Belki Bir Visal Hatırasıyla
Belki Bir Visal
Hatırasıyla
Kalbimde bir yer var,
kapısı hep aralık,
içine giren çıkmıyor,
sadece çoğalıyor sessizce.
Adın oraya düşüyor bazen,
bir damla gibi,
toprağa değmeden önce havada asılı kalıyor,
sonra usulca sızıyor,
kök salıyor,
ben fark etmeden büyüyor.
Geceleri uyanıyorum,
aynı boşlukla,
aynı soluk yarayla,
ama o yara artık kanamıyor,
sadece hatırlatıyor:
burada biri vardı,
hâlâ var,
hâlâ eksik.
Sözlerim yetmiyor
anlatmaya,
bu yüzden susuyorum daha çok,
susarken bile içimde bir ses
senin adını fısıldıyor,
kendi kendine,
kendi kendine yakıyor.
Biliyor musun,
zaman geçiyor sanıyorum bazen,
ama geçmiyor aslında;
sadece etrafındaki her şey soluyor,
Senin durduğun yer hariç.
Orası hâlâ canlı,
hâlâ sıcak,
hâlâ benim.
Ve eğer bir gün
bu göğüs kafesi son kez açılsa,
içinden çıkan tek şey
o eski, silinmemiş iz olur.
Çünkü bazı insanlar
gelip geçmez,
yerleşir.
Ve yerleştiği yer
artık ev olur,
ne kadar acırsa acısın.
Benim evimdesin hâlâ.
Kapıyı kilitlemedim.
Açık bıraktım.
Belki bir gün rüzgârla gelirsin yine,
belki sadece hatırayla.
Ama gelirsin.
Biliyorum.
O yüzden bekliyorum,
yanarak,
susarak,
sevmeye devam ederek.
Geceleri uyanıyorum aynı
hicranla,
aynı eski yara ile
ama o yara artık kanamıyor,
sadece çağırıyor:
burada bir dost vardı,
hâlâ var,
hâlâ eksik,
Susarken içimde bir ney
sesi
senin adını üflüyor,
kendi kendine,
kendi kendine yakıyor
Beni ateş-i aşkla.
Senin durduğun yer hariç.
Orası hâlâ nur,
hâlâ sıcak,
hâlâ evim,
hâlâ nazargâh-ı ilâhî.
Çünkü bazı sevgiler
gelip geçmez,
fenâ bulur.
Fenâ bulduğu yer
bekâ olur artık,
ne kadar yansa yansın,
ne kadar erise erisin.
Benim gönlümde bekâsın
hâlâ.
Kapıyı kilitlemedim.
Aralık bıraktım.
Belki bir seher yeliyle gelirsin yine,
belki bir visal hatırasıyla.
Ama gelirsin.
Biliyorum.
O yüzden bekliyorum,
sonsuz bir ah ile.
Ya Rab, bu aşkı derman
eyle bize. Âmin.
Mehmet Aluç
“Fenâ,” tasavvufta en derin ve en incelikli kavramlardan
biridir. Sözlük anlamıyla yok olmak, geçici olmak, ölmek, fâni olmak demektir.
Tasavvufta ise bu, kulun benliğini, nefsini, kendi fiil ve sıfatlarını Allah'ın
varlığında eritip yok etmesi hâlidir. Yani kendi varlığını unutup, sadece
Allah'ı görmek, O'nda kaybolmaktır. Bu hâl, salikin (yolcunun) seyr u sülük
yolculuğunda ulaştığı zirve makamlardan biridir. Kul, nefsanî arzularından, benlik
iddiasından, "ben yaptım, ben oldum" zanından tamamen sıyrılır. Artık
gören gözü, işiten kulağı, tutan eli Allah'ın olur – meşhur Kutsi hadiste
buyurulduğu gibi: “Ben onu sevince onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı
olurum.”
- Yorumlar 7
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.