O Islak Ve Sararmış Resim Gibi
Zamanın teğet geçtiği o kırık dökük istasyonda, cebimde sakladığım anıların soğukluğuyla bekliyorum;
Gökyüzü fırtınanın ardından dikiş tutmaz bir kumaş gibi yırtılırken,
o albatrosun bıraktığı gölgeye sığınıyorum.
Kaç vakit beklediğimi unutacak kadar çok,
Bir çok şeyi hatırlayamayacak kadar az
durmuşum o sahilde;
Islak kumların içine sakladığım parmak uçlarımla,
yeryüzünün kalbinden geçen eski bir masalı dinliyorum.
Bir fırtına koptu,
evet, saçlarımdan dalga dalga geçen o rüzgar,
aslında geçmişin tozlu kokusuydu,
Ve ben,
henüz doğmamış çocukların kirpiklerine düşen
o ilk yağmur tanesi gibi kimsesiz,
ama öylece …
Hani denizlerin tuzunda erimeyen o mazi var ya, işte o masalın tam ortasında takılı kalmış bir imgeyim;
Bir çocuk masalının sararmış kapak fotoğrafında,
yüzü belirsiz, gözleri uzak ufuklara çakılı kalmış o yabancıyım.
"Bekle" demişlerdi bana,
kulaklarımda koca yılların uğultusuyla,
fırtınadan hemen sonraki o ürkütücü sessizlikte,
Söz verdikleri o kağıttan kayık,
kim bilir hangi hırçın dalganın koynunda ıslanıp
koca bir gemi gibi denizin dibine çökmüştü
Arkasından öylece baktığım o albatros kuşu, dağların en yüksek tepesine konduğunda belki de benden bir parça çalmıştı;
Uçmak, kıyıya vurmuş bir çocuk için sadece gökyüzüne bakıp iç çekmekti,
ama o kanatlar benim hayallerimdi.
Dağlar ki, fırtınadan kaçan tüller gibi sisle örtülmüştü,
ben o sisin arkasında gizlenen sırrı arıyorum,
Belki bir taşın altına saklanmış bir anahtar,
belki de doğmadan önce kulağıma fısıldanan o benim adımdı.
Ayağıma değen her dalga,
denizin içindeki binlerce kayıp masalı getirip
ayaklarımın dibine seriyor,
Ve ben, her dalgada biraz daha köpürüyor,
her geri çekilişte biraz daha eksiliyorum
Yazılmış ama kimsenin parmak izi değmemiş o tozlu kitabın ilk cümlesinde kaybolmanın ne demek olduğunu iyi bilirim;
Çünkü kimse okumadı beni,
hiç kimse o kapağı aralayıp içindeki fırtınanın kaynağını sormadı gökyüzüne.
Sadece baksınlar diye çizilmiş bir resim,
sadece dokunsunlar diye uzatılmış
incecik, çocuksu bir eldim ben,
Kendi masalının dışında kalmış,
kendi kehanetine yenik düşmüş,
kıyıda unutulmuş bir deniz kabuğu kadar yalnız.
"Gelecek" dedikleri o kağıttan kayık,
belki de sadece beni avutmak için uydurulmuş
devasa bir aldatmacaydı,
Denizin derinliklerinde,
balıkların pulunda,
suyun o sessiz yankısında kalmış
bir çocukluk düşüydü.
Beklemek, ıslak bir kayanın üzerinde oturup denizin gökyüzüyle birleştiği o ince çizgiyi ezberlemekti zamanla;
Rüzgar saçlarımı birbirine dolarken,
ben zihnimdeki karmakarışık soruları çözmeye çalışıyorum tek başıma.
Kaç mevsim devrildi ayaklarımın dibinde,
kaç fırtına gelip geçti üzerimden de
bir tek beni söküp alamadı buralardan .
Belki de fırtınanın ta kendisiydim ben,
durulmayı bekleyen,
dinmeyi bilmeyen,
kendi içine çöken bir kasırga.
Çocukluğum, kumdan kalelerin yıkılışını izleyen
o masum gözlerde takılı kaldı,
hiç büyümedi
Ve her batan güneş,
tepelerden süzülüp gitti
ufkun o kanlı, kızıla boyanmış öte tarafına.
Denizden çıktığım o anı hatırlamıyorum bile, gözeneklerime dolan tuzun yakıcı hissi dışında hiçbir şey yok zihnimde;
Ben gerçekten denizden mi çıkmıştım,
yoksa denizin karaya fırlattığı unutulmuş bir köpükten mi ibaretim?
Sordukça sorular çoğaldı,
çoğaldıkça ıslattı ayaklarımı
o bitmek bilmeyen hırçın ve renksiz dalgalar,
Beni almaya gelmeyen o kağıttan gemi,
belki de çoktan başka bir çocuğun rüyasına demir atmıştı, ta uzaklarda.
İşte buradayım halen; ne o albatros kadar özgürüm dağların zirvesinde, ne de bir albatros kadar hafifim denizin üstünde…
Yazılmamış bir masalın kapağında duruyorum öylece,
rüzgar saçlarımı karıştırıyor,
dalgalar ayaklarımı okşuyor.
Bir çocuk kadar umarsız,
bir fırtına kadar mağrur
ve unutulmuş bir söz kadar derin
bir bekleyişin içindeyim…
Eğer bir gün o düş kayığım gelirse bu sahile,
beni bıraktığı gibi bulamayacak;
Çünkü ben artık beklemenin kendisi oldum,
masalın kapağındaki
o ıslak ve sararmış resim gibi…
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.