B/ölücü bir gücün himayesindeyim:
sersemlediğime kani bir yanılgı mı yoksa sırtlandığım ve kaygılarımı uyutmakla
mükellefim.
Horon tepen yalnızlığın dip boyasıyım
ve sözcüklerin de yüz karası: keşke sanrısız bir mecra olsaydım ve de ölümün iz
düşümü lakin yaşadığıma bile emin değilim ne de olsa tutacaklarım el yakıyor
tıpkı şiirler gibi yalnızım ve ölümlü olmaya aday ve işte nöbet başındayım ne
de olsa ben emir kiplerinin emir eriyim.
Ne uzuyorum.
Kısaldığım da şüphe götürür.
D/okunaklı bir el yazısı olmayı da
reddediyorum ve akan mürekkebi içime çekiyorum. Unutulmuşluğun pimi çekildi
çekilecek ve üstlendiğim görevleri bir bir ifa ediyorum.
Kanaviçe desenlerinde yokluğun bir
sır küpü isem.
Haraç mezat duyguların da aksinde
yanıp sönen bir ışık isem.
İmleci olmayan bir sayfayım belki de
ve elbette yanılgı yüklü yoksa anıldığım da mı bir yalan ve sanrılar
cumhuriyetinde muadili olmayan bir kaygının da tepe noktasıyım.
İhya edilesi gökyüzünde mercek;
defolu aşkla mezarlığında bir ölçek ve işte başlıyor o ritim yeniden ve kayıp
notaların eşkalini çiziyorum.
İzafi bir tanrı olmayı reddeden kuş
bakışı bir ölüyüm ya da sanrıların tutanağında bir algı ve cazibe merkezi. Kuş
tüyü düşler meclisinde uçuşan hatıralar ve balta girmemiş şiirler defterinde
bir dize olmaya meylediyorum ne de olsa satırların d/okunulmazlığı var ve elde
etmek değil el vermek benimki.
Kuruvasan t/adında aşkın ölücü imleri
ve bir bardak çayın yanında nasıl da iyi gider iyi de gideri olmayan bir duygudan
ne beklenir ki ya da algıları çalışmayan bir radar sistemi gibi sadece kendine
odaklı bir canlı müsveddesi.
Ölümsüzlük sarkacında gidip gelen
dokunaklı heceler ve kuvvetim tükenirken hala merkezindeyim şiirin aslında şiir
olmayı da reddediyorum ve gün yüzü görmeyen kabusların verdiği her molada
düşler g/örüyorum elbette alçalmadığım kadar da yükseğe çıkmıyorum ve
sözcükleri tayin ediyorum.
Halay çeken cümlelerden alamazken
başımı ve otağı kırdığım bir er meydanı aşkın da rahmetine bandığım duyguların
katıksız ıstırabıyım ve ölümcül bir düş gibi rahminde fink atıyor evrenin
elbette cenin pozisyonunda yarım kalmış hayaller var evrim geçiren belki de
geçimsiz addedilen bir düş kupürüyüm mimlendiğine mi yansın imlediğini mi
unutsun?
Ait olduğum ne ki?
Bir alametifarika tüm çizelgede yanıp
sönen ışıklar var ve duygular illa ki beklemede…
Elemin tükürüğü.
Aşkın asası.
Acının yaması.
Ayrıcalıklı bir ölü olmak iyidir hani
kendini buğday ambarında sanan bir saman yığını olmaktan ve beynimin hücreleri
tıkıldığı hapishanede biliyor ki çarptırıldığı hücre hapsi aslında muadili
olduğu bir beyin fırtınasından ibaret. Yapılan ölçümlerde eksilmiyorum bilakis
çoğalıyorum ve rahmetine şükredip ölümün hayatı da yok sayıyorum yaşadığıma
dair bir kanıt var ya da yok lakin izini sürdüğüm deliller beni hep aynı sonuca
ulaştırıyor.
Kalıplaşmış sözcüklerden çaldığım
imla hataları ile besleniyorum ve yangında ilk olarak h/içliğimi kurtarıyorum
ne de olsa her manifesto yarına gebe ve her yarın dünden alacaklı: ya, anda
saklı olanlar?
Kurşun döktüğüm satırlar.
Hayır, hayır, kurşunlanan iç sesim.
Elbette bir yanılgıyım ben hem de
üstüme alındığım doğrular beni yanlışlardan eden aslında yanlışların götürdüğü
doğrularda çetrefilli bir şıkkım ben hem de hiç olmadığı kadar şık ve gösterişli.
Münferit kaygıların da çok uzağında
ve seyrüseferinden gök kubbenin verilmiş bir sözüm ben belki de unutulmuş bir
yemin ne de olsa yeis yüklü ayrıcalığımla sözlendiğim közün de özüne serilmiş
bir alev.
Işıldayan gözlerime yansıyan ve
unutulduğuma binaen ve iç sesim kıvranırken:
‘’Ümitsiz geçen her günden
alacaklıyım.’’
Kumpanyası ölümcül dizelerin aslında
kampanyasıyım da hayatın: çok ye az yaşa ya da tam tersi:
‘’Sevdiğin kadar mutsuzsun.’’
Yoksa tam tersi miydi?
Ölümcül diyezler ve unutulmuş bir
diyafram sancılı nefeslerin bozguna uğrattığı bir hava boşluğu ve sitemlerin
freni bozuk ve gaza bastıkça yükselen
nidalar var göğün konuşlandığı bir dağ tepesi gibi ve işte zirvede o burun ne
de olsa Kaf dağının esareti dumanlardan dolayı da göz gözü görmezken.
Lakin ben göz göze geliyorum ne de
olsa ufkumda dalgalar oynaşıyor ve satırların vebali de boynuma.
İçime çektiğim devasa bir rahmet
aşkın azgın dalgalara teslimiyeti nerede ise şafak sökecek ve arpacı kumrusu
gibi düşünüyorum ve titreyen ellerime dokunan ılık bir nefes oysaki yalnız
olduğuma nasıl da eminim ne de olsa kulvarında yekten yenilginin ta kendisiyim
ve de yoktan var eden yüce Yaratıcının koruduğu aciz bir gölge ve ferine aşığım
göğün aslında içimdeki çimen yeşili gözleri kalp gözümden kaçmayan bir g/örüntü
belki de el yordamı gördüğüm, sezdiğim.
Ufkuma sahip çıkan her hayal.
Aşkına sadık bir ferman.
Sözcüklerin baltaladığı sessizlik ya
da atanmış kayyuma itiraz eden şiirler ve defolu düşler mezarlığında ket
vurulan gerçekler ne de olsa hayallerin ihbar ettiği bir mevzu, yarından
gözlerini kaçıramayan lakin düne kilitlenmiş bir seferi bulut gibi uçuştuğum da
su götürmez bir gerçek.
Afakanlar basan bir kumanya.
Sözcüklerin delaleti elbet şık ve
seçkin duygular oysaki birer örüntüden ibaret hayaller ve de yanılgılar.
İç sesim bombalanıyor ne de olsa ben
bir düş kaçkınıyım.
Sözcükler teğet geçiyor bıçkın ve de
hırçın duyguları.
Tek göz odaların ihbar ettiği bir
gökdelen gibi ve mevsime dokunan bir rüzgar aslında çatı katı akan bir hikaye
gibi elbette zemini nemli ve anlatıcı ölü.
Kayıp ruhlardan kaçıp da sığındığım
bir mağara ve gözlerimde uçuşan hayaller sözcüklerin esiri belki de hayatın
sefiri.
Gövdemde çizikler.
Dolunayı beklediğim ve rubailer baş
ucumda bir şiir olmaktansa ölü bir bedeni yeğ tutandan da farklı çünkü öznem
şiir benim; yüklemim ise ölüm ve sevdam ölümsüz aslında farazi bir yükümlülük
ve evet, cebelleştiğim iç sesimle de doğru orantılı dıştan hücum eden gürültü
ve fısıltılar.
Bir edimde saklıyım madem.
Reşit bir veda ise gizlendiğim.
Ve kürediğim nice su doku.
Gaipten gelen görüntüler kadar da
sahici.
Haznemde rahmet; yankımda asalet.
Ölümcül bir yeti ve yakını göremezken
uzakları bildiğim aslında uzaklara yakın; yakınlara mesafeli.
Bir dürtü mahallinde celp eden
sorumlu bir tutanak ve başımı eğiyorum o soruyu duyduğumda:
Cevabını bilip bilmediğim ise
tartışılır.
Yankısı dünün yarına uzak ve anda
saklı görüntü sadece tuzak bir soru ve başımı öne eğiyorum:
Ölüm mademki bu kadar korkutucu…
Ötenazi yapılmasını nasıl ki talep
edemiyorum…
Ve ıssızlığıma ses olan o kurtarıcı.
Kanunun kestiği parmak acımıyor madem
yine de kem küm ediyorum lakin sonunda itiraf ediyorum da:
‘’Evet, suçluyum.’’
Suçumun ne olduğu tartışılır yine de
ses etmiyor karşımdaki ve yeniden soruyor:
‘’Başka söyleyeceğin bir şey var mı,
kızım?’’
Muhatabım kaderse neden kederliyim ve
işaret ediyorum usulca lakin görebileceklerinden asla emin değilim.
Kuytuda unutulmuşluğun verdiği
c/esaret ile şiddetle bastırıp dış sesi iç sesimi çığlığa dönüştürüyorum:
‘’Suçum kadın olmak.’’
Bir düşün ortasındayım ya da ölümün
kıyısında ve pimimi çekip çekmemek konusunda kararsız iken Tanrı dürtüyor
birileri sırtımı.
Sessizliğin meali mademki acı çekmek
ve b/astırdığım iç sesim yeniden yankılanıyor üstelik ölümü ve yokluğu asla
kale almadığım.
Hala başım dik ve hala yaşarken ve de
yaşatabilirken içindeki çocuğu üstelik bir çocuğun bir de çocuk doğurması kabul
edilebilirken varsın birileri de hayallerimi kabul etsin üstelik sırtımı
yasladığım sadece İlahi Adalet ve umut haricinde sığındığım kadar da
sınandığıma vakıf.