DULKADIROĞULLARI

 

1337-1522 yılları arasında hüküm süren bir Türkmen beyliği. Elbistan ve Maraş merkez olmak üzere doğuda Harput’tan batıda Kırşehir’e, kuzeyde Bozok (Yozgat) ile Sivas’ın güneyinde Gemerek ve Gürün’den Hatay’a bağlı Hassa’ya kadar yayılan bölgede hüküm süren Dulkadır Türkmenleri, Oğuzlar’ın Bozok koluna mensuptur. Kaynaklarda çeşitli şekillerde yazılan Dulkadır adının, Abdülkadir veya benzeri bir ismin Türkmen telaffuzuna uydurulmuş şekli olduğu tahmin edilmektedir.

Dulkadıroğulları zamanında başta Maraş ve Elbistan’da olmak üzere köylere varıncaya kadar beyliğin kurulduğu coğrafî alanda cami, mescid, medrese, türbe, zâviye, köprü, kale vb. pek çok dinî ve sosyal tesis yapılmış, bunların birçoğu günümüze ulaşmıştır. Bunlar arasında, cami ve mescidlerden Adıyaman, Dârende, Elbistan, Kahramanmaraş Ulucamileri. Bahçe Ağca Bey, Gaziantep Alâüddevle, Kadirli Ala, Kahramanmaraş Hatuniye (Şems Hatun) ve Haznedarlı camileri ile Gemerek Şâhruh Bey ve Kahramanmaraş İklime Hatun (Üdürgücü) mescidleri; medreselerden Kahramanmaraş’taki Taşmedrese ile Kayseri Hatuniye Medresesi; türbelerden Çandır’daki Şah Sultan, Hacıbektaş Balım Sultan, Pazarören, Koçcağız’daki Süleyman Bey ve Kırşehir Ahî Evran Zâviye ve Türbesi sayılabilir. Refet Yinanç

 

 

 

KAHRAMANMARAŞ

 

Ahır dağının güney kısmı eteklerinde, şehirle aynı adı taşıyan ovanın kuzey kesiminde meyilli bir alanda yer alır. Önemli bir yol güzergâhı üzerinde bulunan şehrin adının Asur kaynaklarında geçen Markasi’ye dayandığı belirtilir. Markasi adı, Romalılar döneminde Kral Caligula tarafından Germanicia / Kayseria Germanicia’ya çevrildi. Bu isim Bizans Devleti zamanında da kullanıldı. Şehir İslâm hâkimiyetine girince “Mar‘aş” adını aldı. Kuruluş tarihi antik dönemlere kadar inen Maraş’ın ilk yerleşim yeri şimdiki şehrin güneydoğusunda bulunan Erkenez çayı kenarındaydı. Roma devrinde Karasu kıyısına taşınan şehir daha sonra doğusunda bulunan Kara Maraş’a taşınmış, bugünkü yerleşim yerine ise Dulkadırlılar zamanında gelmiştir.

Sâsânîler’den sonra Maraş bölgesine ilk Arap akınları Hulefâ-yi Râşidîn devrinde başladı. Ebû Ubeyde b. Cerrâh Menbic’de iken Hâlid b. Velîd’i Maraş taraflarına gönderdi. Hâlid şehri kuşattı, halka zarar vermemek kaydıyla Maraş’ı aldı ve kalesini yıktırdı (637). Maraş bundan sonra Anadolu içlerine yapılacak akınlarda üs durumuna geldi. Emevîler zamanında Muâviye’nin emriyle şehir yeniden inşa edildi.

Bizans tarafından Türkler’e karşı Malatya-Antakya hattının savunmasına memur edilen Ermeni asıllı Philaretos, Maraş’ı da içine alan büyük bir prenslik kurdu (1079). Ancak I. Süleyman Şah’ın ve Emîr Buldacı’nın 1085’te Anadolu’nun güneyine yönelik fetihleri sırasında Maraş Buldacı tarafından ele geçirilince Philaretos Urfa’ya gitti. Urfa’nın fethi üzerine de Melikşah’ın yanına giderek müslüman oldu ve Maraş kendisine verildi (1087). Philaretos’un yerine geçen Barsama (1090) kısa bir müddet şehri idare edebildi. Emîr Bozan, Maraşlılar’ın Barsama’ya karşı isyanı sayesinde şehri kolayca fethetti.

I. Gıyâseddin Keyhusrev 605’te (1208) Ermeniler’i cezalandırmak amacıyla Maraş üzerine bir sefer düzenledi ve Maraş’ı tekrar Selçuklu topraklarına kattı. II. Kılıcarslan’ın emîrlerinden olup vaktiyle bu bölgeye melik tayin edilen Hüsâmeddin Hasan’ı yeniden göreve getirdi. Böylece Maraş’ta Selçuklu Devleti’ne bağlı bir beylik ortaya çıkmış oldu. Maraş, Haçlılar ve Ermeniler tarafından büyük ölçüde tahrip edilmiş, nüfusu da hayli azalmıştı. Hüsâmeddin Hasan ve onun oğlu ile torunu tarafından şehir yeniden imar edildi. Maraş, bundan sonra Kilikya bölgesindeki Ermeniler üzerine yapılan seferlerde de üs vazifesi gördü.

XIII. yüzyıl başlarında ortaya çıkan Moğol istilâsı Anadolu’ya pek çok Türkmen kitlesini sürdü. Bu ikinci göç dalgası ile gelen Türkmenler’in yoğun olarak bulunduğu sahalardan biri de Maraş ve çevresiydi. Maraş yaylak ve kışlak alanlarına imkân tanıdığı için Türkmenler tarafından kısa sürede doldurulmuştu.

Sonraki yaklaşık üç yüz yıl boyunda pek çok kez el değiştiren Kahraman Maraş 1507 tarihinde Şah İsmâil tarafından tahrip edildi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında ve sonrasında Dulkadıroğulları’nın elinde kaldı. Ancak Şehsuvaroğlu Ali Bey’in 1522’de idamının ardından doğrudan Osmanlı hâkimiyeti altına alındı.

Antikçağ’lardan beri sürekli yerleşime sahne olan ve müstahkem kalesiyle önemli bir ticaret yolunu kontrol altında tutan Maraş, Ortaçağ’larda Bizans ile İslâm dünyası arasındaki sınır bölgesinde bulunması sebebiyle sık sık tahribata uğramış ve yeniden imar edilmiştir. 1114’teki depremde bütünüyle harap olan Maraş, Dulkadıroğulları zamanında şimdiki yerine taşındıktan sonra giderek şehir halinde gelişme gösterdi. Dulkadıroğulları inşa ettirdikleri yapılarla Maraş’ın klasik şehir formunu belirlemiş oldular. Dulkadırlı Süleyman Bey’in yaptırdığı ulucami yerleşmenin ana çekirdeğini oluşturmuştu.

Maraş Osmanlı idaresine geçtikten sonra daha da gelişti. XVII. yüzyıl ortalarında şehir de, Evliya Çelebi’ye göre Sultan Süleyman adına bir cami,   çarşı içinde Ada Camii, Kale Camii, Boğazkesen, Begdûdiye, Hatuniye, Ese Divanı, Hatipzâde, Sâdiye, Kara Maraş adlarını taşıyan camileri sayan Evliya Çelebi toplam cami ve mescid sayısını otuz dokuz olarak verir. Bunun yanında on bir medrese, kırk mektep bulunduğunu yazar.

Şehirde Dulkadıroğulları tarafından yaptırılan eserler en dikkat çekici olanları teşkil eder. Dulkadırlı Süleyman Bey’in inşa ettirdiği, üzerinde Alâüddevle Bey’in tamir kitâbesi bulunan ulucami, Alâüddevle Bozkurt Bey’in hanımı Şemse Hatun’un yaptırdığı Hatuniye Camii ile Şâdi Bey Camii ve Boğazkesen Camii bunlar arasında sayılabilir. Nebeviyye Medresesi (İmaret Medresesi), Bağdâdiye, Taş Medrese ve Kadı Medresesi Alâüddevle Bey tarafından yaptırılmıştır. Şemse Hatun’un Hatuniye Medresesi de bunlara eklenebilir. Ayrıca “buk‘a” adıyla geçen medrese öncesi eğitim veren okullar vardı. Burada 1867’de otuz üç medrese bulunuyordu. Bu sayı 1901’de yirmi üçe düştü. Bu sıralarda sıbyan mektebi, rüşdiye ve idâdî okulları açılmıştı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 2000 yılı istatistiklerine göre Kahramanmaraş’ta il ve ilçe merkezlerinde 282, kasabalarda 202 ve köylerde 648 olmak üzere toplam 1132 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı 155’tir.

Daha çok Dulkadıroğulları Beyliği ile Osmanlı döneminde yaptırıldığı bilinen eserlerin de çeşitli tarihlerde vuku bulan depremlerde yıkıldığı ve özelliklerini yitirdiği görülmektedir.

1516 yılından sonra çevrenin tamamen Osmanlılar’a geçmesiyle kalede daha ciddi boyutlarda onarımlar yapılmış, mahalleler kurulmuş ve bir mescid inşa edilmiştir.

Cami ve Mescidler. Kahramanmaraş’ta değişik plan tiplerine sahip birçok cami ve mescid orijinal özelliklerini yitirerek fakat minareleri sağlam şekilde günümüze ulaşmıştır. Yakılan, yıkılan, tahrip edilen cami ve mescidlerin yenilenmesi sırasında eskiye ait kitâbeleri ya caminin herhangi bir yerine monte edilmiş ya da minare kaidelerine yerleştirilerek koruma altına alınmış, bu ise yapıların geçirdiği safhaları tanıma konusunda faydalı olmuştur. Ulucami. Kahramanmaraş’taki camilerin en eskilerinden biri olup kitâbeye göre 1501-1502’de Dulkadırlı Süleyman Bey’in oğlu Alâüddevle Bozkurt tarafından yenilenmiştir. İlk yapının ise 1442-1454 yılları arasında Dulkadırlı Süleyman Bey tarafından inşa ettirildiği anlaşılmaktadır.

Haznedarlı Camii. Şehrin güneydoğusunda Kara Maraş denilen yerde Duraklı mahallesinde Dulkadırlı Alâüddevle’nin hazinedarı tarafından XV. yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır.

Hatuniye (Şems Hatun) Camii. Ârifî Paşa’ya göre 1509 yılında Şehid Rüstem Bey’in kızı Şems Hatun tarafından inşa ettirilen caminin altında Şems Hatun’a ait bir de türbe bulunmaktadır.

 Taşmedrese Mescidi. Medrese, mescid, türbeden ibaret bu küçük külliyeyi Alâüddevle Bey yaptırmış olup mescidin pencere çerçevelerindeki bazı geometrik geçmeler güneyli özellikler olarak dikkati çeker.

İklime Hatun (Üdürgücü) Mescidi. Türbe-mescid kompleksinden oluşan yapı, günümüzde tamamen silinmiş olan kitâbesine göre Ârifî Paşa’nın okuyuşu ile Şâhruh Bey’in kızı İklime Hatun tarafından 1547 yılında yaptırılmıştır.

Kahramanmaraş’ta Dulkadırlılar’la doğrudan ilgisi olan bu camilerden başka Osmanlı dönemine tarihlenen, ancak orijinal haliyle Dulkadırlılar’la ilgisi bulunabilecek cami ve mescidler de vardır.

 Îsâ Divanlı Camii. Şehrin doğusunda Îsâ Divanlı mahallesinde II. Selim tarafından 1570 yılında Hacı Osman adlı bir duvarcı ustasına yaptırılmış olup Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde Ese Divane Camii olarak geçer. Şekerli Camii. Divanlı mahallesinde XVI. yüzyıl sonlarına ait bir yapıdır, halk arasında Yukarı Oba Camii adıyla tanınır. Son cemaat yerine yerleştirilmiş iki kitâbeden biri 1204, diğeri 1696 tarihlerini taşır ki bunlardan birincisi bir başka yapıya ait olmalıdır.

Şeyh Camii. Şekerli Camii’nin plan özelliklerini büyük ölçüde tekrarlayan yapı XVI. yüzyıl sonuna ait olup minare dışında orijinalitesi bozulmuş, minare kaidesindeki kitâbeye göre 1797’de onarım görmüştür.

Kahramanmaraş’ta XVI ve XVII. yüzyıllara tarihlenen camilerden Şadiye/Şazi Bey camii Dumlupınar mahallesinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan getirttiği Müftü Ali Efendi tarafından yaptırılmıştır.  1699 tarihli Nakıp Camii ise mimari özillikleri açısından dikkat çekmez.

1702’de Osman Ağa adlı bir kişi tarafından yaptırılan Restebâiye Camii, 1708 tarihli Arasa Camii, Turan mahallesinde 1716 tarihli Nuh Camii, kitâbelerine göre yapımı 1766’da tamamlanan Çukuroba Camii, XVII. yüzyılın ortalarına tarihlenen Boğazkesen Camii,  Fevzi Paşa mahallesindeki Keşif Efendi Camii, Begdûtiye (Çınaraltı) Camileri zikredilmesi gerekn camilerdir.

Şehrin doğusundaki Divanlı Camii’nin minaresi iki şerefelidir. 1802-1805 yıllarında Maraş valiliği görevinde bulunmuş, şehrin köklü ailelerinden Beyazıtoğulları’ndan Kalender Paşa tarafından yaptırılmış olan Beyazıtlı Camii, XVIII. yüzyıl sonu ile XIX. yüzyıl başlarına tarihlenen Sarayaltı Camii, 1805 yılına tarihlenen ve Nacar Ali oğullarından Mehmed Ali Usta tarafından inşa ettirilen Acemli (Şehid Evliya) Camii ile 1912 tarihli Salihiye Camii, Kahramanmaraş’ta ayakta olan ve özellikle minareleri bakımından geçmişle bağlantıları bulunan camilerdir. XVII. yüzyıl ortalarında Maraş’ı ziyaret eden Evliya Çelebi şehirde kırk dokuz cami ve mescid bulunduğunu belirtmektedir. XIX. yüzyıl sonlarına ait Halep Vilâyeti Salnâmesi’nde cami ve mescid sayısı kırk altı olarak verilmiştir. Besim Atalay’a göre 1917’ye doğru merkezde doksan iki cami bulunmaktaydı.

 

Medreseler. Medreselerin Kahramanmaraş’ta pek eski örnekleri bulunmamaktadır. Dikkati çeken bazıları ise şunlardır: Kadı (Begtunlu) Medresesi. Kahramanmaraş’ın en eski medreselerinden biri olup günümüze ulaşmamıştır. Bu medreseyi Dulkadır beylerinden Nasreddin Mehmed yaptırmıştı. Daha sonra Alâüddevle Bozkurt tarafından onarılarak yanına bir de mescid ilâve edilmiştir. 

Taşmedrese. Kalenin hemen güneyinde Ulucami yakınında piramidal külâhlı bir türbe, bir mescid ve açık avlunun etrafında dizilmiş medrese hücrelerinden ibaret küçük bir külliye görünümündedir. Besim Atalay’a göre XVI. yüzyılın başlarında yaptırılmış olmalıdır. Bugün ortadan kalkmış medreselerden ikisi, yine Alâüddevle tarafından yaptırılmış Begdûdiye (Bektutiye) Medresesi ile İmaret Medresesi’dir. İmaret Medresesi’nin Hatuniye Camii ile aynı tarihte (915/1509) inşa edilmiş olması gerekir. Dulkadırlı Beyi Alâüddevle zamanında yaptırılan Neveviyye Medresesi’nin yanındaki Neveviyye İmareti zamanla medreseyle birlikte ortadan kalkmıştır.

 

Hanlar

Yarı göçebe bir hayatı benimseyen Dulkadırlı Türkmenleri için şehirde bazı hanların yaptırılmış olduğu muhakkaktır. Ulucami yakınlarında Alâüddevle’nin inşa ettirdiği handan günümüze pek bir şey ulaşmamıştır. Kapalı çarşı içerisinde XVI. yüzyıl başlarında yanındaki bedesten ve kapalı çarşı ile birlikte yaptırılmış olan Taş Han, 15 × 15 m. ölçülerindeki kare bir avlunun çevresine dizilmiş odalardan oluşan iki katlı bir yapıdır. Kapalı çarşıdan beşik tonozla örtülü bir koridordan geçilerek ulaşılan Taş Han Osmanlılar’ın İstanbul, Tokat, Merzifon gibi yerlerde inşa ettikleri ticarî merkez niteliğindeki şehir hanlarıyla benzerlik gösterir. Ayrıca belediye çarşısı üzerinde ve Taş Han yakınlarında XIV. yüzyıldan kaldığı anlaşılan Hışır Hanı günümüze ulaşan şehir hanlarından bir diğer örnektir.

 

Kapalı çarşı. Osmanlı dönemi şehir ticaretinin merkezi sayılan kapalı çarşılardan biri de Kahramanmaraş’ta bulunmaktadır. İlk yapımı XVI. yüzyıl başlarıdır.

 

Hamamlar. Su bakımından oldukça zengin olan Kahramanmaraş’ta pek çok hamam inşa edilmiştir. Ayrıca şehrin sıcak bir bölgede yer alması dolayısıyla duş kabini biçiminde oldukça küçük ölçülerde inşa edilmiş, “girçık hamamı” olarak nitelendirilen küçük banyo mekânları da bölgede eskiden beri yaygındır.

 

Türbeler. Kahramanmaraş’ta mimari açıdan fazla dikkat çekici özellikte türbe yapılmamıştır.

 

Çeşmeler. Kahraman Maraş’ta mahalle aralarına serpiştirilmiş çeşmeler bulunmaktadır. TUFAN GÜNDÜZ HAMZA GÜNDOĞDU

( Dulkadiroğulları - Kahraman Maraş başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 6.11.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu