Varlıkla Yokluğun Dansı
Ruhun dehlizlerinde yankılanan o kadim soru, bazen en keskin
vedalardan daha ağır oturur insanın göğsüne. Kendi varlığını bir başkasının
aynasında teyit ettirmeye çalışırken, o aynanın aslında çoktan kırıldığını ve
sadece kesiklerle dolu bir yansıma sunduğunu fark etmek, uyanışın ilk
sancısıdır.
Değer görmediğin bir iklimde çiçek açmaya çalışmak, kumun
susuzluğunu dindirmeye çabalamak gibidir, beyhude ve tüketici.
Değer, pazarlık masasında kazanılan bir meta değil, bir
kalbin doğal rayihasıdır. Eğer o koku senin semalarına ulaşmıyorsa, rüzgarın
yönünü değiştirmenin vakti çoktan geçmiştir. Sensizlik, hak etmeyene verilecek
en zarif ve en mutlak cezadır, çünkü bazen yokluğun, varlığın anlatamadığı her
şeyi bir çığlık gibi haykırır.
Kendi değerini bir başkasının lütfuna emanet etmek,
anahtarını yabancıya verdiğin bir zindanda hapis kalmaktır. Oysa kapı hiçbir
zaman kilitli değildi, sadece eşikte durup içeriye bir ışık hüzmesinin
sızmasını bekledin. Şimdi o eşikten atlayıp, ardındaki kapıyı sessizce ama
kararlılıkla kapatma vaktidir.
Bir insanın hayatındaki yerini, sadece oradan çekilerek
anlayabilirsin. Eğer yokluğun bir boşluk yaratmıyorsa, varlığın zaten bir
kalabalıkta kaybolmuş demektir. Bu yüzden, kendi kutsal yalnızlığına çekilmek,
bir mağlubiyet değil; aksine, ruhun kendi krallığını yeniden ilan etmesidir.
Zamanın kadim dokusunda, birine "yokluğunu" hediye
etmek, aslında ona verilmiş en büyük derstir. Ruhun, o sağır kulaklara
fısıldamaktan yorulduğu noktada, kelimeleri geri çekip yerine uçsuz bucaksız
bir sükutu yerleştirmek, bir vazgeçiş değil, bir varoluş hamlesidir.
Sen kendi kıyına çekildiğinde, o kıyıda derman arayanların
dalgaları boşluğa çarpacak, senin ışığınla aydınlanan o loş sokaklar, kendi
karanlığının soğuk gerçeğiyle ilk kez baş başa kalacaktır. Sensizliğe mahkum
edilen kişi, aslında senin lütfunla aydınlanan bir dünyadan kendi karanlığına
sürgün edilmiştir.
Bir başkasının mahrumiyeti, senin en büyük hürriyetindir.
Sensizliğe mahkum edilen o kişi, aslında senin lütfunla örülen o ipek kozanın dışına
itilmiştir. Sen, kendi bahçende açan narin bir çiçekken, o çorak topraklarda
senin kokunu aramaya devam etsin; oysa sen çoktan rüzgarın sırtına binip,
değerinin kıymet bulacağı uzak iklimlere, kendi hakikatine hicret etmişsindir.
Güneş, ona bakmayan gözler için doğmaktan vazgeçmez ama o
gözlerin karanlığını da zorla aydınlatmaz. Sen kendi ışığının efendisi olmaya
karar verdiğinde, kimin o ışıkta ısınmaya layık olduğu da kendiliğinden aşikar
olacaktır.
Artık veda etme vakti değil, varlığını sadece hak eden
topraklar için saklama vaktidir. Değer vermeyeni sensizliğin o ağır
sessizliğine terk etmek, kendine olan en büyük borcunu ödemektir.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.