Ve Veda Vakti


   Bir gün, hiçbir kapı çarpmadan kapanır hayatında. Ne bir bavul hazırlanır ne de ardına bakılır ama içinden bir şey, ağır ağır yerinden sökülür. İşte o an anlarsın, veda, yalnızca gidenin arkasından el sallamak değildir. İnsanın kendi içindeki eşyayı, sesi, yüzü ve umudu sessizce boşaltmasıdır.

Bazı vedalar bağırarak değil, kalbin en kuytu yerinde fısıldayarak başlar. Bir mezar taşı gibi insanın içine dikilir. Ne tam gömülür ne de yerinden sökülür. İçinde sürekli açık kalan bir kapı gibi, rüzgâr aldıkça inler.

Her şeye veda etmek ise, insanın kendi gölgesini kapının eşiğinde bırakıp içeri yalnız girmesi gibidir. Bir sabah uyanırsın ve odanın içindeki eşyalar bile senden habersizce eskimiştir. Masa, sandalye, pencere .. hepsi senden bir adım geriye düşmüştür.

Önce nesnelere bulaşır vedalar. Parmak uçların, dokunduğun her şeyden sessizce çekilir, sanki dünya, avucunun içinden kum gibi akmaya başlamıştır.

Sonra seslere veda edersin. Çocukluğunun cümleleri, annenin mutfaktan yükselen çağrısı, sokaktan gelen çocuklarının sesler, ve baba diye seslenmeler.. Hepsi birer hatıra kabuğuna dönüşür.

Kulağın, artık geçmişi duymak için değil, suskunluğu taşımak için vardır. Sesler çekildikçe, içindeki yankı büyür. Ve insan en çok kendi içinde çoğalan sessizliğe şaşırır.

Yüzlere veda etmek daha zordur ama. Çünkü her yüz, sende bir iz bırakır. Bakışlar, tenine değmeden de yaralar açar. Birini uğurlarken aslında kendi içindeki bir ihtimali toprağa verirsin. Sarılmalar, iki kalp arasındaki köprünün yıkılışını gizleyen nazik törenlerdir. El sallarken, parmakların değil, hatıraların titrer.

Şehirlere veda etmek, gökyüzünün rengini değiştirmektir. Bir şehrin göğü başka türlü mavi, başka türlü gri olur. Sokaklar, adımlarını tanır, kaldırımlar ayağının ağırlığını ezberler. Giderken, arkanda sadece bir adres değil, senden geriye kalan görünmez bir siluet bırakırsın. Şehir, seni unutur belki ama sen, onu rüyalarında taşımaya devam edersin.

Zamana veda etmek ise mümkün değildir  ama insan yine de dener. Takvim yapraklarını yırtarken geçmişi de yırttığını sanır. Oysa zaman, yırtılan yerden sızar ve başka bir anın içine doluverir. Veda, saatlerin akrep ve yelkovanına değil,  insanın kendi aceleciliğine yöneliktir. Gitmek isterken bile kalmaya devam eden bir şey vardır: süreklilik.

İnançlara veda etmek, karanlık bir odada aynayı kırmak gibidir. Kendini artık tanıyamazsın, yüzün parçalanmış yansımalar halinde çoğalır. Bir zamanlar tutunduğun cümleler, şimdi elini kesen cam kırıklarıdır. Ama kanayan yerden ışık sızar derler, belki de her veda, içeri giren yeni bir ihtimalin kapısını aralar.

Kendine veda etmek en ağırıdır. Alışkanlıklarına, korkularına, seni sen yapan küçük takıntılara… İnsan bazen kendi adını bile yabancı bir dilde söylenmiş gibi duyar. Aynaya baktığında gördüğün kişi, dünle bağını koparmış bir yolcudur artık. Kendi içindeki evi boşaltmak, en derin taşınmadır.

Her şeye veda etmek, aslında yükleri azaltmak değildir; aksine görünmez bir ağırlıkla yürümeyi öğrenmektir. Çünkü her terk ediş, içinde bir parça taşır. Veda ettiğin şey, bir gölge gibi arkandan gelir, ışığın yönü değiştikçe yerini değiştirir ama kaybolmaz. İnsan, geçmişini sürükleyen bir göçebedir.

En derin veda ise umuda edilir. Bir sabah, artık beklememeyi öğrenirsin; kapının çalınmayacağını, telefonun susacağını, geri dönülmeyeceğini kabullenirsin. O an, kalbin içinde küçük bir yıldız söner. Gökyüzü yerinde durur ama senin içindeki evren kararır. Her şeye veda etmek, biraz da kendi içindeki ışığın azalmasına razı olmaktır. Ve insan, karanlıkta yürümeyi öğrendiğinde anlar: En büyük kayıp, gidenler değil; bir daha asla geri gelmeyecek olan inancın sıcaklığıdır.

Her şeye veda ettiğini sandığında bile, gecenin en ıssız saatinde bir anı gelip dizlerinin dibine oturur. Onu kovamazsın, çünkü o, senin bir zamanlar olduğun kişidir. İnsan, geçmişine yas tutarken aslında kendi kaybolmuş ihtimallerinin ardından ağlar.

Veda, bir son değil, bir biçim değiştirmedir. Su nasıl buhar olur, bulut olur, yağmur olur.  İnsan da ayrılıklarından başka bir hâle geçer. Her şeye veda etmek, her şeyle başka bir yerde yeniden karşılaşmanın ihtimalini kabul etmektir. Çünkü hayat, kapıları kapatarak değil, eşiği aşarak ilerler.

Ve insan en sonunda şunu öğrenir insan  ; Her şeye veda etmek, dünyadan eksilmek değil; kendi içindeki yankının sonsuza dek sürmesini kabullenmektir .  Bazı ayrılıklar biter, ama bıraktığı boşluk ömür boyu konuşmaya devam eder . El veda . . 

 

( Ve Veda Vakti başlıklı yazı AYDIN UZKAN tarafından 1.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu