AYRIK OTU HAYRİYE
19 Ocak 2025
H. Çiğdem Deniz
Bazı anlar vardır; yaşandığı sırada fark edilmez ama insanın içine bir çentik atar. Zaman geçtikçe silinmez, aksine derinleşir. 2015 yılıydı. İstanbul’da dondurucu bir soğuk vardı. Kızım üniversite öğrencisiydi. Eşimle birlikte arabayla ilerliyorduk; sıradan, konuşulmadan geçen bir yolculuktu belki de. Şehrin aceleciliği, kalabalığı ve kayıtsızlığı içindeydik.
Sonra onu gördüm.
Arabanın camından, iki ya da üç dakikalık bir zaman diliminde. Hayatın akışı içinde neredeyse yok sayılabilecek kadar kısa bir an. Ama bazı anlar vardır ki insanın zihni durur, yalnızca kaydeder. Sonradan düşündüm: İnsan bu kadar kısa sürede nasıl olur da bu kadar çok ayrıntıyı görür? Hâlâ kendime şaşarım.
Bacaklarının ağdalı olduğunu fark ettim. Bu ayrıntıyı neden, nasıl gördüğümü bilmiyorum ama gördüm. O dondurucu soğukta ayakları çıplaktı. Bu bir görüntü değil, bir hâldi. Hayata karşı savunmasız bırakılmış bir hâl. Gözlerimiz kilitlendi. Arabanın içindeydim; o kaldırımda. Cam vardı aramızda ama mesafe yoktu. O bakış, insanın içini bir anda savaş alanına çeviren türdendi. Bu yüzden unutulmadı.
Üzerindeki kıyafeti, yemenisine kadar zihnime kazındı. Sonradan şiirde yerini alacak olan her ayrıntı, o birkaç dakikanın içinden çıktı. Onu en net, çiçek satan adamların arkasında gördüm. Umut satılan tezgâhların ardında, kimsenin dönüp bakmadığı bir yerde duruyordu. Herkes çiçeğe bakıyordu. Ben ona baktım.
Şiir o gün yazılmadı. O gün içime yerleşti sadece. Sonra adını koydum: Hayriye. Ayrık otu dedim. Bastıkça çoğalan, kopardıkça kök salan, görmezden gelindikçe hayatta kalan.
Yıllar geçti. Hayat başka yüzler, başka sahneler sundu. Derken Balıkesir TTM’de, bir gün, bir ses koşarak geldi bana. “Çiğdem abla.” Döndüm. Gözler… Aynı gözler. Delici, insanın içini bir anda karartan o bakış. Sarılacak sandım. O içtenlik yarım kaldı; bir yere takılıp asılı kaldı. İşte o an anladım: Şiir, kendini bana hatırlatıyordu.
O günden sonra tuhaf bir şey oldu. Onu artık her yerde görür oldum. Koroda, çarşıda, kalabalığın içinde. Bazen yüzünü değil ama bakışını. Bazen bakışını değil ama sesini. Telefonda duyduğum bir ses tonunda bile. Sanki tek bir bedene ait olmayan bir hâle dönüşmüştü. Bir kadından çıkmış, bir zamana yayılmıştı.
Anladım ki Hayriye bir kişi değildi artık. Bir karşılaşma da değildi. Hayriye, bakılmayan yerde duran her şeydi. Şehrin arkasında kalan yüzüydü. İnsanlığın görüp de susmayı seçtiği yerdi. Bu yüzden İstanbul’a sitem eder şiir. Şiirin en koyu kentidir o. İnsanını bozuk para gibi harcayan bir kent.
Bu yazı bir hikâye değildir. Bir açıklama da değildir. Bu, iki üç dakikada görülen bir gerçeğin, yıllar boyunca insanın içinden çıkmayan yankısıdır. Ve insan bazen insan olmaktan utanır. Bir ben, bir de Orhan Veli.
AYRIK OTU HAYRİYE
Tarih 13.12.2015 Saat 19:20:03
Sen şairlerin ilhamı,
Sen bakirliği bozulmuş,
Telli duvaklı gelin.
Ah, şiirin en koyu kenti,
Sarhoş yüreğimin
Sahibi İstanbul.
Bu sefer
kafiyesi olmasın
dizelerimin de.
Kan kusarken,
kızılcık şerbeti
kursağımda dura koysun.
İnsan olmaktan utanır
bir ben,
bir de Orhan Veli.
Daha adımını atmadan
yaktın
Anadolu elinden
uçup gelen serçeyi.
Kanadı gümüş martılar…
Yine mi
afilli bir yalan, yalan?
Masaldan ibaret anlatılan,
rüyadan, kabuslardan
sarsılarak uyanmaktan ibaret
çocuk işveli
aşk-ı sevdan.
Erimiş zifti banmış ekmeğine,
Ayrık Otu Hayriye.
Asfaltı adımlıyor çıplak ayakları;
yemenisi pembe,
inadına renkli.
Kış gününde yazdan kalma elbisesi,
yüzünde delice gülümsemesi…
Harcanıyor bozuk para gibi
benliği.
Yedikule zindanında
zincirlenmiş gül kokusu.
Küflü duygular haykırsın,
dikeni koparılmış Leylaların.
Duyulmuyor ki feryadı;
yaşananlar gerçek olsun.
Bülbül ötüşleri unutulmuş
palavradan Mecnunların
cezası idam olsun.
Ah, şiirin en koyu kenti,
sarhoş yüreğimin
sahibi İstanbul,
sana yazıklar olsun.
(
Ayrık Otu Hayriye başlıklı yazı
çitlembik tarafından
19.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.