2. GAZİ HUDÂVENDİGÂR İMARETİ

Üçüncü Osmanlı padişahı olup “Hudâvendigâr Gazi” adıyla ünlü I. Murad tarafından yaptırılan imaret, külliyenin diğer birimleriyle beraber günümüzde Çekirge adıyla bilinen, ancak geçmiş yüzyıllarda Kaplıca olarak şöhret kazanan yerde bulunmaktaydı. I. Murad’ın Bursa dışında, annesi Nilüfer Hatun adına İznik’te 790/1388 yılında inşa ettirdiği bir imaretin yanı sıra, Edirne’de de varlığı hakkında net bilgiler elde edilemeyen ve Hudâvendigâr adıyla anılan diğer bir imaretinin daha olduğu bildirilmektedir.

Mehmed Neşrî, eserinin iki ayrı yerinde şu bilgilere yer verir:“...kendüye Bursa hisarunda sarayda kapu dibinde bir cami‘ yapdı. Ve Kapluca’da dahi bir ‘imâret yapub üzerine medrese yapdı”. “Bursa’da Kabluca ‘İmâretin ol yapdı. Hem ‘İmâret ve hem câmi‘ ve hem medresedür”.

Hüdâvendigâr İmareti için düzenlenen vakfiye 1385’de kaleme alınmıştır. Dönemin Bursa kadısı Celâleddin Dede Bâlî tarafından yazılan vakfiyeye göre, çok sayıda mekan, mesken, matbah, odun deposu, su kuyusu ve anbardan oluşan Kaplıca İmareti’nin mütevellisi ve nâzırı (Çandarlı) Hayreddin Paşa idi. Külliyede görevli imam, hafız, nakib, hâdim, ferraş, cabi, tabbâh, nüvvâb gibi çalışanların tayin ve azillerinden de bu kişi sorumlu tutulmuştu.

Vakfiyede, vâkıfın bu imareti âlimler, şeyhler, seyyidler, hafızlar, vâizler veya fakir ve miskinlerden misafir olarak gelenlerin ikametine tahsis ettiği, imarete gelenlerin üç gün süreyle misafir kalabilecekleri, bu süreden uzun ikametlerinin mütevellinin inisiyatifine bırakıldığı, misafirlerin gereği gibi ağırlanacağı, binek hayvanlarının da bakımlarının yapılacağı, bu uygulamanın gelen kişi fakir bile olsa değişmeyeceği, ancak fâsık ve namaz kılmayanların imarette kalacakları sürenin uzatılmayacağı bildirilmektedir. Mahkeme sicillerinde yer alan bilgilerden özetle, imaretin daha çok Gazi Hudâvendigâr adıyla ünlendiği, Eski Kaplıca bölgesinde ve camiin batısında konumlandığı, imaretin müştemilâtı arasında iki fırın, bir anbar, bir de ahırın bulunduğu tespit edilmiştir.

 

3. YILDIRIM İMARETİ

Bursa’daki üçüncü Selatin İmareti, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Kendisinden önceki padişah olan babası ve dedesinin şehri ovaya ve batıya doğru yayma gayretlerine Yıldırım Bayezid, şehrin doğu ucu kabul edilen bir tepeye yaptırdığı külliye ile genişlik kazandırmıştı. Yıldırım Bayezid, cami, medrese, imaret, dârüşşifa ve misafirhaneden oluşan bu külliyenin yanısıra şehrin tam merkezi kabul edilen yerde Ulucami ile yanı başında Vaiziye Medresesi, ayrıca Ebu İshak Kâzerûnî adına bir de zaviye inşa etmişti. Ayrıca Yıldırım’ın hayır eserleri arasına bir mektep de kattığı anlaşılmaktadır. Bursa’daki imareti dışında Yıldırım Bayezid, Balıkesir64, Edirne ve Alaşehir’de de birer imaret yaptırmıştı.

Aşıkpaşazade Yıldırım İmareti hakkında şu bilgileri verir; Bayezid Han (Edirne’den) Bursa’ya geldi. Hayrat yapmakla meşgul oldu. Cami yaptı. Karşısında medrese, şehir ucunda bir imaret, yanında medrese, bir hastahane ve Ebû İshakiyye zaviyesi yaptı”.

Molla Fenârî’nin onay ve imzası bulunan Yıldırım Vakfiyesi’ göre, zaviyenin, başkent Bursa’nın genel manzarasını kavrayan bir tepe üzerinde bütün matbahları, depoları, hamamı, iki medresesi, hanı, hizmetçi meskenleri, akarsuları, köprüleri, hayvan ahırı, çeşmesi ve sair teferruatıyla inşa olunduğu, zengin veya fakir misafir olarak gelenlere vakfedildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca gelen misafirler ve onlara ait binekler üç gün boyunca bakılacak ve doyurulacak, bu süre sonundaki ikametleri mütevellinin tasarrufuna bırakılacaktı. Zaviyede medrese ve dârüşşifa dışındaki görevli personelin küçümsenmeyecek sayıda olduğu görülmektedir. Vakfiyede başlangıçta şeyhin yanı sıra  imam, iki müezzin, altı ferrâş (temizlikçi), bevvâbîn (kapıcılar), bevvâb-ı muhavvata (avlu kapıcısı), nakibler, câbi, yedi tabbâh (aşçı), iki habbâz (ekmekçi), iki mimar, otuz hafız olarak belirlenmiş olmasınarağmen bir süre sonra kadroda azaltmaya gidilmiş ve zaviye kadrosu şeyh, imam, iki müezzin, altı ferraş, iki bevvâb, nakib, câbî, tabbâh, habbâz, mimar ve otuz cüzhân ile muarrifle sınırlandırılmıştı.

Vakfiyede imaretle ilgili kısım şu şekilde özetlenebilir: Vakfiyeye göre imaret (zaviye)de 8 kıyye et, her biri 400 dirhemlik 16 vukiyye ekmek, pirinç vesâir uygun görülecek ihtiyaçların, zengin ya da fakir olsun, mukim veya misafirlere ikramı ve hâdimlerle çevredeki fakirlere ulaştırılması, tayin edilecek yiyeceğin Cuma, Ramazan, kandil (salavât) gecelerinde ve bayram günlerinde artırılması şart koşulmaktadır. Vakfiyede, şeyh için günde 20 dirhem, ayda 3 müd buğday ve birermüd arpa ve pirinç, imama günde 4 dirhem ve her ay birer müd buğday ve arpa ile çeyrek müd pirinç, iki müezzine günde ikişer dirhem ve her ay bir müd buğday, 6 ferrâş ile kapıcıların her birine ikişer dirhem ve bir müd buğday, avlu kapıcısına günde iki dirhem, iki nakibin her birine günde iki dirhem ve ayda bir müd buğday, cabiye nakit ve zahire olarak tahsil ettiğinin ellide biri, 7 aşçıdan usta olana iki dirhem ve ayda bir müd buğday, çıraklarına günlük birer dirhem, ekmekçilerin her birine ikişer dirhem, mimarlara ikişer dirhem ve her ay bir müd buğday, 30 hafız ile 15 vakıf gılmanının her birine ikişer dirhem verilmesi, anbarın kapasitesi oranında zahirenin artırılması ve onarım için 20 dirhem tahsisi öngörülmektedir.

Bursa Mahkeme Sicilleri’nin pek çoğunda, şehirdeki belli başlı imaretlerin, çevrelerindeki bazı kişilere yiyecek yardımı yaptığı, bu durumun gelişigüzel olmadığı ve belli bir düzen altına alındığına dair bilgiler yer almaktadır.

 

4. YEŞİL İMARETİ

Beşinci Osmanlı padişahı Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılan imaret, kendi adıyla anılan külliyesi içinde yer almaktaydı. Külliyenin güneydoğusunda ve Yeşil Cami’ye çok yakın bir şekilde yaptırılan imaret; türbe ve cami yanında bulunması sebebiyle “Yeşil” ve medresenin daha meşhur olan “Sultaniye” adına nispetle “Sultan” isimleriyle tanınmıştı. Ancak Bursa Mahkeme Sicilleri, imaretin daha ziyade “Sultan Mehmed Han”, “Çelebi Sultan Mehmed Han” gibi padişahın kendi adıyla resmî kayıtlara geçirildiğini gösteriyor.

Çelebi Sultan Mehmed’in Bursa’daki eserleri için düzenlediği Mart 1419 tarihli vakfiyesinde, külliyenin giderleri için vakfedilen çok sayıdaki köy, dükkân vs. yerler tek tek belirtilmişti.  

Vakıf gelirlerinin harcama kalemleri ise şöyle belirlenmişti: Öncelikle zaviye ile medresenin, sonra diğer binaların tamirine sarfedilecek olan hasılattan artandan 400 dirhem 16 okka ağırlığındaki 6 batman, yani 98 okka (123 kg.) et ve beraberinde ona uygun ekmek ve pirince ve harda harc denilen ihtiyaç maddeleri için 40 dirhem akçe, zaviyede mutad olan usulle sarfedilecek, Günde iki kez yemek pişirilip ebeveyninin mezarlıklarındaki vazifelilere ve bu imaretin hademesinin evlerine gönderilecek, mukim ve misafir ayrımı gözetmeksizin aynı usul uygulanacak, Cuma, kandil ve Ramazan gecelerinde tatlı ve meyvelerle menü zenginleştirilecektir.

İmaretin şeyhine günde 15 dirhem ve her ay 1 müd buğday, 1 müd arpa ve ½ pirinç, imama her gün 4 dirhem ve her ay 1 müd buğday ve arpa ile ¼ pirinç, müezzine günde 2 dirhem ve her ay 1 müd buğday, kapıcı da müezzinin aldığını alacak, aşçılardan üstad olanına her gün 2 dirhem, diğer dört aşçıya 1’er dirhem ve her ay 1 müd buğday, anbârdâr ve nakîbe 2’şer dirhem ve 1’er müd buğday, ekmekçinin her birine 1,25 dirhem, üç câbîye 2’şer dirhem ve her ay 1 müd buğday ve 3 müd arpa, üç merkepçiye 2’şer dirhem ve 1 müd buğday, her gün birer cüz okuyacak otuz hafızın her birine 2’şer dirhem, bunların reislerine ise 3 dirhem ve ayda 1 müd buğday, iki kandilciye 1’er dirhem, kâtibe de her gün 3 dirhem ödenecekti.

Bu arada vakfiyede, imaretin yıkılıp mahvolması durumunda, tekrar fiziksel ve fonksiyonel bakımdan hizmet verecek duruma getirilemezse, gelirin fakir ve miskinlere sadaka olarak verilmesi istenmektedir. İmaretin işleyişi kısmında, diğer imaret vakfiyelerinde de zikredildiği gibi, misafir ve bineklerinin üç gece barındırılması öngörülmekte, daha fazla kalmaları konusunda karar mütevelliye bırakılmaktadır.

 

5. MURADİYE İMARETİ

Bursa’da inşâ edilen son selâtîn imâretini II. Murad yaptırmıştır. Osmanlı tarihlerinin, yaptığı çok sayıdaki hayır sebebiyle “Ebu’l-hayr” adıyla ünlendiğini belirttikleri II. Murad’ın Bursa’daki bu eserleri dışında, Edirne, Selânik ve İpsala’da da muhtelif hayrâtı vardır. II. Murad, Bursa’dan sonra ikinci imaretini ise Edirne’de yaptırmıştır. II. Murad’ın Bursa’da yaptırdığı ve zaviye ile medreseden oluşan yapılara ait düzenlenen vakfiyenin aslı bulunmamakla birlikte, 14 Temmuz 1430 tarihini taşıyan bir tercüme sureti Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde yer almaktadır. Vakfiyesinden, Bursa’daki eserler için tahsis edilen çok sayıda vakıf bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mehmed Neşrî, eserinde II. Murad’ın hasletlerine ayırdığı bölümde şu satırlara yer verir: “ve etrâf-ı âlemi ma‘mur etmekte sâ‘î idi. Ve dâr üs-saltana Bursa’da bir ‘imâret ve bir ‘âli câmi‘ yapıp, zikr olan câmi‘e otuz hâfız ve on dört mühellil tayin etti ki, her gün yetmiş bin tehlil edeler...Ve bu câmi‘in yanında bir medrese-i âliye dahi yapıp ikisinin mâbeyninde bir âli kubbe dahi buyurdu. Ve vücud-ı şerîfi âhir ol kubbede müşerref ola”. Hoca Sadeddin Efendi, camiin giriş yerinde çeşitli yemeklerin pişirilmesi için genişçe yapılan Murâdiye İmâreti’nde sabah ve akşam gün kararırken herkese yemek verildiğini ve açların doyurulduğunu ve özellikle “her gün üç yüzden ziyâde tâlib-i ‘ilm ol me’kelde def‘-i gâile-i cû‘ edüp du‘â vü senâ ile” teşekkürü eksik etmediklerini bildirmektedir.

Vakfiye suretinde, akarlardan elde edilecek hâsılâtın sarfedileceği yerler belirtilirken, imaretle ilgili görevlilerin ve kendilerine tahsis edilen gelirlerin bir listesiyle karşılaşıyoruz. Buna göre; günde 15 dirhem ve her ay 1 müd buğday, 1 müd arpa ve ¼ pirinç cerre ile şeyh, iki nakibe 2 akçe, kapıcı, ferrâş ve iki mimarın her birine 2’şer akçe, mahzenciye 2, kâtibe 5, kilerci ve vekilharca 2’şer dirhem ve 6’şar müd buğday, dörder ekmekçi ve aşçıya 2’şer akçe ödenecek, mütevelliye de mahsûlün 1/50’i verilecek, imarette ise günde iki kez yemek pişirilecektir.

 

Bursa Hanları

Abulyond Hanı, Hoca  Sinan Hanı (Mudanya Hanı) olarak da bilinir. Mudanya Han’ın adı, Müftü Suyu vakfiyesin­de geçmektedir.

Apolyont Han

Bâlî Bey Hanı Muhtemelen 1461’de Vlad Tepeş’in (Kazıklı Voyvoda) şehid ettiği Hamza Bey’in (Paşa) oğlu Bâlî Bey tarafından yaptırılan han 19 Nisan 1546 tarihli bir kayda göre Yenişehir’deki caminin vakfına ait olduğu belirtilmektedir..

Emir Han (Bey Hanı): Anadolu Türk mimarisindeki ilk şehir hanıdır. Bursa’nın merkezinde, Ulucami’nin kuzeydoğu köşesinde yer alan ve Bey Hanı adıyla da anılan yapı, Orhan Gazi tarafından inşa ettirilen ve Anadolu Türk mimarisinde o zamana kadar görülenlerin en geniş kapsamlısı olan 1339-40 tarihli Orhan Gazi Külliyesi’nin bir parçası olarak Sultan Orhan tarafından külliyeye gelir getirmesi amacıyla inşa ettirilmiştir.

Eskişehir Han: Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan arabacı hanlarından biri olan Eskişehir Han, Davut Paşa tarafından 1517 yılında yaptırıldı.

Fidan Hanı: Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nde, Tuzpazarı aksı üzerinde yer alır. 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamı Mahmud Paşa tarafından İstanbul’daki Mahmutpaşa Külliyesi’ne gelir getirmesi için inşa ettirilmiştir. Mahmud Paşa Hanı olarak da bilinir.

Galle (Tahıl) Han: Cumhuriyet caddesi dört yol ağzında yer alan 16.yy da Kanuni’nin sadrazamlarından Semiz Ali-Zade Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yeni Galle Pazarı Hanı, inşa edildiği zamandan bugüne kadar, ‘Ali Paşa Kervansarayı’, ‘Ali Paşa Hanı’ ve Yeni Tahıl Hanı’ olarak adlandırılmıştır.

Geyve Hanı: 15. yüzyılda Hacı İvaz Paşa’nın inşa edip Çelebi Mehmed’e hediye ettiği Geyve Hanı’nın yapılış amacı, İpek Hanı gibi Yeşil Külliye’ye gelir getirmektir. İvazpaşa Hanı veya Lonca Hanı olarak da adlandırılmaktadır.

İpek Han: 15. yüzyılın ilk yarısında Çelebi Sultan Mehmed tarafından Yeşilcami Külliyesi’ne gelir sağlamak amacıyla inşa edilmiştir. Mimarının kim olduğu kesin olarak bilinmese de İpek Hanı’nın yakınında kendi adına bir külliye inşa eden ve Yeşil Cami Külliyesi’nin de mimarı olan Hacı İvaz Paşa tarafından yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir [1].

Kapan Han: Sultan I. Murad tarafından 14. yüzyılın ikinci yarısında Ulu Cami’nin batı tarafına yaptırılmıştır. I. Murad da şehre dışarıdan gelecek malların satışa sunulmadan önce kontrol edilmesi gerektiğini dünmüş ve buraya Kapan Hanını inşa ettirmiştir. Öyle bir han ki dışarıdan gelen mallar burada kontrol edilecek ve hangi şehirden geldiği tespit edilecekti. Malın kaynağı yani hangi şehirden geldiği, isminin verilmesinde ve fiyatının tespitinde çok önemliydi. Bursa İhtisap Kanunnamesindeki her bir madde kontrol edildiğinde bu durumun önemi açıkça görülmektedir. Kapan Hanının Bursa’da 19. yüzyıla kadar işlevini sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Koza Hanı: Koza Han 1490-1491 yılları arasında II. Bayezid tarafından, İstanbul’daki cami ve medresesine gelir getirebilmek amacıyla, mimar Abdul-ula bin Pulad Şah’a yaptırılmıştır. Zaman içinde Yeni Han, Beylik Han, Beylik Han-ı Cedid-i Amire, Han-ı Cedid-i Evvel, Simkeş, Sırmakeş, Beylik Karbansaray, Eski Yeni Han gibi çeşitli isimlerle anılmıştır.  İstanbul’da II. Bayezid için inşa edilen büyük cami ve külliyenin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki 1505 tarihli vakfiye suretine göre bu külliyenin evkafından olmak üzere hanın Mart 1490 yapımına başlanarak 29 Eylül 1491 açılışı yapılmıştır.

Kubbeli Han: Vezir Hanı olarak da bilinen Kubbeli Han, Lala Şahin Paşa Hanı ve Demir Paşa Hanı gibi çeşitli isimlerle de anılmıştır. Han, 1376’da ölen ve Rumeli Beylerbeyi olan Lala Şahin Paşa tarafından Orhan Bey döneminde yaptırılmıştır.

Kütahya (Çukur) Hanı: Tuzpazarı Caddesi’nde bulunan Kütahya Hanı, Yıldırım Beyazıt’ın damadı Emir Sultan adına yaptırılmıştır. II. Murat dönemi yapılarındandır. Kütahya Hanı zamanla çukurda kaldığı için Bursalılar tarafından Çukur Han olarak da isimlendirilmiştir.

Pirinç Hanı: Önceleri Hân-ı Cedîd-i Hâkānî, Kârbansaray, Hân-ı Cedîd-i Âmire gibi isimlerle anılan Pirinç Hanı, Koza Hanı’ndan sonra Sultan II. Bayezid tarafından İstanbul’daki camisine vakıf olarak Bursa’da yaptırılan ikinci handır. Bu sebeple Koza Hanı’na Hân-ı Cedîd-i Evvel, Pirinç Hanı’na Hân-ı Cedîd-i Sânî adı da verilmiştir.

Tuz Pazarı Hanı: Timurtaş Paşa’nın oğlu Omur Bey tarafından 15.yy’da Fatih döneminde yaptırılmıştır.

 

BÜYÜK ÇARŞI

Bursa’da bedesten etrafında gelişmiş olan büyük ticaret merkezi. Halk arasında bugün Kapalı Çarşı adıyla anılan Bursa Büyük Çarşısı, Yıldırım Bayezid evkafı olarak XIV. yüzyıl sonlarında inşa edilen bedestenin etrafında pek çok hanın yapılması ve bunların aralarındaki sokakların iki taraflı dükkânlarla dolması sonunda meydana gelmiştir. Benzeri tüm çarşı, han, bedestenler gibi Büyük Çarşı da çeşitli vakıflara gelir sağlamak üzere yapılmıştır.

Büyük Çarşı’nın zenginliği, 1050 Muharreminde (Mayıs 1640) buraya gelen Evliya Çelebi tarafından da belirtilir. “Sûk-ı Sultânî” olarak adlandırdığı Bursa Çarşısı ona göre 9000 dükkândır. “Kal‘a gibi dört demir kapılı bir bedestân-ı azîmi vardır... Bursa Çarşısı’nı tasvir eden pek çok yabancı seyyah arasında, 1836’da Bursa’da birkaç gün kalan Miss Pardoe, Büyük Çarşı’nın bütün Osmanlı dönemi boyunca sürmüş olan zenginliğini genişçe tasvir eden bir yazar olarak anılabilir. Semavi Eyice DİA

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ FEN - EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ “OSMANLI DEVRİ BURSA HANLARI VE SULTAN KÜLLİYELERİ” HAZIRLAYAN: İSMAİL SERCAN BURSA 2015

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ Cilt: 10, Sayı: 1, 2001 ss. 33-62 BURSA’DA SELÂTÎN İMARETLERİ Mefail HIZLI Prof. Dr. İlâhiyat Fakültesi İslâm Tarihi Anabilim Dalı Mefail Hızlı XVIII yüzyıl başlarında Bursa Vakıfları Uludağ Üniversitesi

 

 

 

İZNİK

 

Bursa iline bağlı ilçe merkezi.  Aynı adı taşıyan gölün doğu tarafında kurulmuş eski bir yerleşim merkezidir ve 1075 tarihinde Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethinden sonra Anadolu Selçuklu devletinin başkenti yapıldı. İznik’in fethi aynı zamanda Anadolu Selçuklu devletinin de kuruluş tarihidir.

İznik’in Osmanlı beyliği hakimiyetine geçişi, Osman Bey’in başlattığı kuşatmanın Orhan Bey tarafından devam ettirilmesi sonucunda 2 Mart 1331 tarihine denk gelir. Savaş yapmadan teslim olan İznik Osmanlı Beyliğinin ikinci merkezi oldu. İdaresi muhtemelen Gazi Süleyman Paşa’ya verilen şehirde ilk cami ve medrese yaptırıldı. Osmanlı döneminin ilk imaret’i İznik’te yapıldı ve ilk yemeği Orhan Bey dağıttı. Bilgilere göre iki medreseden birini Orhan Bey diğerini oğlu Süleyman Paşa yaptırmıştır. Ankara savaşından sonra Timur ordusu tarafından büyük zarar gören İznik eski ilim ve kültür şehri olma özelliğine bir daha kavuşamadı.

Bedreddin el-Gazzî’nin mâmur, güzel bir yer olarak tarif ettiği İznik’te 1530’lu yıllarda dört cami, beş imaret, on üç mescid, üç medrese (biri dârülhadis), bir muallimhâne, on iki zâviye, üç hamam bulunuyordu.

1648’de İznik’i gören Evliya Çelebi şehirde bu sırada yirmi dört cami ve mescid, yedi medrese, kırk altı mektep, yedi tekke, yedi imaret, iki çifte hamam, 600 dükkân olduğunu yazmaktadır.

Osmanlı hâkimiyetinde önemli bir ilim ve kültür merkezi durumuna gelmiş olan İznik’te birçok âlim, şair ve edip yetişmiş, bir kısmı sürekli burada ikamet etmiştir. Özellikle XV ve XVI. yüzyıllarda Şeyh Kutbüddinzâde Kutbî, torunu Sadri Çelebi, Hümâmî, Kurbî gibi şairlerin yanında buradaki ilk Osmanlı medreselerinde görev yapan Dâvûd-i Kayserî, Tâceddin el-Kürdî, Hayâlî, Kara Alâeddin gibi âlimler, ayrıca aralarında Kādiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusu Eşrefoğlu Rûmî, Şeyh Kutbüddin, Hacı Hasan gibi şeyhlerin bulunduğu tarikat ehli sayılabilir.

İznik, Orhan Gazi zamanında 1331’de Türkler’in eline geçince başkilise olan Ayasofya hemen camiye çevrilmiş, XVI. yüzyılda da Mimar Sinan tarafından tamir edilmiştir.

Şehrin en eski camisi 1333’te yapılan Hacı Özbek Camii’dir. Bundan başka 1345-46 yılında inşa edilen Hacı Hamza Camii ile hemen yanında1349-50 tarihli Hacı Hamza Türbesi bulunuyordu. En önemli abidelerden birisi de 1391-1392 de tamamlanan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı Yeşilcami’dir.  Başka bir eser ise XV. yüzyılda inşa edilen Şeyh Kutbüddin Camii ve Türbesi’dir.1442-43 tarihinde yapılan Mahmud Çelebi Camii’nin çeşmesi son yıllarda yıktırılmıştır. XVI. Yüzyılın başında inşa edilen ve IV. Murad zamanında çinilerle süslenen Eşrefzâde Camii ve Eşrefoğlu’nun türbesi yıkılmıştır. Binadan günümüze gelen tek yapı tuğla gövdeli, yer yer çini kuşaklarla süslü minaredir.

Murad Hüdavendigar tarafından annesi Nilüfer Hatun için yaptırılan zaviyeli/tabhaneli imaret (1388) XIV. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen Yâkub Çelebi Zâviyesi ve Yakub Çelebi’ye ait makam türbesi, Yenişehir Kapısı dışında, XIV. Yüzyılda yapılan Kırgızlar Türbesi, Lefke Kapısı dışındaki Sarı Saltuk makam Türbesi XIV-XV. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Lefke Kapısı dışındaki mezarlıkta Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa Türbesi, şehir içindeki Çandarlı İbrâhim Paşa ile Halil Paşa türbeleri ve günümüze ulaşmayan imaret, XIV yüzyıla tarihlenen Süleyman Paşa Medresesi, İstanbul Kapısı yolu üzerindeki Büyük Hamam da denilen I. Murad’a ait çifte Hamam, II. Murad Hamamı veya Hacı Hamza Hamamı, şehir içinde yer alan İsmâil Bey Hamamı, Lefke Kapısı’nın iç tarafındaki sivri kemerli çeşme, şehrin pazar yerindeki XV. yüzyıla ait sivri kemerli nişli bir başka çeşme, İzmit’in merkezinde İstanbul Kapısı yolu üzerindeki Rüstem Paşa Kervansarayı olması muhtemel kalıntı halindeki kervansaray zikredilmesi gereken tarihi vakıf eserleri denilebilir.  Medeniyetimizde yukarıda ismi anılan eserler ya vakıftır veya vakıf akaratıdır. Ahmet Vefa Çobanoğlu  Ahmet Güneş Semavi Eyice

 

MURAD HÜDAVENDİGAR DÖNEMİ

Murad Hüdavendigar Döneminde Kurulan Başlıca Vakıfları sıralamak gerekirse: 

Kete'de, Evkâf-ı Kapluca adıyla anılan Gazi Hündkâr İmâreti Evkâfı,

Söğüt'te, Murad Hüdaverdigar tarafından Bursa'daki Orhâniye Vakfı'na ilave edilen Cemaat Vakfı,

İnegöl'de, Sultan Murad Vakfı ve Emir Sultan Vakfı,

Akhisar'da Gazi Hüdavendigar Vakfı,

Yalakova'da, Mehmed ve Hamza Bey Zâviyesi Vakfı ve Mûsâ Dânişmend Evlâdı Vakfı,

İznik'te, Murat Hüdâvendigâr tarafından oluşturulan Hızır İlyas Fakih Vakfı ile Halil Paşa Vakfı,

Yenişehir'de, Şeyh Akbıyık Zâviyesi Vakfı, Hasan Fakih Vakfı ve Yeğen Paşa Zâviyesi Vakfı,

Yarhisar'da, Gâzî Hüdâvendigâr Câmii Vakfı, Toyhisar'da Hundi Hatun Türbesi Vakfı, Runguş Paşa Vakfı ve Tuğrul Bey Zâviyesi Vakfı,

Gâzî Murat Han'dan Gebze'de Ahmet Fakih Vakfı, Yoros'ta Hızır Fakih Vakfı, Yenice Taraklı'da Murat Şeyh Oğlu Vakfı, Mûsâ Şeyh Vakfı, Kızılcatuzla'da Behram Medresesi Vakfı, Medine-i Münevvere Vakfı, Mehmet Bey Vakfı, Mustafa Fakih Vakfı, Kütahya'da Mehmet Seydî ve Ali Seydi Vakfı ile Şah Çelebi vakıfları.

 

İmam Eminüddin Fakih Vakfı

Murat Hüdâvendigâr tarafından düzenlenen vakfiyelerden biri Şubat-Mart 1371'de Arapça olarak düzenlenmiştir. Vakfiye de mütevellinin kızları ile erkek çocuklarının eşit haklara sahip oldukları, bunların soyu tükenince ve onlardan hiç bir hak sahibi kalmayınca bu vakfın gelirinin bilim adamlarına sarf edileceği ve vakfın tümünün ve sınırlarının değiştirilemeyeceği belirtilmiştir.

 

Murad Hudavendigâr Han'ın Kaplıca İmareti (Zaviye) Vakfı

Murat Hüdâvendigâr, Bursa'da Kaplıca denilen mevkide "Kaplıca İmareti" adıyla meşhur bir imaret yaptırmış ve civarda bulunan tüm mekânları, meskenleri, aşevlerini, odunlukları, samanlıkları, ahırları, ambarları bu imarete vakfetmiştir. Vakfiyeye göre Ulemâ, salihler, seyyidler ve hafızlardan gelip gidenler ile bunlardan başka zaviyeye her kim gelir ise yedirilip içirilecek ve diğer ihtiyaçları karşılanacaktır. Zaviyeye gelen misafirlerin üç gün misafir edileceği, üç günü dolduranların ancak mütevellinin uygun görmesi halinde birkaç gün daha kalmasına müsaade edilebileceği, fâsıklar haricinde kimsenin zaviyede konaklamasına mani olunmayacaktır.  Sultan Murat Külliyesi (bknz. Bursa Selatin İmaretleri)  

 

 

 

                                       DİMETOKA

 

Edirne’nin 40 km. güneyinde ve Uzunköprü’nün 20 km. batısında yer alan Dimetoka Osmanlı döneminde (1361-1912) bir ilim merkezi ve Osmanlı sultanlarının zaman zaman gelip kaldıkları bir yer olmanın yanında Edirne’nin fethinden önce, I. Murad Hüdavendigar’ın ikameti sebebiyle kısa süreliğine de olsa başkentlik yapmış sayılabilir. Fâtih’in oğlu II. Bayezid burada doğmuştur.

Yıldırım Bayezid’in inşasına başladığı ve oğlu I. Mehmed’in 1421’de tamamladığı bağımsız bir vakfı olmayan Rumeli’nin en büyük camii Dimetoka’dadır. Küçük şehrin silüetine hâkim olan bu cami hâlâ ayaktadır.

Bizans iç savaşı (V. Ioannes Palaiologos ve Ioannes Kantakuzenos arasında) sırasında Aydınoğlu Gazi Umur Bey burayı Sırplar’a karşı askeri harekat noktası olarak kullandı.  Dimetoka’nın Osmanlılar tarafından zaptı 1359 veya 1361’de, Hacı İlbey liderliğinde yarı bağımsız hareket eden akıncılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı Devleti, Dimetoka’nın fethi ile Orta Meriç bölgesinin tamamını kontrol altına alarak Kuleli Burgaz (Pythion), Efremköy (Feruggion) ve Simavna (Ammovounon) gibi küçük kaleleri zaptettiler. Edirne’nin fethinden önce I. Murad Hüdavendigar’ın ikamet etmesi ve Yıldırım Bayezid’in Rumeli’nin en büyük camiini bu şehirde inşa ettirmesi Dimetoka’nın bu ilk dönemlerindeki önemini ortaya koyar. Osmanlılar’ın eline geçtikten sonra dışarıdan getirilen Türk aileleri, eski kale dışında yeniden oluşturulan mahallelere yerleştirilmişlerdi.

Osmanlılar’ın Dimetoka’da kurduğu ilk sosyal ve dinî kurum fethin hemen ardından buraya yerleşen dervişler için kurulan Abdal Cüneyd Zâviyesi’dir.

En eski eğitim kurumu ise Yıldırım Bayezid’in şehzadeliği zamanında 1389’dan önce yaptırdığı medresedir. Hakkında daha çok bilgi bulunan diğer bir medrese de Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa’nın oğlu Oruç Bey tarafından (1400-1401) kurulmuştur. Oruç Bey ayrıca Fısıltı Hamamı olarak bilinen bir de hamam yaptırmıştır. II. Murad döneminde bir ara Rumeli beylerbeyiliği yapan Oruç Bey’in türbesi de Dimetoka’dadır

Yıldırım Bayezid döneminden kalma diğer önemli yapılar bir hamam, Kuyumcu mahallesinde Ahî Denk için yaptırılan zaviyesidir.

XV. yüzyıla ait olup kaynaklarda adı geçen eserler arasında II. Murad’ın adamlarından Kutluca Bey Mescidi, II. Bayezid’in veziri Karagöz Bey (sonra paşa) Mahallesi Mescidi, Karagöz Paşa Medresesi ve Nasuh Bey Camii, imareti, zâviyesi ve hanı sayılabilir. Dimetoka-Beyköy’de II. Bayezid’in damadı Nasuh Bey ve eşi Şah Hatun’un yaptırdıkları bir camii ve bir de sıbyan mektebi bulunuyordu. 1909 tarihli Edirne Vilâyeti Salnâmesi’ne göre Nasuhbey köyünde Kara Baba Tekkesi mevcuttu. Dimetoka, 1516-1517 tarihinde 203 haneli İslâmî hayatı yansıtan binalarla süslü, fazla büyük olmayan bir şehirdi. (1595/1603 tarihinde yaklaşık 2600-2800 kişi) XVI. yüzyılda şehirde birkaç yeni medrese, cami ve büyük bir de hamam yapılmıştı. Yeni yapılanlar arasında Perviz Efendi, Cerrahbaşı ve Abdülvâsi Efendi medreseleri sayılabilir. Abdülvâsi Efendi (ö.1538-39) ayrıca bir cami ve mektep de inşa ettirmişti. XVI ve XVII. yüzyıllarda burada en az altı medrese bulunuyordu ki bu da şehrin önemli bir ilim merkez olduğunu gösterir. Ayrıca Dimetoka’da Nişancı Feridun Ahmed Bey’in bir camii ile büyük bir hamamı vardı. 1668 Ocağında Dimetoka’ya gelen Evliya Çelebi müslimlerin yaşadığını, kale dışındaki asıl şehir kesiminde on iki mahalle, bağlık ve bahçelik 600 ev, on iki cami ve mescid bulunduğunu yazar.

Dimetoka, Osmanlı yönetiminde kaldığı sürenin büyük bir kısmında II. Bayezid’in Edirne’deki külliyesine bağlı bir vakıf durumundaydı. 1528-1530 tarihli tahrir defterlerine göre örfî vergi gelirleri devlete, şer‘î gelirler de vakfa aitti. Şehir yanında kazada da on iki vakıf köyü vardı.

            Evliya Çelebi’ye göre Dimetoka’da beş tekke bulunuyordu. Yine Evliya Çelebi’ye göre Dimetoka’da şu evliyalar bulunmaktaydı: Cüneyd Baba, Sâmi Baba, Tebrizî Baba, Mürsel Baba, Gazi Ferhad Baba, Mollacık Efendi ve Ayvaz Baba. Bunlardan bazıları Bektaşî idi. Kamus-ul alam’a göre göre şehrin nüfusu 8707 olup yedi cami, üç mescid, üç tekke, üç kilise ve bir havra bulunmaktaydı. 1903 yılında Müslümanların on sekiz ilkokulu faal durumdaydı.

Osmanlı hâkimiyeti döneminde bir ilim ve kültür merkezi olan Dimetoka’da yetişen bazı meşhur devlet ve ilim adamları ise ulemâdan Şücâüddin İlyas Rûmî (ö. 920/1514-15), Vezîrâzam Sürmeli Ali Paşa (ö. 1695), şair ve âlim Abdülvâsi sayılabilir. Ulemâdan eş-Şekāiku’n numâniyye müellifi Taşköprizâde Ahmed Efendi şehirdeki Oruç Paşa Medresesi’nde müderris olarak bulunduğu gibi (1525) Kanûnî Sultan Süleyman’ın vezîriâzamı Lutfî Paşa da azledildikten sonra uzun yıllar buradaki çiftliğinde münzevi bir hayat yaşamış ve eserlerini kaleme almıştır. Machiel Kiel

 

 

 

                             AHİ DİNEK ZAVİYESİ

Dimetoka’da Kuyumcular Kassaban isimli mahallede tesis edilmişti. Bu zaviyeye ait en eski kayıt 1519 tarihli olup, kayda göre zaviye Sultan Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır.  Yine kayda göre zaviye vakfının, Pazar içinde günlük üç akçe geliri olan bir akarı bulunuyordu. Ahi Dinek Zaviyesi sonraki zamanlarda ortadan kalkmıştır. Levent Kayapınar. Ahilik Ansiklopedisi



 

( Bursa İznik I. Murad Dönemi başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 11.11.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu