Unutamamak Dedikleri
Geçmiş, sadece hatırlanmaz. Bugünün ilişkilerini, duygularını ve
kararlarını da etkileyen bir zaman dilimidir geçmiş. Çünkü geçmişin, üzerinden
çıkarmakta zorlandığı unutamamak isimli bir kostümü vardır. Geçmişi unutmak mümkün değildir
ama içeriğini dönüştürerek anlamlandırmak
ve bugündeki etkilerini zayıflatmak mümkündür.
Zaman
geçer derler ama bazı anılar saatin içinde donup kalır. Belki de o donup kalan
şey, en çok değer verdiğidir insanın. Unutmaz, unutamaz.
Unutamamak dedikleri, insanın içinde sönmeyen bir kandil gibidir,
ne kadar üflesen de kararmayan, ne kadar karartmak istesen de ışığından
vazgeçmeyen. Gecenin en koyu yerinde bile, hafızanın parmak uçlarıyla yokladığı
bir iz kalır. O iz, bazen bir gölge gibi peşine takılır, bazen bir rüzgâr gibi
ensende dolaşır. Adını koyamazsın ama varlığını inkâr da edemezsin.
Hatıralar, aklın kıyısına vurmuş yosunlu taşlar gibidir.
Üzerlerinden yıllar geçer, mevsimler aşınır; yine de dokunduğunda nemli bir
serinlik bırakırlar avucunda. Unutamamak, o taşları yerinden oynatmaya çalışırken
parmaklarının kanamasıdır biraz. İnsan en çok, yerinden kımıldamayan şeylere
yenilir.
Bazen bir koku olur unutamamak; eski bir kitabın arasından
yükselen sararmış zaman. Sayfaları çevirdikçe, içinden bir yüz düşer gözlerine.
O yüz, bakışlarını senden çekmez, sen başka yollara sapsan da o, belleğinin dar
sokağında bekler. Her köşe başında rastlayacakmışsın gibi bir tedirginlik taşır
yüreğin.
Unutamamak dedikleri, kalpte biriktirilen cam kırıklarıdır sanki.
Her nefeste hafifçe yer değiştirir, canını acıtır ama seni hayatta tuttuğunu da
hissettirir. Acı, bazen en diri yanımızdır çünkü. İnsan, unutmamakla kanadığını
anlar, kanamakla yaşadığını.
Bir şehrin siluetine benzer unutamamak. Uzaklaştıkça küçülür
sandığın, ama ufkun çizgisinde hep seçilen. Başka şehirler kurarsın kendine,
başka sokaklarda yürürsün, yine de bir akşamüstü gölgesi düşer omuzlarına. O
gölge, sana ait olmayan bir zamandan süzülür.
Bazı geceler, unutamamak bir saat tıkırtısıdır. Her tik tak,
geçmişten bir anı taşır bugüne. Susturmak için yastığını bastırırsın kulağına
ama ses içeridedir, dışarıdan değil. Zaman ilerler, ama içindeki saat hep aynı
yerde takılı kalır.
Unutamamak dedikleri, denizin geri çekilmemesidir. Dalga gelir,
çarpar, kırılır ama su kıyıyı terk etmez. Sen kumdan kaleler yaparsın, üstünü
örtmeye çalışırsın, yine de tuzlu bir serinlik sızar aralarından. Geçmiş, ıslak
ayak izleri gibi silinmeye direnir.
Bir aynaya benzer bazen; bakmak istemediğin hâlde önünde duran.
Gözlerini kaçırdıkça yüzün çoğalır camın içinde. Unutamamak, o aynada gördüğün
eski hâlinle barışamamak mıdır, yoksa onsuz kalamamak mı? Cevap, dudaklarının
kıyısında yarım kalır.
Ve belki de unutamamak, insanın kendine verdiği en uzun sözdür. Tutamayacağını bile bile ettiği bir yemin. Zaman, sabırla örter üzerini ama kalbin toprağı ince kalır. Bir gün, hiç ummadığın bir anda, o gömülü an filizlenir. İşte o zaman anlarsın, unutamamak, bazen hatırlamaya razı olmaktır !
.
.
.
.
.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.