Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 1.03.2026
Bir gün, hiçbir
kapı çarpmadan kapanır hayatında. Ne bir bavul hazırlanır ne de ardına bakılır
ama içinden bir şey, ağır ağır yerinden sökülür. İşte o an anlarsın, veda,
yalnızca gidenin arkasından el sallamak değildir. İnsanın kendi içindeki
eşyayı, sesi, yüzü ve umudu sessizce boşaltmasıdır.
Bazı vedalar
bağırarak değil, kalbin en kuytu yerinde fısıldayarak başlar. Bir mezar taşı
gibi insanın içine dikilir. Ne tam gömülür ne de yerinden sökülür. İçinde
sürekli açık kalan bir kapı gibi, rüzgâr aldıkça inler.
Her şeye veda etmek
ise, insanın kendi gölgesini kapının eşiğinde bırakıp içeri yalnız girmesi
gibidir. Bir sabah uyanırsın ve odanın içindeki eşyalar bile senden habersizce
eskimiştir. Masa, sandalye, pencere .. hepsi senden bir adım geriye düşmüştür.
Önce nesnelere bulaşır
vedalar. Parmak uçların, dokunduğun her şeyden sessizce çekilir, sanki dünya,
avucunun içinden kum gibi akmaya başlamıştır.
Sonra seslere veda
edersin. Çocukluğunun cümleleri, annenin mutfaktan yükselen çağrısı, sokaktan
gelen çocuklarının sesler, ve baba diye seslenmeler.. Hepsi birer hatıra
kabuğuna dönüşür.
Kulağın, artık geçmişi
duymak için değil, suskunluğu taşımak için vardır. Sesler çekildikçe, içindeki
yankı büyür. Ve insan en çok kendi içinde çoğalan sessizliğe şaşırır.
Yüzlere veda etmek
daha zordur ama. Çünkü her yüz, sende bir iz bırakır. Bakışlar, tenine değmeden
de yaralar açar. Birini uğurlarken aslında kendi içindeki bir ihtimali toprağa
verirsin. Sarılmalar, iki kalp arasındaki köprünün yıkılışını gizleyen nazik
törenlerdir. El sallarken, parmakların değil, hatıraların titrer.
Şehirlere veda etmek,
gökyüzünün rengini değiştirmektir. Bir şehrin göğü başka türlü mavi, başka
türlü gri olur. Sokaklar, adımlarını tanır, kaldırımlar ayağının ağırlığını
ezberler. Giderken, arkanda sadece bir adres değil, senden geriye kalan
görünmez bir siluet bırakırsın. Şehir, seni unutur belki ama sen, onu rüyalarında
taşımaya devam edersin.
Zamana veda etmek ise
mümkün değildir ama insan yine de dener.
Takvim yapraklarını yırtarken geçmişi de yırttığını sanır. Oysa zaman, yırtılan
yerden sızar ve başka bir anın içine doluverir. Veda, saatlerin akrep ve yelkovanına
değil, insanın kendi aceleciliğine
yöneliktir. Gitmek isterken bile kalmaya devam eden bir şey vardır: süreklilik.
İnançlara veda etmek,
karanlık bir odada aynayı kırmak gibidir. Kendini artık tanıyamazsın, yüzün
parçalanmış yansımalar halinde çoğalır. Bir zamanlar tutunduğun cümleler, şimdi
elini kesen cam kırıklarıdır. Ama kanayan yerden ışık sızar derler, belki de
her veda, içeri giren yeni bir ihtimalin kapısını aralar.
Kendine veda etmek en
ağırıdır. Alışkanlıklarına, korkularına, seni sen yapan küçük takıntılara…
İnsan bazen kendi adını bile yabancı bir dilde söylenmiş gibi duyar. Aynaya
baktığında gördüğün kişi, dünle bağını koparmış bir yolcudur artık. Kendi
içindeki evi boşaltmak, en derin taşınmadır.
Her şeye veda etmek,
aslında yükleri azaltmak değildir; aksine görünmez bir ağırlıkla yürümeyi
öğrenmektir. Çünkü her terk ediş, içinde bir parça taşır. Veda ettiğin şey, bir
gölge gibi arkandan gelir, ışığın yönü değiştikçe yerini değiştirir ama
kaybolmaz. İnsan, geçmişini sürükleyen bir göçebedir.
En derin veda ise
umuda edilir. Bir sabah, artık beklememeyi öğrenirsin; kapının çalınmayacağını,
telefonun susacağını, geri dönülmeyeceğini kabullenirsin. O an, kalbin içinde
küçük bir yıldız söner. Gökyüzü yerinde durur ama senin içindeki evren kararır.
Her şeye veda etmek, biraz da kendi içindeki ışığın azalmasına razı olmaktır.
Ve insan, karanlıkta yürümeyi öğrendiğinde anlar: En büyük kayıp, gidenler
değil; bir daha asla geri gelmeyecek olan inancın sıcaklığıdır.
Her şeye veda ettiğini
sandığında bile, gecenin en ıssız saatinde bir anı gelip dizlerinin dibine
oturur. Onu kovamazsın, çünkü o, senin bir zamanlar olduğun kişidir. İnsan,
geçmişine yas tutarken aslında kendi kaybolmuş ihtimallerinin ardından ağlar.
Veda, bir son değil,
bir biçim değiştirmedir. Su nasıl buhar olur, bulut olur, yağmur olur. İnsan da ayrılıklarından başka bir hâle
geçer. Her şeye veda etmek, her şeyle başka bir yerde yeniden karşılaşmanın
ihtimalini kabul etmektir. Çünkü hayat, kapıları kapatarak değil, eşiği aşarak
ilerler.
Ve insan en sonunda şunu öğrenir insan ; Her şeye veda etmek, dünyadan eksilmek
değil; kendi içindeki yankının sonsuza dek sürmesini kabullenmektir . Bazı ayrılıklar biter, ama bıraktığı boşluk
ömür boyu konuşmaya devam eder . El veda . .
Yazarın
Önceki Yazısı