
Düşlerime kefildim sözcüklerime de ve
tüm yüreğimle sevebildiğim ölçüde en başta da kendime olan saygımı korumakla
yükümlü.
Sureler vardı iç sesim susarken.
Suretler vardı dış ses çığlık çığlığa
bağırırken.
Ve yeminlerim vardı başım gözüm
üstüne
Seferisi olduğum tümden gelen
duyguların
Sadık olduğum kaldığım iken de
Mevla’m.
İnsandım surelerden taşan ruhuma
baskın gelse de yaşam…
İmandı beni çeken gücü kâinatın ve
ayaklarım
Yere basan
Bir algı ise ruhların tek düze isyanı
Bir alıntı iken sözcüklerin meramı
Göğün komplimanlarına layık olan o
kuşu o meleği
En çok da Rabbimi sevmişken
Marazi idi gölgeler cebbar karanlık
Melodiler uçuşurdu önceden aşkı
kıyamet belki de ihanet
Ettiği kadar insan hayata
İtimat ettiği kadar yanında uzağında
kim varsa
İsyanı bastırdı yargıç
Aşkın kuvözünde öldü çocuk
Tümden gelen ahkâmlara parmak bastı
adalet
Göğün mealinde huzur buldu insanlık
Sarı idi papatya solmadan önce
Beti benzi atmıştı adamın ölüme yakın
Bangır bangır bağırdı kadının biri
İpe geçti incecik bilekleri
Yok yere asıldı
Yok yere hadım edildi hayaller…
Yok yere…
Yoktan var edene ihanet eden her kim
ise
Zaruriyet miydi yoksa ihanet?
Hep mi kara çalındığı kadar da beyaz
iken masumiyet
Yorganlar gitti bitmedi kavga
Güneş doğdu alacanın üstüne
Balçığına rağmen ışıdı ışıldadı
ısıttı tüm yürekleri değil ama
Ne de olsa insan olmak bir b/aşkaydı
Ayrıcalığı gönlün vakıf olana delalet
Ötesinde bitimsizdi doğuştan gelen
asalet
Hünkârı kâinatın
Hükümranlığında Mevla’nın
Ve şerrinden sığındığımız tüm
canlıların
Eşref saati gelmeden zamanın
Esvabı yırtık olsa ne ki kadının ya
da adamın?
Yeter ki yırtık olmasın ruhu
Yeter ki yatkın olsa sevaba inanca ve
hayata
Demlendiği kadar da tüm duyguların
Darlansa ne ki insan Rabbi ona
yettikten sonra…