Kısaca Ben İnsanım Ve Yaşıyorum...
Bir mucidi olmalı mıydı s/onsuzluğun
ve rehavetin çöreklendiği çöl benzeri yüreklerdeki kum fırtınası…
İzahı var mıydı sahiden de çalmayan
notaların gel gör ki melodisi tırmalarken kulakları.
Haz değildi iştigal olduğum sadece
hası olmak insan ve o derin hassasiyet…
Tozu dumana katan varlığım
sancılandığımdan çok önce ve bilmediklerim ya da bilmezden gelindiğim yoksa ben
miydim bilinmesini istemediğim?
İyi de içimde ne mahzen vardı ne de
karanlık çünkü ben ilk günden bu yana insan olmaya insan kalmaya programlanmıştım
ve işte çöken o sistem.
Çökük olmadı asla omuzlarım ben
sadece çömeldim.
Ne zehir oldum ne zehir içtim ne de
saçtım çünkü zemzem suyunun lezzetine ve ihtişamına kapılmıştım bir kere…
Muallime olduğum yıllar.
Öğrenci olmaya meylettiğim ömür.
Aşkın izahı ve de.
Şarlatan yalancı âşıklar.
Kekeleyen kumru.
Bense çiçektim ama en çok da
ezdikleri daha doğrusu ezmeye meylettikleri ve işte dikenlerimi kendime
batırdığım kadar da melekler suladı toprağımı ne zamanki solacak gibi olsam
yağmur yağdı tüm haşmeti ve içime çektiğim rahmeti ile.
Kurak topraklarda büyümedim.
Sulaktı benim gönlüm.
Asla rehavete kapılmadım.
Ne rivayettim ne de yalan.
Ne de ihanet ettim kâinata ve
kendime.
İtibar ettim kim olursa olsun:
Büyüğüm olsun küçüğüm olsun.
Okumuşu okumamışı çünkü ben insan
olarak doğmuştum ve insan kalmaya yelken açmıştım kendimi bildim bileli.
Kurusıkı ateş ettiler.
Öldüm.
Mermiler yağdırdılar ruhuma.
Yeniden doğdum.
Kavisli bir yol ve aralıksız şerit
değiştirenler.
Umurumda olmadı ve kim olursa olsun
karşımdaki inandım ve yüreğime aldım.
Yüreğim hangardı.
Yüreğim aydınlık.
Mahşeri kalabalıkta insanlar
birbirini eziyordu ve ne yazık ki de hemcinslerim çünkü cinsi latif olmakla
iştigal iken onlar kapış kapış kundaklıyor ve kucaklıyorlardı tüm bakım ve güzellik
ürünlerini:
Peki, ben ne yaptım?
Amfilerde dirsek çürüttüm ama
yetmedi.
Bin yaşıma geldim hala çocuk gibi
kitap defter peşinde koştum ve yazdım ve okudum ve bilgiye sığındım öncesinde
Rabbime.
Bildiklerim yetmiyordu daha çok
öğrenmek ve bilmek istedim bu sefer öyle bildirilere maruz kaldım ki teknoloji
çağında ve çılgınlığında…
Ardı arkası kesilmeyen mesajlar…
Çarpık ve düşük cümleler.
Engel koydum insanlığıma engel olmak
isteyen kim ise.
Sonra da başkaları engelledi beni.
Ama engelleri aşmayı bildim ve koştum
ve coştum…
Doruğunda gezindim duyguların ve ben
en çok da beynimi sevdim:
Mademki en büyük sermayem idi beynim…
Algılarım hep açık kaldı.
Bazense türbülansa girdim.
Uçak düştü.
Bense kopilottum.
İdare bende olmasa bile ve hükmedene,
bahşedene taptım sadece…
Direkt konuşlu olduğum tüm gerçekler.
Kanaviçe sözcükler.
Annem dikiş dikti ben okudum.
Annem evi topladı bense bilginin
peşinde.
Bazense meylettim iş güç yapmaya
ufacık boyumla ve elimde toz bezi nasıl da mutluydum sehpaların tozunu alırken
ama o kadarda kaldım tozlansa bile yeniden annem vermedi toz bezini bana sadece
elini verdi ve yüreğini ve tüm ama tüm sevgisini.
Yemek yapmayı ise yeni öğrendim ve
bol bol yemek yaptım hasta yatağında yatan rahmetli anneme:
Önceleri yiyordu sonra az yemeye
başlamışken ve derken hiç yememeye en son ise ben yedirdim son lokması olduğunu
da bilmezken…
Tam da yemek yapmayı öğrenmiş ve tüm
ev işini de hatmetmişken…
Gidenle gidilmiyordu ama bunu böyle
bilmezdim:
O gitti ve geride kimler kalmadı ki?
En başta ben kaldım.
Ama yalnız değildim ve gidemediğim
için ardından nasıl da şaşkındım.
Rahmetini…
Merhametini…
Sevgisini…
Şefkatini asla esirgemeyen yücelerin
Yücesi bir Rabbim vardı çünkü…
Günbegün büyüyen bir aşk ile
sevdalandığım yüce Mevla’m.
Yeni terimler öğrendim yeni duygular
ve yeni insanlar tanıdım hem sevebileceğim hem de kendimi daha da coşkuyla
kucaklayabildiğim…
Ve de önceden tanıdığım sevdiğim
dostlarım, arkadaşlarım…
Biteviye örseleyenler ve tartaklamaya
meyletmişler de vardı elbette burunları uzun kuklalar…
Kinleri ile saf tutanlar af edilmenin
uzağında ve merhametten insanlıktan nasibini almayanlar…
Umarsızdım artık.
Mademki donanımlı idim.
Bir o kadar aciz bir beşer ve gücü
Allah’tan…
Boş vermiş filan olmasam da boş
vermem gerekenler vardı baş edemediğim değil Rabbin baş edeceği ve de ettiği…
Farkındalık yeti’ m.
Algılarım.
Beyin gücüm.
Ve çocuk kalbim.
Umudum pekişen…
Sahip çıktığım tüm değerlerim hem
maddi hem manevi anlamda korumaya ant içtiğim ve koruduğum ve de tarafınca
Rabbimin korunduğum…
Vakti gelmeyen ne varsa…
Vaktini dolduranlar ve de…
Bana tanınan v/akit.
İç sesim ise çığırtkan dış sesle
muhatap olmamak adına direndiğim ve dayandığım o şarlatan cazgır dış ses.
Muallimesi olduğum ömrün ve tüm
bildiklerim ve bilinmeze olan merakım belki de bilmemem gerekenleri bana
sunmazken yüce Yaratan.
Mademki O, ol, demişti ve de diyecek…
Nasıl ki: O, idi Hünkârım ve
hükümranlığında yüce Rabbimin, tüm canlıların şerrinden yine ve sadece O’na
sığındığım ve tek Sığınağım…
Kısaca…
Ben yaşıyordum.
Yaşarken ve görüp de duyarken hayata
dört elle sarıldığım kadar da severken hayatı ve kendimi…
İçim içime de sığmazken ve her şeye
rağmen:
Ayakta kaldığım kadar da şükrettiğim
ve sabrımı da katık ettiğim kadar yaşama sevincime…
Çünkü ben gerçektim.
Çünkü ben gerçek bir insan ve
gerçekçiydim.
Kısaca ben insandım ve de insan
kalmaya ve yolumdan sapmamaya ant içmiş…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.