OSMANLI TÜRKÇESİ (OSMANLI’NIN DİLİ)

 

Her kültür “bağlayıcı yapı” olarak adlandırılan bir sistem oluşturur. Sosyal boyutta ve zaman boyutunda birleştirici ve bağlayıcı olan bu yapı, ortak deneyim, beklenti ve eylem mekânlarından bir sembolik anlam dünyası” yaratarak insanları birbirine bağlar. Bu şekilde dünle bugünü birleştiren bağlayıcı yapı bireylere“biz”deme imkânı vererek kimlik ve aidiyet temelleri yaratır. Her bağlayıcı yapının temel ilkesi ise tekrarlamadır (Assmann, 2015, s.23). Böylelikle bir ortak kültür oluşumu sağlanmış olur. Ortak kültürle iç içe olan kültürel bellek kavramı ise bizi ilgilendiren boyutuyla üç temel konu  arasında bağlılık içerir.Bu konular “kültürel kimlik ya da politik imgeleme”,“hatırlama ya da geçmiş bağlantısı” ve“kültürel süreklilik ya da gelenek oluşturma” şeklinde tanımlanabilir.O halde   gelenekler kültürel   anlamın devredilme ve canlandırılma biçimi olarak kültürel belleğin alanına girer.(Assmann, 2015, s. 28-31) Aydınoğlu Beylerinin Tercihleri ve Gelenek Sema Gündüz Küskü. Kültürel Bellek Hacettepe Ünv.Yayınları Ankara 2019

Okuyucudan ricam konunun bundan sonraki paragraflarını yukarıdaki alıntıya göre değerlendirmesidir.Kültürü oluşturan en büyük olgu elbette ki dil’dir.Bir devletin topraklarında yaşayan insanları bir birbirine bağlayan bazı temel kavramlar/olgular mutlaka vardır.Vatandaşta olması gereken aidiyet duygusu başka türlü oluşturulamaz kanaatindeyim.İmparatorluklarda,veya tebaası içinde farklı etnik guruplar barındıran devletlerde bu kavramlar din ve dil olarak ortaya çıksa da ulus devletler bir üçüncü kavram olarak ırk kavramını da kullanırlar.Yani bir devletle vatandaşlık bağınız varsa bu üç kavram toplumsal hayatta önemlidir.Din,dil ve Irk.

Osmanlı Devleti/imparatorluğunda toplumu kültürel olarak birbirine bağlayan temel kavramın din ve dil olduğunu açıkça görebiliriz.Osmanlı’nın egemen olduğu dönem imparatorluklar dönemi olduğu için Irk,insanları doğrudan birbirine bağlayan bir kavram değildi.En azından Osmanlı için böyleydi.

Türkler Anadolu’yu daimi vatan haline getirdiklerinde hazır bir medeniyet buldular. Uygurların ve ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar’ın Resmi,ilmi ve edebi dilleri Türkçe idi.A.B.Ercilasun-Osmanlı c.9) Selçuklu Devletleri resmi ve edebi dil olarak Farsça’yı,bilim dili olarak Arapça’yı kullandılar.Bunun ana sebebi,Selçukluların ana kitlesi olan Oğuzların Kaşgar, Balasagun,Turfan gibi Türk kültür merkezlerinden uzakta,konar göçer bir hayat yaşıyor olmalarıydı.Ana dilleri olan Oğuz ağzını konuşuyorlar,fakat edebi dili bilmiyorlardı.Bu bakımdan Selçuklular resmi ve edebi bir Türk dili geliştiremediler;Ön Asya’da hazır buldukları Farsça ve Arapçayı kullandılar.(Ercilasun-Osmanlı)

Türkler kitleler halinde Müslüman olmaya başladıklarında 350 yıldan eski bir Arap-İslam ve İran İslam kültürü mevcuttu.Osmanlı,devletin kuruluş döneminde sıfırdan bir yapılanma yerine bilhassa Anadolu Selçuklularının devlet ve hukuk yapısını biraz değiştirerek aldı.

Anadolu Selçuklu devleti resmi dil olarak Farsça’yı kullanıyor olsa da son zamanlarında kurulan Türk Beyliklerinin resmi ve edebi dilleri Türkçedir.Anadolu’ya iskan edilmiş Türkler de Türkçe konuşuyorlardı.Anadolu coğrafyasında üretilen eserler de hep Türkçe olmuştur.

“Hâlâ yaygın bir anlayışa göre, bir metin ne kadar “tasannu”(sanatlı, olduğundan farklı göstermek amacıyla süslü, yapmacık) ile yazılmış, ne kadar çok Arapça-farsça kullanıyorsa “Osmanlıca”, ne kadar yalın ve anlaşılırsa “Türkçe”dir.Hakan Erdem Karar Gazetesi,04/03/2018)

            Yetişme dönemlerimizde kafalarımıza farklı bir algı yerleştirildi.Osmanlı Devleti’nin Osmanlıca denilen Arapça,Farsça ve Türkçe’den oluşmuş,öğrenilmesi,anlaşılması zor bir dili vardı. Alfabe değişikliğinin en önemli sebebi buydu.

(Bir lahza duralım, iki ayrı dil varsa, biri yaşayan ve toplumun kullandığı Türkçeyse, diğeri ise az sayıda aydın için yazılan yapma bir Türkçeyse, ikisi de aynı anda Osmanlı toplumunda bir arada bulunuyorsa, biz neden bu dillerden yapma olanına “Osmanlıca” diyoruz? Yalın, anlaşılır bir Türkçeyle yazılan metinlere neden “Osmanlıca” demiyoruz? Onlar da aynı toplumda, aynı dönemlerde yazılmadı mı? Bu iki Türkçeden, yalın olmayan, karmaşık ve süslü olanına, Arapça ve Farsça’dan yoğun kelime ve bazen de gramer kuralı ödünçlemesi yapanına, bazen de “yeni” Arapça ve Farsça kelimeler üretenine “Osmanlıca” denmesi ideolojik olarak muhakkak ki yüklü bir tercihtir. Hakan Edem.a.g.y)

Halkımızın okuryazarlık oranını artırmak!Osmanlı alfabesi geri kalmışlığın sebebiydi aynı zamanda! Bu yüzden Arap alfabesi kaldırılarak Latin alfabesine geçildi.

Osmanlıca’nın öğrenme zorluğu şuur altımıza yerleştiği için belki de hepimizin aklında lise’de bize öğretilmeye çalışılan Divan edebiyatıyla doğrudan bir ilgi kurarak insanların geçmişte böyle konuştuklarını düşünmedik mi?Ders kitaplarımızda Karamanoğlu Mehmet Bey’in “ Bundan böyle Divanda,dergahta Türkçe konuşulacak“fermanından dolayı zannediyorduk ki Osmanlı kuruluşundan itibaren yazdığı alfabeyle konuşuyor.Lise edebiyat derslerinde hocalarımızın anlatmakta,bizlerinde anlamakta zorlandığımız Divan edebiyatı parçalarındaki ağdalı bir dille konuşan bir yönetim var mıydı gerçekten?

Osmanlı tarihlerinin hepsinde,medreselerin eğitim dilinin Arapça olduğunun yazıldığını biliyoruz.Belki bu yüzden bir kısım insanlarımız Osmanlı’yı Türklükten çok Araplığa yaklaştırmaktan çekinmezler.Eğer Osmanlı toplumunun divan edebiyatı parçalarında olduğu gibi , veya medresede öğrendiği şekilde Arapça,Farsça konuşulduğunu düşünüyorsanız mantık olarak haklısınız.Öyle ya hem eğitimin Arapça  ve Farsça ise,birde üstüne üstlük Osmanlıca konuşuyorsan, Türk olduğunu nasıl iddia edebilirsin? Bunun anlamı en basit şekliyle bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’dur.Ders kitaplarında öğretilen halkın(yani yönetilenlerin) Türkçe konuştuğu,halk için edebiyat yapan şairlerin Türkçe yazdıkları,yöneticilerin ise Osmanlıca,Arapça veya Farsça konuştukları,yazdıkları anlatıldı.Peki bu doğru muydu?

Arapça’nın Osmanlı yönetimde asla kullanılmadığını,hatta Ortadoğu’daki idarecilerin bile yönetimde Türkçe kullandıklarını söylesem!!!Bu iddia da benim değil.Bakın İlber Ortaylı’nın 19. yüz yıldaki Arap dili hakkındaki görüşleri nasıl;(Arap aydını 19.yüzyılda Arap dilinin yönetim ve eğitimde mutlaka kullanılmasını istiyordu.Osmanlı yönetimi ise bazı teşebbüslerine rağmen Arapçayı idare ve eğitimde kullanamadı…Özellikle Midhat Paşa gibi liberal dünya görüşündeki yeni tip yetenekli yöneticiler ademi merkeziyetçi bir idareye ve bu arada da yerel kültürel özellikleri,yani dili dikkate alabilir bir eğitim ve yönetimin özellikle Arap vilayetlerinde eleştirilmesinde taraftar olmuşlardır. Aslında Osmanlı yönetimi, Arap vilayetlerini ilhak eden 1.Sultan Selim (Yavuz) devrinden beri kançılaryada hep Türkçe kullanılmış,Arap vilayetlerine tayin edilen askerî ve sivil personel, hatta kadılar gibi ilmiye personeli dahi ofislerinde Türkçe kullanmışlardı.

Bu personelin çoğu Arapça bilmiyordu.Hatta medrese eğitimi görenlerinde bu dili günlük pratikte kullanacak kadar Arap diline vâkıf oldukları şüphelidir…Bu nedenle,yerel Arap münevverlerinden vilayet bürokrasisinde istihdam edilenlerin iyi Türkçe bildiği, sık rastlanan bir durumdu…Mütercimlik 19.yüzyıl  Arap vilayetlerindeki münevverlerin doldurduğu bir kadroydu…Örneğin Bağdat'ta Arapça ve Fars dilleri için mütercim  kullanılırdı…Kuşkusuz parlamentonun müzakere ve yazma dili yalnızca Türkçeydi. Ancak mebuslar…kanun tasarınısında yer alan mebus adaylarının Türkçe bilme zorunluluğu maddesine…sadece Arap mebuslar itiraz ettiler.Onlara göre Türkçe bilmek zorunluluğu aranmamalıydı.Meclis reisi Ahmet Vefik Paşa bu itirazları kısaca kendine özgü üslupla cevapladı: "4 yıla kadar Türkçe öğrenirsiniz..." İlber Ortaylı, Osmanlı Barışı)   

Profesör M.Tayyip Gökbilgin Osmanlı Paleografya ve diplomatik ilmini incelediği kitabında:Osmanlı Türkleri’nin farklı dillerde de yazdıklarını,doğu milletleri arasında Arapça ve Farsça yasmanın bir gelenek olduğunu,resmi yazışmalarında kullandıkları dilleri anlatırken Osmanlı’nın tek bir yazışma dilinin olmadığını,farklı ülkelerle farklı dillerde yazıştığını belirtmektedir…Araplara ve farslara gönderilen mektuplarda çok defa Arapça ya da farsça yazılıyordu…Viyana,Venedik arşivlerinin Turcica serilerinde,çok nadir olarak Latince Ermenice ve Almancaya da rastlanmaktadır.Fakat özellikle Rumca,Sırpça,Boşnakça,Macarca ve İtalyanca yazılar oldukça çoktur…

Bu konuda Macarcaya da özel bir rol düşmüştür.Osmanlı hakimiyeti devrinde Türk idaresi altındaki Macar kuruluşları(şehir meclisleri gibi)ve Türk makamları arasında değil fakat Viyana sarayı ve mahalli Avusturya kumandanları ile Budin Beylerbeyileri arasında yazışma Macarca yapılmıştır…Fakat halefleri 1554’de başlayarak gerek Viyana sarayı ile gerek mahalli Avusturya kumandanları ile Macarca muhabere yapmaktadırlar.Bu mektuplardan 451 tanesi Macar tarihçilerinden Şandor tarafından Macar İlim Akademisi yayınları arasında 1915’de çıkmıştır.Yabancı dillerdeki yazılı belgeleri o dillerin alfabesi ile nadiren de Arap alfabesi ile yazmışlardır.Bunu tersi de olmuştur.Türkçe bir metin Latin yada Cyrill alfabe ile yazılmıştır.M.Tayyip Gökbilgin Osmanlı Paleograşya ve Diplomatik İlmi)         

Sina Akşin Osmanlı’ya -bana-göre haksız- pek çok eleştiri getirmesine rağmen Türkiye Tarihi’ndeki ön sözünde medrese mezunlarının kamu görevi-kadılık başta olmak üzere-yapabilmeleri için-medrese dilinin Arapça olmasına rağmen-devlet dili olan Türkçe’yi bilmeleri gerektiğini vurgulayarak,bu sebeple Arapların kamu görevi yapma ihtimallerinin zayıflığına işaret ederek,aynı ön sözde Enderun’da ise eğitimin esas itibarıyla Türkçe olduğunu,Türkçe tarihin okuma ve anlatımının sarayda önemli yeri olduğuna işaret eder.

12 ciltlik Osmanlı’da Osmanlı bürokrasisiyle ilgili makalede Vezir ve saray çalışanları genellikle devşirme kökenliyken Bürokratların tamamına yakınının Türk olduğu belirtilmiştir. Mesela meşhur sadrazam Mehmed Ragıb Paşa defterhanede katiplikten yetişmiştir.Meşhur şair Nabi bir bürokrattı.Yine Meşhur Osmanlı tarihçisi Naima’da divan katipliğinden bir Osmanlı bürokratı idi.İşi olanlardan fazla para almak için işleri geciktiren(bugün git yarın gel) ve rüşvet alan memurlara o zamanda da rastlanılmaktadır.Osmanlı Devleti yolsuzluğa karışan memurları yaptıkları suiistimalin ağırlığına göre idam,el kesme,kürek çekmeye mahkum etme,sürgün ve işten çıkarma gibi cezalarla cezalandırmıştır.

Naima Tarihini Türkçeleştiren Zuhuri Danışman önsöz de kitaptaki dil ile ilgili şu tespitleri iddiamız için gerçekten önemlidir.”Naîmâ  târihinde  bugünkü  Türkçeyi aratmayacak,gayet  açık  Türkçe fasıllar vardır…Yalnız böyle olan satırlar arasında tek tük bugünün nesline yabancı gelen birkaç kelime varsa,  onları Türkçeleştirdik…  Meselâ şu aşağıdaki satırlar böyledir:(Serdar,Yazıcı üzerine varıp, Karayazıcı dahi isyanla dönüp mübâşir-i harb ve kıtal oldukta   (Harb ve kıtale başladıkta) Paşa’nın Çâker ağa nam kethüdası ve bir nice ağalan düşüp (ölüp) ve serdar bilahare gaalib oldukta Yazıcı firar edip(kaçıp) Sivas hududunda bâzı sarp dağlara   tahassün edüb (sığnup), hengâm-şitâ hulûl  edüb  (kış  günleri  gelip), Mehmed paşa Diyarbakır  şehrine kışlağa  gitti...Naîmâ,  cilt  1,  Sayfa  224).Zuhuri Danışman Naima Tarihi)

Alıntılardan anlaşılacağı üzere Cumhuriyet’ten önce bürokratların,sarayın ve dahi halkın konuşma dili Türkçe’dir.Cumhuriyet idaresinin yazı dilini Arapça alfabeden Latin alfabesine geçirme kararı sonrasında bir fırtına koptu.Zamane aydınlarının dil devriminin meşruiyeti adına yazdıklarıyla insanların kafaları karıştı.Yeni nesillerden Osmanlıca’yı yazı dili değil çoğunlukla konuşma dili gibi algılayanlar oldu.Pek çoğumuzun şuur altında hala böyle bir algı var.Osmanlı Türklerinin konuşma dillerinin Türkçe olduğu,yazı dilinde ise Arap alfabesini kullandığı unutuldu. Osmanlıca hakkında lehte,aleyhte bir sürü yazı yazıldı.Fazla uzağa gitmeye gerek yok.Hakan Erdem’in Karar Gazetesinin 11/03/2018 tarihli sayısında Sultan II.Murad’ın Türkçe yazılması ısrarıyla ve zamanında tercüme ettirdiği eserlerle ilgili yazısını okumanızı tavsiye ederek kısa bir bölümünü yazımın bu kısmına alıntılamak istiyorum.Tavsiyem Sn.Murat Bardakçı’nın25.04.2018 tarihli Habertürk gazetesindeki yazısını ve biraz tebessüm etmek için ve Engin Ardıç’ın 03/12/2018 tarihli 3 Kanunu Evvel 96 başlıklı yazısını mutlaka okumanız.

Engin Ardıç’ın yazısından sadece bir cümleyi buraya alıyorum:Mesele Osmanlı kalıntılarını yoketmekti. Gıcıklık Osmanlı'ya karşıydı. )

Hakan Erdem’in yazısından alıntılayacağım bölümü dikkatlerinize sunarım.:(Osmanlı veya değil,siyasî bir ideoloji olarak milliyetçiliğin ortaya çıkışından önceki dönemlerde âlimler ve hükümdarların bu modern ideolojinin talepleri uyarınca ne kadar “millî dil” politikaları geliştirebilecekleri ve uygulayabilecekleri gibi sıkıntılı bir konuyu öteleyerek söylüyorum, yani âlimler ve sultanların ihmalleri sonucunda Türkçe, Osmanlı döneminde az kalsın bütünüyle terk olunuyormuş!...Pek çok kişi gibi mevcut tarihsel veriler ışığında, benim düşüncem de hiç bu yolda değil.

Yakın tarihe meraklı olanların malumudur.Yazılanlara göre İsmet Paşa’nın kendisine atfedilen Harf devriminin tek amacı ve hattâ en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir.Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı” cümleleri Paşa’ya ait değilmiş.

Tarihçi Murat Bardakçı bu konuyla ilgili-kendisini de sinirlendiren- 31/08/2018 Habertürk gazetesindeki İşte meydan burada! Bu palavraların bana ait olduğunu ispat edin başlıklı yazısında bu iddianın yanlış olduğunu yazıyor.Yazdığına göre İsmet Paşa’nın Hatıralar’ında yazdığı cümleler şu şekilde:“…Harf inkılâbı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. ...harf inkılâbının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk. Arap kültürünün ve Arap dilinin tesiri hakkında yeni nesiller bizim kadar fikir edinemezler. Bir misal olarak söylemek isterim: Benim çocukluğumda kültür sahibi adamlar Türk dilinin kifayetsizliğinden, eksikliğinden meyus olarak bahsederlerdi ve bunun için cemiyet içinde hem Türk diye bir millet olarak Arap’tan ayrılığı kaldırmalıydık, hem de ‘Sağlam bir dile kavuşmak maksadıyla Arapça’yı kabul etmeliydik’ derlerdi. Yani ‘Vaktiyle devleti kurarken ve Türk dilini yaparken Arap dilini kabul etmek doğru olacaktı’ görüşünü hararetle savunurlardı. Anadolu’da ilk Türk devletini kuranların hepsi Türk Beyi olarak devlet başına geçmişler ve millî hususiyetlerini muhafaza etmişlerdir.Sonra,Osmanlılar devrinde, edebiyat vesilesiyle dil ihtiyacı genişledikçe sanatı Arap dili üzerinde işlemek hevesi millî kültürü zayıflatmıştır. Bizim devrimizde Latin harflerine geçmek Türk dilini ve milli kültürü kurtarmak için esaslı bir etken olmuştur”)

Yukarıdaki alıntılarda Osmanlılar’ın her dönemde Türkçe konuştuklarını,Arap alfabesiyle Türkçe yazdıklarını okumuştuk.Murat Bardakçı adı geçen yazısında İsmet Paşa’nın ömrünün sonuna kadar özel notlarını Osmanlıca tutup tutmadığını yazmamış.Malum böyle bir iddia da var.

Belki amiyane olacak ama ha Ali Mehmet ha Mehmet Ali!!! İsmet Paşa’nın yukarıdaki ifadelerinin yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak olarak yorumlanmasının normal olduğunu düşünüyorum şahsen.Profesör Zafer Toprak Gazi Mustafa Kemal ve Kültür Devrimi'nin Başlangıcı: Harf Devrimi 1928  isimli kitabında Harf İnkılabının amaçlarını anlatırken buna benzer ifadeler kullanıyor:..Tüm devrimlerde olduğu gibi Türk devrimi de geçmişle bağlarını bir anlamda koparma gereği duyuyordu…Ancak geçmişin zihniyeti kültür normlarının derinliklerinde saklıydı. Alfabe, dil, tarih ve benzeri öğeler yüzyılların birikimi sonucu toplumda yer etmiş ve bu tür kültür normları kaldığı sürece de geçmişi sorgulamak o denli güç bir uğraşa dönüşmüştü. Harf devrimi bu anlamda bir kopuşu, bir kırılma noktasını simgeliyordu.

 Türkiye’nin Batı ile ilişkisi 18.yüzyıldan beri inişli çıkışlı bir çizgi izliyordu. Asrileşmek, muasırlaşmak, çağdaşlaşmak ve benzeri başlıklar altında Batı’ya yönelen Osmanlı aydını, öte yandan Batı’ nın yayılımcılığına da karşı koymak durumundaydı…GaziMustafa Kemal ve yakın çevresi çağdaşlığı Batı’da görülüyordu.

            Gelecek için “muasır medeniyet” olarak Batı gösteriliyordu.Harf Devrimi işte Batı’ya açılan pencerelerden biriydi…Yazı hemen hemen toplumun her kesiminde, her katmanında ağırlıklıydı. Öte yandan din ile alfabe bir bütündü. Kur’an Arap harfleriyle indirilmişti. Osmanlı’da resmin bir ölçüde İslam dininin gerekçeleriyle geri planda tutulduğu düşünülürse, yazı hemen hemen her türlü görselde ağırlık taşıyordu. Osmanlı güzel sanatlarında hat sanatının ayrı bir yeri vardı. Laikliğin gündeme gelişi harf devrimini de bir anlamda zorunlu kılıyordu. Dinle devlet işleri ayrışırken dinle bütünleşmiş bir yazı türü de değişime uğramalıydı.

…Çoğu ülkede geçmişle bağ koparılıyordu. Rusya gibi ülkelerde bu aşırı boyutlara varıyordu. Ossmanlı’nın Arap harfleri ise geçmiş yüzyılların görseliydi…Görselliğin en güçlü ifadesi alfabeydi. Cumhuriyet tüm dünyada gözlenen bu dönüşüme kendi çapında köklü bir dönüşümle katkıda bulundu. Bu da Harf devrimiydi. Harf devrimi tıpkı Batı’daki yeni sanat anlayışları gibi geçmişten bir kopuştu. Yeni bir modernite arayışıydı.

İsmet Paşa’nın ifadeleriyle Zafer Toprak’ın ifadeleri birbirine benzer değil mi? Her ne sebeple olursa olsun Harf Devrimiyle bir kopuş yaşandığını inkar edilemez.Devrimin sonucu elbette acı oldu.600 yıllık Osmanlı kültür arşivi atıl duruma düştü.Anadolu Selçuklularını dahil edersek yaklaşık 1000 yıllık bir arşiv.Okunamadığı için değerlendirilemeyen devasa bir arşiv.

İsmet İnönü’nün ifadelerini Macar Türkoloğu Ignácz Kúnos (1862-194)un fikirleriyle birlikte değerlendirirsek daha mantıklı bir sonuca ulaşabiliriz diye düşünüyorum.

“Türk halk edebiyatının Batı’da tanınmasına öncülük eden Macar Türkolog Ignácz Kúnos (1862-1945), Arap harfleri hakkında ilginç tespitlerde bulunuyor. Cumhuriyet ideolojisi tarafından memleketin “geri” kalma sebeplerinden biri olarak gösterilen “eski(mez) yazı”ya dair kanaatleri, bir Türkoloğun kaleminden çıkması itibariyle şaşırtıcı. Bu sözlerin 1925-26 yıllarında, yani Harf İnkılabından birkaç yıl önce, üstelik İstanbul Üniversitesi’ndeki derslerinde söylenmiş olması manidardır. ( Türk Halk Edebiyatı, Tercüman 1001 Temel Eser)Derin Tarih Dergisi-Temmuz 2016)

Bilinmektedir ki,Türk alfabesi aynı zamanda İslam olan Türklerin alfabesidir.Hem Türklerin kullandıkları Arap alfabesi,şimdiki durumuyla Arap ve fars alfabelerinin tamamen aynı olmayıp bir dereceye kadar Türkçeleşmiş bir durum kazanmıştır.Arap ve fars Alfabelerinin bazı sesleri Türk dilinde hiç kullanılmamaktadır.Hatta telaffuz bile edilemezler …Arap harflerinin noksanı varsa acaba dünyada mükemmel bir alfabe var mı?Zaten eski Türklerin Uygur dili alfabesi,Arap alfabesinden daha noksan ve daha eksiktir.

Latin harflerinin o kadar mükemmel olduğu iddia edilemez. Mesela bizim Macar harflerimiz her ne kadar Latinceden alınmış ise de bazı yeni harfler ve işaretler bulunması mecburiyeti ortaya çıktı.Dünyanın hiçbir alfabesi mükemmel değildir ve olamaz.Ne Latin harfleri ne Almanların Gotik harfleri ne de İslavların Kiril harfleri mükemmeldir. Yüzyıllardan beri derin fikirlerle eski Türklerin eski edebiyatını içine alan Arap harfleri kaldırıldığı takdirde acaba kim okuyacak, kim anlayacak ve kim öğretecektir?Şimdiki Türkler eskileşmiş yazıyı öğrenmeyecek ve bu surette unutacak olurlarsa Türk Edebiyatının parlak geçmişi sönüp gidecektir. Avrupa bilginleri Arap yazısı biraz güçtür diye şikayet ediyorlar.İstemeyenler öğrenmesin…Heves edenler de biraz güçlük çekerlerse ne olur?Arap yazısı yalnız Arap milletinin özel yazısı olmayıp kuzey İslam dünyasının yazısı,İslam dünyasının parlak ve saygı değer bir hayata sahip yazısıdır. Türklerin kahramanlıklarla geçen devirleri bu yazı ile ebedileşmiştir. Bütün vicdanı ruhunun benliği,kalbinin şiiri bu yazı ile dal budak salmıştır.”

Konunun başından beridir yaptığım alıntılar kafalardaki algıyı biraz netleştirmiş olmalıdır. Konumuzu toparlayacak olursak;Osmanlı devletinin beylik-devlet ve imparatorluk süresince resmi dili Türkçe’dir.Hatta Osmanlı bürokrasisinde çalışmanın birinci ve temel şartı Türkçe bilmektir.Bu meyanda Saray ve Halk Türkçe konuşuyor,bürokrasi de yazılarını çoğunlukla Türkçe yazıyordu.

Osmanlı devletinin yazı dili Arap alfabesiydi.Toplumun her kesimi Türkçe konuşuyor, konuştuğunu yazıya dökerken Arap alfabesini kullanıyordu. Bugün bizlerde Türkçe konuşuyoruz ama yazı dilimiz Latin alfabesi.Osmanlı devletinin hiçbir döneminde Saray,yöneticiler ve bürokrasi’ de konuşma dili Arapça veya Farsça olmadı.Kültürden bahsederken-bana göre-yazı diliyle konuşma dilini ayrı tutmak gerekir. Osmanlıca’ya eski Türkçe demek daha doğru olacaktır. (Bakınız:Hakan Erdem:Karar Gazetesi-04/03/2018-Neye Osmanlıca diyoruz)

            Herkesin kabul edeceği üzere Dil yaşar ve gelişir.Toplumun ihtiyaçlarına göre farklı dillerle etkileşime geçer.Bu gün pek çoğumuz çocuklarımızın konuştuğu dili anlayamıyoruz. Osmanlı karşıtlığı adına bazı siyasetçilerin Osmanlı Türkçesi’yle diliyle ilgili ifadeleri eksik ve yanlıştır.Veya kasıtlıdır.Cumhuriyet idaresinin Osmanlı toplumunun yazı dili olan Arap alfabesini değiştirerek Latin alfabesine geçmesini, Türk dilini ve milli kültürü kurtarmak için esaslı bir etken olan idari bir karar olarak değerlendirebildiğiniz gibi,farklı şekilde de-yani yeni nesillerin geçmişle bağlantılarının kesmek amacıyla alfabe değiştirildiğini de-düşünebilirsiniz.Karar sizlere ait.

Öğrenme zorluğu mazereti alınan kararın meşruiyeti adına o günkü siyasi iradenin mazeretidir.Kendisini “Aydın” olarak niteleyenler için 600 yıllık kültür birikimini aşağılamanın mazereti olmaz.Sina Akşin,Zafer Toprak ve İlber Ortaylı alfabe değişiklinden bahsettikleri yazılarında özellikle Osmanlıca’yı öğrenme ve yazmanın zorluğundan bahisle alfabe değişikliğine mantıklı mazeret bulmuş oluyorlar.Halbuki her kesin malumudur ki;ileri yaştaki insanlar bile bir hafta içinde Kuran Elifbasını öğrenerek Yüce kitabımızı okumayı  öğrenebilirler.Yani harekeli ise Osmanlıca bir eseri rahatlıkla okuyabilirler.Konuyu sonlandırırken şu soruyu da sormalıyım:Çin ve Japon alfabesi Arap alfabesinden daha mı kolaydır?

( Osmanlı Türkçesi başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 24.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu