İnsanı Tanımanın İmkansızlığı
İnsan,
kendi derinliğinde kaybolmuş bir kâşif, kıyıları sürekli değişen bir kıtadır.
Onu tanımak, sisli bir denizde fener aramaya benzer. Işık tam göründü derken,
hakikat başka bir dalganın ardında yitip gider. İşte insanın bu ele avuca sığmaz tabiatı, onu tanımayı da
imkansızlaştırır.
İnsanı
tanımak istedikçe daha da çoğalır anlamı. O, tek bir cevapla açıklanamayacak
kadar derindir. Bugün tanıdığımızı
sandığımız kişi, yarın yaşadığı bir kırgınlığın veya kazandığı bir zaferin
ardından bambaşka bir frekansta titreşir. İnsan, kendi zamanının içinde sürekli
başkalaşan bir simyadır.
Her
insan, üzerine hiçbir adres yazılmamış, mühürlü bir zarftır. Dışarıdan zarfın
dokusunu, rengini ve üzerindeki pulları görürüz
fakat içindeki mektubun dilini çözmek, o mahrem satırların ruhuna sızmak
neredeyse imkânsızdır. Biz sadece zarfı okuduğumuzu sanırız, oysa asıl metin,
kâğıdın liflerinde ve mürekkebin henüz kurumamış yaşlarında saklıdır.
İnsanı tanımak, sisli
bir aynaya bakmak gibidir, silersin, buğulanır, yaklaşırsın, şekil değiştirir.
Dışarıdan görünen ile içeride saklanan arasında ince ama derin bir uçurum
vardır. Bu yüzden bir insanı anlamaya çalışmak, çoğu zaman bir labirente girmek
gibidir. her dönüşte başka bir yüz, başka bir ihtimal çıkar karşına.
İnsanı
tanımak, sadece onun ışığa tuttuğu yüzünü değil, karanlığın içinde sakladığı
"gölge"sini de görebilmektir. Kendi gölgesinden bile korkan insan,
bir başkasının o izbe mahzenlerine girmesine nasıl izin verebilir ki ?
Bir
insanı tanımanın zorluğu, onun kendi içindeki çelişkilerinden de kaynaklanır.
İnsan hem merhametli hem zalim, hem korkak hem kahraman olabilir. Bu zıt
kutupların aynı gövdede barınması, mantıksal bir tutarlılık arayan gözlemciyi
yanıltır. İnsanı bir kalıba sokmaya çalışmak, onun ruhundaki o vahşi ve evcilleşmemiş
çeşitliliği yok saymaktır. Oysa insan, tam da o tutarsızlıkların toplamıdır.
Tek bir kimlikten
ibaret değildir çünkü insan. İçinde çocukluğu, korkuları, bastırdığı arzuları
ve unuttuğunu sandığı anıları taşır. Bu katmanlar, tıpkı üst üste binmiş saydam
perdeler gibi birbirini gizler. Sen birine baktığında, aslında sadece en
dıştaki perdeyi görürsün. Tanıdığını
sandığın an, aslında onun sana gösterdiği kadarını ezberlemişsindir.
İnsan, kendini bile
tam olarak tanıyamazken başkasını tanımak nasıl mümkün olabilir? Kimi zaman
kişi, kendi duygularını bile yanlış yorumlar. Sevdiğini zanneder, alışmıştır,
güvendiğini sanır, korkmaktadır. Bu içsel karmaşa, başkalarına yansıdığında
daha da anlaşılmaz bir hâl alır.
Toplumsal roller de bu
tanıma sürecini zorlaştırır. İnsanlar, çoğu zaman oldukları gibi değil,
olmaları beklendiği gibi davranırlar. Bir maske takarlar, işte başka, evde
başka, yalnızken bambaşka biri olurlar. Ve sen, hangisinin gerçek olduğunu
ayırt etmekte zorlanırsın.
Derin bir okyanus gibidir
insan. Yüzeyde sakin görünen suyun altında, keşfedilmemiş akıntılar ve karanlık
dipler vardır. Dalgaların üstünde yürüyen biri, derinlerdeki fırtınadan
habersizdir. Ama o fırtına, bir gün yüzeye vurabilir.
İnsanı tanımanın en
zor tarafı, değişkenliğidir. Dün söylediğini bugün inkâr edebilir, bugün
sevdiğini yarın unutabilir. Çünkü insan sabit değildir, zamanla birlikte
dönüşür. Bu dönüşüm, onu hem büyüten hem de belirsiz kılan bir süreçtir.
Yakınlık da her zaman
tanımayı kolaylaştırmaz. Bazen en çok vakit geçirdiğin insanı bile gerçekten
tanımazsın. Çünkü insanlar, en derin yanlarını saklamayı öğrenmiştir.
Kırılganlıklarını gizler, zaaflarını örtbas eder. Ve bu saklanma hâli, aradaki
mesafeyi görünmez kılar.
İnsanı tanımak biraz
da sabır ve sezgi işidir. Söylenenlerden çok söylenmeyenleri duymak, görünenin
ardını hissedebilmek gerekir. Bu da herkese nasip olmayan bir dikkat ister. Çünkü
bazı gerçekler, ancak sessizlikte kendini ele verir.
Zaman,
tanımanın önündeki en büyük engel ve aynı zamanda tek araçtır. Ancak ömür, bir
insanı tüm veçheleriyle kavramak için çok kısadır. Yıllarca aynı yastığa baş
koyan insanların bile bir gün birbirlerine "Seni hiç tanımamışım"
demesi, insan ruhunun ne kadar geniş bir coğrafya olduğunun kanıtıdır.
İnsana dair her keşif, beraberinde yeni
bir gizemi getirir. Bir kapıyı açtığınızda arkasında binlerce kilitli kapı daha
bulursunuz. İnsanı tanımak, kesin bir bilgiye ulaşmak değil, bir yolculuğu kabul
etmektir. Tam olarak çözülemeyeceğini bilerek yaklaşmak… Belki de insan, tanındıkça
değil, anlaşıldıkça var olur. Ve o anlayış, hiçbir zaman tamamlanmaz, sadece
derinleşir.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.