YILDIRIM
KÜLLİYESİ
XV. yüzyılda
Bursa’da inşa edilen külliye. Şehrin doğusunda Şüşterî Bahçesi diye bilinen
bölgede yer alır. Bu bölge günümüzde külliyeden aldığı Yıldırım adıyla anılmaktadır.
Yıldırım Bayezid’in dedesi Orhan Gazi’nin vakıf arazisi olan bölgeye karşılık
Ortakızık köyü Orhangazi Vakfı’na verilmiş, Yıldırım Külliyesi bu arazi
üzerinde 793-797 (1391-1395) yılları arasında inşa edilmiştir. Vakfiyesi 802 (1400)
tarihlidir. Bir tepe üzerine yerleştirilen külliye cami, medrese, imaret,
hamam, türbe ve külliyeden uzakça bir yerde bulunan dârüşşifâdan meydana gelir.
Külliyeye su kemerleriyle Uludağ’ın meşhur membalarından Akçağlayan suyu
getirilmiştir. Başlı başına bir su tesisi olan ve külliye binalarından biri
sayılması gereken bu kemerler günümüze ulaşmamıştır. Külliye binaları bir ihata
duvarı ile çevrilmiş, bu duvarın zamanımıza kadar sadece kapılarından biri gelmiştir.
Orhan Bey devrinden itibaren inşa edilmeye başlanan eserler basit yapılardan
ibaretti. Öte yandan bu dönemde çok büyük
sanatsal eserler ortaya koymak için fizikî ve maddî imkân yoktu. Bursa
civarında küfeki taş ocağı bulunmadığından inşaatlar kaba yontma taş ya da
silisli dere taşıyla
yapılıyordu. Yıldırım Bayezid döneminde devlet olma yolunda mesafe alınmış ve
yeni oluşmaya başlayan devletin heyecanına uygun kaliteli işçiliğe sahip
âbidevî eserler inşa edilmiştir. Yıldırım
Camii, Osmanlı mimarisine yeni bir tarz ve yeni bir inşa anlayışı getirmiştir. Caminin
iki minareli olarak tasarlandığı, fakat sadece birinin inşa edildiği, Bursa’yı
harabeye çeviren 1855 depreminden sonra tutulan kayıtlardan bu minarenin de yıkıldığı
anlaşılmaktadır. Ardından iki minare yapılmışsa da Kâzım Baykal’ın bildirdiğine
göre biri 1949’da, diğeri daha önceki bir tarihte yıkılmıştır. Yapının sağ
tarafında 1972’de Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından yeni bir minare yapılmış, fakat yakın zamanda caminin
orijinal iki minaresinin rekontrüksiyonu için hazırlanan proje uyarınca 2011
yılı içinde bu minare yıktırılmış ve projeye uygun iki minaresi inşa
edilmiştir.
Medrese binası
camiden 80 m. aşağıdaki bir düzlükte yer almaktadır. Bu medresede Molla Gürânî,
Seyyid Ali Acemî, Fudayl Çelebi, Şeyhülislâm Abdülkadir Şeyhî Efendi, Ebüssuud
Efendi, Hoca Sâdeddin Efendi gibi tanınmış âlimler ders vermiştir. Kâmil
Kepecioğlu, 1906 yılına kadar
medresede eğitimin sürdüğünü ve bu tarihlerde medresede yetmiş üç öğrencinin
okuduğunu belirtmektedir. Medreselerin kapatılmasından sonra bakımsız kalarak harabeye
dönen yapı 1948’de Sıhhiye Vekâleti tarafından onarılıp dispansere
dönüştürülmüştür. Bugün de sağlık kurumu olarak hizmet vermektedir.
Dârüşşifânın,
Osmanlı mimarisinde ilk hastahane binası olmasından dolayı mimarlık tarihinde önemli
bir yeri vardır. Yıldırım Külliyesi’nin imareti bugüne kadar gelmemiştir. İmaretin
caminin doğusunda yer aldığı duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yıldırım
Bayezid’in itinalı bir işçilikle yapılan kare planlı türbesi Türk üçgenli
kubbesi ve üç gözlü revakı ile tipik bir Osmanlı yapısıdır ve Osmanlı
mimarisinde ilk revaklı türbedir. 1406 yılında Yıldırım Bayezid’in oğlu Şehzade
Süleyman tarafından inşa edilmiştir. Külliyenin Türbede mevcut beş sandukadan
üçü Yıldırım Bayezid’e, oğlu Îsâ Çelebi’ye ve eşine aittir. Diğer sandukaların
kime ait olduğu bilinmemektedir. Külliyenin soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve iki halvetten
meydana gelen küçük hamamı günümüzde ayaktadır.
Doğan Yavaş DİA
Osmanlı’nın ilk
hastanesi: YILDIRIM DARÜŞŞİFASI
YAPIMI 1394’TE TAMAMLANAN VE OSMANLI DEVLETI’NIN ILK HASTANESI OLARAK KABUL EDILEN BURSA’DAKI YILDIRIM DARÜŞŞIFASI, OSMANLI’NIN YAPI ALANINDA DEVLET VE MIMARLIK KÜLTÜRÜNÜ YANSITTIĞI, SANAT TARIHINE GEÇECEK BIR ÜSLUP BÜTÜNLÜĞÜ YARATTIĞI ILK ESERDIR AYNI ZAMANDA. MIMARI, SANAT VE ÜSLUP AÇISINDAN “BEYLIK”TEN “DEVLET”E GEÇIŞIN EN ÖNEMLI GÖSTERGELERINDEN DE BIRIDIR.
Yıldırım
Darüşşifası; Bursa’nın doğusunda, Yıldırım semtinde Yıldırım Beyazıt
Külliyesi’nin içinde yer almaktadır. “Dârüşşifa”, bileşik bir ad olup Arapça
dâr (ev, yer, mahal) ve şifa (hastalıklardan kurtulma, iyileşme ve dinlenme
hali) sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşmuştur. Bugün kullandığımız
hastanenin karşılığı olup şifa, sağlık evi demektir.
Yıldırım
Darüşşifası, Osmanlı’nın yapı alanında devlet ve mimarlık kültürünü yansıttığı,
sanat tarihine geçecek bir üslup bütünlüğü yarattığı ilk önemli eserdir.
Mimari, sanat ve üslup açısından “beylik”ten “devlet”e geçişin en önemli
göstergelerinden biridir.
Osmanlı mimari eserleri bir zaruret bulunmadıkça güvenli ve düz bir araziye inşa edilirdi. Oysa Yıldırım Darüşşifası eğimli bir arazide inşa edilmiştir. Bursa’nın doğusunda eğimli ve boş bir arazinin seçilmesinin bir sebebi olmalıydı. Yerleşim, eski bir geleneğin uygulanmış olabileceğini düşündürüyor. Bu gelenek kayıtlarda şöyle geçiyor: 10. Yüzyıl’da Büveyhi Hükümdarı Adududdevle, Bağdat’da yeni bir hastane inşa ettirmeyi kararlaştırdığında, hastane için uygun bir yer bulma işini tabip Razi’ye verdi. Razi, önce aynı yaş ve cinsten koyunlar kestirdi. Sonra pirzola ve filetolar, omuz kemikleriyle karın parçaları ayırtarak her birini adamları vasıtasıyla Bağdat’ın değişik semtlerine astırdı. Bu etler içinde 24 saat en taze kalabilen ve en az bozulmuş olanların bulunduğu yere Adudi Hastanesi yapıldı. Daha sonraki yüzyıllarda köy, kasaba, şehirler ve hatta darüşşifalar için yer seçilirken bu uygulama yapıldı. Yıldırım Külliyesi ve Darüşşifası için de aynı uygulamanın kullanıldığı düşünülmektedir.
1991’DEN BU YANA
GÖZ MERKEZI OLARAK HIZMET VERIYOR
Yıldırım Beyazıt
Külliyesi yapı topluluğu medrese, darüşşifa, türbe, han, hamam, imaret, misafirhane
ve kasırdan meydana gelmiştir. Kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi,
belgelere ve tarihi kaynaklara dayanılarak söylenebilmektedir. Yıldırım
Beyazıt’ın 1390’da inşasını başlattığı bu yapı topluluğu Ankara Savaşı
nedeniyle yarıda kalmış ve oğlu Musa Çelebi tarafından 1407’de tamamlanmıştır. ÇANDARLI
IBRAHIM PAŞA DA BURADA TEDAVI EDILMIŞ
Yıldırım Darüşşifası’nda,
başlangıçta akıl hastaları için yalnızca bir bölüm bulunmaktaymış, daha sonra
ise bütünüyle yalnızca akıl hastalarına ayrılmış olan bu hastane, 19. Yüzyıl’ın
sonuna kadar, tam 400 yıl boyunca kullanılmıştır. Osmanlı’da birer kamu sağlık hizmet
birimi olan dârüşşifalar, temeli vakıflara dayanan halk ve hanedanın hayır
kuruluşlarıdır. İslâm hukuku esaslarına göre düzenlenen vakıfnamelerinde
kuruluş amaçları, gelir kaynakları, kuruluşta çalışacak hekim ve diğer
görevliler, çalışma şekilleri, gelirin dağıtılması ve kuruluşun yönetimi gibi
konular en ince ayrıntılarına kadar anlatılır ve denetlenmesi de ayrıca
gösterilir.
Bu kurumlarda bir
yandan hastaların tedavileriyle uğraşılırken, bir yandan da vakfiyelerdeki
şartlara uygun olarak alınan çıraklara, usta hekimler yanında tıp eğitimi
verilirdi. Yıldırım Darüşşifası’nın açıldığı dönemde bir başhekim, iki hekim,
iki eczacı, iki şerbetçi, bir aşçı ve bir ekmekçiden oluşan kadroyla hizmet verdiği
bilinmektedir. Ayrıca Yıldırım Beyazıd’ın isteği üzerine Mısır Sultanı Berkok
tarafından, o dönemin ünlü doktorlarından Şemsettin Sagir’in de hastanede bir
süre görevlendirildiği bilinmektedir. Bu binada Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa
da tedavi görmüş ve sağlığına kavuşmuştur.
Yolunuz Bursa’ya
düşerse, Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini ziyaret ettikten sonra Yıldırım
Beyazıt Külliyesi’ni gezmeyi unutmayın. Burası özellikle bir hekim için mutlaka
görülmesi gereken eserlerden birisidir.
Yirmi odası olan
şifahane kadrosunda biri başhekim olmak üzere üç hekim, bir cerrah ve bir de
kehhal (göz doktoru) bulunurmuş. Yıldırım Darüşşifası için Evliya Çelebi, seyahatnamesinde
şunları söylemektedir: “Merhum ve mağfur Bayezid-i Veli Vakıfnamesinde hastalara
deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def-i sevda olmak üzere on
adet hanende ve sazende gulam tahsis edilmiştir ki, üçü hanende, biri neyzen,
biri kemani, biri musikar-i, biri santuri, biri udi olup haftada üç kere gelip
hastalara ve delilere musiki faslı verirler.”
Caminin 1855
depreminde minaresi, 1876’da kubbesi yıkılmıştır. 1925’de Osman Şevki Uludağ,
hastanenin çok harap olup taş yığını halinde olduğunu, ayakta kalan birkaç
odasının da barut deposu (baruthane) olarak kullanıldığını eserlerinde
belirmiştir. Günümüze kadar sürekli onarımlar geçiren darüşşifa, 1991 tarihinde
yapılan büyük bir restorasyondan sonra “Bursa Yıldırım Darüşşifa Göz Merkezi”
adıyla Bursa’ya kazandırılmıştır.
DÖNEMIN TIP
FAKÜLTESIYDI
Yıldırım
Darüşşifası, Osmanlı Devleti’nin ilk hastanesi olarak kabul edilir. Tıp eğitimi
de verilen medreseyle birlikte bir anlamda dönemin tıp fakültesidir. Caminin yaklaşık
300 metre güneydoğusundaki bir başka tepe üzerinde bulunur. Şifahane, bimarhane
ve tımarhane olarak da anılmıştır. Yapı, 1560 metrekarelik bir alana oturur.
52x30 metre boyutlarında, dikdörtgen planlı ve iki eyvanlı yapıda, karşılıklı
onar oda bulunmaktadır. Girişin sağında ve solunda ikişer oda bulunur. Girişin karşısında
da kubbeyle örtülü bir dershaneyle yanlarında ikişer büyük oda yer almaktadır.
Burasının bir eğitim hastanesi olarak tasarlandığı anlaşılmaktadır.
YÜK. MIM. BEYZA
ŞENER dirim SONBAHAR
2014 •SAYI: 303
Kaynakça
1. İlk Osmanlı
Hastahanesi Bursa Yıldırım Dârüşşifası (Bursa mahkeme sicillerine göre), Prof.
Dr. Osman Çetin.
2. Bursa Yıldırım
Darüşşifası, İTÜ Mimarlık Fakültesi, Kemal Ahmet Arü.