Kanaryam Güzel Kuşum
KANARYAM GÜZEL KUŞUM 

20 Ocak 2026

H. Çiğdem Deniz 

En son konser provası geçeli çok zaman olmadı. Sahnenin o bildik gerilimi hâlâ taze: “Kim nereye duracak, mikrofonlar gerçekten açık mı, yoksa yine bizi yarı yolda mı bırakacak?” soruları havada dolaşıyor. Biz bunları düşünürken, saz ekibi çoktan soundcheck işini bitirmiş oluyor; sanki sahne onların çocukluk arkadaşı, biz sonradan tanışmışız.

Tam bu stresli atmosferin ortasında, beni sahnede trafik polisi edasıyla el kol hareketleri yaparken görme ihtimali oldukça yüksek. Dur, geç, sus, biraz daha yana…
Sebebini soracak olursan sevgili güncem, mesele teknik değil; tamamen annesel.

Çünkü sevgili annem, o anda, sahnedeki en stratejik kişiye —Atik Sahil’e— yengeç misali yanlamasına yaklaşmaya karar veriyor. Maksat belli: Küçük, masum görünümlü ama etkisi büyük bir cümle bırakıp uzaklaşmak. Ben de refleksle devreye giriyorum. Ne yaptığımı bilmeden, kelimelerle değil beden diliyle anneme “dur” demeye çalışıyorum. Sahne önünde müzik, sahne arkasında sessiz bir diplomasi krizi.

Kapı ziline basıyorum. Çok geçmeden kapı ağır ağır açılıyor ve kendimi annemlerin apartman komşuları ve çocuklarıyla burun buruna buluyorum. Tatlı dil, güler yüz; günün moddosu belli: “Ev alma, komşu al.”
Annem çoktan anlatmaya başladı bile. Komşularının iyiliklerini, yardımlarını, zamanında nasıl koştuklarını… Anlata anlata bitiremez hep zaten. Ben kapı eşiğinde, torbalar elimde, bir yandan gülümsüyor, bir yandan içimden “Bu da ayrı bir sahne” diye geçiriyorum.

Absürt bir yaklaşım derken şunu kastediyorum sevgili güncem:
Annemin sesi gerçekten güzeldir. Öyle iddialı bir güzellik değil ama insanın içine yerleşen cinsten. Hele “Kanaryam, güzel kuşum” eserini söylemeye başladığında, evin akustiği bir anda değişir. Salon genişler, mutfak derinleşir, apartman boşluğu konser salonuna dönüşür.

Anneme gelince ilk işim iki kupa çay içmek oldu. Sanki günün resmî açılışıydı bu. Ardından mutfağa geçip pırasa aşı yapmaya koyuldum sevgili güncem. Bir süre eski yazılarıma dönüp bakacak olursan, pırasa yemeğini yaptığımı defalarca yazdığımı görürsün. Lâkin sanma ki sadece ot ile besleniyorlar. Öyle bir yanlış anlaşılma olmasın. Pırasanın yanına mercimek çorbası, ardından da havuç salatası eşlik etti; mutfak kendi hâlinde ama düzenli bir mesaiye girdi.

Yemek işi bitince bu kez daha zorlu bir aşamaya geçtim: Annemi banyo yapmaya ikna etmek. Meğer yıkanmak bile ne zor gelirmiş insana. Büyük bir gayretle razı ettim. Kese için beni çağırdı, her hamlede bir dua etti; az bana, çok kendine. Sabırla durdum, ses etmedim. Bazı dualar suyla birlikte akar gider ya, öyleydi.

Sonra babamı uyandırdım. Onu da banyoya soktum. Bir güzel yıkadım; pampacık oldu. Bu söz eskilerdendir sevgili güncem, eskiliği de tam buraya yakışır zaten. O an anladım ki günün asıl provası sahnede değil, evin içinde yapılıyor.

Annem genellikle ıhlar; bu sefer ne oldu bilmem, babam aldı bu rolü. Yıkandı, giyindi, nice sonra sessizleşti. “Hadi,” dedim, “size çorba içireyim.” Zaten sıcaktı.
Mutfakta tencerenin başında durdum. Çorbanın buharı değil belki ama evin hâli ağır ağır yatıştı. Gün, kendi kendine sesini kısmayı bildi.

( Kanaryam Güzel Kuşum başlıklı yazı çitlembik tarafından 20.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu