Kâbe'de Hacılar “Hu” Der Allah…
Kâbe'de Hacılar “Hu” Der Allah…

Ve Bir Milletin Kalbi Tek Atıyor. Bazı sesler vardır ki,
çıkar çıkmaz havayı değiştirir. Sanki yıllardır suskun kalan bir yerden,
derinlerden bir nehir gibi akar gelir. “Kâbe’de hacılar Hu der Allah…” diye
başlayan o ilahi, tam da böyle bir ses oldu bu Ramazan’da. Önce bir çocuk söylüyor
okul bahçesinde, zil çalarken. Sonra bir diğeri katılıyor, sonra bir sınıf,
sonra bütün okul. Sonra sosyal medya doluyor, sokaklar doluyor, minibüslerde
teyzeler mırıldanıyor, taksiciler açıyor radyoyu. Bir anda yediden yetmişe,
Anadolu’nun her köşesinden aynı nakarat yükseliyor: Allah… Allah… O ilahi
sadece bir beste değil. Bir hasretin, bir özlemin, bir teslimiyetin nağmesi.
Abdurrahman Önül’ün yıllar önce yazdığı o sözler, Celal Karatüre’nin içten,
boğazından kopup gelen yorumuyla yeniden doğdu. Kâbe’nin taşlı yolları,
hacıların yaşlı gözleri, dervişlerin ateşli ciğeri… Hepsi bir anda bizim oldu.
Sanki Kâbe’ye gidemeyen milyonlarca insan, o nakaratla tavaf etti gönlünde.
İzin ver de Kâbe’ni görelim Allah, izin ver de yolunda ölelim Allah…
Bu yakarış, sadece bireysel bir dua değil; kolektif bir ah,
kolektif bir gözyaşı, kolektif bir sevinç. Bu ilahi, ülkemize ne kattı? Çok
şey. Öncelikle çocuklarımızın diline Allah kelimesini doladı. Dün “hav hav”
diye anlamsız sesler çıkaran minik dudaklar, bugün “Allah” diyor. Okul
bahçelerinde, teneffüslerde, hatta bazı okulların zillerinde bile o ezgi
yankılanıyor. Bu, küçük bir şey gibi görünebilir ama bir neslin hafızasına
işleyen en güçlü şeydir bu. Manevi bir aşı gibi. Milli Eğitim’in Ramazan
genelgesiyle birleşince, bu coşku resmileşti, yaygınlaştı. Devlet erkânından
tutun MHP liderine, Cumhurbaşkanı’na kadar herkes “helal olsun” dedi. Çünkü bu,
bizim özümüzden gelen bir şeydi. Bu toprakların mayasında var olan bir sesi
yeniden bulmaktı.
Peki ya bazılarının zoruna gitmesi? İşte orası insanın acıklı
tarafı. Kimileri “laiklik elden gidiyor” diye feveran etti. Kimileri “tarikat
propagandası” dedi, kimileri “siyasi istismar” yakıştırması yaptı. Oysa o
ilahiyi dinlerken ağlayan teyzenin, okulda çocuklarla birlikte zikreden
öğretmenin, minibüste gözleri dolarak dinleyen şoförün derdi ne siyaset ne
tarikat. Onların derdi sadece Allah’a yakın olabilmek. Onların derdi,
çocuklarının küfür yerine zikir öğrenmesi. Onların derdi, bu coğrafyada hâlâ
“Allah” diyebilmenin verdiği hürriyet duygusu. Rahatsız olanlar, belki de şu
gerçeği görmekte zorlanıyor: Bu millet, bin yıldır “Hu” diyerek var oldu. Selçukluda,
Osmanlı’da, Cumhuriyet’te de aynı Hu vardı. Farklı dönemlerde farklı şekillerde
ifade edildi ama öz hep aynı kaldı. Bu ilahi, o özün 2026’daki yankısı sadece.
Kimsenin tekelinde değil. Kimse kapamaz, kimse yasaklayamaz. Çünkü o ses,
milletin kalbine nakşedilmiş. Biliyor musun, en duygulandıran kısım ne?
Çocuklar. 5-6 yaşındaki minikler, “Göster cemalini görelim Allah” derkenki saflıkları.
Henüz dünyayı kirletmemiş gözlerle Allah’ı istiyorlar. O masum sesler
yükselirken, bir an durup düşünüyorsun: Belki de bu nesil, bizden daha temiz
bir imanla büyüyecek.
Belki de bu ilahi, sadece bir beste değil; bir milletin
yeniden kendine gelme çabası. Bir uyanış. Bir hatırlayış. Kâbe’de hacılar Hu
der Allah… Yer gök inim inim iniler Allah… Bu sözler bittiğinde bile kulakta
kalıyor. Kalpte kalıyor. Ve inanıyorum ki, bazılarının zoruna gitse de, bu ses
uzun süre susmayacak. Çünkü susarsa, bu milletin bir parçası eksik kalır.
Allah’ım, bu coşkuyu, bu muhabbeti, bu teslimiyeti daim eyle.
İzin ver de Kâbe’ni görelim, yolunda ölelim, cemalini görelim.
Âmin. Vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.