Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Danişmendliler - Amasya- Halifet Gazi

DÂNİŞMENDLİLER

           

Hânedanın kurucusu, Azerbaycan’da yaşamış bir Türkmen ailesine mensup olan ve 1064’de Sultan Alparslan’ın hizmetine girerek onun en gözde emîrleri arasında yer alan Dânişmend Gazi’dir. Malazgirt Savaşı’na katılan Dânişmend Gazi, zaferden sonra kendisine iktâ edilen Sivas’ı fethederek Dânişmendli hânedanının ilk çekirdeğini teşkil etmiş (1071), daha sonra burayı bir merkez olarak kullanıp maiyetindeki emîrlerle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Elbistan, Develi ve Çorum’u zaptederek Anadolu’da kurulan ilk Türkmen beyliklerinden birinin temellerini atmıştır.

Dânişmend Gazi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Gümüştegin döneminde hânedan giderek daha da güçlendi. Anadolu ve Suriye Selçukluları arasındaki mücadelelerden faydalanarak hâkimiyet sahasını genişleten Gümüştegin, Bizans ve özellikle Haçlılar ile yapılan savaşlarda Anadolu Selçuklu sultanının müttefiki olarak önemli rol oynadı.

I. Haçlı Seferi’nin başarıya ulaşması, Urfa Haçlı Kontluğu (1098), Antakya Prinkepsliği (1098) ve nihayet Kudüs Krallığı’nın kurulması (15 Temmuz 1099) Avrupa’da heyecan uyandırmış ve Lombardlar, Fransızlar ve Almanlar’ın katıldığı yeni bir Haçlı seferi düzenlenmişti (1101). Lombardlar İstanbul’a geldiklerinde İtalya Normanları’nın reisi ve Antakya Prinkepsliği’nin kurucusu Bohemund’un Gümüştegin tarafından esir alındığını öğrenince onu esaretten kurtarmak üzere harekete geçtiler. 3 Haziran 1101’de İzmit yakınlarındaki Kivetot’tan hareket ederek Anadolu Selçukluları’nın hâkimiyetindeki Ankara’yı ele geçirdikten sonra Amasya ve Niksar’a gitmek üzere Çankırı istikametine yöneldilerse de Gümüştegin, I. Kılıcarslan, Halep Selçuklu Meliki Rıdvan ve Harran Emîri Karaca’nın kumandasındaki 20.000 kişilik Türk kuvveti karşısında Ağustos 1101’de Merzifon yakınlarında bozguna uğradılar.

Gümüştegin Gazi ile Kılıcarslan, bu zaferin hemen ardından ikinci bir Haçlı ordusunun Anadolu’ya geldiğini ve Konya istikametinde ilerlediğini haber aldılar. Bütün Türk kuvvetleriyle beraber tepe ve ovalardan geçen yolları takip ederek bu orduyu Konya’ya varmadan yakalayıp ağır bir şekilde hırpaladılar. I. Kılıcarslan, Gümüştegin Gazi, Karaca ve diğer Türk beyleri aynı yıl Ereğli yakınında üçüncü bir Haçlı ordusunu daha bozguna uğrattılar.

Gümüştegin’in yerine geçen büyük oğlu Emîr Gazi Dânişmendliler’i eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Damadı olan Mesud’u destekledi. Mesud onun sayesinde Anadolu Selçuklu tahtına çıktı (1116); böylece Dânişmendliler yeniden önemli bir siyasî güç haline geldiler.

Dânişmendli Emîr Gazi, damadının da Selçuklu tahtında olması dolayısıyla giderek Anadolu’daki olaylara daha fazla karışmaya başladı. Bu süreçte Sultan I. Mesud kayınpederi sayesinde tahtını korumayı başarırken Malatya’dan Sakarya’ya kadar uzanan Selçuklu toprakları Dânişmendliler’in eline geçmiş oldu. Anadolu’nun en güçlü devleti haline gelen Dânişmendliler 1129 yılında Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini kontrol altına aldılar.

Dânişmendli hâkimiyetini genişletip ülkenin her tarafında huzur ve asayişi sağlayan ve Selçuklu topraklarının bir bölümünü de kendi hâkimiyeti altına alarak Anadolu’nun en nüfuzlu hükümdarı olan Emîr Gazi’nin (Melik Gazi) ölümünden sonra 1134 Dânişmendli tahtına büyük oğlu Melik Muhammed geçti. Abbâsî Halifesi Müsterşid-Billâh ve Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in Emîr Gazi’ye gönderdiği menşur, altın asâ ve diğer hediyeler Melik Muhammed’e verilerek Malatya’da hükümdar ilân edildi.

Dânişmendliler, 1140-1141 yıllarında Karadeniz bölgesini Rumlar’dan geri aldılar. Melik Muhammed 6 Aralık 1143 tarihinde Kayseri’de vefat etti. Dindar ve hayır sever bir hükümdar olan Melik Muhammed Rumlar, Haçlılar ve Ermeniler’le cihad etmiş, başta Abdülmecîd b. İsmâil el-Herevî olmak üzere çok sayıda din âlimini çeşitli ülkelerden davet ederek Anadolu’da İslâmiyet’in yayılması için çalışmıştır. Kayseri Ulucamii’ni de (Câmi-i Kebîr) o yaptırmıştır.

Kayseri Ulucamii’nin kıble tarafındaki Melik Gazi Medresesi’nde bulunan türbede Melik Muhammed’in medfun olduğu söylenir, fakat türbenin kitâbesi yoktur. Melik Muhammed yıllardan beri harabe halinde olan Kayseri’yi imar etmiş, şehri bir bakıma yeniden kurarak burayı merkez yapmıştır.

Dânişmendliler’in nüfuzlu hükümdarlarından biri olan Yağıbasan Niksar’da inşa ettirdiği medresenin hazîresinde gömülüdür. Yağıbasan’ın yaptırdığı medrese veya mescide ait bir kitâbe bugün mevcuttur. Yağıbasan Sivas ve Niksar’da cami, türbe ve imarethâneler yaptırmıştı.
            Kayseri Ulucamii’nin 1205-1206 tarihli kitâbesi Muzafferüddin Mahmud adına tanzim edilmiştir. Ancak caminin Emîr Gazi’nin oğlu Melik Muhammed Gazi tarafından yaptırıldığı dikkate alınırsa Muzafferüddin Mahmud’un camiyi tamir ettirmiş olduğu söylenebilir. Gülek Camii (Kayseri) üzerindeki kitâbede de kızı Atsız Elti Hatun’un adı yer almaktadır. Niksar’da da Yağıbasan’a ait bir kitâbenin mevcut olduğu bilinmektedir.

Anadolu’da kurulan beyliklerin en büyüklerinden biri olan Dânişmendliler, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması açısından önemli hizmetler ifa etmişlerdir.

Dânişmendliler, hüküm sürdükleri Amasya, Tokat, Niksar, Sivas ve Kayseri dolaylarında birçok mimari eser meydana getirmişlerdir.

Dânişmendliler hâkimiyet kurdukları bu topraklarda bıraktıkları eserler arasında Kayseri, Niksar ve Sivas gibi yeni fethedilen şehirlerin Ulucamileri ilk sırayı alır. Bunların yanı sıra Tokat’taki Garipler Camii ve Niksar’daki Cin Camii gibi daha küçük ölçekte birtakım camiler de inşa ettirmişlerdir. Öte yandan Kayseri Kölük Cami-Medresesi ile Tokat ve Niksar’daki Yağıbasan medreseleri, Orta Anadolu’da Dânişmendliler’in tesis ettiği en erken tarihli eğitim yapıları arasında zikredilebilir. Ayrıca günümüzde ancak bir kısmı ayakta olan kümbetlerle hepsi ortadan kalkmış bulunan han, hankah, ribât, saray gibi yapılar da Dânişmendliler’in imar ve inşa faaliyetlerinin eserleridir.

Dânişmendli camileri arasında, Tokat’ın Pazarcık mahallesinde bulunan Garipler Camii günümüze gelebilmiş en eski tarihli Dânişmendli yapısıdır. Yaklaşık aynı yıllara ait olduğu anlaşılan Buhara yakınındaki Hezâre Kışlağı (Hazar Dikkaruni) Camii ile aralarındaki coğrafî uzaklığa rağmen şaşırtıcı bir benzerlik gösterir.

Dânişmendliler’den kalan geniş kapsamlı dinî yapıların en eskisi, hânedanın üçüncü hükümdarı Melik Muhammed zamanında (1134-1143) inşa edilen Kayseri Ulucamii’dir. Kayseri Ulucamii’nin, Melik Muhammed’in kardeşi Nizâmeddin Yağıbasan’ın oğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından vakfedildiği anlaşılan ve halen Ankara Etnografya Müzesi’nde teşhir edilen ahşap kapı kanatları, geometrik ve nebatî süsleme unsurları ile Anadolu ahşap işçiliğinin XIII. yüzyıl başlarına ait değerli örneklerini teşkil etmektedir.

Melik Gazi Camii adıyla da anılan Niksar Ulucamii, kitâbesiz olmasına rağmen sözlü geleneğin verilerine göre 1145 yılına tarihlendirilmektedir.

Nizâmeddin Yağıbasan tarafından 1143-1164 yılları arasında inşa ettirildiği tahmin edilen diğer bir önemli Dânişmendli eseri de Kayseri’de birbirine bağımlı olarak tasarlanmış Kölük Camii ve Medresesi’dir.

Kölük Cami-Medresesi, XII. yüzyılın birinci çeyreğine ait bir Artuklu eseri olan Mardin Emînüddin Külliyesi’nden sonra, Anadolu Türk mimarisi tarihinde cami ve medrese fonksiyonlarının aynı mimari bünye içinde müşterek bir avlunun çevresinde çözümlendiği ikinci örnektir.

Niksar’ın Taşmektep mahallesinde bulunan 1160 tarihli Cin Camii, Dânişmendliler’e ait küçük boyutlu dinî yapıların ilginç bir örneğini teşkil etmektedir.

Sivas Ulucamii’nin, 1955 onarımı sırasında toprak hafriyatında bulunan kitâbelerinden birinde Selçuklu Sultanı II. Kılıcarslan’ın oğlu Sivas Meliki Kutbüddin Melikşah zamanında Kızılarslan b. İbrâhim tarafından 1197’de inşa ettirildiği belirtilse de Anadolu Türk mimarisi uzmanları, mimari özelliklerinden hareketle caminin Dânişmendliler tarafından XII. yüzyılın daha erken bir diliminde yapıldığını kabul etmektedirler.

Nizâmeddin Yağıbasan’ın XII. yüzyılın ortalarında Tokat ile Niksar’da inşa ettirdiği medreseler de Anadolu Türk mimarisinde “kubbeli medreseler” olarak adlandırılan, en ihtişamlı örneklerine XIII. yüzyılda rastlanan, avluları aydınlık kubbeleriyle örtülü medreselerin en erken örneklerini teşkil etmektedir.

Moloz taştan inşa edilen Tokat Yağıbasan Medresesi’nde, Türk mimarisinin en eski tasarım şeması olan, birtakım kozmik sembolleri ifade ettiği bilinen ve kökleri İslâm öncesi Horasan mimarisine kadar inen dört eyvanlı şemanın üç eyvanlı değişik bir şekli uygulanmıştır.

Dânişmendli eseri olan mezar anıtlarının en eskisi, Dânişmend Gazi’ye ait Niksar Melik Gazi Kümbeti’dir. Dânişmend Gazi’nin emîrlerinden 1106’da vefat eden Karategin’in Çankırı Kalesi’ndeki kümbeti, bilinçsiz onarımlar sonucunda ilk mimari özelliklerini hemen bütünüyle yitirmiştir. XII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen, Dânişmendli emîrlerinden Arslandoğmuş’a ait Kulak Kümbeti devrinin özelliklerini yansıtır.

XII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen diğer bir Dânişmendli mezar anıtı, Pınarbaşı’nın Pazarören bucağına bağlı Melikgazi köyündeki Melik Gazi Kümbeti’dir.

Günümüzde Yeşilırmak’ın üzerinde yer alan Çağlayan (Çalâkçalık) Köprüsü’nün XII. yüzyılın birinci yarısı içinde, Melik Nizâmeddin Yağıbasan’ın emîrlerinden İltegin Gazi oğlu Hüsâmüddevle Hasan tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Niksar’da Yağıbasan Mescidi ile Kümbeti, yine Niksar’da Sungur Bey ve Çepni Bey kümbetleri Dânişmendli eserleri arasında zikredilebilir. Bu arada Amasya’daki Küçük Ağa Külliyesi de kuruluşu Dânişmendli dönemine inen, ancak Osmanlı devrinde XV. yüzyılın sonlarında hemen bütünüyle değişime uğrayarak ihya edilmiş bir yapı topluluğudur.

Diğer taraftan Amasya’daki Yağıbasan Hanı ve Dânişmend Gazi Sarayı, Gümenek Ribâtı, Gümüş’teki Süleyman Ribâtı, Kayseri’deki Melik Gazi Medresesi, Sivas’taki Battal Gazi Mescidi, Yağıbasan Hankahı ve Zahîrüddin İli Hanı varlıkları kaynaklardan tesbit edilen, fakat günümüze gelmemiş olan Dânişmendli eserlerini teşkil etmektedir. ABDÜLKERİM ÖZAYDIN M. BAHA TANMAN

 

 


                                                      AMASYA

Amasya’nın XI. yüzyıl başında Dânişmendliler’in idaresi altında bilinmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde “Dârü’l-izz” olarak biliniyordu. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğol valileri tarafından idare edildi. Amasya Yıldırım Bayezid tarafından 1398 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Amasya Valisi Çelebi Mehmed bir süre Amasya’yı Îsâ ve Süleyman Çelebi’ye karşı hareket üssü olarak kullandı. 

Amasya, XVI. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı şehzadelerinin sancak şehriydi. Çelebi Mehmed, II. Murad, Fâtih, II. Bayezid,  II. Murad’ın oğlu Alâeddin, II. Bayezid’in oğlu Şehzade Ahmed, Kanûnî’nin oğulları Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid de Amasya’da idarecilik yaptılar.

Osmanlı döneminde ticarî ve iktisadî bir merkez olarak da dikkat çeken Amasya’da XVI. yüzyılda şehirde bir boyahane, şem‘hane ve darphâne mevcuttu.

Amasya, Türk hâkimiyeti devresinde de bir kültür merkezi olma özelliğini sürdürdü. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde bilhassa şehzadelerin bulunduğu sırada pek çok âlim, sanatkâr ve şairin toplandığı büyük bir kültür merkezi haline geldi. Tarihçi Şükrullah, meşhur hattat Şeyh Hamdullah, Tâcî Bey ile oğulları Câfer ve Sâdî çelebiler, ulemâdan Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi, Zenbilli Ali Efendi ve meşhur tabip Sabuncuoğlu Şerefeddin) 1861’de şehre gelen seyyah G. Perrot (1861) Amasya’yı “Anadolu’nun Oxford’u” şeklinde tarif eder ve buradaki medreselerde 2000’e yakın talebenin okuduğunu yazar. Muhtelif müellif ve kaynaklar da Amasya için “Anadolu şehirlerinin incisi”, “Bağdâdü’r-Rûm”, “medînetü’l-hükemâ”, “medreseler şehri” gibi tabirler kullanarak bu şehrin güzelliğini ve kültür tarihimizdeki yerini dile getirmişlerdir.

Amasya tarihî âbideleri bakımından da çok zengindir. XVI. yüzyılın başlarında şehirde dokuz cami, on medrese, dört buk‘a (zâviye), altı imaret, on beş hamam vardı.  Şehirdeki en eski Türk yapısı, Dânişmendoğlu Melik Gazi tarafından bugünkü Şamlar Camii yerinde kalenin hemen doğusunda yaptırılan camidir. Bugüne kadar gelebilen eserler arasında ise Burmalı Minare Camii (1237-1247), Gökmedrese Camii (1266-1267), Fethiye Camii, Gümüşlü Camii (1326), Hızır Paşa Camii (XIV. yüzyıl), Saraçhane Camii (1372), Dârüşşifâ (1308), Halifet Gazi Medresesi ve Türbesi (1209-1210), Torumtay Türbesi, Sultan Mesud’a ait olduğu ileri sürülen türbe, Şadgeldi Paşa Türbesi, Beyazıt Paşa Camii (1414-1419), Yörgüç Paşa Camii (1430), II. Bayezid Camii ve Külliyesi (1486), Hatuniye Camii (1510), Şehzade Ahmed’in lalası Vezir Mehmed Paşa Camii (1486), Sofular veya Abdullah Paşa Camii (1502), Kapı Ağası Hüseyin Ağa Medresesi (1488) bilhassa zikredilmelidir.

Osmanlı idaresinde Rum eyaletinin önemli bir idarî birimi ve merkezi olan Amasya merkez kazası XVI. Yüz yılda yedi XVII. yüzyıl ortalarında da dokuz kazaya sahipti. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 1989 yılı istatistiklerine göre, il ve ilçe merkezlerinde 132, kasaba ve köylerde de 418 olmak üzere Amasya’da toplam 550 cami bulunmaktadır. İLHAN ŞAHİNFERİDUN EMECEN

Uzun bir tarihi geçmişi bulunan Şehzadeler Şehri Amasya, Müslüman-Türk hakimiyetinde bulunduğu tarih boyunca kurulan vakıflarla mamur hale getirildi. 

            Gazi Osman Paşa Üniversitesinden Muhammed Okudan 1820-1875 tarihleri arasında Amasya da kurulan 14 vakıfla ilgili yaptığı çalışma da Amasya’nın vakıf kimliği hakkında kısmi bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Vakıflara gelir getirmek üzere on dört bağ, iki bahçe, üç böcekhane, kırk dükkân, bir han, altı değirmen, bir mutaf kârhane, vakfedilmiştir. Müessesat-ı Hayriye kabilinden bir medrese, iki mektep, iki cami, bir hankâh, bir zaviye inşa edilip insanların hizmetine sunulmuştur. Bununla birlikte öğrencilere burs verilmesi, Hz. Peygamberin doğum gününün kutlanması, çeşme yapımı ve su yollarının tamiri için tahsisat oluşturulmuştur.

 

Eğitim Hizmetleri ile İlgili Vakıflar

Amasya‟da çalışmamıza konu olan zaman dilimi içerisinde 1 medrese ve 2 mektep inşa edilerek binaları vakfedilmiştir. Yine 2 vakfiyede müderris ve muallim maaşlarının ödenmesi için tahsisat oluşturulmuştur. 1 vakfiyede ise öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için öğrencilere burs bağlanmıştır.

Medreselerden biri Abdullah Ağa ibni Abbas Ağa tarafından 24 hücreli olarak inşa edilmiş ve vakfedilmiştir. Abbas Ağa vakıf şartı olarak müderrise günlük 167 akçe, öğrencilere ise günlük 100 akçe verilmesini, medresenin aydınlatılması için de günlük 46 akçe tahsis edilmesini şart koşmuştur.

Mekteplerden bir tanesi Gümüş Kasabası Cami-i Kebir mahallesinde Ömer Efendi ibni İbrahim tarafından inşa edilmiştir. Ancak mektebin bakım ve onarımı yapıldıktan sonra akar-ı mevkufeden artan paranın muallime verilmesi istenmiştir. Ayrıca Ömer Efendi muallimin her gün üç ihlas bir Fatiha, mübarek gecelerde ise bir Yasin okuyarak kendi ruhu için hediye etmesini şart koşmuştur. Ömer Efendi Asbar Köyünde de bir mektep inşa etmiştir. Bu mektepte köy imamının görev yapmasını ve karşılığında da 50 kuruş almasını şart koşmuştur. Bir diğer mektep ise Amasya Gümüşhacıköy Saray mahallesinde kabristan civarında Kızıklızade Mahmud Kamil Efendi tarafından inşa edilmiştir. Bu vakıfların dışında bir vâkıf da Amasya Mehmed Paşa Camiin yakınında Hayvalıoğlu Hacı İsmail tarafından inşa edilen medresenin müderrisine senelik 120 kuruş verilmesini talep etmiştir.

 

İbadethaneler:

Abdullah Ağa ibni Abbas Ağa, Köseyusuflu Köyünde inşa ettiği medresenin yanına bir de cami inşa etmiştir. Caminin aydınlatılmasında kullanılmak üzere zeytinyağı alınması için günlük 10 akçe tahsisat ayırmıştır. Diğer cami Kızıklızade Ahmed Ağa bin Ahmed tarafından Gümüşhacıköy Kazası Hacı Yahya mahallesinde müceddeden inşa edilmiştir. Ahmed Ağa, imama ve müezzine 18 akçe, hatibe ise 15 akçe günlük verilmesini şart koşmuştur.

 

Hankâh ve Zaviyelere Yönelik Vakıflar:

İncelenen zaman diliminde Amasya‟da hankâh ve zaviyelerle ilgili iki vakıf kurulmuştur. el-Hâc İsa Efendi bin Halil Amasya Üçler mahallesinde bulunan evini zaviye olmak üzere vakfederek mütevellilik ve zaviyedarlık görevini kendisi üstlenmiştir. Vakfiyeye göre İsa Efendi Halvetiye Tarikatının Şaban Efendi koluna mensuptur. Amasya Gümüşhacıköy Saray mahallesinde de bir hankâh inşa edilmiştir. Kadiri Tarikatı halifelerinden Ahmed Raşid Efendi beş oda, bir ahır, beş çeşme ve avludan oluşan bahçeli evini hankâh olarak vakfetmiştir. Ahmed Raşid Efendi’nin vakıf şartı hankâhta zikrin kadiri tarikatının usulüne göre yapılmasını, fakir ve dervişlere yemek verilmesidir.

 

Külliyelere Yönelik Vakıflar:

Farklı alanlara yönelik vakıf hizmetlerinin bir arada verildiği büyük yapılara külliye denmektedir. Bu anlamda Amasya‟da Mehmed Rüşdi Paşa tarafından bir külliye inşa edilmiştir. Mehmed Rüşdi Paşa günümüzde Şamlar Mezarlığı olarak bilinen alanda metfun olan Nakşi şeyhlerinden babası İsmail Siraceddin‟in kabrinin bulunduğu alanı satın alarak genişletmiş ve üzerine bir türbe, bir cami, bir şadırvan, bir zaviye ve dört odalı bir köşk inşa ederek vakfetmiştir.

 

Diğer dini Hizmetlere Yönelik Vakıflar:

Abdullah Ağa ibni Abbas Ağa Medine-i Münevvere fukarasına günlük 2 akçe üzerinden hesap yapılarak yıllık 730 akçe gönderilmesini, Ayşe binti İbrahim ise nesli kesilirse vakıf gelirlerinden bir kısmının Medine fakirlerine edilmesini şart koşmuştur. Peygamber Efendimizin doğumunu kutlamak için de Amasya‟da 2 vakıf oluşturulmuştur. Ahmed Raşid Efendi ibni Yahya Efendi her yıl rebiyülevvel ayında Hz Peygamber‟in (SAV) doğum gününün kutlanmasını ve yapılacak olan etkinlikte alınacak olan malzemeler için 350 kuruş, Mücteba Hanım binti Mustafa ise rebiyülevvel ayında peygamberimizin doğum gününde yapılacak olan etkinlikler için yıllık 150 kuruşluk tahsisat oluşturmuşlardır. Yine Ahmed Raşid Efendi ve Mücteba Hanım tarafından Muharrem ayında aşure yapılıp dağıtılması için ödenek ayırdıkları vakfiyelerden anlaşılmaktadır. Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 8–Sayı 16 Aralık 2018 Muhammet OKUDAN  Dr. Öğretim Üyesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi Ana Bilim Dalı, eposta: AMASYA VAKIFLARI ÜZERİNE BAZI DEĞERLENDİRMELER (1800-1875)

 

 

 

HALİFET GAZİ

Çalışmamızın bu bölümünde Halifet Gazi’den bahsetmek istiyorum. Refet YİNANÇ’ın Vakıflar dergisinin 15. Sayısındaki makalesinden öğrendiğimize göre Amasya’da medrese, türbe, köprü gibi vakıf hayratı tesis etmiş olan Mübarizeddin Halifet Gazi’nin nesebiyle ilgili bilgiler kesin olmamasına rağmen XII. yy başlarında yaşamış Danişmendli emirlerinden olduğu adı geçen beyliğin yıkılmasından (1175-1178) sonra Selçuklu hizmetine geçtiği düşünülüyor.

            Gazi'nin Amasya'da yaptırmış olduğu medrese kitabesi ve vakfiyesinden kendi adına Türkçeye tercüme edilmiş bir tıp kitabı, babasının adının Suli veya Tuli, dedesinin adının da Türkan şah olduğu anlaşılmaktadır.  Halifet Gazi’nin hayatı ve nesebi benzeri diğer vakıf insanlar gibi efsaneleştiği için tarih ve efsane birbirine karışmış. Danişmendname’de farklı zikredilse de vakfiyesine göre Halifet Gazi 1225 tarihlerinden sonra şehit olmuştur.

Vakfiyesinden başka tarihi bir kaynakta adı geçmeyen Halifet Gazi Amasya tarihinin yazarı Hüseyin Hüsameddin’in kaynak belirtmediği iddiasına göre Erzurum valisi iken Gürcülere karşı sefer yapmaya görevlendirilmiş ve sefer esnasında şehit düşmüştür.  

Refet YİNANÇ’ın kitabesi, vakfiyesi ve hakkındaki bilgilere göre yaptığı analize göre göre ise; aslen bir Danişmendli emiri iken Selçuklu hizmetine giren Mübarizeddin Halifet Gazi 1209 yılında Amasya’da medrese inşa ettirdiğine göre muhtemelen Amasya’da Selçiklilar adına mühim bir görevde bulunmaktaydı. Yinanç’ın kanaati Gazi’nin valilik yapmış olabileceğe şeklinde, çünkü medrese yapımı ve vakfetmesi üst düzey bir görevli olmasını gerektirir. Medreselerin yapımı ve çalışması büyük ekonomik güç isteyen bir iştir.  Muhtemelen 1215 yılında İzzeddin Keykavus'un Sinop fethine katılan Halifet Gazi şehrin ele geçirilmesinden sonra Sahil Muhafaza Komutanlığına tayin edilmiş, 1228 de Mengücek hükümda Davtu-Şah'a karşı Erzincan'a, 1230'da Cihan­ şah'a karşı Erzurum'a yapılan seferlere katılmış ve bunların hakimiyetine son verildikten sonra 1232 yılında yapılan Gürcistan seferi esnasında şehit düşerek XVIII. yy. müelliflerinden Mustafa Vazıf Efendiye göre "al kaputa kaplı kürkü ve kılıcı ile" türbesine defnedilmiştir.

Halifet Gazi'nin yanına kapılanan Harezm asıllı Hekim Bereket, İbn Sina'nın   el-Kanun fi't-tıp adlı eserinden faydalanarak yazmış olduğu Luba­ bu'n-Nuhab adlı tıb kitabını onun emri üzerine Tuhfe-i Mubarizi adı ile farsçaya, sonra da türkçeye çevirmiştir. Halifet Gazi için "Kitab-ı Hulasa der İlm-i tıb" adında ayrı bir eser daha yazmış olan Hekim Bereket, burada Xlll. yy. başında Anadolu'da yapılan sporları ve faziletlerini anlatmıştır. ( XVIII.  yy. ın ilk yarısında yazılmış olan bu eserlerin türkçe olmaları Türk Edebiyatı bakımından son derece dikkat çekicidir. Çünkü ilim aleminde, Türk Edebiyatının Anadolu'da ancak XIII. yy.ın ikinci yarısında ilk ürünlerini verdiği görüşü hakimdi.)

 

HaIifet Gazi Medresesi:

Amasya Şamice mahallesinde bulunan medrese, kitabesinin kaydına göre 1209 yılında yapılmıştır. Medresenin yanında Halifet Gazi'nin türbesi bulunur. Diğer Selçuklu türbeleri tipinde bina edilmiş olup günümüze gelmiştir.

            Zamanla tabii afetlerden hasar gören medrese ve türbe vakfın mütevvellileri tarafından tamir edilmiş, fakat 1602 yılında çıkan yangın ve 1647 de meydana gelen deprem sonucu özellikle medrese iyice harap olmuştur. Müderris Hasan Efendi'nin yıkılan kısımlarını ahşapla yaptırdığı medrese, 1888 de de Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi tarafından yeniden inşa edilmiş, 1. Dünya savaşından sonra tekrar yıkılmıştır.

Halifet Gazi medresesine çok sayıda arazi vakfetmiş ancak vakıf geliri sabit kalmayacağı için Selçuklu vakfiyelerinin çoğunda olduğu gibi mütevelliye gelirin 1/5 ini ücret tayin etmiştir. Vakfiyeye göre Medresede öğretim hanefi mezhebine göre yapılacaktı ve müderrisler ile öğrencilerin de hanefi mezhebinden olması şartı konmuştu. (Bilindiği gibi Nizamü'I Mülk'ün temelini attığı ilk Selçuklu medresesi Sünniliğin, Şii-Batıni cereyanlara karşı müdafaasını yapmıştır. Anadolu'ya gelen Selçuklular da çoğunlukla Hanefi mezhebinde bulundukları için sünni mezhepler arasında fark gözetmemişlerdir. Ancak medreselerde müderrislerin hanefi olmasına ihtimam göstermişler, fakat öğrenciler için ayırım yapmamışlardır. Nitekim Altun-Aba medresesi vakfiyesinden öğrencilerin hanefi ve şafii mezhebinden olabileceği, Karatay vakfiyesinde de dört sünni mezhebden öğrencinin medresede öğrenim yapabileceği belirtilmiştir.)

Vakfiye, medresede öğretilen bilimlerden sadece furu ve usul'ü kaydetmektedir. Bu sebeple müsbet bilimlerin okunup okunmadığı bilinmemektedir. Öğretim kadrosu bir müderris ve bir muid  (yardımcı) dan ibaret olan medresesinin altısı ilk sınıfta, altısı ileri sınıfta bulunan 12 öğrenci mevcudu vardır. Vakıf gelirinden müderrise yıllık 300 mud buğday (XIV. yy. başlarında Anadolu'da ağırlık ölçüşü olarak 1 dirhem 3.086 gr. Anadolu müdü 1 Mısır  irdebıne eşit olup 69,5 kg. dır.) 1200 gümüş dirhem, muid'e de yıllık 240 gümüş dirhem ücret tahsis edilmişti. 

Öğrencilere (fakihlere) ise yıllık 90 dirhem tahsisat ayrılmış olup, bu meblağın, ileri sınıfta olan altı öğrenciye 10'ar, diğer altı öğreniye de 5'er dirhem olmak üzere taksim edilmesi şart koşulmuştu.

Refet YİNANÇ’ın tespitine göre vakfiye de bir kısmı Danişmendliler zamanında inşa edilmiş, Amasya’nın en eski hem hayrat hem akar olarak kaydedilmiş vakıf eserleri şu şekilde zikredilebilir:

1. Halifet Gazi Hanı,

2.Yağıbasaıı Hanı,  Tokat ve Niksar'da birer medrese ve cami, Sivas'ta bir medrese, bir hangah yaptırmış olan Danişmendli hükümdarı Yağı basan. Halifet Gazi vakfiyesine göre Amasya'da da bir han yaptırmıştır.

3. Halifet Gazi  Hamamı: Vakfiyenin  kaydından  Halifet Gazi'nin Amasya'da  meydan kapısın da gelirinin 1 /5'ini Medrese'sine vakfettiği bir de hamam yaptırmıştı.

4. Emir Rıdvan Hamamı: Emir-i ahur Rıdvan’ın kimliği hakkında bilgi yoktur. Danişmendller zamanında Emir-i ahurluk yapmış olabilir.

5. Lala Mescidi: Banisinin kim olduğu bilinmiyor.

6. Hasan Mescidi: Mescidin banisinin kimliği hakkında bilgi bulunmamaktadır.

7. Hangah: Halifet Gazi medresesi yanında olduğu belirtilen bu hangah muhtemelen Daniş­ mendliler zamanında yaptırılmıştır.

8. Köprüler: Vakfiye Amasya'da Subaşı adını taşıyan bir köprü ile Kertos adında bir mahalleyi kaydetmiştir.

9. Çarşılar: Vakfiyenin manifaturacılar ve saraçlar çarşıları kaydından, diğer Selçuklu şehirlerinde olduğu gibi Amasya'da da ayni işi yapan esnaf ve sanatkarların ayni çarşıda toplandıklarını öğreniyoruz.

10. Şehir Surları:

            Benzeri tüm vakfiyelerde olduğu gibi vakfiyenin en temel şartı gelir fazlasıyla öncelikle hayratların tamiratının yapılmasıdır. Refet YİNANÇ Vakıflar Dergisi Sayı XV

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Danişmendliler - Amasya- Halifet Gazi

Mustafa ESER Mustafa ESER