Yürek Sızlatan Bir Gizem.
Cumartesi akşamıydı.
Şehir ardımda kalırken, içimde kalanların ağırlığını
taşıyordum. Trafik bitti, asfalt daraldı, yollar çamura döndü. Yağmur ince ince
yağıyordu; sanki gökyüzü, söyleyemediklerimi benim yerime anlatıyordu.
Göl kıyısındaki eski ahşap eve vardığımda, beni askerlikten
kalan tek tanıdık yüz karşıladı.
“Bakımsızdır,” dedi, “ama manzarası yeter.”
Yetiyordu… ama içimde bir şey yine de eksikti. İnsan bazen
neden huzursuz olduğunu bilmeden yoruluyor.
Pazar sabahı, gün daha tam uyanmadan yürüyüşe çıktım. Sis,
gölün üstüne çökmüş, suyla gökyüzünü birbirinden ayıran çizgiyi silmişti. İşte
o anda onu gördüm.
Bir kadın…
Sanki sisin içinden değil, hatıraların içinden çıkmış
gibiydi. Uzun saçları rüzgârla ağır ağır savruluyor, pardösüsü sessizliğe
karışıyordu. Yanına yaklaştım. Selam verdim.
“Bu göl,” dedi, “en çok sonbaharda konuşur.”
Sesi… tanıdıktı.
“Evet,” dedim. “Ama söylediklerini herkes duyamıyor.”
Gülümsedi. Gülümsemesi güzeldi ama gözleri…
Gözleri kalmış bir yerden bakıyordu.
Adını sormadım.
O da sormadı.
Bazen bazı sorular, cevaplarından daha ağır gelir.
Ertesi sabah yine oradaydı.
Sanki dün yarım kalan bir cümleyi tamamlamak için gelmişti.
Konuştuk. Ama konuşmalarımız hep dolambaçlıydı; gölden, rüzgârdan, susmaktan…
Kendimizden hiç bahsetmedik. Buna rağmen, birbirimizi çoktan tanıyorduk.
Üçüncü sabah, göl kıyısına oturduk.
“Zaman burada duruyor,” dedi.
“Hayat da bazen insanı burada unutur,” dedim.
Elimi tuttu.
Soğuktu.
Ama o soğukluk, içimde uzun zamandır sönmüş bir şeyi yeniden
yaktı. O an anladım: İnsan bazen yaşadığını, ancak bir başkasının dokunuşunda
fark ediyormuş.
Dördüncü sabah…
Uyandığımda içimde tuhaf bir telaş vardı. Göle koştum.
Yoktu.
Bekledim.
Gelmedi.
Bir gün geçti.
İki gün.
Sessizlik artık ağırlaşmıştı.
Arkadaşıma sordum. Gözleri kaçtı.
“Burada yaşayan kimse yok,” dedi. Sonra ekledi:
“Yıllar önce… genç bir kadın… sisli bir sabah… göl…”
Devamını duymadım.
Zaten biliyordum.
Elinin soğukluğunu, gözlerindeki hüznü, adını neden
söylemediğini… Hepsi birden yerine oturdu. Ama kabullenmek, anlamaktan daha
zor.
O günden sonra göle gitmedim.
Ama bazen kalabalık bir sokakta yürürken, bir anlığına içim
ürperiyor. Bir siluet geçiyor yanımdan. Bakıyorum… yok.
Belki bir gün bir rüyada,
belki bir başka sessizlikte…
Adını soracağım.
Ya da sormayacağım.
Çünkü bazı aşklar,
bir isme sığmayacak kadar derindir
ve ancak kaybedildiğinde yaşanır.
Kamil Erbil
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.