Gün Batımı
Bu kadim topraklar bir harita değil,
bir sevgilinin avucundaki çizgilerdir.
Ben o haritanın en kuytu yerinde
senin adını fısıldıyorum dört bir yana
ve her seferinde
yine sana varıyor yolum.
hani bir uçurum kenarında dursak da düşmesek,
rüzgâr sırtımızı okşarken,
işte öyle.
Munzur’un soğuğu sızar içimin kanyonlarına.
Sesim yankılanır dağların boşluğunda.
Zap gibi coşar,
çarpar kayalara, azgın bir ırmağa dönerim
her gün batımında.
Zamansız göçlere sererim yorgun kanatlarımı.
Sümela’nın sisinde ararım kayıp düşlerimi.
Bir Akdeniz dalgası vurur kapıma,
Toroslar’ın çam kokulu kucağında
gençliğimi yeniden bulurum.
bir yörük kiliminin nakışında.
Desen desen hayallerim.
Gök gürlese de korkmayız,
yağmurun en çılgın yerinde
sığınırız birbirimize,
ıslanmadan, işte öyle.
Çoruh’un hırçın sularında dökerim içimin tozunu.
Bir zeytin ağacına yaslarım bitmeyen hasretimi.
Cudi’de geceye sinen ceylan gibi
tetikte bekler yüreğim,
ama çorak toprağımda bir gül açar yine de
bir türkü çığırırım yanık yanık…
Tuz Gölü’nün ak sessizliğinde izlerim ayaklarımı.
Söylenmemiş bozlakların arasında seni beklerim Kırşehir de
Sen yoksan
bu koca coğrafyada ben neylerim…
Pamukkale’nin beyaz düşünde yürürüm yalınayak.
Kapadokya’da peri bacalarının gölgesinde
soluklanırız, ürkek ve heyecanlı.
Hasankeyf’in sulara gömülen tarihi
içimdeki kıpırtıya benzer.
Iğdır’ın al elmalarından toplarım sana,
Midyat’ın taş sokaklarında adın yankılanır.
Bir çay içsek Kaçkar’ın sisli doruğunda,
dünya aşağıda kalsa, biz bulutlarda,
işte öyle.
Karaincir akşamlarında batırırım güneşi kızıl sulara.
Eski Foça’nın dar sokaklarında
bir balıkçı ağında takılı kalır
gözlerinin hüzün rengi.
Porsuk’un ayazında titrer gecenin son ışıkları.
Haydarpaşa’da gece yarısı kalkar bir tren,
belki de ikimizi taşır içinde.
Bir menekşe koklasak,
kokusu hiç geçmese,
zaman donup kalsa
ilk el ele tutuştuğumuz o anda,
işte öyle.
Van Gölü’nün derin mavisinde ararım eski efsaneleri.
Akdamar’da hâlâ duyulur mu aşkın yankısı?
Bir taşa kazıdım adını,
rüzgâr silmesin diye.
Ömrümü adadım bu topraklara ve sana,
en değerli armağan gibi.
Amasya dağlarında Ferhat’ın kazması çınlar kulağımda.
Yeşilırmak akar usulca,
tanık olur bizim efsaneye.
Bir damla gözyaşı karışır
Çarşamba’nın ıslak ayazına.
Ellerini çıkarsan cebinden,
tutsan soğuk ellerimi zemheri ortasında,
dünyama bahar inse,
işte öyle.
Mardin gecesinde gerdanlık gibi parıldar şehir,
aşağıda Mezopotamya ovası
bin yıllık bir aşkı kucağında taşır.
Biz bu kadim toprakta sevmeyi yemin ettik,
korkulara kafa tuttuk,
ölümü bile ürküttük.
Kapadokya balonunda yükselir düşlerim,
rüzgâr nereye isterse oraya.
Kızılırmak’ın çamurlu suyunda ararım
kaybettiğimiz o çocuk gülüşlerini…
Ilgaz’ın yamaçlarında.
Bir ıslık çalsan
bütün şehir sussa,
sadece sen konuşsan,
işte öyle.
Datça’nın büklerinde fısıldar Ege rüzgârı.
Fethiye’nin ölü denizinde kahkaha atarım şerefine.
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür”
derken şair,
ben Karaağaç gölgesindeyim hâlâ
Harput’un buz çeşmelerinden içerim.
Sevdalandıkça gözlerin gelir aklıma.
Gece aydınlandıkça
Sivas soğuğu işler kemiklerime,
fakat içim alev alev yanar.
Senin olduğun her yer yangın yeridir.
bitmese bu aşk.
Sonsuza kadar sürse bu yürüyüşümüz.
Ve bir gün,
bütün dağlar ufka karışınca,
Anadolu’nun her taşı, her yaprağı,
her damla yağmuru
adımızı fısıldayacak.
Çünkü biz sevdik.
Çünkü biz bu vatanı
bir ana ,bir yar gibi sevdik.
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.