Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Mengücüklüler Erzincan Yozgat

MENGÜCÜKLÜLER

 

Selçuklular devrinde XI-XIII. yüzyıllarda Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar şehirlerinin bulunduğu bölgeyi yönetmiş olan bir Türk hânedanı. Mengücüklüler’in hangi Oğuz boyundan geldikleri hakkında bilgi yoktur.

Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî’nin Câmiu’t-tevârîħ’inin Selçuklular bölümünde belirttiğine göre Mengücük Gazi, Sultan Alparslan’ın Artuk, Saltuk, Dânişmend gibi beylerinden biri olup Malazgirt zaferinden sonra Erzincan, Kemah ve Kögonya (Şebinkarahisar) şehirlerini fethetmiştir. Tarihçi Gaffârî ve ona dayanarak Müneccimbaşı Ahmed Dede, Alparslan’ın yukarıda adları geçen şehirleri Mengücük Gazi’ye tefvîz ettiğini bildirir. Selçuklu tarihçisi İbn Bîbî, Mengücük’ü gazi unvanı ile zikrederek onun Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu I. Süleyman Şah’ın emîrlerinden olduğunu söyler. Kemah kasabasında Mengücük Gazi’ye isnat edilen harap kümbetteki Farsça bir kitâbede Mengücük Gazi hakkında, “Erzurum, Erzincan, Kemah ile Diyarbekir vilâyetlerini ve kalelerini alan ...” denilmektedir. Kemah’ta ki Melik Gazi Türbesi Mengücük Gazi’ye veya oğlu İshak’a ait olma ihtimali daha güçlüdür. Evliya Çelebi türbeyi “Melik Gazi Sultan” adıyla anar ve onun bir ziyaret yeri olduğunu yazar.

Mengücüklü hânedanının en tanınmış beyi olan Fahreddin Behram Şah akıllı, dürüst, ahlâk sahibi, âdil, şefkatli ve cömert bir hükümdar olarak tanınmış, bundan dolayı kendisine her yerde saygı gösterilmiştir. Selçuklu tarihçisi İbn Bîbî, bu Mengücüklü beyinin meziyetlerini saydıktan sonra melikliği esnasında Erzincan’daki düğün ve yaslara katıldığını, katılamadığı zamanlarda da para ve yemek gönderdiğini, kışın kuşların ve vahşi hayvanların yemeleri için dağlara ve kırlara yiyecekler koydurduğunu yazar.

Fahreddin Behram Şah, Uluğ Keykubad’ın hükümdarlığının ilk yıllarını da gördükten sonra 1225 yılında vefat etti. Mahallî rivayete göre Erzincan civarındaki Aşağı Ula köyü yakınında bulunan kitâbesiz türbe Fahreddin Behram Şah’a aittir. Fahreddin Behram Şah’ın altmış bir yıl süren meliklik devrinde Mengücüklü ülkesinin geniş ölçüde imar gördüğü ve halkın refah seviyesinin çok yükselmiş olduğu şüphesizdir. Bunun sonucunda bilhassa Erzincan büyük gelişme göstererek Anadolu’nun her bakımdan en başta gelen şehirlerinden biri olmuştur.

Behram Şah’ın ilim adamları ile şair ve ediplere değer verdiği de bilinmektedir. Şair Nizâmî-i Gencevî Maħzenü’l-esrâr isimli meşhur eserini Fahreddin Behram Şah adına yazmıştır. Mengücük beyi de ona armağan olarak 5000 altın, beş yüğrük katır, beş donatımlı at, hil‘at ve elbise göndermiştir.

Fahreddin Behram Şah’tan sonra Erzincan tahtına oğlu Alâeddin Dâvud Şah geçti. İbn Bîbî, Dâvud Şah’ın ilmin her dalını sevdiğini, bilhassa ilâhiyyât, tabîiyyât ve riyâziyyât ile ilm-i nücûma vukufu olduğunu yazmaktadır.

Dönemin en tanınmış âlimlerinden Abdüllatîf el-Bağdâdî, Erzincan’dan gelerek bir müddet Dâvud Şah’ın sarayında yaşadı ve eserlerinden bazılarını ona ithaf etti.

Dâvud’un kardeşi Karahisar hâkimi Muzafferüddin Muhammed kalesini savunmak istedi; ancak halkın sadakatine güvenemediğinden ve uzun bir zaman dayanamayacağını anladığından sultanın kendisine bir dirlik vermesi karşılığında kaleyi teslim edeceğini Karahisar’ı kuşatan Atabeg Muzafferüddin Ertokuş’a bildirdi. Bu isteği kabul edilerek kendisine Kırşehir timar, bazı yerler de mülk olarak verildi. Muzafferüddin Muhammed ailesiyle birlikte hayatının sonuna kadar Kırşehir’de oturdu ve bir medrese inşa ettirdi. Muzafferüddin Muhammed, II. İzzeddin Keykâvus’un ilk saltanat yıllarına (1246-1249) kadar yaşadı. Temiz ahlâklı, sağlam seciyeli bir insan olan Mengücük prensi, İbn Bîbî’ye göre kızını Alâeddin Keykubad’ın oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’e vermek istememiş, ancak ısrarlara dayanamayarak buna rıza göstermiştir. Muzafferüddin Muhammed ve oğulları Kırşehir’de Selçuklu sultanlarından saygı görerek yaşamışlardır.

Divriği Kolu. Tarihlerde bu kolun adı geçmemekte, ancak onların varlığı Mengücüklüler’in Divriği’de yaptırdıkları sosyal eserlerin incelenmesinden anlaşılmaktadır. Bu eserlere göre Divriği kolunun ilk beyi Mengücük Gazi’nin torunu ve İshak’ın oğlu Süleyman’dır. Fakat Süleyman’a ait bir eser mevcut değildir, ne zaman öldüğü de bilinmemektedir.

Süleyman’ın oğlu Şehinşah’ın eserleri olduğu gibi sikkesi de vardır. Şehinşah Divriği Hisarı’ndaki caminin (Kale Camii) bânisidir. Kitâbesinde eserin 576 (1180-81) yılında yapıldığı kaydedilmiştir. Şehinşah’ın türbesi kasabanın merkezinde bulunmaktadır. Onun eşi de oraya gömüldüğü için Divriği halkınca Sitti Melik adıyla anılan bu türbenin kitabesinin tarihi 1196’dır. Kitâbede Şehinşah yoksulların ve zavallıların arkadaşı, öksüzlerin ve mazlumların babası olarak tanıtılmış; o zamanlar bütün Türk sultan ve beyleri tarafından kullanılan alp, kutluğ, uluğ, tuğrul, tigin, cebûye (yabgu) gibi Türkçe unvanlar kaydedilmiştir.  

Şehinşah’ın Süleyman ve İshak adlı iki oğlunun varlığı bilinmektedir. Şehinşah’ın torunu Ahmed Şah’ın camisinin bitişiğindeki dârüşşifâ Fahreddin Behram Şah’ın kızı Turan Melek Hatun tarafından yaptırılmıştır. Divriği Mengücüklü Beyliği’nin ne zaman sona erdiği de meçhuldür. Mengücüklüler ülkelerinin imarına çalışmışlar, her biri birer sanat âbidesi olan eserler meydana getirmişler, âlim ve şairleri himaye etmişlerdir. İlk Mengücük beylerinin oturduğu Kemah’ta birbirine yakın, çoğu yıkıntı halinde, kitâbesiz veya kitâbesi ele geçmemiş birçok türbe vardır. Bunların Mengücüklü beylerine ait olduğu ve bu mevkinin (Sultan Melek semti) onların aile mezarlığını teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

Erzincan’da Mengücüklüler’e ait cami, medrese, han ve hamam gibi bir eser günümüze kadar gelmemişse de bunun sebebi şehrin geçirdiği depremler olmalıdır. Nitekim Behramşah’ın adını taşıyan bir medrese XVI. yüzyılda varlığını korumaktaydı. Kemah’ta ise sadece birkaç türbe vardır.

Bu durumda Mengücüklüler’e ait yâdigârları Divriği’deki eserler temsil etmektedir. Bunlar da iki camiyle bir hastahane ve birkaç türbeden ibarettir. 1180-81 yılında Süleyman oğlu Şehinşah tarafından yaptırılan Kale Camii’nin içinde sade ve etkili bir mimari hâkimdir.

Şehinşah’ın torunu Ahmed Şah’ın inşa ettirdiği Ulucami taş mihrap, nişe geniş ölçüde yerleştirilmiş barok palmetler ve onu çevreleyen silmelerle Türkiye’de benzeri olmayan bir eser sayılmaktadır. Camiye bitişik dârüşşifâ da uzmanlara göre âbidevî bir eserdir.  

Mengücüklü yapıları Anadolu’daki en eski Türk eserleri arasında bulunmalarıyla da önemli bir değer taşır.

Mengücüklüler XII ve XIII. yüzyıllarda inşa ettikleri eserlerle ilim, kültür, sanat ve medeniyetin gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bu dönemde meydana getirilen eserlerden, 576 (1180-81) yılında Şehinşah b. Süleyman tarafından Merâgalı usta Hasan b. Fîrûz’a yaptırılan Divriği Kale Camii, Mengücüklüler dönemine ait en eski eser olması bakımından önemlidir.

592’de (1196) yaptırılan Divriği Sitti Melik Kümbeti, Mengücükoğlu Emîr Seyfeddin Şehinşah için yapılmış olup hanımının ölümünden sonra buraya gömülmesi üzerine halk arasında Sitti Melik (Melike) Kümbeti olarak anılmıştır. Mengücüklüler’e ait 592 (1196) yılına tarihlenen diğer bir türbe de Hâcib Kamerüddin Türbesi’dir. Hacı Uruz Aba (Ruzbe) oğlu, Mengücüklü hazinedarı Hâcib Kamerüddin’e aittir. Kemah’ta yer alan Melik Mengücük Gazi Kümbeti XIII. yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Bunun yanı başında yer alan diğer bir kümbet de XIII. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlendirilmekte olup Behram Şah oğlu Selçuk Şah adıyla tanınmaktadır. Divriği’de bulunan ve yanındaki mescidin adından dolayı Kemankeş olarak da bilinen Nûreddin Sâlih Türbesi 638’de (1240-41) hâciblerden Nûreddin Sâlih b. Sirâceddin Dündar adına yapılmıştır.

Mengücüklü döneminin günümüze kadar gelebilen en ihtişamlı yapısı Divriği Ulucamii ve Şifâhânesi’dir. (1229) N. Çiçek Akçıl Faruk Sümer

 

 

 

ERZİNCAN

 

Fırat (Karasu) nehrinin yukarı havzasında, kendisiyle aynı adı taşıyan ovanın ortasında yer alır. Şehrin adı Ermeni kaynaklarında Erez, Erzng ve Erznga; Bizans kaynaklarında Aringam (Arıngan), Arsingan, Erzingan; Arap kaynaklarında ise Erzencân şeklinde geçer. Türk fetihlerinden sonra şehrin adı önce Erzingân, Ezirgân olarak söylenmiş, ardından da bugünkü şeklini almıştır.

Erzincan’ın ne zaman kurulduğu ve tarih öncesi dönemleri hakkında kaynaklarda kesin bilgiler yoksa da yapılan inceleme ve kazılardan, şehrin bulunduğu bölgedeki ilk yerleşmelerin milâttan önce III. binyıla kadar indiği anlaşılmaktadır.

Bölgeye yönelik ilk müslüman akınları Hz. Ömer devrinde gerçekleşti.  638 yılında İyâz b. Ganm kumandasındaki İslâm ordusu buraya kadar ilerledi. Müslümanların bölgeye yaptıkları akınlar bundan sonra da sürdü, fakat elde edilen başarılar geçici oldu. Tuğrul Bey devrinde daha sonra gerçekleştirilen seferler sırasında Erzincan ve havalisi Türk akıncılarının kontrolüne girdi. Özellikle 1058 yılında Erzincan, Türk akıncılarının uğradığı ve kısmen hâkimiyet kurdukları veya idarecisiyle tam bir anlaşma içinde oldukları bir üs ve barınma merkezi durumundaydı.

Malazgirt Zaferi’nden sonra Alparslan’ın kumandanı Mengücük Gazi tarafından kurulan Mengücüklü Beyliği, Erzincan-Kemah-Divriği-Şarkîkarahisar (Şebinkarahisar) şehir ve bölgeleri üzerinde hüküm sürdü. Melik İshak’ın 1142’de vefatı üzerine beylik ikiye bölündü ve Erzincan Dâvud Şah’ın idaresine girdi. Behram Şah’ın hükümdarlığıyla birlikte Erzincan beyliğin merkezi oldu. Erzincan-Kemah kolunun idaresini Alâeddin Dâvud Şah ele aldı. Ancak onun zamanında beylik I. Alâeddin Keykubad tarafından Anadolu Selçuklu topraklarına katıldı (1228). Celâleddin Hârizmşah’la I. Alâeddin Keykubad ve Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref Mûsâ arasındaki savaş 1230 Ağustosunda Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen’de gerçekleşti. Alâeddin Keykubad devrinde (1220-1237) Erzincan etrafı surlarla çevrili, mâmur bir şehir haline geldi. Yine Anadolu Selçukluları tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden ve Selçuklular’ın İlhanlılar’a yenilmesiyle sonuçlanan Kösedağ Savaşı da Erzincan civarında oldu (1243). Bu galibiyetlerinden sonra Erzincan’a gelen Moğollar surları mancınıklarla yıkarak şehre girip yağma ve tahribatta bulundular.

Şehir özellikle Mengücüklü Behram Şah devrinde büyük çapta imar edilmişti. Mengücüklü idaresinde kültür açısından da ileri bir seviyeye gelen Erzincan’da bu dönemde pek çok eser meydana getirildi. Melik Fahreddin Medresesi, Dârüşşifâ, Kaledibi Kümbeti ve Behram Şah Türbesi bu önemli eserler arasındadır.

Anadolu’da Konya dışında kurulan dört beş Mevlevî tekkesinden biri de buradaydı; hatta şehirde Hüsâmeddin Hüseyin el-Mevlevî, Celâleddin Muhammed-i Müneccim, Satı Bey oğlu Müstencid, Mevlânâ İzzeddîn-i Erzincânî, Halîlullah ve Îsâ çelebiler gibi önemli Mevlevî şahsiyetleri de yetişmişti. Bunlar Erzincan’a birtakım mimari eserler de kazandırmışlardır. Mevlevî Tekkesi, Halîlullah Camii ve Halîlullah Çeşmesi bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca şehirde ahî zâviyeleri de bulunuyordu.

Otlukbeli Savaşı’ndan (1473) sonra da Erzincan Akkoyunlu sınırları içinde kaldı. Erzincan Emirliği ve Akkoyunlular devrinde Erzincan’da pek çok cami, mescid, medrese, zâviye, hankah yapılmış ve buralarda birçok şahsiyet yetişmiştir. Bunlar arasında Pîr Muhammed Bahâeddin Erzincânî, Ömer Vecîhüddin Erzincânî, Şerefeddin Muhammed Erzincânî ve Yahyâ b. Süleyman b. Ali er-Rûmî el-Erzincânî sayılabilir. Bu döneme ait eserler içinde Gülâbî Bey Hamamı, Gülâbî Bey Camii (Ulucami), Akkoyunlu (Cimin) Mescidi, Ahî İne Bey Tekkesi, Mutahharten Medrese ve Zâviyesi, Pîr Ömer Zâviyesi, Uğurlu Mehmed Bey Zâviyesi, Veled Bey Zâviyesi, Sultan Seydî Türbe ve Zâviyesi kaydedilebilir.

Erzincan ve yöresi 1514’te Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi sırasında savaşsız olarak Osmanlı hâkimiyetine girdi.

Osmanlı idaresine girdikten sonra Erzincan fizikî yönden ve nüfus bakımından gelişme gösterdi. XVI. yüzyıl başlarına ait vakıf defterlerine göre Erzincan’da vakıfları olan üç cami (Gülâbî Bey / Ulucami, Halîlullah Camii, Hacı Mustafa Camii), iki mescid, on medrese, sekiz zâviye, iki hankah bir de buk‘a (mektep) bulunuyordu.

1647’de Erzincan’a gelen Evliya Çelebi kalesinin düz bir sahrada kurulmuş olduğunu, buranın içinde 200, kale dışında 1800 kadar ev, kırk sekiz mahalle, yedi cami, yedi tekke, on bir hamam bulunduğunu yazar.

Erzincan şehrinin merkez olduğu Erzincan ili Sivas, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Erzurum, Bingöl, Tunceli, Elazığ ve Malatya illeriyle çevrilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 1993 yılı istatistiklerine göre il ve ilçe merkezlerinde 107, bucak ve köylerde 384 olmak üzere Erzincan’da toplam 491 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı ise elli dörttür. İSMET MİROĞLU

 

 

 

YOZGAT

 

İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde Ankara-Sivas karayolu üzerinde yer alır. XVIII. yüzyılda kurulup gelişen şehir XVI. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı kayıtlarında köy şeklinde zikredilir. Yozgat’ın içinde bulunduğu yöre Cumhuriyet devrine kadar Bozok vilâyeti diye anılmıştır. Çapanoğulları’nın bölgeye yerleşmesinden sonra yürüttükleri imar faaliyeti ve kurulan vakıflar sayesinde şehir niteliği kazanan Yozgat, sancağın ve bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel merkezi haline gelmiş, Anadolu’da Osmanlı döneminde doğrudan Türkler tarafından kurulan ve geliştirilen bir şehir niteliği taşımasının yanı sıra bir âyan kenti olarak da öne çıkmıştır.

Yozgat yöresi İlkçağ’lardan beri çeşitli kültür ve medeniyetlere mekân olmuştur. Milâttan önce 3000’lere kadar uzanan yerleşim tarihine Alişar, Alacahöyük, Kerkenes, Çengeltepe ve Tavium/Atvium (günümüzdeki Büyüknefes köyünün yerinde) gibi yerlerde bulunan kalıntı ve harabeler tanıklık eder.

Malazgirt Muharebesi’nden sonra Yozgat yöresi de Türkler’in egemenliğine girdi ve yöre yeniden canlılık kazanmaya başladı. Türkler’in devam ettirdikleri konar göçer hayat tarzına elverişli bir coğrafyaya sahip bulunan Yozgat yöresi Dânişmendli ve Anadolu Selçukluları döneminde kısmen önem kazandı. Bölgedeki siyasî hâkimiyet önceleri Dânişmendliler’in elindeyken 1174’ten sonra Anadolu Selçukluları’na geçti. 1243 Kösedağ yenilgisinin ardından Moğol egemenliğine giren Anadolu 1278 yılından itibaren doğrudan Moğol valilerince yönetilmeye başlandı. Anadolu beylikleri döneminde Yozgat yöresi önce Eretna Devleti’ne, ardından 1381’de Kadı Burhâneddin’in hâkimiyetine geçti. 1398 yılında Kadı Burhâneddin’in öldürülmesinden sonra bölge Osmanlılar’ın egemenliğine girdi. Bozok Türkmenleri’nin tâbi olduğu ana siyasî merkez ise Maraş ve Elbistan dolaylarında egemenlik kuran Dulkadıroğulları Beyliği idi.

Yöre Dulkadıroğulları zamanında gelişme gösterdi. Dulkadıroğulları Beyliği’nin Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı hâkimiyetine alınmasının 1515 ardından Bozok yöresinin doğrudan Osmanlı idaresine girmesi 1522 yılı sonrasında gerçekleşti. Önceleri Bozok’un yönetiminde bırakılan Dulkadırlı beylerinden Şehsuvaroğlu Ali Bey, Alâüddevle ve oğlu Şâhruh beyler kendilerine bağlı boy ve oymakların yaşadığı Bozok yöresinde yaptırdıkları cami, türbe, zâviye, köprü ve hamamlarla çevrenin imarında önemli izler bıraktılar. Bu yapılar arasında Çandır’da Şah Sultan Hatun Türbesi (1485-1490) ve Şâhruh Bey Mescidi (1510-1515), Gemerek’te Şâhruh Bey Mescidi (1515-1522), Gemerek yakınlarındaki Şâhruh Köprüsü, Çandır’da bir zâviye, Boğazlıyan Mescidli’de bir mescid, Aşağı Kanak’ta Yûnus Halife Zâviyesi, Toraman köyünde Ali Derviş Zâviyesi gibi eserler bulunmaktadır.

Yozgat gelişmesini, sancağın idarî ve ekonomik merkezi haline dönüşerek mâmur bir şehir durumuna gelmesini Bozok’un idaresinde Çapanoğulları sülâlesinin söz sahibi olmasına borçludur. Bozok’ta yaşayan Mamalı Türkmenleri’nden olan Çapanoğulları’ndan Ahmed Ağa’nın Bozok’u 1168’den (1755) itibaren mâlikâne suretiyle tasarruf etmeye başlaması kendisini bölgenin tartışılmaz hâkimi durumuna getirmiştir.

Saray köyünde bir cami (1162/1749), Yozgat merkezde bir medrese inşa ettirdi ve bu medreseye vakıflar tahsis etti. 1753’te yaptırdığı medrese (Demirli Medrese) Yozgat’ın imarında ilk önemli adım oldu, Ahmed Paşa buraya bir de kütüphane ekledi. Yozgat’ın gelişmesinde Çapanoğulları’nın inşa ettirdiği diğer yapılar ve bu yapılara ait vakıflar önemli rol oynadı. Ahmed Paşa’nın idam edilmesinden (1765) sonra oğlu Mustafa Bey zamanla hükümet nezdinde öne çıkarak nüfuzunu arttırdı ve o da Yozgat’ın imarına katkı sağladı. 1777-1779 yıllarında inşa ettirdiği Çapanoğlu Camii ve kurduğu vakıflar Yozgat’ın gelişimini hızlandırdı. Cami için düzenlenen vakfiyede seksen adet dükkân, bir han ve bir hamamın yer alması Yozgat’ın Mustafa Bey dönemindeki gelişmesini gösterir. Mustafa Bey’in kardeşi Süleyman Bey de Yozgat ve civarının imarında önemli işler yaptı. Çapanoğlu Camii’ni genişletti, bir okul, bir hamam ve civardaki bazı köylere cami yaptırdı; bunlar için altmış dükkân ve bir hamamdan oluşan bir vakıf kurdu (1793). panoğlu Muafa ve Süleyman beyler tarafından inşa ettirilen Çapanoğlu Camii neo-barok üslûptadır. Çapanoğlu camii ve mektep için Süleyman Bey çok sayıda dükkân, han, hamam, konak, değirmen, bahçe ve bağlar vakfetmiştir. Ayrıca şehirde bulunan yedi adet çeşme ve iki adet şadırvanın bakımı da bu vakıflar tarafından yapılmaktadır.

1900 yılında Yozgat’ta 192 dükkân, on beş fırın, dört han, sekiz hamam, altı değirmen, on sekiz cami ve mescid, üç tekke ve zâviye, sekiz medrese, üç kilise, iki kütüphane, bir rüşdiye mektebi, üç ibtidâî mektep, on beş sıbyan mektebi, köylerde kırk sekiz sıbyan mektebi, bir hükümet konağı, bir kışla, bir karakolhâne, bir cephanelik, bir hapishane, bir belediye dairesi, iki depo, bir telgrafhane, on üç ahşap kâgir köprü, bir gazhâne yer almaktadır. 1907’de şehirde bir cami, on yedi mescid, üç kilise, 852 dükkân, dokuz han, bir idâdî, on beş ibtidâî mektep, bir fabrika, bir bedesten, sekiz hamam ve 155 çeşme mevcuttur. Sıbyan mekteplerindeki çocuk sayısı 3220’dir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 2007 yılı istatistiklerine göre Yozgat’ta il ve ilçe merkezlerinde 212, kasabalarda 127 ve köylerde 603 olmak üzere toplam 942 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı 60’tır.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Mengücüklüler Erzincan Yozgat

Mustafa ESER Mustafa ESER