Hz Peygamber Ve Dört Halife Dönemi
Hz. PEYGAMBER VE DÖRT HALİFE DÖNEMİ
Başlangıçta belirtiğimiz üzere Kur-an-ı
Kerim’de doğrudan vakfa işaret eden bir ifade bulunmamakla infak ayetleri ve
Peygamber Efendimizin(sav) hadisi şerifi vakfın meşruiyetinin delili olmuştur.
Hanefi fakihler (“De ki: "Allah doğru
söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim'in dinine uyun.”Al-i İmran, 95) ayetini ve iyilik yapmak, Allah rızası için
insanlara malları ile yardımda bulunmakla ilgili diğer pek çok ayeti delil
göstererek vakıf kurumunun Kur’an’ın ruhuna uygun olduğunu delil
göstermişlerdir.
İmam Muhammed’in talebesi Hassâf
(ö.874) kitabında, Hz. Peygamber (sav) zamanındaki vakıf örneklerini
sıralarken, Vâkıdî’ye dayanarak verdiği misallerde, ilk vakıf olarak Yahudi
kabilesi Nadîroğullarından Muhayrik isimli bir şahsın; “vefat edersem bütün
mallarım Hz. Muhammed’e aittir, istediği yere sarfetsin” sözünü örnek
vermiştir. Bu adam, hicretin ikinci ayında vefat ettiğinde, Hz. Peygamber (sav)
bu vasiyete dayanarak, arazileri teslim almış, bir rivayete göre
Haşimoğullarına, diğer bir rivayete göre amme menfeatine harcamıştır.
Ensâr arasında bu araziler hakkında
“Hz. Peygamber’in bıraktığı ilk sadakalar bunlardır” görüşü hakimdi (Hassaf,
1904: 1-4). Bu olayı sadaka değil mülkiyeti devlete geçen ve devlet başkanının
tasarrufuna bırakılmış olan savâfî topraklar olarak değerlendiren muhacirler
ise İslâm’daki ilk “habs” yapanın Hz. Ömer olduğunu rivayet etmişlerdir
(Demirci, 2003: 61-63). Buna ilaveten Hz. Peygamberin Medine’ye hicreti
esnasında Semg Vadisi denilen bir yerin halkı oradan göç ettiğinden boşalmıştı.
Hz. Peygamber bu vadinin bir kısmını Hz. Ömer’e vermişti. Ömer de geri kalan
kısmını Yahudiler’den satın aldı. Burası daha sonra herkes tarafından
arzulanan bir yer olmuştu. Hz. Ömer’in Hz. Peygamber’e gelerek, “Benim çok
sevdiğim bir yerim var. Burasını ne yapayım?” diye sorması üzerine Hz.
Peygamber de “aslını hapset, faydasını ve menfaatini tasadduk et” buyurmuştur.
Öyle anlaşılmaktadır ki araziler söz konusu olduğunda habs kavramı arazinin
aynını, sadaka ise menfaatini gösterir şekilde kullanılmıştır. Hz. Ömer de mülkiyeti
satılmamak üzere, gelirini fakirlere, Allah yolunda savaşan mücahitlere, azat
edilmiş kölelere, yolda kalmışlara, miskinlere ve yakın akrabalarına tasadduk
etti. Bunu yazdığı bir belge ile tevsik ederek, kızı Hafsa ve nesline vasiyet
etti. Rivayete göre Hz. Ömer’in Allah yolunda savaşmak üzere topladığı 300 atı
vakfetmiş ve bunu atların uyluklarına yazdırmıştır. Vakfının yönetiminde
bulunan kişinin örfe göre gelirinden faydalanmasında sakınca görmemişti.
Hz. Osman’ın vakfiyesine yazdırdığına
göre, Hayber’deki mülkünü oğluna asla satılmamak ve miras bırakılmamak şartıyla
tasadduk etmiştir. Ebû Yusuf’un bu belgeyi vakıf konusunda esas aldığı rivayet
edilir.
Câbîr b. Abdullah’ın rivayetine göre “Hz. Ömer hilâfeti sırasında yaptığı
sadakayı yazdırdığı esnada Muhâcir ve Ensâr’ı çağırarak buna onları şahit
tuttuğundan haberi her tarafa yayıldı. Öyle ki Ashâb’an gücü yetip de malından
bir kısmını habs etmek suretiyle sadaka yapmayan kimse bilmiyorum.”
Hz. Ömer’in vakfiyesi daha sonra bazı
kişiler tarafından suiistimal edilerek kadınlara düşen miras paylarında
haksızlık yapılınca bizzat Hz Aişe rahatsızlığını açıkça dile getirmiştir.
Emevi halifesi Ömer b. Abdülaziz, bu konuya ehemmiyet vererek, evladiyelik
vakıflarda kızların hakkını tekrar iade etme teşebbüsünde bulunmuş ancak habs
uygulamasına inandığını da söylemiştir.
Bu döneme ilişkin en dikkat çeken
husus, kağıdın henüz çok az ve kıymetli olduğu bir dönemde vakıf tahsislerinin
yazı ile tevsik edilmiş ve vakıf belgelerinin tanzim edilmiş olmasıdır. Mustafa Demirci Prof. Dr., Selçuk Üniversitesi
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.