Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Hangi Gece Sonsuz Oldu ki

Hangi Gece Sonsuz Oldu ki


Sessizlik, dökülen bir yaprağın toprağa değme telaşı kadar ağır şimdi omuzlarımızda,

Kendi ellerimizle ördüğümüz bu yüksek duvarların gölgesinde üşümeyi lüks saydık.

Bir zamanlar vitrinlerde sergilediğimiz o sahte gülücükler, paslı birer çivi gibi saplandı hafızamıza,

Herkes kendi suçunun üzerini örtecek bir karanlık aradı, geceyi bu yüzden sevdik belki de.

Oysa sahte pembe bir düşün ardında bıraktık pervasızca kuruyan cam güzellerimizi,

Şimdi unuttuğumuz o af dilekçelerinin mürekkebi bile kurudu kuytu köşelerde.

Yine de dinle; rüzgârın kurumuş çatlak toprağa fısıldadığı o eski ve unutulmuş ninniyi,

Çünkü karanlık en çok, kendi varlığından korktuğu o son anlarında koyulaşır…


*

Sicil defterlerinde feryat eden parmak izlerimiz, sadece bize mi ait sanırsın ?

Biz ki iyiliği süslü cümlelerle resmettik ama kış gelince ilk ısıttığımız kendi ellerimiz oldu.

Pikaptaki plağın o son cızırtısı bile sustu, sahnede yapayalnız kalanlardanız artık,

Hangi günahın bedeliydi bu denli gürültülü bir yalnızlıkla yüzleşmek, hangi cezanın mukaddimesi?

Korku labirentlerinde yolunu kaybeden çocukların feryadı yankılanıyor susuz topraklarda,

Söz bitti, dize bitti, umuda yazılan şiirlerin üzerini örttü zamanın merhametsiz tozu.

Ama unutma; toprağın altına gömülen her tohum, önce kendi karanlığıyla helalleşir,

Biz de helalleşiyoruz işte; unuttuğumuz insanlığımızla, o vitrin süsü masumiyetimizle…


*

Bak, ufkun o en mağrur, en ulaşılmaz çizgisinde beliren renk sadece bir illüzyon değil!

Zamanın çarkı dönerken, çatlayan toprağın kalbinden sızan o son nem, yeni bir canın habercisi.

Teslimiyet hükümleri yırtılıyor belleklerimizde, gecenin kurduğu o despot saltanat sarsılıyor,

Çünkü hiç kimse, ama hiç kimse günün doğuşunu engelleyecek kadar güçlü olmadı bu dünyada.

Gece kuşlarının çığlığı yerini esrarengiz bir bekleyişin, hürmetkâr bir sükûnetin sesine bırakıyor,

Perde gerisindeki fısıltılar siliniyor, gökyüzü kendi masmavi kumaşını biçmeye hazırlanıyor yeniden.

Korkma dostum, suçlarımızın ağırlığı ezmesin omzunu; her karanlık, ışığa gebedir doğası gereği,

Şimdi gözlerini o kızıllığa dik ve içindeki o kırık dökük umudu gözle…


*

Kurumuş bedeninde son yağmur damlasını kaybeden kirpiklerin, pes etmedi aslında, sadece uykuya daldı,

İşte o çatlakların arasından giren rüzgâr, şimdi derinlerde saklanan kökleri uyandırıyor tek tek.

Geçmişin bedduaları siliniyor havadan, hoşa giden zamanların o güzel kokusu geri dönüyor yavaşça,

Pervazlarda unutulan, yüzü solmuş menekşeler bile canlanıyor o hafif serinlikte.

Biz kaçık hayallerin, vitrin süsü sevdaların sarhoşuyduk; uyanışımız ağrılı oldu belki ama oldu!

Şimdi kaçırdığımız her bakışın, sildiğimiz her gözyaşının hesabını vereceğimiz o büyük aydınlık geliyor,

Sıkışan yürekler genişliyor korku labirentlerinden çıkarken, nefes almak bir mucize gibi dönüyor göğsümüze,

Ufuktaki ışık yalan söylemez; güneş doğacak ve biz yine o masum çocukların gözleriyle bakacağız dünyaya.


*

İğnesi çekilen o eski plak sustu diye musikinin bittiğini kim söyledi ki sana?

Evren kendi bestesini hazırlar her şafak vakti; kuşların kanat çırpışında, rüzgârın dilinde…

Biz ki dansı bitti sandık, oysa sadece yorulmuştu adımlarımız bu yalan dünyada koşmaktan.

Şimdi yeni bir ritim başlıyor, suçların sicilinden temizlenen sayfaların beyazlığında,

Dilekçeler kabul görüyor; çünkü af, gökyüzünün doğasında var olan tek sonsuz pınardır.

Parmak izlerimiz değişmiyor belki ama o izlerin dokunduğu her şey güzelleşiyor bu ışıkla,

Duvar arkasındaki gizli sevdalar çıkıyor açığa, artık utanmıyor kimse sevdiğini haykırmaktan,

Çünkü aydınlık, gizlenecek hiçbir günah bırakmıyor, sadece sevgiyi açıkta bırakıyor…


*

Kızıllık yayıldı bir kere, gökyüzünün masmavi örtüsü sürülüyor simsiyah gecenin üzerine,

Teslimiyet hükümleri bitti; şimdi direnmenin, dirilmenin, yeniden var olmanın vaktidir!

Güneş, gecenin kurduğu barikatları tek tek yıkarak yükseliyor o mağrur dağların ardından,

Hangi gece sonsuz oldu ki? Hangi karanlık yutabildi sabahın o el değmemiş ilk ışığını?

O vitrin süsleri varsın kırılsın, varsın dökülsün sahte renkler yapraklarımızdan,

Gerçek olan, öze dönen, toprağa değen ve aşkla beslenen ne varsa hepsi ayakta işte!

Dostum, tut elimden; o sıkıştığımız labirentlerin çıkış kapısı tam da şu ışığın geldiği yerdir,

Adımla, çekinme; güneş sadece güyüzüne değil, bizim kurumuş yüreklerimize de doğuyor…


*

Umuda dair bitti dediğin o son dizeler, bak nasıl da yeniden filizleniyor beyaz kâğıtta,

Kelimeler kabuklarını kırıyor, sesimiz rüzgâra karışıp dünyayı dolaşıyor bir müjde gibi.

'İnsaniyet adına geceydi' diyordun ya; işte şimdi insanlık kendi sabahına uyanıyor,

Gözlerimizdeki o hüzün tortusu, çiy taneleri gibi dökülüyor kirpiklerimizden birer birer.

Artık ne suçun sicili kalıyor geriye, ne de o karanlık duvarların korkunç gölgeleri,

Güneşin değdiği her köşe başı bir mabede, her sokak bir umut panayırına dönüşüyor.

Kuruyan cam güzelleri açtı bile pembe çiçeklerini, pervazlar yeniden hayat kokuyor,

Biz yeniden güzeliz dostum; hem de o eski vitrin süslerinden çok daha gerçek, çok daha diri…

*


Topraktaki çatlaklar kapanıyor yavaşça, sular fışkırıyor kaybolduğu o derin pınarlardan,

İğne plağa yeniden değiyor ve evrenin en kadim dansı başlıyor insanlığın bağrında.

Bedduaların yerini hayır duaları alıyor, geçmişin ağırlığı buharlaşıp gidiyor sabah sisinde,

Korku labirentleri yıkıldı; çil yavrusu gibi dağıldı zihnimizdeki o karanlık vesveseler.

Şimdi affedildik belki de, dilekçelerimiz kabul gördü göklerin o yüksek divanında,

Çünkü samimiyetle dökülen her damla yaş, güneşi çağıran birer elçiydi aslında.

Bak, gölgeler kısaldı, ışık tam tepemizde; kaçacak, saklanacak bir yer kalmadı aydınlıktan,

Sadece kollarımızı açıp bu sıcaklığı emmek kalıyor bize, bu ilahi bağışlanmayı…

*


Maskelerimizi söktük attık; ne afişlerdeki masumiyet yalanına ihtiyacımız var artık, ne de süslere,

Çıplak ve yalın bir hakikat olarak duruyoruz güneşin altında, olduğumuz gibi, çırılçıplak…

Gece kuşları yerini şafak bülbüllerine bıraktı, onların ötüşü karıştıkça içimizdeki coşkuya,

Bütün o acı hatıralar, o kırgın zamanlar birer masal gibi uzaklaşıyor zihnimizin kıyılarından.

Renkler sadece pervazlardaki saksılara değil, ruhumuzun en derin, en karanlık dehlizlerine vuruyor,

Işık yıkıyor yüzümüzü, temizliyor sicilimizdeki o paslı parmak izlerini tek tek,

Güneş yeniden doğdu dostum; hem de öyle bir doğdu ki, gecenin izini bile bırakmadı geride,

Şimdi göğsümüzü gere gere 'biz buradayız' deme vaktidir, insanlığın bu ulu sabahında!



redfer


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Hangi Gece Sonsuz Oldu ki

Hangi Gece Sonsuz Oldu ki

redfer redfer