Abdülkerim el-KUŞEYRİ ve er-RİSALE

 

er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Ebu’l-Kasım Abdulkerim el-Kuşeyrî’(986-02 Aralık 1072) nin en önemli ve en fazla şöhret kazanan eseri olup, özelde tasavvuf anlayışı, genelde İslâm düşüncesinde kıymetli bir konuma sahiptir. Kuşeyrî bu eseriyle, ehl-i sünnet akîdelerine uygun tasavvuf anlayışını ortaya koyarak tasavvufa yöneltilen saldırılara cevap vermiş ve tasavvufa İslâm Dünyası’nda meşrû bir zemin hazırlamaya çalışmıştır.

Tasavvufa intisabından ve şer’i ilimleri öğrenmeden önce çok iyi Arapça öğrendi ve edebiyat tahsili gördü. Nişabur’da müridi olduğu şeyhi Ebû Ali ed-Dekkâk’ın tavsiye ve isteği üzerine Şafii fıkhı ve kelam ilmini tahsil etmeye başladı. Aynı anda hem şer’i ilimleri öğrenirken bir yandan da şeyhinin yanında kendini mânen yetiştirdi. Usül olarak Eş’ari olan Kuşeyri, Eş’ârîliği savunan fetvalarından dolayı 1063 yılına kadar (4 yıl) cezaevinde yattı.

es-Sehâvî’nin ‘şeriat ve tasavvuf ilimlerini cem’ eden emsalsiz ve kâmil bir şahsiyet, edebiyat, nahiv ve usûl âlimi, müfessir, muhaddis, mütekellim, fakih, sûfî, şair ve yazar olduğunu söylediği Kuşeyri güçlü bir zekâ ve hafızaya sahipti. Ebû İshak el-İsferâinî’nin derslerine devam eder, fakat hiç not tutmazdı. Fakat kendisine Kelâm ilminin dinlemekle tahsil edilemeyeceğinin, not tutulması gerektiğinin söylenmesi üzerine, Kuşeyrî o güne kadar dinlediği derslerin hepsini ezberden tekrar etti.

Statik, münzevî ve durağan kişilik yerine dinamik ve hareketli bir şahsiyete sahipti. Cesareti ile tanınır, atıcılık ve binicilikte mahirdi. Kalemi güçlü, lisanı akıcıydı, şiirleri zevkle okunurdu. Hüsn-i hatta üstad idi. Hitabeti akıcı, güzel ve güçlü idi. İkna kabiliyeti kuvvetliydi. Sözleri ve konuşması hikmetlerle dolu idi. Kuşeyri tasavvufta silsilesini Enes b. Malik kanalıyla Hz. Peygamber (sav) e bağlar.

er-Risâle orijinal bir eserdir. Tasavvuf tarihinin klasik kaynaklarından biri, hatta en önemlisidir. Eserde şeriat ve hakikat dengesi başabaş gitmektedir. Kuşeyri kendi zamanında olan tasavvuf hareketindeki şeriattan kopma üzerine er-Risale’nin mukaddimesinde “ Dostlar iyi biliniz ki bu taifeye mensub olan hakikî sufîlerin çoğu yok olup gitmişlerdir. Şu zamanda bu zümrenin kendisi değil, sadece eserleri kalmıştır. Tasavvuf yolunda bir duraklama ve gevşeme baş göstermiştir. Daha doğrusu bu yol hakiki anlamda yok olup gitmiştir. Kendileriyle hidayete ulaşılan şeyhler vefat edip gitmiş, şeyhlerin yollarına tabi olan gençler azalmış veya kaybolmuştur. Şeriata hürmet hissi ortadan kalkmıştır. Dine kayıtsızlığı, menfaat temin etmenin en güvenilir vasıtası olarak kabul eden zamanın sofuları, haram ile helal arasında fark görmemeye başlamışlar, dine ve din büyüklerine karşı saygısız davranmayı âdet haline getirmişlerdir.”

Kuşeyrî tasavvufu, bulaştırılan lekelerden temizlemek için öncülük yaptı. Eserini yazdığı çağda, birçokları tasavvuftan kaçıyor, sufilerden nefret ediyor, onlara acı tenkitler yöneltiyor ve tasavvufi öğretilere şüphe ile bakıyordu. O vakit tasavvuf bir zındıklık, Kur’an ve hadisten çıkış ve uzaklaşma olarak görü-lüyordu. Tasavvufa bu şekilde bakılmasının sebebi sadece bazı mutasavvıfların dini ananelerden azad olma ve şerî mükellefiyetleri itibardan düşürme mânâsını yansıtan öğretilere halkı davet etmeleri değildi. Bunun sebebi daha çok tasavvufun bazı yabancı öğretilerle kaynaşmış, bazı Şii akideleri ve batıni inançları ile imtizac etmiş olmasıdır.

Kuşeyrî’nin bu çabaları, tasavvufu kuşatan tehlike konusunda bazı zihinlerin uyarılmasında tesirli oldu. Kendisine bulaşan lekelerden temizlenmesi ve arındırılması meselesinde faydası görüldü. Kuşeyrî’nin ve onu takiben Hucvirî’nin samimi ve gayretli çalışmaları, meyvelerini İmam Gazali vasıtası ile verdi. Gazali, tasavvufu Sünni İslamlığının özüne ithal için olanca gücünü harcadı. XII. asrın sonunda yazdığı İhya isimli eseri tartışmasız Sünni tasavvufun kaynağı olarak kabul edildi. Sünni mezhebinin en açık tesbiti, en beliğ ifadesi sayılan tasavvufun tanzim ve tesisi şerefi Gazali’ye ait ise, bu ıslah hareketine davet etmek ve bunun için gerekli havayı ve ortamı hazırlamak hususunda çaba harcamak şerefi de Kuşeyrî ile Hucvirî’ye aittir.

Kuşeyrî, mutasavvıfların hakikat adını verdikleri tasavvuf anlayışlarına itimad ederek şeriata karşı gevşek ve ilgisiz davrandıklarını gördüğü için bu konuda feryatlar koparmıştır. Tasavvufî düşüncenin sınırlarını hiçbir zaman aşmamıştır. Kendisi tasavvuf yoluna dil uzatmanın ve tasavvuf ehlini kötülemenin yersizliğine dikkat çekmekte, döneminde tasavvufa saldırıda bulunanların insafsız davrandıklarını söyleyip maksadını özlü bir şekilde şu ifadesiyle noktalamaktadır: ‚Bu risalemde sûfîlerin sülûkunu, edep, ahlâk, hal ve hareketlerini, duygu ve düşüncelerini anlatmaya çalıştım. Onların dikkat çektiği ilâhî hakikatleri sunmaya, bu yolda nasıl terakki ettiklerini göstermeye, bidayetten nihayete bu yolu tanıtmaya çalıştım‛.

İbn Haldun’a göre, Kuşeyrî istikamet yolu, keşf ve mücahedeyi esas almıştır. Kuşeyrî, sûfî kimliği kadar müteşerrî özelliği bulunan, bâtınî ilimlere vâkıf ârif bir zat olduğu kadar zâhirî ilimlerde mâhir bir âlim, marifet ve şatahatları ile meşhur mutasavvıfların kemâlât sahibi veli kişiler şeklinde görmesi kadar şeri-atın en küçük bir hükmünü ihlal edenlere ağır saldırılarda bulunan bir şahsiyettir. Kuşeyrî Risâle’sinde zahirle bâtını, şeriatla hakikatı, tasavvufla nakli birarada ele almaktadır.

Kuşeyrî’nin müsbet çalışmaları, sünnî çevrelerin tasavvufu mahzurlu ve şüpheli görmesine engel oldu. Zahir ulemasının tasavvufa bakışında değişim gerçekleşti. Tasavvuf sünnî kitleler arasında hızla yayıldı ve geniş taraftar kazandı. er-Risâle’de tasavvufun marifet cihetine oranla amel cihetine daha fazla önem veren Kuşeyri sûfîlerin şeriata bağlılıklarını yansıtan söz ve davranışlarından özenle bahseder. Keramete ve keşf hallerine daha az yer verir. İstikamet ehli olmayanın sa’yi boşa gider, seyrini sağlam bir temele bina edemez, demektedir. Risâle’de şatahata rastlanılmamaktadır. Hulûl, ittihad ve panteist anlayışları yansıtacak hiçbir ifadeye yer vermemektedir. Risâle’de vehdet-i şuhûd ve vahdet-i kusûd anlayışları bulunduğu halde, vahdet-i vücûd anlayışına rastlanılamaz. Anlattığı tevhid anlayışı, ehl-i sünnet ve seleften etkilenen sûfîlerin tevhididir. Risâlede anlatılan tasavvuf, tüm sufilerin ittifakla kabul ettikleri tasavvuftur.

Kuşeyri Risale’sini yazarken şeyhi Ebû Ali ed-Dekkâk, hocası Sülemî’nin Tabakâtu’s-Sûfiyye’si, -Serrac’ın el-Lumâ’ı, Kelâbâzî’nin et-Taarruf’u, Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Kûtu’l-Kulûb’u, Ebû Nuaym el-İsfehânî’nin Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ’sından faydalanmıştır.

Risâle’de anlatılan sufiler büyük İslâm âlimlerindendir. Bunların maksatları, şeriat hükümlerine uyarak, ellerinden geldiği kadar ibadet etmekti. Allah(cc)’ın ilmi geniş, yarattığı varlıklar ise sayısızdır. İnsanı hidayete erdirme özelliğine en çok sahip olan şeriattır. Bunun için ilk sufiler, gaybe ait bir şeyi idrak ettikleri zaman bunu bahis konusu etmemişlerdir. İlk sufiler, keşften önce, duygularını kaybetmedikleri vakit ne derece şeriata bağlı ve ona tâbî iseler, keşiften sonra da o derece bağlı kalmışlar ve kendilerine intisap edenlere bu yoldan kat’iyyen ayrılmamalarını emretmişlerdir. (İbrahim b. Edhem, Zunnûn-Mısri, Fudayl bir Iyaz, Maruf Kerhî, Seriyy Sakatî, Bişr Hafî, Hâris Muhasibî, Dâvud Taî, Şakîk Belhî, Bayezid Bistamî, Sehl Tüsterî, Ebû Süleyman Dasânî, Hâtemu’l-Esam, Yahyâ b. Muaz Razî, Ahmed b. Hadraveyh, Ahmed b. Ebi’l-Havarî, Ebû Hafs Haddâd, Ebû Turab Nahşebî, Abdullah b. Hubeyk, Ahmed b. Asım, Mansur b. Ammar, Hamdun Kassâr, Cüneyd, Ebû Osman Hirî, Nuri, İbnu’l-Cellâ, Ruveynı, Muhammed b. Fazl, Zekkâk, Amr b. Osman, Semnun Muhib, Ebû Ubeyd Busrî, Şah Kirmanî, Yusuf b. Hüseyn, Hakîm Tirmizî, Ebû Bekir Varrak, Ebû Said Harraz, Ebû Abdullah Maribî, İbn Mesruk, Ali b. Sehl, Ebû Muhanıned Cerirî, İbn Atâ, İbrahim Havvas, Abdullah Harraz, Bünan Hammal, Ebû Hamza Bağdadî, Vasitî, İbnu’s-Sâî, Rakkî, Mümşad Dineverî, Hayru’n-Nessâc, Ebû Hamza Horasanî, Şiblî, Mürtaiş, Ruzbarî, İbn Münazil, Ebû Ali Sakafî, Ebu’l-Hayr Akta’, Ebû Bekir Kettanî, Nehrecorî, Müzeyyin, Ebû Ali b. Katip, Muzaffer Kirminisî, Ebû Bekir b. Tahir, İbn Bünan, İbrahim b. Şeyban, İbn Yezdenyâr, Ebû Said b. Arabî, Ebû Amr Züccacî, Cafer Huldî, Ebu’I-Abbas Seyyarî, Dukkî, Abdullah Razî, İbn Nüceyd, Buşencî, İbn Hafif, Bündar, Ebûbekir Tamestanî, Ebu’l-Abbas Dineverî, Ebû Osman Mağribî, Nasrabazf, Husrî, İbn Ata Ruzbârî.)

Kuşeyrî, kendisinden sonra gelen mutasavvıflara bazan doğrudan, bazan dolaylı olarak tesir eden büyük şahsiyetlerdendir. Şeriata aykırı tasavvuf anlayışına ve şeriata uymayan mutasavvıflara karşı çıkması, eserinin zahir uleması tarafından okunmasını sağladı. Şeriata aykırı unsurlar taşımayan tasavvufî eserlerin muhafazakâr sünnî çevreler tarafından zevkle okunduğunu gören sonraki sufiler, Kuşeyri’yi takip, hatta taklit etmek zorunda kalmışlardır. Bilhassa Anadolu sufileri, Risâle’de sunulan ahlâk anlayışının etkisinde kalmışlardır. Kuşeyrî’nin etkisinde kalan pek çok Arap, Acem ve Türk mutasavvıflarından en önemlilerini kısaca şu şekilde sunabiliriz: Hucvirî, İmam-ı Gazalî, Feridüddin Attar, Ebû Hafs Şihâbüddin Ömer es-Sühreverdî ve İbn Haldun.

Risale, Hoca Saadettin (1536-1599),  Abdülmecit zamanında Seyyid Muhammed Tevfik,  Abdü’n-Nâfî, Tahsin Yazıcı (1966) Prof. Dr.Süleyman Uludağ ve Ali Arslan tarafından kısmen veya tamamen Türkçe’ye tercüme edilmiştir. 

Abdülkerim el-KUŞEYRİ VE Er-RİSALE Kadir ÖZKÖSE Doç. Dr., Cumhuriyet Ü. İlahiyat Fakültesi TASAVVUF KLASİKLERİ Editor Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU Ankara, 2010

( Abdülkerim El-kuşeyri Ve Er-risale başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 17.10.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu