Bir Halk Mektebinin Büyük Salona Taşındığı Gün
Bir Halk Mektebinin Büyük Salona Taşındığı Gün
16 Ocak — Balıkesir
H. Çiğdem Deniz
Bir halk mektebi düşünün…
Oturmayı, susmayı, dinlemeyi; sözün sırasını, edebin yerini öğreten bir mektep.
Yüzyıllardır küçük odalarda, dar sofralarda, yan yana diz çöken insanların arasında yaşadı bu kültür.
Bu kez o mektep Balıkesir’de büyük bir salona taşındı.
Ve anlaşıldı ki, belki de hepimizin bu eğitime ihtiyacı varmış.
Sahnede iki kültür yan yana durdu.
Şanlıurfa’nın sıra gecesi ile Dursunbey’in baranası…
Ne biri ötekine üstün, ne biri diğerinin gölgesinde.
Yan yana, aynı hizada, aynı terbiyede.
Sıra gecesi bir eğlence değildir; bir halk mektebidir.
Oturmayı öğretir, dinlemeyi öğretir,
sözün kıymetini ve susmanın asaletini hatırlatır.
Barana da böyledir;
aynı terbiyenin başka bir coğrafyadaki dili.
Bu buluşmanın arkasında yıllar öncesinden gelen bir fikir vardı.
Atik Sahil hocanın zamanında sunduğu, fakat ancak bugün hayat bulabilen bir fikir…
Bazı düşünceler vardır; doğru olduğu hâlde bekler.
Zamanı gelmeden sahneye çıkmaz.
Bu gece, işte o bekleyen fikirlerin gecesiydi.
Salon doluydu.
Ses vardı ama gürültü yoktu.
Kalabalık vardı ama taşkınlık yoktu.
Herkes biraz seyirci, biraz öğrenci gibiydi.
Aklıma yıllar önce okuduğum bir hikâye geldi.
1954’te, Amerika’da sıradan bir kadının evine gökten bir taş düşmüştü.
Bir meteor…
Ne çağrılmıştı ne beklenmişti.
Evren, dikkat çekmek için bir oturma odasını delmişti adeta.
O kadının hayatı o günden sonra değişmişti.
Bir bilim tarihi notu olması gereken olay,
onun için ağır bir yük, uzun bir yalnızlığa dönüşmüştü.
Kendi kendime sordum:
Bir toplumun uyanması için ille de böyle sarsıcı bir şey mi yaşanmalı?
Bir şehrin farkına varması için evine meteor mu düşmesi gerekir?
Belki de hayır.
Belki de bu gece olduğu gibi,
bir halk mektebini büyük salonlara taşımak yeterlidir.
Sofra da bu bilinci taşıyordu.
Şanlıurfa’nın çiğ köftesiyle Balıkesir’in höşmerimi aynı masadaydı.
İki şehrin kendini anlatma biçimi buydu belki de:
Sözle değil, ikramla.
Bu gecenin görünmeyen yüzünde büyük bir emek vardı.
Sanatı sahiplenen kurumlar, bu fikri hayata geçirenler,
sahne arkasında sessizce çalışan teknik ekip,
dekoru hazırlayanlar, mutfağı ayakta tutanlar, güvenliği sağlayanlar…
Ve Urfa’dan gelen çiğ köfte ustasının yoğurduğu emek.
Güncelerimde sıkça yazıyorum:
Balıkesir bir sanat şehri olacak.
Ama bunun yolu tesadüflerden değil, bilinçten geçiyor.
Halk bilinçlenecek,
sanatçılar engelle değil destekle karşılaşacak.
Yeni bitirdiğim Floransa Büyücüsü kitabı da tam olarak bunu anlatıyordu bana.
Floransa’yı büyüten şey mucize değildi;
sanatı koruyan, kollayan ve ona alan açan bir iradeydi.
Sanat, ancak desteklenirse kök salar.
Bu gece Balıkesir’de,
meteora gerek kalmadan bir uyanış yaşandı.
Sessiz, derli toplu, yan yana…
Bazen evren kapıyı çalmaz.
Ama bazen insanlar, doğru kapıyı açmayı bilir.
Bir Halk Mektebinin Büyük Salona Taşındığı Gün başlıklı yazı çitlembik tarafından
18.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.