Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Muhtelif Şehirlerdeki Kadın Vakıfları

Kudüs ve Şam Vakıfeleri

 

Hem Yahudiler ve Hristiyanlar için ve hem de Müslümanlar için sahip olduğu kutsiyet ve değeri asla kaybetmeyecek olan Kudüs için dünyanın ebedi başkenti denilse yeridir. İnsanlığın bu manevi başkenti, kendi maneviyatını gün yuzune cıkaran bir vakıf şebekesine sahiptir. Kudus vakıfları Osmanlı hakimiyetinden cok once şehir ile ic ice girmiş, şehir ve bu müesseseler birbirine kenetlenmiş durumdaydı. Osmanlı Kudus’u 1517 yılında ilhak ettikten sonra bu mirası devraldı ve profesyonelce yönetti. Eyyubi vakıfları yanı sıra savaştığı Memluk sultanlarının vakıflarını bile muhafaza etti. Tüm İslam coğrafyasında olduğu gibi Kudüs’te de Müslüman kadınlar vakıf ve hayır işinde yüz yıllar boyu yarıştılar.

 

1) Medresetu’l-Hâtûniyye

Oğul Hatun bnt. Şemseddin Muhammed el-Kazaniyye el-Bağdadiyye tarafından 1354 yılında vakıf olarak tesis edilmiştir. Vakıfe, Zahru’l-Cemel olarak bilinen araziyi medreseye vakfetmiştir. İsfahan Şah bnt. Emir Kazan Şah’ın 1380 yılında ikmal etttiği vakıf gümüzde aslî vazifesinden uzak bir evdir. İsfahan Şah’ın medrese vakfına yaptığı eklemeler Kudüs ve Dımaşk’ta bulunan beş kıta arazi, iki ev ve iki dükkândan müteşekkildir.

 

2) Medresetu’l-Dulkâdiriyye

Mısır Hatun tarafından 1432 yılında yaptırılan medrese, Emir Nasiruddin

Muhammed b. Dulkadir tarafından vakfa dönüştürülmüştür. Medrese sadece Kudüs’te yerleşik olan olmayan Türklere hizmet vermekteydi. Medresede Hanefî ve Şafiî fıkıhları tedris edilmekteydi.

 

3) Filistin’in En Acı Yılında Hayırsever Bir Kadın ve Vakfı: Hind el-Hüseyni ve Dâru’t-Tifli’l-Arabî Müessesesi

Hind el Hüseyni isimli Filistinli bir hayırsever kadın tarafından, 1948 yılında Deyru Yasin köyünde yapılan büyük katliamdan sağ kurtulan Filistinli çocuklar ve savaş mağduru çocuklar için kurulan Dâru’t-Tifli’l-Arabî müessesesini kurucusunun ağzından yazmak daha doğru olacaktır. 13 Eylül 1994 yılında vefat eden Hind el-Hüseyni’ye  Allah’tan (cc) rahmet diliyorum.

(“Annemin babası merhum Muhammed Salih el-Hüseyni’ni’nin Kudüs’teki evinde 25 Nisan 1916 tarihinde dünyaya geldim. Bu ev şimdi Dâru’t-Tifli’l-Arabî olarak bilinen yerdir. Ben iki yaşındayken babam vefat ettiğinden onu hiç tanımadım. Annem altı çocuğunu büyütmek için çok gayret gösterdi. Tek kız çocuğuydum. O yılların hayatım üzerinde büyük etkisi oldu. İlk ve orta öğrenimimi Müslüman Kızlar Okulu’nda 1932’de ikmal ettim. Lise öğrenimimi İngilizce üzerine yaptım ve onu da 1937’de bitirdim. Akabinde bir yıl da Arapça İngilizce dilleri hususunda özel eğitim aldım. 1938-1939 yılları arasında Müslüman Kızlar Okulu’nda öğretmen olarak çalıştım. Üniversiteye gitme imkânım varken Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle bunu gerçekleştiremedim ve 1945 yılana dek öğretmenlik vazifesini icraya devam ettim. 1945’te öğretmenlikten ayrılarak gönüllülük esasına dayalı sosyal projelerde çalışmaya başladım. Bu çerçevede, Kudüs Kadınları Sosyal Dayanışma Cemiyeti’nde görev aldım.

1948 yılında üzerimize savaş çöktü ve bu savaş şehirlerin bağlarını kopardı. Filistinlilerin başlarına bir daha benzeri bir felaketin gelmesinden korktukları Deyru Yasin faciasında yaşandığı gibi. Kader, Siyonistlerin Deyru Yasin’de gerçekleştirdikleri korkunç katliamdan çocukların kurtulmasını istemişti. Seyyid Adnan Emin et-Temimi’nin yardımıyla toplanıp Kudüs’e getirilen 35 çocuk için Eski Kudüs’teki Hasır Çarşısı mahallesinde iki oda hazırlandı. O gün yanımda138 Filistin cüneyhinden başka para yoktu. Ruhum onlarla kalıp eğer öleceklerse onlarla birlikte ölmek istedi. Eğer bu çocuklar ölürse, tüm Filistin halkının ölüp yok olacağını düşündüm. Büyük halkım nasıl olur da yok olur? Hayır, bin kere hayır dediğimde tarih 25 Nisan 1948 idi. Müesseseyi oluşturma fikri bende bu şekilde doğdu ve kısa süre sonra birkaç ay içerisinde Dâru’t-Tıfli’l-Arabî’yi Kudüs’te kurdum.

Olaylar yatışınca okul yavaş yavaş düzene girdi ve yanımızda ikamet eden bazı çocuklar için birkaç sınıf düzenlemeye başladık. Garajı, at ahırını ve seyisin odasını geçici sınıflar olarak dizayn ettik. Böylece sınıflar direkt olarak bizlerin gözetiminde oldu. Okul binasının düzenlenmesini ve birinci katın kullanılacak şekle gelmesini Zahran’da bulunan ARAMCO şirketinin yardımlarıyla 1961 yılına geldiğimizde tamamlamıştık. 1965 yılında ise Kuveyt’ten Şâyi ailesinin yardımlarıyla ikinci katı da bitirdik. 1969’a geldiğimizde lise sınıflarının, okulkütüphanesinin ve yetim olan kız öğrencilerin barındığı evi ihtiva eden üçüncü katı yaptık. Yine 60’lı yılarda işlemeli elbiseler yapmaya başladık. Öyle ki, elimizde 3200 elbise birikmiş oldu. Bunun üzerine halk sergisi açmaya karar verdik.

Amacımız, tıpkı 20 genç kızdan oluşan halk oyunları grubunu tesis ettiğimiz amacın aynısıydı; kültürümüzü kaybolmaktan kurtarmak.

            Alman Luther Kilisesi’nin yardımıyla 1970 yılında çocuk binasını açtık. 1971 yılında ise Eğitim ve Sosyal Hizmet Enstitüsü’nün yapımı bitti. Bundan böyle cemiyetimiz aşağıda sıralanan tesisleri barındıran bir külliyeye sahip oldu.

1. Kreşler ve çocuk bahçeleri

2. İlkokul

3. Ortaokul ve lise

4. Çocuk bakımı, ev ekonomisi ve dikiş nakış bölümü

5. Eğitim ve sosyal hizmet enstitüsü

İslam Konferansı Örgütü’nün yardımıyla kızlar için Edebiyat Fakültesi 1982 yılında tesis edildi. Aynı yıl Filistinli büyük edebiyatçı rahmetli İs’âf Neşaşibî’nin evi satın alındı ve Kudüs’te İslam medeniyeti araştırmaları merkezi olması ve yüksek lisans düzeyinde eğitim vermesi için çalışmalara başlandı.

 

 

 

 

Şam’da Kadın Hayırseverler

 

Akademisyen Hasan Hüseyin Güneş’in Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan 602 nolu evkaf Tahrir defterindeki tespitlerine göre; 602 nolu Evkaf Tahrir defterinde büyük bölümü Şam/Dımaşk merkezli 1238 vakıf kayıtlıdır. Güneş, defterde Şam dışında diğer vakıfların Safed, Beyrut gibi şehirlerde olduğunu tespit etmiş. Güneş tespitlerine göre Şam merkezli 1105 erkek, 117 kadın olmak üzere 1222 Müslüman vakfı, 12 si erkek 4 ü kadın 16 Gayri Müslim/Müslime olmak üzere 1238 vakıf kurulmuştur.

 

                                               Halep

 

Margaret L. Meriwether'ın yaptığı çalışmada da belirttiği üzere, Osmanlı idaresi altında olduğu yıllarda, Halep'te, vakıf kuran kadınların sayısı, zamana ve kurulduğu yere göre %20 ile %50 arasında değişmektedir. XVIII-XIX. yüzyıllarda Halep'te kurulan vakıflarda kayda değer oranda artış yaşanmış; 1770-1840 yılları arasında 468 vakıf kurulmuştur. Bunların da 241'ini (%51) kadınlar kurmuştur. 10 Mary Ann Fay'ın Mısır Evkaf Bakanlığı kayıtlarına dayanarak yapığı çalışmaya göre de, XVIII. yüzyılda Mısır'da, kurucularının 393'ü erkek, 126'sı (%25) da kadın olan 496 yeni vakıf kurulmuştur.

TARİHTE ANKARA ULUSLARARASI SEMPOZYUMU BİLDİRİLER ANKARA 25-26 EKİM 2011 Osmanlı Döneminde Ankara'da Vakıf Kuran KadınlarHüseyin Çınar

KUDÜS VE ŞAM’DA KADIN HAYIRSEVERLER Hasan Hüseyin GÜNEŞ Dr. Öğr. Üyesi, Bartın Üniversitesi Tarih Bölümü

 

Osmanlı Toplumunda Vakıf Kuran Kadınlar

 

Bursa

VGM (Vakıflar Genel Müdürlüğü) Arşiv kayıtlarına göre ilk Osmanlı payitahtı Bursa’da, kurulan toplam vakıf sayısı 1.434’tür. Bunların 81’i  (% 5,64) kadınlar tarafından kurulmuştur. Diğer bir payitaht olan Edirne’de vakfiyelere göre kurulan toplam vakıf sayısı 388’dir. Bunların 13’ü (% 3,35) kadınlar tarafından kurulmuştur. Bir ara şehzade sancağı da olan Manisa’da VGM Arşivi’ndeki vakfiyelere göre kurulan toplam vakıf sayısı 330’dur. Bunların 18’i (% 5,45) kadınlar tarafından kurulmuştur. Manisa şer’iyye sicillerinde yapılan tarama sonucunda, 228 vakfa ait vakfiyeye daha ulaşılmıştır. Bunların içinde de 48’ini (% 21) kadınlar kurmuştur. Buna göre Manisa’nın hem VGM Arşivi’ndeki hem de şer’iyye sicillerindeki vakfiyeleri mevcut vakıflarını bir araya getirdiğimizde toplam vakıf sayısı 558’e ulaşmaktadır. Bunların da 66’sı (% 11,83) kadınlar tarafından kurulmuştur. Bir diğer şehzade sancağı Amasya’da VGM Arşiv kayıtlara göre kurulan vakıf sayısı toplamda 515’tir. Bunların 34’ü (% 6,60) kadınlar tarafından kurulmuştur. Ankara’da VGM Arşivi’ndeki vakfiyelere göre kurulan toplam vakıf sayısı ise 1.083’tür. Bunların da 15’i (% 1,38) kadınlar tarafından kurulmuştur. Gaziantep’te VGM Arşivi’ndeki vakfiyelere göre kurulan vakıf sayısı toplamda 254’tür. Bunların 185’i erkekler, 69’u (% 37,29) da kadınlar tarafından kurulmuştur. Bu sayıları sadece VGM Arşivi’nde vakfiyeleri günümüze ulaşan vakıflardır ve bütün Osmanlı dönemini kapsamaktadır. Ancak vakfiyesi günümüze ulaşmayan daha pek çok vakıf bulunmaktadır.

            Yakup Tuncer, Bursa XV. yüzyılda Bursa’da kurulan vakıflar üzerine yaptığı çalışmasında incelediği dönemde Bursa’da 303 vakfın kurulduğunu tespit etmiş olup,vakıf kurucularının cinsiyetlerine göre yaptığı tasnife göre göre;bunların 150’si (% 49) erkeklerin; 153’ü  (% 51) de kadınların kurduğu vakıflardır. Şer’iyye sicillerindeki bilgilere göre erkek vakıf kurucularından % 60’ı ev, % 23’ü para, % 7’si de dükkân vakfetmiştir. Geriye kalan % 10’unun vakıf akarları arasında da bahçe, han, çeşme, zaviye, değirmen, kitap, köle ve mushaf bulunmaktadır. Aynı dönemde kadınların kurdukları 153 vakıftan 113’ü (% 74) ev, dükkân, bahçe, arsa, üzüm bağı gibi gayr-i menkul, 32’si 339 (% 21) para, 4’ü de diğer olarak tanımlanan gelir kaynakları vakfetmiştir. Bursa’da bu dönemde kurulan vakıfların toplamda % 76,5’i gayr-i menkul, % 23,5’i da menkul vakfıdır. Buradaki vakıflardan 67’si para vakfıdır (35’i erkek, 32’si kadın). Vakıf kurucularına bakıldığında 150 erkek vakıf kurucusundan 128’i hür asıllı, 20’si azatlı kul, kadınlardan da 97’si hür, 58’i azatlı kul taifesindendir. Tuncer’in tespitine göre bu dönemde vakıf kuranlardan % 74’ü hür asıllı, % 26’sı da azatlı kullardan oluşmaktadır.

            Samettin Başol’un XV. yüzyıl Bursa’sı üzerine, yine VGM arşivi ve Tuncer’in çalışmasında kullanmadığı vakfiyelerden yola çıkarak yaptığı başka bir çalışmaya göre XV, yüzyılda Bursa’da Bayezid Paşa’nın kızı Hatice Hatun, Molla Fenari’nin hanımı, Erhundu Şah Hatun, Sultan I. Bayezid’in kızı Hundi Hatun(Emir Sultan’ın eşi) ve Selçuk Hatun gibi hanedan ve askeri sınıfa mensup(Osmanlı’da ulema ve yönetim kademesi Askeri sınıf olarak nitelendiriliyordu) kişilerin eş ve kızlarının bulunduğu 33 vakfa ait vakfiye tespit etmiş,27’sini (% 81,82) erkeklerin, 6’sını (% 18,18) da kadınların kurduğunu belirtmiştir. 

            Hale Demirel’in XVI. yüzyılın ilk yarısında (1500-1550) Bursa’da kurulan vakıfları incelediği çalışmasında XVI yüz yılın ilk yarısında(1500-1550) Bursa’sında 557 vakıf kurucusundan 296’sının (% 53) vakıf sahibinin erkek, 261’inin (% 47) de kadın olduğunu, Vakıf kurucusu kadınların 12’sinin saray mensubu, 2’sinin hür,101’inin azatlı, 2’sinin gayrimüslim, 144’ünün de statüsünün belli olmadığını tespit etmiş. Demirel’in tespitlerine göre,kadın vakıf kurucuları arasında devletin en üst kademesinde bulunan  padişahların eşleri, anneleri veya kızları olduğu gibi bir tencere ya da kolye vakfeden  kadınlar da bulunmaktadır. XVIII. yüzyıl Osmanlı toplumuna göre, Allah rızasını kazanarak Allah’a yakınlaşmak amacıyla Bursa Vakıf teşkilatındaki yerlerini alan kadınların durumu az sayılmaz. Yine Demirel’in belirttiğine göre vakıflarına kendilerini mütevelli tayin eden kadınların sayısı az olmadığı gibi, kocaları tarafından bu görevlere getirilen kadınlar da mevcuttur. Bu durum hem kadınlara duyulan güvenin hem de kadının sosyal hayatın tam merkezinde olduğunun en büyük göstergesi sayılabilir. Çünkü vakıf mütevellilerinin görevi vakıf hizmetlerini kontrol etmek, çalışanların ücretlerini dağıtmak, bütün alım satım işleriyle uğraşmaktır.

            Bahsettiğimiz iki çalışma da ağırlığın Müslüman tebaa olduğunu fark etmiş olmalısınız. (1550-1565) yılları arasındaki Bursa vakıflarıyla ilgili bir çalışma yapan Fatma Kırçıl Akkoç’un tespitlerine göre belirtilen dönemde Bursa’da 123 vakıf kurulmuş olup, bunların 80’ini (% 65) erkekler,43’ünü (% 35) de kadınlar kurmuştur. Adı geçen dönemde vakıf kuran kadınların hiç birinin (43) sarayla bağlantısı olmadığı gibi pek çoğu da Reaya(Gayri Müslim) kökenlidir. Yapılan çalışmalarda Bursa’da XV. ve XVI. yüzyıllarda kadınların kurduğu vakıfların oranı diğer Osmanlı şehirleri ortalamasının üstündedir.(Osmanlı genelinde kadın vakıfları oranı % 17 ile % 50 arasındadır).

 

Sivas

 

            Ömer Demirel’in, Anadolu’nun kadim şehirlerinden Sivas’ta yaptığı çalışma da ki tespitlerine göre: Sivas’ta Osmanlı öncesine ait 15 Osmanlı döneminde ise(1400-1850) 322 olmak üzere toplam da 377 vakıf kurulmuştur.322 Osmanlı vakfının 75’i Müslüman 1 tanesi Gayri Müslim kadınlar tarafından kurulmuş olup kadın vakıflarının tamamı 1700-1850 yılları arasında kurulmuştur. Kadın vakıflarının tüm Sivas vakıfları içinde ki oranı %23,60,1700-1850 vakıfları arasındaki oranı ise%27,04 tür.

 

Ayntab/Gaziantep

 

            Hüseyin Çınar’ın tespitlerine göre Gazi Antep şehrinde XVI- XX, yüzyılın ilk çeyreğinde 202 vakıf tesis edilmiştir. Aynı dönemlerde kadınların kurduğu vakıf sayısı 77’dir. Hüseyin Çınar VGM arşivinde yaptığı araştırmayla göre Osmanlı döneminde Ayntab/Gaziantep şehrinde kurulan vakıfların sayısı 255 olarak tespit etmiştir. Şehrin önde gelen ailelerine mensup 69 kadın tarafından vakıf kuruluşu yapılmıştır.(Vakıfların içindeki oranı %27)

            İsmail Kıvrım’ın yaptığı tespitlere göre ise Gazi Antep’te kurulan vakıf sayısı 581 olup, bu vakıfların 369’u erkekler,212’si kadınlar tarafından kurulmuştur.

 

Kudüs           

 

            İslam geleneğinin kutsal kabul ettiği 3 şehirden (İlk ikisi Mekke ve Medine) biri de Kudüs’tür. Osmanlı öncesinde de pek çok vakfı olan Kudüs’te Osmanlı döneminde kurulan en büyük vakıf yoksullara bir tas çorba ve bir somun ekmek germeyi amaç edinen, Kanuni Sultan Süleyman’ın hasekisi Hürrem Sultan adına kurulan Haseki Sultan İmaret vakfıdır.

            Kudüs şehrinde Hürrem Sultan imaretinden daha eski bir vakıf daha bulunmaktadır. Şeyh Edebali’nin torunu, Çandarlı İbrahim Paşa’nın eşi İsfahan Şah Hatun’un Mahmud El Osmaniye adını verdiği Medrese’ye Anadolu’dan on köy vakfettiği vakfı 1436-1437 yılında Kudüs’ün Osmanlı tarafından fethinden önce kurulmuştur.

            Alaattin Dolu’nun,“18. Yüzyılda Kudüs’te Kadın ve Kadın Vakıf Kurucuları” başlıklı çalışmasına göre 18.yüzyılda, Kudüs’te,51 kadın vakfı bulunmaktadır ve bunların yarıdan fazlası (661) 1750 tarihinden sonra kurulmuştur. Gabriel Baer’in tespitine göre ise,1805-1820 yılları arasında Kudüs’te kurulan yeni vakıfların 1/4’ü Yafa’da, İngiliz manda dönemine intikal eden Osmanlı döneminde kurulan vakıflardan da  %  23,4’ü kadınlar tarafından kurulmuştur. Margaret L.Meriwether ise Halep üzerine yaptığı bir çalışmada, bu şehir Osmanlı idaresinde olduğu yıllarda vakıf kuran kadınların sayısının, zamana ve kurulduğu yere göre % 20 ile % 50 arasında değiştiğini belirtirken, aynı çalışmasında Halep’te 1770-1840 yılları arasında şehirde 468 vakıf kurulduğunu, bunların da 241’ini (% 51) kadınların kurduğu bilgisini paylaşmıştır. Mary Ann Fay’ın yaptığı çalışmaya göre, XVIII. yüzyılda Mısır’da, kurucularının 393’ü erkek, 126’sı (% 25) da kadın olan 496 yeni vakıf kurulmuştur.

 

Kıbrıs

Kıbrıs’ta ozellikle zeytin ve keciboynuzu ağacları “sak” tabiri ile gövde başı olduğu ifade edilerek vakıf akarları icine yazılmıştır. Zeytin ağacının meyvesinin suyu yani zeytinyağı kütsal mekanların aydınlatılması icin küllanılacaktır. Kıbrıs’ta ağaçlar ile ilgili mülk önemlidir. Ada’da harnüp, zeytin ve diğer meyve veren ağaçlardan oluşan büyük bir mülk potansiyeli vardır. Vakıfların gelir kaynaklarından olan bir zeytin ağacının değeri, 1883 yılında Seager’in raporuna göre 50 ila 800 kuruş arasında değişmektedir.

Şer‘iyye sicillerinde ve tereke defterlerindeki kayıtlar, kadınların mülkiyetle ilişkisini çok acık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu olgu, kadınların güçsüz olduğu, iktisadi özerklikten

yoksun olduğu ve dört duvar arasında kapatıldıkları gibi tezleri çürütmüştür.

Kıbrıs’ın fethi sonrasında İslam hukukunun kadını koruyan ve kollayan hükümleri yalnızca Müslüman kadınlar için değil Ortodoks kadınlar için de uygulanmıştır.

1595’lerde yalnızca fetihten 25 yıl sonrasında Lefkoşa’dan pek çok kadın yakın köylerdekiler de dahil göçmen Müslüman ve yerleşik mühtediler mahkemeye haklarını aramak icin başvurmuşlardır. Kadınlar, erkeklerle aynı yasal haklara ve aynı fırsat eşitliğine sahiptirler.

 Ronald C. Jennings, Christians and Müslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640 isimli eserinde tüm Kıbrıs’ta olduğu gibi Lefkoşa’da kadınların gayrimenkul sahipliğinin önemli olduğunu belirtmiştir. Toprak alış-satışlarının %15’i kadınlar tarafından yapılmıştır. Kadınların toprak ve mülk sahipliği artan oranlarda devam etmiş ve ekonomi üzerinde etkinlikleri görünür olmuştur. Kadınlar, alım-satım, miras ve mülkiyet sahipliği konusunda mahkemelere başvurmuştur. Kadınların sahip olduğu malvarlıkları, miras, ceyiz gibi aktarımlarla da olmaktadır. Pek çok kadının aralarında Hristiyan kadınlar da dahil mal ve mülkünün dokunulmazlığı mahkemeler tarafından korunmuştur.

Lefkoşa’da Arap Ahmet Cami Mahallesi’nde otüran Beşir kızı Bican,1721 tarihli

sicil kaydına göre ölümünden sonra terekesinden alınacak olan 50 kuruş (1720 yılında Osmanlı kuruşundaki saf gümüş miktarı 14,5 gramdı.İlk Osmanlı kuruşları 25,6 gram ağırlığında olup yaklaşık 16 gram saf gümüş içermekteydi.) ile bir vakıf kurulmasını istemiştir. Lefkoşa’da Karamani Mahallesi’nde bulunan mescidin imamları tarafından işletilerek arttırılan para karşılığında akşam namazlarından sonra birer aşr-ı şerif okuyup vakıfın ruhuna hediye edeceklerdir.

Lefkoşa’da Kızılküle Mahallesi’nde yaşayan Derviş kızı Gülsüm evini vakfetmiştir. Vakfiye şartlarına göre ölene kadar bu evde oturacak, ölümü sonrasında mütevelli olarak tayin ettiği Omorfa Kazasına bağlı Peristerona Koyü Camisi imamı Hacı Abdürrahman Efendi hakimin izni ile evi satıp, elde edilen parayı işletecektir. Bu para cami imamlarına verilecek, imamlar da bunun karşılığında her sabah Yasin-i şerif okuyup sevabını vakıf kurucusunun ruhuna hediye edeceklerdir. 

4 Numaralı Kıbrıs Şer‘iyye Sicilindeki 1635 Ekim tarihli kayıtların içinde Hatice Hatun’un 4.000 akce nakitle bir vakıf kurduğu yazılıdır. Hatice Hatun bu paranın işletilerek hasıl olan getirisi ile Ayasofya Camisi’nde kuşluk vakti bir cüz Kur’an okunmasını istemiştir. Kur’an okuyacak kişi her gün iki akçe alacaktır.

Aynı defterdeki kaydın devamında Rükiye Hatun’un da 2.000 akce vakfettiği yazılmıştır. Onun da hayır şartı Hatice Hatun ile aynıdır. Ayasofya Camisi’nde her gün kuşluk vaktinde bir cüz Kur’an-ı Kerim okunacaktır. Abdi Hatun’un kızı Sitti de bu vakıfların yöneticiliğini üstlenmiş, daha sonra Ayasofya Camisi’nde kuşluk vaktinde Kur’an’dan iki cüz okunması ve mütevellisinin kendi evladı olması şartıyla sekiz bin akçe vakfetmiştir.

1839-1856 döneminde Lefkoşa İbrahim Paşa Mahallesi’nde yaşayan Vala Meryem,

Lefkoşa’da İbrahim Paşa Mahallesi’ndeki evini sundurması ile birlikte vakfetmiştir. Haziran 1839 tarihli vakfiyesindeki şartlarına göre bu ev, ölümünden sonra kiraya verilecek ve elde edilen gelir 10’ü 11,5 hesabı yani %15 faizle işletilecektir. Bu işlem sonucu her yıl elde edilen gelir aynı mahallede bulunan caminin imam ve diğer görevlilerin giderleri için harcanacaktır.

Lefkoşa Ayasofya Mahallesi sakinlerinden Hatike Kadın, mütevellilik yani yöneticilik

görevinin ölümüne değin kendi üzerinde kalmak şartı ile sahip olduğu 5.000 kuruşunu vakıf olarak tahsis etmiştir. Bu paranın işletilip elde edilen gelir ile camide bulunan hafız ve diğer görevlilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını istemiştir.

Lefkoşa Ebü Kavuk Mahallesi sakinlerinden Hatice Kadın, Ayasezomeno köyünde bulunan 73 ve Dali köyünde bulunan 6 zeytin ağacını vakfetmiş ve vakfiyesinde zeytinlerden elde edilecek yağın Türabi Dede türbesinin kandiline harcanması gerektiğini şart koşmuştur.

Lefkoşa Ebu Kavuk Mahallesi’nde oturan Hatice Hatun, Bodamya köyünde çeşitli

yerlerde bulunan toplam 50 sak (gövde) zeytin ağacını vakfetmiştir. Bu ağaçların miri arazi üzerinde olması vakıf kurmasına bir engel oluşturmamıştır. Zira bu ağaçlar, onun özel mülkiyeti altındadır. Vakıf ağaçlardan elde edilecek gelirler ile Lefkoşa Ayasofya Mahallesi’ndeki medrese öğrencilerinin ihtiyaçları giderilecektir.

Kıbrıslı kadınların vakfettikleri mülkler arasında bahçe ve ağaçlar yanında akarsu kullanım hakları da vardır. Lefke Kasabası’nda oturan Şerife Kadın, yine aynı yerde bulunan

4 dönüm bahçesini, içinde bulunan ağaçlarını ve iki adet evini vakfına gelir kaynağı olarak tahsis etmiştir. Şerife Kadın ayrıca Maratase Deresi’nden 22 günde 2 saat kullandığı ve sahip olduğu suyun kullanım hakkını da vakfetmiştir. Vakfiyesine göre, söz konusu bahçe ve akarsu, kiraya verilecek bunun sonucunda elde edilecek gelir, Lefkoşa ve Lefke camilerinde kandil gecelerinde mevlit okuyacak kişilere verilecektir.

Mehmet Emin kızı Sare Hanım, Kaymakam Mesrür Ağa’nın eşidir. Sare Hanım eşi ile birlikte Ayasofya Camii yakınında satın aldıkları 7 adet konağı söz konusu caminin vakfına bağışlamışlardır.

1911-1916 yıllarına ait Kıbrıs Sicili sayfa 148’de 510 numaralı vakfiye kaydında Penbe Hanım’ın hayır şartları yazılmıştır. Lefkoşa’ya bağlı Değirmenlik nahiyesi Mora Köyü

sakinlerinden Nuri kızı Penbe, 4.000 kuruş vakfetmiştir. Yıllık “onu on iki akçe” hesabı ile (%20) faizle işletilecek bu para ile Kur’an okuyacak bir kişi senede 200 kuruş alıp iki hatim indirecektir. Birinci hatimi Ramazan’da okuyup Kadir gecesinde bitirecek diğerini ise Kurban Bayramı gecesinde bitirecektir. Bunlardan hasıl olan sevabın Penbe Hanım’ın kendisi, annesi ve tüm akrabalarının ruhlarına hediye edilmesi ve dua edilmesi gerekmektedir. Ayrıca her sene Rebiülevvel ayında bir Cuma günü köy camisinde, 75 kuruş harcanarak Mevlit okutulmasını istemiştir. Mevlid okuyanlar, şeker, od ve gülsuyu için harcamalar yapılacaktır.  

Yine aynı köyden Yakup Hüseyin kızı Ayşe Kadın, 2.000 akçe nakit para vakfı kurmuştur. Ayşe Kadın’da iki hatim okunması karşılığı Kur’an okuyacaklara senelik 180 kuruş verilmesini istemektedir.

Para sahibi olan kadınlar yanında sahip olduğu zeytin ve keçiboynuzu (harnup) ağaçlarının meyvelerini vakfeden Kara Müstafa kızı Rabia Hatun, hayır yapan kadınlar kervanındadır. Girine’ye bağlı Kazabifan köyünde bulunan tarlaları içindeki 15 gövde zeytin ve iki harnup ağacını vakfetmiştir. Zeytin ve harnupların hasılatından her sene 120 kuruş ayrılıp Ramazan’da hatim indirilmesini, yılda 60 kuruş ayrılıp her Cuma gecesi Yasin Süresi okunmasını istemiştir. Yapılacak dualar kendisi ve büyüklerinin ruhuna hediye edilecektir.

Lefkoşa’dan Ali kızı Hüma Hatun, evinin önündeki iki buçuk dönümlük avlusunu fakirlere yemek pişirilip dağıtılmak ve Mevlüt okutulmak üzere 11Ocak 1595’te vakfetmiştir.  

Lefkoşa’nın İbrahim Paşa Mahallesi’nden Üzengicioğlü Ahmed’in kızı Dellake Meryem Hatun 17 Haziran 1839’da evini bütün müştemilatıyla birlikte İbrahim Paşa Camisi’ne vakfetmiştir.

Lefkoşa’nın Tahtakale Mahallesi’nden Hacı Hüseyin’in hürriyetini verdiği azatlı kölesi Abdullah kızı Alime Hatun, aynı mahallede bulunan evini, mahalle mescidi için tahsis etmiş ve vakfiyesini 10 Nisan 1814’te yazdırmıştır.

Lefkoşa’nın Tophane Mahallesi’nden Hacı Hüseyin’in kızı, Emine Hatun, iki katlı evini ve kırk dönüm arsasını 6 Aralık 1829’da vakıf olarak ayırmıştı.

            Lefkoşa gibi merkezde değil de çevre köylerde yaşayan kadınlar da sahip olduklarını örneğin zeytin ağaçlarını vakfetmişlerdir. Mesarya kazasına tabi Konedra köyünden Mustafa kızı Eşmine Hatun, Malunda köyünde değişik yerlerde bulunan on bir zeytin ağacının yarım hissesini 13 Aralık 1837’de vakfetmişti.

Ferruh Ağa’nın kızı Belkıs Hatun’un hayır amacı için tahsis ettiği mülkleri zenginliği

ölçüsünde oldukça fazladır. Piskopu sınırında çeşitli yerlerde parçalar halinde toplam 152 dönüm arazi ve sulama hakları, harman yeri, mağserhane ve cok odalı müştemilatının tamamı vakfının gelir getiren mülkleridir.

Kıbrıs’ta kadınların kurduğu vakıflar, ülkenin geri kalanı ile aynı özellikleri taşımaktadır.

Fatma Şensoy’un tespitlerini göre Osmanlı dönemine ait olup incelenen 54 adet Şer’iyye Sicil Defteri, 9 adet İngiliz donemi Şer’iyye Sicil Defteri ve mahkemelerce tutulan zabıt defterlerinden I No’lu Zabıt Defteri, 7 adet Vakfiye Defteri ve 7 adet de transkripsiyonlu Vakfiye Defterindeki kayıtlara göre Osmanlı dönemine ait 608 adet vakfiye tespit edilmiş, daha sonra bulunmuş ve araştırmalara açılmış belgeler ile bu sayı artmıştır. KKTC Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde 770 Vakfiye ve 1150 Şer’iyye Sicili bulunmaktadır. Kıbrıs’ta kurulmuş vakıf sayısı olarak toplamda 2221 rakamı verilmekte ise de 764 tanesinin vakfiyesine ulaşılmıştır. Vakfiyesi bulunmayan vakıfların varlığı ise muhasebe defterlerinden veya diğer arşiv kayıtlarından tespit edilebilmektedir. Bunların 301’ini kadınlar kurmuştur.  

Bu bilgilere göre Kıbrıs’ta kadınların vakıf kurma oranı %39,3 olmaktadır.

 

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi, II/4 (Şübat 2019) ss. 61-74 Kıbrıs Sicillerinden Kadınların Kurduğu Vakıf Örnekleri

Fatma Şensoy

 

 

Bosna

            Kerima Filan, Bosna-Hersek’te düzenlenmiş ve bugüne kadar korunmuş 1.092 vakfiye üzerine yaptığı incelemede 1.092 vakfın 249’nun (%23) kurucusunun da kadınlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bosna tarihinin en büyük vakıf insanlarından Gazi Hüsrev Bey’in eşi Şahdidar Hatun’un bir mescit ve bir mektep yapılması için vakfettiği malların değeri 115.000 akçeye ilaveten 15.000 akçe değerinde bir ev vakfetmiştir. Hersek sancak beyi Sinan Bey’in eşi ve Sokollu Mehmet Paşa’nın kız kardeşi Şemsa Kadın kurduğu 1582 tarihli vakfa 80.000 akçe gibi büyük bir meblağ vakfetmiştir. Sinan Bey Camii için de bir vakıf kurulmuştur. Bosna-Hersek’te Osmanlı döneminde 690 vakfiye tespit edilirken vakıfların 263’ü (% 38,12 Saraybosna’da kurulmuştur. Saraybosna’da kurulan vakıfların 62’si (% 23,58)  kadınlar tarafından kurulmuştur.

 

 Arnavutluk

             

            Rudina Hallaçi XVII-XIX. yüzyıllarda Arnavutluk’ta kurulan vakıflar üzerine bir çalışma yapmıştır. Hallaçi bu çalışmasında, incelenen dönemde 19’unu (% 76) erkeklerin,6’sını (% 24) da kadınların kurduğu 25 vakıf tespit etmiştir. Vakıf kurucularının çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu Arnavutluk’ta, kadınlar da az da olsa vakıf kurmuşlardır.  İncelenen vakfiyelerden Arnavutluk’ta vakıf kuran kadınlar;  Âlime binti Abdullah, Fatma binti Şehu, Ayşe binti Hüseyn el-İmâm, Ayşe binti Mehmed Paşa, Mahmure binti Mustafa Efendi ve Bekir Subaşı’nın zevcesidir. Vakıf kuran kadınlardan Şahu kızı Fatıma Hatun, içinde meyve ağaçları da bulunan bahçesiyle, evini Karabaş Efendi tekkesine vakfetmiştir. Bir diğer vakıf kurucusu Ayşe Hanım da kocası Salih Bey ile birlikte inşa ettiği 10 oda ve bir dershaneden oluşan dârülkurrâ için 100.000 akçelerini vakfetmiştir.

 

İstanbul

           

            VGM Arşivi’ndeki vakfiyeler üzerinde yapılan incelemede, İstanbul’da vakıf kuran kadınlar içinde hanedan mensubu (valide sultanlar, sultanlar, hasekiler, kadın efendiler) (İstanbul kadınları içinde % 5,52) ayrı kadına ait 124 vakıf tespit edilmiştir. Yapılan incelemede, 108’i (İstanbul kadınları içinde % 6,78) farklı isimde olmak üzere saraylı, cariye ve hizmetli kadınlar tarafından kurulan 111 vakıf tespit edilmiştir.  Bu verilerden yola çıkıldığında İstanbul’daki kadın vakıf kurucularının yaklaşık % 15’i hanedana mensup kadınlar, saraylı olarak isimlendirilen cariye ve diğer hizmetlilere aittir. Gabriel Baer, XVI. yüzyılda İstanbul’da vakıf kuran kadınlar üzerine yaptığı bir çalışmada, vakıf kuran kadınları Ömer Lütfi Barkan ve Ekrem Hakkı Ayverdi’nin yayımladığı 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’ndeki 2.515 vakıf kaydından rastgele seçtiği örnek 500 vakıf üzerinden incelemiştir. Baer’in tespitine göre, XVI. yüzyılın ortalarında İstanbul’da vakıf kuran kadınların sayısı, toplam vakıflar içerisinde 1/3’ten biraz fazladır (% 36,8). Baer’in kullandığı kaynağın bir devamı niteliğindeki 1600 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’ni yayımlayan Mehmet Canatar ise İstanbul’da kurulan toplam 3.265 vakıftan,  4’ünde birinci isim,  diğerlerinde müstakil olarak kadınların tesis ettikleri 1.330 (% 40,73) vakıftan bahsetmektedir. Bunlara yukarıda erkeklerin 1. isim olduğu 35 vakfı da ilave ettiğinde bu sayı toplamda 1.365 vakfa (% 41,80) ulaşmaktadır. Yukarıda belirtilen VGM Arşivi’ndeki İstanbul ile ilgili verilen 6.026 vakfiye, bütün Osmanlı dönemine aittir ve vakfiyeleri mevcut olan vakıflardır. Yukarıda Canatar’ın verdiği 3.265 sayısı ise XVII. yüzyılın başlarına kadar İstanbul’da kurulan vakıflardır. 

 

  

OSMANLI TOPLUM HAYATINDA STATÜ SAHİBİ BİR KADIN

HACI HAFİZE HANIM

 

Hacı Hafize Hanım, Amasya’nın tanınmış ve nüfuz sahibi ailelerinden Avkatlızâdelere mensuptu. Doğum tarihi, doğum yeri ve annesi hakkında bilgi yoktur. Bununla birlikte babası Kocaeli, Çorum, Kars ve Maraş mutasarrıflıkları da yapmış olan Mustafa Paşa; dedesi ise Mecidözü kazasının tanınmış simalarından Hacı Ali Ağa’dır. İsmi bilinen erkek kardeşleri İsmail, Ali ve bir müddet Çapanoğlu Süleyman Bey’in Kapu Kethüdalığı görevinde bulunan Hacı Süleyman Beyler’dir. Hacı Süleyman Bey ayrıca devlete bir süre Başbâkîkulu olarak hizmet etmiştir.

Avkatlızâdeler’in ikamet ettikleri kasaba Hacı Hafize Hanım’ın dedesi Avkatlıoğlu Hacı Ali Ağa’dan ötürü “Hacıköyü” ismiyle de anılmıştır. Avkatlızadeler’in Mecidözü’nün imarına önemli katkıları olmuştur. Hacı Ali Ağa, 1727-1728’ten itibaren yerleştiği ve nüfuz kurduğu bölgeye vakıf olarak 1754-1755’ten itibaren umum için cami, hamam ve mektep inşa ettirmiştir. Amasya tarihinin yazarı Hüseyin Hüsameddin’in kaydına göre, Hacı Ali Ağa’nın ardından Mustafa Paşa ile Hacı Süleyman Bey buradaki yapıları tamir ve yenilerini inşa ettirerek köyün kasaba halini almasını sağlamışlardır. 

            Hacı Hafize Hanım, kalburüstü her eşrâf ve hanedan üyesi gibi taşra tarihi içinde mühim bir yer işgal etmektedir. Onu önemli kılan nokta, statü sahibi bir babanın kızı ve yine statü sahibi birinin eşi olmasıdır. Hacı Hafize Hanım Anadolu’nun en önemli ve güçlü âyanları arasında kabul edilen Çapanoğlu Süleyman Bey’in eşidir. (bknz. Çapanoğulları) 

Hacı Hafize Hanım, Çapanoğlu Süleyman Bey’in vefatının ardından Hasan Paşa isimli bir kişiyle yeniden nikâhlanmıştır. 

Kocasının ölümünden sonra İstanbul’da yaşamaya başlayan Hacı Hafize Hanım, burada vakıf faaliyetlerinde bulunmuştur. Vakfiye suretinden anlaşıldığı üzere 2 Nisan 1822’de on beş bin kuruş sermayeyle bir para vakfı tesis etmiştir.

Vakfiye şartlarına göre söz konusu on beş bin kuruş, sağlam rehin ve zengin kefil ya da ikisinden biriyle mütevelli vasıtasıyla işletilecekti. Bu işletme neticesinde elde edilecek nakit, uygun yerde akara çevrilecek ve icâre-i vâhide ile yani kısa süreliğine kira sözleşmesiyle tekrar kiralanacak, vakıf gallesinden, vazife ücretleri ile diğer masraflar çıkarıldıktan sonra geriye kalan meblağ vakfa eklenecek ve akara çevrilecekti Vakıf şartları doğrultusunda söz konusu vakıf, Babüssaâde Ağası’nın nezaretinde olacaktı. Bu nedenle kendisine galleden günlük üç akçe nezaret vazifesi ödenecekti. Hacı Hafize Hanım vakıf tevliyetini kaydı hayat şartıyla üzerine aldığı için günlük elli akçe ücreti vardı.

Hacı Hafize Hanım kurduğu vakıfla öncelikli olarak ahiretini düşünmüştü. Bu sebepten, hayattayken hayır sahibi olarak anılmak isteyen Hafize Hanım vefatından sonra kendisine dua edilmesini istiyordu. Vefatından sonra görevlendirilecek iki hafızın İstanbul Şehzade Camii’nde her gün yarım cüz Kur’an-ı Kerim ile her ay bir hatmin yanı sıra Ramazan ayında müstakil birer hatim okumalarını, hasıl olan sevabı başta Hz. Peygamber olmak üzere peygamberlerin, evliyanın ve sahabenin ruhlarına hediye etmelerini, ardından Hacı Hafize Hanım’ın akraba ve evlatlarının, vefatı vuku bulmuş ise onun ruhuna bağışlamalarını şart koşmuştu, İstanbul Ayasofya-i Kebîr (Büyük Ayasofya), Sultan Bayezid-i Velî ve Sultan Selim Han Camiileri’nde aynı görevi yapacak olanlar ise Cuma namazından önce hayır sahiplerini zikrederlerken hayatta oldukça Hacı Hafize Hanım’ı da hayırla anacaklardı. Vefatından sonra ise cami cemaatinin okuduğu Fatiha-i şeriften Hacı Hafize Hanım’ın ruhuna bağışlanacaktı. Yine Hazret-i Ebû Eyyûb el-Ensârî Camii’nde İmam-ı Evvel, Sânî ve Sâlîs yani birinci, ikinci ve üçüncü imam olanlar beş vakit namaz sonrasında, türbe karşısındaki pencere önünde mutad hayır duaları sırasında, hayatta oldukça Hacı Hafize Hanım’ı selameti için yâd edeceklerdi. Vefatından sonra ise cami cemaatinin okuduğu Fatiha-i şeriften ruhuna bağışlayacaklardı. 

Vakıf şartlarından bir diğeri ise ulema ve sulehadan bir kişinin Ayasofya-i Kebîr Camii’nde ders vermesiydi.

İstanbul’da Şeyh Ebû’l-Vefâ Camii bitişiğindeki medrese ve camide yer alan on altı hücrede sakin talebenin her birine vakıf gallesinden günlük ikişerden toplamda otuz iki ekmek satın alınıp verilmesi de vakıf şartlarına dahil edilmişti.

 

OSMANLI TOPLUM HAYATINDA STATÜ SAHİBİ BİR KADIN: HACI HAFİZE HANIM” Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi. Sonbahar Özel Sayı Kabul Tarihi 22 Eylül 2020

 

 

MISIR VALİSİ MEHMET ALİ PAŞAʼNIN KIZI PRENSES ZEYNEP HANIM

 

 

Prenses Zeynep Hanım, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşaʼnın en küçük kızı ve Sadrazam Yusuf Kamil Paşaʼnın eşidir. Zeynep Hanım, 13 Ekim 1825 tarihinde Kahireʼde dünyaya gelmiş ve 8 Nisan 1884 tarihinde İstanbulʼda vefat etmiştir. Zeynep Hanımʼın hayatının dönüm noktası ise 1845 yılında Yusuf Kamil Paşa ile evlenmesidir. Yusuf Kamil Paşa, 1833 tarihinde Mısır Valisi Mehmet Ali Paşaʼnın girişimiyle Hazine-i Mısır dairesine memur olarak tayin olmuş, sonrasında Divan-ı Vilayetʼin ikinci muavinliğine getirilmiştir.

Zeynep Hanımʼın ailesinden bir kısmı Yusuf Kamil Paşaʼya karşı önyargılı davranmışlar, sürgüne göndermişler hatta boşanmaları için baskı bile yapmışlardır. 1850 yılında Sultan Abdülmecid’in fermanı sonrasında sürgün ve hapis hayatı biten Paşa İstanbul’a dönerken eşi Zeynep Hanım da bir müddet sonra Abbas Paşaʼnın baskıları sebebiyle Mısırʼda dini nikahı bozan çift, İstanbulʼda tekrardan evlendiler.

Prenses Zeynep Hanım dindar bir kişiliğe sahip olmakla birlikte yüksek tabakanın kültür hayatını yaşıyor, bugün İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesiʼnin olduğu yerdeki konağında ve Bebekʼteki 250 dönümlük arsasının içerisindeki konağında misafirlerine müzikli davetler vermesine rağmen davetlerde haremlik selamlık durumuna özen gösteriyordu. Konağında mübarek gün, gece ve aylarda Kurʻan tilaveti icra ediliyor, bunlara ilaveten edebi olarak sohbetler ve şiir geceleri de gerçekleştiriliyordu.

Uzun yıllar boyu Mısır valiliğini uhdesinde bulunduran ailesinden kendisine kalan malvarlığı ve babası Mehmet Ali Paşaʼnın kurmuş olduğu vakıftan kendisine tahsis edilen gelirleri sebebiyle zengin olan Zeynep Hanım ve yüksek bürokraside birçok görevi ifa etmesi dolayısıyla yüksek gelire sahip olan eşi Yusuf Kamil Paşa hayır ve hasenatta bulunmak amacıyla vakıflar kurarak zenginliklerini toplumun diğer üyeleriyle paylaşmışlardır.

Zeynep Hanım Mısırʼdaki çiftliklerini vakfederek kurduğu vakfın gelirlerinin büyük kısmını Mekke, Medine ve Kahireʼdeki kutsal mekanların ihtiyaçlarına tahsis etmiş, kalan kısmını ise vefatından sonra, hayatında iken kendi hizmetinde bulunanlara dağıtılması için emir buyurmuştu. Yine Kahire ve Şiraʼdaki büyük arazilerinin, konağının ve lokantasının gelirlerini Mısırlı Ulema ve Hz. Peygamberin soyundan olan 14 kişiye bağışlamıştı.

Zeynep Hanım ve eşi Yusuf Kamil Paşa 1876 yılında İstanbul Üsküdarʼda Zeynep-Kamil Hastanesi olarak bilinen hastanenin inşası için de bir vakıf kurmuşlardı. Zeynep Kamil Hastanesinin en büyük özelliği ise aynı zamanda Osmanlı döneminin ilk sivil hastanesi olmasıdır. Şöyle ki; Kuruluşundan itibaren şifahane veya bimaristan olarak adlandırılan hastaneler Osmanlı sultanları veya hanedan mensupları tarafından yaptırılmıştı. Zeynep Hanım ve eşi Yusuf Kamil Paşa, Osmanlı hanedanı üyesi olmayan ilk hastane yaptıran kişilerdir.

Vakfiyeye göre hastaneye tahsis edilen gelirler; Zeynep Hanım ve Yusuf Kamil Paşa’nın vefatından sonra, Bebek’teki konağın kısımları, bahçesi, yakınındaki daire-i mahsus, İzmit’teki gümrük mahalli ile hanın kiralarından hasıl olan gelir ile hastanenin gerekli malzemelerinin tedariki için Osmanlı Bankasıʼna depozit edilen yüz bin adet devlet tahvili her sene Temmuz ve Ocak aylarında Hazîne-i Celîle’den verilecek faizleri ile bir araya getirilecektir. Bahsi geçen tüm gelirler öncelikle hastanenin inşasına sonrasında ise malzeme ve tüm hastane personelinin masraflarının karşılanmasına kullanılacaktır.

Ayrıca, vakfiyede belirttiğine göre vakıf gelirlerinden, Sultan III. Ahmed vakfına (Sahilhane bahçesi) ve Defterdarı esbak Abdüsselâm Efendi vakfına (gümrük mahalline) verilmesi gereken mukataa bedellerinin her yıl verilmesi, Fenâî Dergâhı’nın bakımı ve onarımı için her sene şeyhine 100 adet yüzlük mecidiye altını, Yusuf Kamil Paşa’nın Arapgir’deki akrabalarına her yıl 400 adet yüzlük mecidiye altının gönderilmesi kayıt altına alınmıştır.

            Zeynep Hanım’ın kurduğu vakıflar yukarıda sayılanlarla sınırla değildi. Yaz aylarını geçirdiği Kartal semtine Yakacık’tan’ tan temiz su getirtmiş, kartal semtine iki çeşme yaptırmıştı. Çeşme ve kanalların bakımı için 25.000 kuruş vakfettiği bir vakıf kurmuştu.

Zeynep Hanım’ın Kartalʼda inşa ettirmiş olduğu çeşmeler için kurduğu para vakfından ayrı olarak bir para vakfı daha bulunmaktadır. 23 Ekim-1 Kasım 1872 yılında tescil edilen vakfiyeye göre Zeynep Hanım “usûl-i cariye ile istirbâh ve istiğlâl” ile (bir malın belirli bir fiyat karşılığında vadeli olarak satıldıktan sonra, geriye satılan meblağın daha altında bir fiyatla geri alınması ifade edilmektedir. Aradaki fark borcu verenin kârıdır.) işletilmek üzere 100 adet 100 kuruşluk Mecidiye altınını vakfetmiş, elde edilen geliri, Suriyeʼnin Humus şehrinde İmam Zeynelabidinʼin neslinden Şeyh Ali Efendiʼnin bina ve ihya ettiği zaviyeye vakfetmişti. Bu zaviyede bulunan aşıkan, muhibban, fukara, dervişan, ayende (gelenler) ve revendeganın (gidenler) yemek masraflarının karşılanmasını şart koşmuştu. Devamında kendisinin hayırla yâd edilmesini arzu etmişti.

            225 numaralı vakfiyenin zeylinde ise Zeynep Hanım, mahkemede ilk vakfiyenin şartlarını değiştirmiştir. Buna göre vakfettiği 100 adet 100’lük mecidiye altından elde edilen hasılatın 1.000 kuruşu ile İstanbulʼda Silivri Kapısı haricinde Şeyh Seyyid Nizamüddin Dergah-ı Şerifiʼnde Muharrem ayının onuncu gününde3 aş/yemek pişirilip dergahta hazır bulunan aşıkan, muhibban, fukara ve dervişlere ikram edilecekti.

 

İktisadi ve İdari Bilimlerde Güncel Araştırmalar Cetinje 2020 MISIR VALİSİ MEHMET ALİ PAŞAʼNIN KIZI PRENSES ZEYNEP HANIMʼIN BİLİNMEYEN PARA VAKFI Kadir Arslanboğa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü

 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Muhtelif Şehirlerdeki Kadın Vakıfları

Mustafa ESER Mustafa ESER