Şehrin Sokakları


Ayaküstü yaşanıyor hayatlar. 
Dostluklar ayaküstü başlıyor, 
ayaküstü dile dökülüyor sevdalar. 
Sözcükler yarım, 
fikirler tarumar. 
Hayâller kuruluyor çarçabuk, kestirmeden; 
gerçekler uzaklarda, 
umutlananlarsa bu “gerçekten” habersiz…  

Ömürler akıyor şehrin sokaklarından; 
kimi mesut, kimi derbeder, kimi bîçare… 
Kimi avucunu vicdanlara uzatmış, 
kimi ise gözlerini bu âlemden koparmış. 
Annesinin elindeki çocuk, 
vitrinlerde bir masalın kahramanı, 
dalgın bakışlarla oturan ihtiyar bir amca, 
tüm oyunları bitirmiş, 
sahneden inmek için bekliyor perdeleri. 


Yaşamlar iç içe, 
yaşamlar girift; 
aynı küre içinde bedenler bir arada, 
hayatlar birbirinden değişik…
Müzik sesleri karışıyor birbirine. 
Bir omuza yaslanmış 
keman acısını akıtırken bağrından, 
darbukanın ritimleri coşturuyor meydanı. 
Kanat çırpıyor güvercinler 
bir çocuğun avucundan serpilen yemlerine; 
bir kısmı da konmuş minarelere, 
şehre bakıyor.   

*        

YENİ güne Bismillah… 
Doğan güneşe, esen yele Bismillah… 
Defaatle bahşedilen hayatta, 
yeni başlangıçlara merhaba!
Sema perdelerini yavaş yavaş aralarken 
yarım kalmış hikâyelerin okunmamış sayfaları 
sevinç, hüzün ya da umut saklar bekleyenin gönlünde. 

Bilinmez ne yaşandı 
karanlığın örttüğü bu kubbenin altında
geceler sır tutarken 
kim bilir kaç hanede ne yaralar açıldı!? 
Oysa ezelden hükme bağlanmış neticeler uğruna 
bir çabayla tüketir insan 
en büyük sermayesi olan ömrünü.

Yine de “tazeden bir Besmele” çekip 
başlamalı hayata…
Minarelerden davet sesi yayılıyor şafaktan önce, 
kâinat İlâhî kelâmla aydınlanıyor. 
Rabbin üzerine yemin ettiği 
fecrin rahmet, mağfiret ve bereketinden 
nasibdâr olan, 
fâni dünyanın hengâmesinde hakikat kapısını aralıyor. 
Oysa rihlet mevsiminin yolcularıdır 
her yeni güne soluksuz koşturanlar. 

*

Zamanın ve olayların içinde bir isim, 
bir hayâl olarak anılacak olanlar… 
Bu idrake mazhar olan 
üç beş adım yürüyor 
bu davetin ardından 
tezkiye niyazında zamandan sıyrılarak 
kul olma maksadıyla.  

Sakin denizin üzerinden hafif esen lodos 
uğruyor sabahın mahmurluğunu atamamış mekânlara. 
İnsanlar hızlı adımlarla koşuşturuyorlar 
zamanın içinde bekleyen günlük rutinlerine. 
Otobüsten inen metroya, 
metrodan inen tramvaya… 
Korna sesleri arasında adımlanıyor yollar. 

Bir garip uğultu hâkim oluyor 
geceden kalma dinginliğin ruhuna. 
Garip bir döngü, mekânik bir eylem… 
Çocuğu, genci, orta yaşlısı… 
İnsan mı zamanın peşinden koşuyor, 
zaman mı insana yetişmeye gayret ediyor? 
Muamma… 

*

Bir hız ki, başları döndürüyor.
Alârmlar bölüyor en derin uykuları, 
en güzel düşlerin ortasında başlıyor hayatın koşturması. 
Sabahları ocaklar çaydanlıksız, 
sofralar garip, 
kaşıklar bardakların başını döndürmüyor 
tavşankanı çaylarda. 

Kapanıyor kapılar hayatın başladığı saatlerde, 
uğurlanmıyor gidenler dualı bir ağızdan 
İlâhî Kelâmla örülmüş zırhlar içinde. 
“Mutfakta tencereye düşmüyor bir kadının şarkısı”, 
perdeler aralanıp eve giren güneşle 
solgun çiçeğin renkleri hayat bulmuyor.   

“Simitçi! Taze simit!” sesleri 
korna seslerini dolaşarak taliplisine ulaşıyor. 
Simitçinin pilli radyosundan 
gurbet türküleri dinliyor kaldırımlar. 
“Yurttan Sesler Korosu’ndan türküler dinlediniz, 
şimdi sırada hafif Batı müziği var” derken 
radyonun dalgasını değiştiriyor, 
başka frekanstan 
yine bir memleket havası yakalıyor.


Küçücük arabaya yüklemiş koskoca hayâlleri; 
gökyüzünden bir kadın, 
bir çocuğa umut topluyor. 
Radyosu susmuş ama 
o yine de almış diline 
bir Rumeli türküsü, 
hatıralarla sürüklüyor rızkının istikametine arabasını.

Dükkânlar kepenk açıyor: 
“Selâmunaleyküm… 
Bol kazançlar!” duasıyla. 
Kazanmak üzerine başlıyor gün. 
Rızkını kazanmak, 
daha çok kazanmak, 
mâkâm kazanmak… 
Belki bilmediğimiz yerlerde 
birileri arınmıştır yüklerinden bir dost, 
bir gönül kazanmak olmuştur gayesi. 

Bu kubbe altında maksatlar değişse de 
değişmeyen tek gerçek, 
“Hakk’ın rızasından başka 
her şey gelip geçici”…
Bir bankın üstünde 
ya da bir ağacın altında zamandan kopmuş, 
bilinmeyen hikâyelerin zirvelerinden düşen 
dünsüz ve bugünsüz bedenler 
kuru birer yaprak gibi kıvrılıyor. 

*

Soğuk taşlar üstünde sıcak bedenleri üşüyor. 
Gövdeleri bir kütle, 
ruhları bir kütle; 
yıllardan kalma yükleri taşınmıyor hiçbir yere. 
Alışmış bu hayatlara gözler, 
yalnızca gölgeleri düşer yaşamlarına. 
Bilinmez öykülerin mucipliğidir bir sır gibi 
sokaklarda yaşanan.

Hızlı adımlarla birileri yürüyor yürüyüş yolunda. 
Ayağında spor ayakkabı, 
kulağında kulaklık ve elinde bir su şişesi… 
Onlar sağlıklı yaşamın adımlarını atıyor, 
yanındaki genç adamsa 
avucundaki bozuklarla kuruş kuruş korkusunu sayıyor. 

Gün yavaş yavaş tükeniyor, 
bir göç havası hâkim şehrin sokaklarına. 
İşportacı, boyacı topluyor tezgâhını. 
Kepenkler çekiliyor  
“Elhamdülillah” zikriyle. 
Doymayan nefislerse hep en çoğunun peşinde. 
Hayat böyle demek ki… 
“Şükür” ya da “şikâyet” 
rotasından yürüyor insanoğlu yolunu.

*

Yorgun bedenler adımlıyor yolları; 
kiminin elinde kuru ekmek, 
kimindeyse fiyonklarla süslenmiş janjanlı ambalajlar. 
Bir ambulans geçiyor sokaktan acılı sesiyle, 
kaç kişi duyuyor, 
bilinmez. 
Herkesin kulağı kendi sesinin peşinde…

Birer birer yanıyor evlerin ışıkları. 
Perdeler çekiliyor yaşamların üstüne. 
Gecenin ayazı parmakları, suratları kesiyor. 
Gökyüzü kurşun rengi örtüsünü çekmiş üstüne; 
ay şu günlerde kendisini gizliyor. 
Bekçinin düdük sesi karanlığı yırtarken, 
hızla koşan üç beş ayağın gümbürtüsü 
sokağı arşınlıyor. 

Ne rahmeti biter bu âlemin, 
ne de zahmeti. 
Anlaşılan o ki, 
en büyük yük insana 
yine kendisi...

Bitiyor bir gün 
kazananı, kaybedeni, ağlayanı, güleni, doğanı 
ve göçeniyle. 
Bir yıl, 
bir mevsim, 
bir gün bitiyor. 
Bitiyor da her şey, 
insanın dünyaya olan meyli bitmiyor…  

redfer   


( Şehrin Sokakları başlıklı yazı redfer tarafından 5.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu