ZITLIKLARIN AHENGİ
İnsan ruhu, uçurumun
kenarında çiçek açan bir dağ lalesi gibi, varlığını her zaman karşıtının
gölgesinde tanımlar. Zihnimizin derinliklerinde, biri olmadan diğerinin anlam
kazanması imkansızdır. Zira mutlak beyazın içinde körleşen göz, ancak siyahın
müdahalesiyle şekilleri seçmeye başlar.
Varlığımızın temel taşı, bu ikiliklerin bitmek bilmeyen
dansıdır. Zihnimiz, bir yandan sükunetin dingin sularında yıkanmak isterken,
diğer yandan fırtınanın o vahşi ve yaratıcı yıkımına hasret duyar. Bu bir
çelişki değil, evrensel bir dengedir. ‘’Dünya, sadece siyah ve beyazın değil, o iki rengin birbirine
karışırken oluşturduğu o gri ve karmaşık ahengin üzerinde döner.’’ der Hakan
Günday.
Hayatta her şey zıddıyla kaim. Kötülük ve kötü
insanlar olmasaydı, iyilik ve iyilerin kıymeti bilinir miydi ? Ölüm olmasaydı yaşam bu kadar anlamlı ve değerli olur muydu? Acının derinliklerinde
kaybolmayan, huzurun ne demek olduğunu anlayabilir miydi ? Matt Haig ‘’ Işık, sadece karanlığın olduğu
yerde kendini belli eder ‘’ diyerek bu ahenge vurgu yapar.
Doğa da bu ahengin en saf örneğidir. Kışın sertliği, baharın narin uyanışını hazırlar. Fırtına toprağı sarsar, ardından gelen sessizlik yeni bir başlangıcın kapısını aralar.
Hayatın her parçası, zıtlıkların enfes
bir armonisidir. Bu armoni, karşıt özelliklere sahip unsurların birbirini
tamamlaması ile bir denge oluşturur.
Bu kavram, felsefede zıtların birliği ,Taoizm'de Yin ve Yang olarak ifade edilir.
Ruhun mimarisi, zıt kutupların birbirini itmesiyle değil, bu
gerilimin yarattığı o muazzam enerjiyle ayakta kalır. Çünkü insan, sadece iyi
ya da sadece kötü değildir. Birbiriyle konuşmayan iki uçurumun arasında asılı
kalmış bir köprüdür.
İnsanın iç dünyasında da zıtlıklar bir çatışma değil, bir denge arayışıdır. Korku cesareti doğurur, kırılganlık gücü besler. Kalp hem sevmeyi hem vazgeçmeyi bilir; biri olmadan diğeri eksik kalır. İçimizdeki karanlık, ışığın değerini öğretir; ışık ise karanlığın sınırlarını çizer. Bu yüzden insan, çelişkilerinden kaçtıkça değil, onları kucakladıkça bütünleşir.
Bir yanımız ışığa koşarken, diğer yanımız gölgede kalmak
ister. İçimizdeki bu çift yönlü akış, bizi hem inşa eder hem de parçalar
İnsan, kendi içindeki cellatla kurbanın aynı masada oturduğu
gizemli bir şatodur. Hiç nefret etmemiş bir kalbin sevgisi, derinlikten yoksun
bir su birikintisi gibidir. En büyük affedişler, en derin kırgınlıkların
küllerinden doğar. Ruhun olgunlaşması, bu içsel savaşın galibi olmak ta değil, tarafları barıştırabilme becerisinde
saklıdır.
Bazı insanlar zıtlıkları bastırmaya çalışarak sadece güçlü
görünmeye ve sadece mutlu kalmaya çabalar. Oysa bastırılan her duygu, bir gün
daha sert bir şekilde yüzeye çıkar. İnsan, kendi içindeki karanlığı kabul
etmeden aydınlanamaz. Kabul, zıtlıkların en sessiz uzlaşmasıdır.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.