Şerîf okumaları
karşılığında her birine senede ellişer kuruş verilmesi, Rebiülevvel ayının
hilalinde Mevlid-i Şerîf’in akabinde câmi-i şerîfin imam ve birkaç hafıza birer
aşr-ı şerîf okumaları
karşılığında kırk kuruş taksim olunması, Rebiülevvel ayının hilalinde câmi-i
şerifin Cuma vâizi olan efendiye o gün câmide toplanmış
olan-Mevlîd-i Şerif sebebiyle- kadın-erkek bütün cemâata va‘z u nasihat etmesi
daha sonra yaptığı dua ve okuduğu aşr-ı şerîflerden ve diğer tesbîhât ve tehlîlâttan hâsıl olan sevabı başta Hz.
Peygamber’e O’nun ailesine evladına ashâbına, daha sonra enbiyâ,
evliyâ ebrâr-ı etkıyâ ve meşâyih-i asfiyâ ve mukarrebîn-i Hüdâ ruhlarına ve
sâir mü’minîn ve
mü’minât ruhlarına
hediye etmesi karşılığında senelik yirmi beş kuruş alması şarta bağlanmıştı.
Cevrî Kalfa’nın vakfiyedeki bir diğer şartı ise
yıllık olarak elde edilen kira gelirinin bin sekiz yüz elli beş kuruşu ile
Rebiülevvel ayının hilalinde oraya gelen cemaate ikram edilmek üzere şeker,
şerbet, gül suyu ile bardak ve tabak (altlık) alınmasıdır. Bu harcamalardan
sonra para artacak olursa bu parayla Rebiülevvel ayının hilalinde câmi-i
şerîfte eli çabuk, temiz ve pak olmak kaydıyla dört kişi şeker dağıtımında ve
şerbet yapımında görevlendirilecek ve bunların her birine beşer kuruştan senede
yirmi kuruş verilmesi ve Rebiülevvel ayının hilalinde Hüdâya Câmisi’nin
kapılarını açmaları karşılığında kayyımlarına(Vakıf kuruluşlarını
korumak, temizlemek, ışıklarını yakmak ve onlarla ilgili diğer işleri
yürütmekle görevlendirilmiş kişiler) senede on kuruş ücret ödenmesiydi.
Başka bir vakfiye şartı; Sefer Kethüdâ Mescidi’nde
müezzin olarak çalışan kimse câmi bitişiğinde inşa edilmiş olan çeşmenin tasını
sabah-akşam askıda tutacak, tasları koruyacak ve bu hizmetinin karşılığında ise
günlük altı akçe alacaktı.
Kira gelirinden günlük altı akçe karşılığında
sınıfında mâhir ve çalışkan bir rahbân (suyolcu) tayin edilecek ve bu
kimse çeşmenin kanallarının gerekli yerlerinin temizliğini ve onarımını
yapacaktı.
Çeşmenin ve çeşme kanallarının gerektiğinde
büyük-küçük bakımı ve onarımı için gerekli masraflar kâimmakâm-ı
mütevelli
tarafından karşılanacaktı. Vakfın hesaplarını tutacak işinde ehil bir kimse
günlük on akçe karşılığında görevlendirilecekti. Cabi’nin ücreti ise günlük
olarak on akçe olarak belirlenmişti.
Vakfın gelirinden senelik olmak üzere beş yüz kuruş
Mekke-i Mükerreme’de ikâmet eden kırk harem
ağavâtı (ağaları)
arasında taksim edilmek üzere Başsaka tarafından gönderilecek ve
ağaların ellerine ulaştığına dair sened vakfa iletilecekti.
Cevrî Kalfa vakıf mütevellisine tayin edilen
masraflar ve harcamalardan geriye para artacak olursa, bu paranın korunması ve
vakıf adına akâr satın alınarak vakfa ilhak edilmesi görevini vermişti.
Kâimmakâm-ı mütevelliye vazifenin karşılığı olarak ise günlük yirmi akçe
ödenecekti.
Vakfiyede
geçen önemli bir şart da geçen günler, aylar ve yıllar zarfında vakfın
şartlarının uygulanmasında zorluklar çıkarsa vakfın gelirleri Haremeyn-i
Şerifeyn fukarasına harcanacaktır.
Vakfiyedeki
ikinci hukuki mesele ise vakfın vakf-ı nukûd yani para vakfı olmasıdır. Cevri
Usta’nın nükud vakfının meşruluğu konusundaki delili ise Abdullah Ensarî’nin
İmam Züfer’den naklettiği fetvadır. Cevrî Usta’ya
Ait Bir Vakfiye Habibe
Kazancıoğlu Vakıflar Dergisi 46 - Aralık 2016