
Beden, ruhu taşıyan bir kafes gibi;
İçi pas tutsa, sesi hastalanır…
Ruh, evrenin nabzıyla akortlu bir tel…
Koptuğunu sanırsın,
oysa sadece kirlenmiştir;
toz, korku, öfke, yarım kalmış dualarla…
Kader sandığın şey;
dışarıdan savrulan bir rüzgâr değil;
içinde durmadan titreşen bir frekanstır.
Ne çağırırsan o yankılanır sende…
Evren sağır
değildir,
ama kelimelere değil
niyetin titreşimine bakar.
Dilin sustuğunda kalbin konuşur…
Ruh karardığında
beden ateşlenir,
eklemler hatırlatır, hücreler fısıldar:
“Beni değil, sahibimi iyileştir.”
Şifa; ilaçla başlamaz, arınmakla başlar:
Affetmekle, yük bırakmakla,
kendine doğru yürümekle…
Bir damla ışık
yeter bazen;
samimi bir pişmanlık,
sessiz bir şükür ve içten bir teslimiyet.
Çünkü insan evrenden
kopuk değildir;
evren, insanın içinden kendine bakar…
Ruh temizlenince
beden hafifler,
titreşim yükselir, kader yol değiştirir.
Ve insan için iyileşmek demek;
kendine yeniden temiz bir kapı açmaktır.
…
Ga-281225