Manyak Herif 1. Bölüm

İnternetten baktım belediye otobüsü saat 9.30 da hareket ediyordu. O an ise saat 9.10 idi.

Acilen giyindim. Dışarı çıkıp durağa doğru yürürken saat 19. 15 olmuştu.

Durağa yaklaştığımda elim gayri ihtiyari cep telefonuma gitti. Aman Allah’ım! Evde unutmuştum. Dönüp alsam? Otobüsü kaçırırdım. Dönmesem? Cep telefonu oldukça lazımdı.

Çaresiz hızlı hızlı döndüm eve. ( Allah'tan ev durağa yakın.) Cep telefonumu aldım, evden çıktım saat 9.25.

Eyvah ki eyvah! Ben durağa varamadan otobüs gelip geçecekti. Baktım otobüs geliyor. Hemen el kaldırdım.

Bazı şoförler durak harici asla durmazlar. Bazıları da halime acır dururlar. Bu acaba duracak mıydı?

Durdu vallahi.

Sevinçle otobüsün açılan kapısına yaklaşıp iki basamağı çıktım, akbili ( İstanbul’da toplu ulaşımda bilet yerine kullanılan kart ) ilgili alete göstermeden önce şoföre teşekkür ettim ve muhabbet başladı.

--------

EŞHAS--- ( eskiden ‘’ şahıslar’’ yerine kullanılırdı bu kelime )

SEDAT( Belediye otobüsü şoförü. 35 yaşlarında oldukça karizmatik bir delikanlı)

 SAMİ (O  yıllarda 65 Yaşında. Emekli Tarih Öğretmeni. O da oldukça karizmatik, yakışıklı, aslan gibi bir orta yaşlı. Kaslı vücudu ve öldürücü sekiz numara bakışlarıyla genç kızların olmasa da emekli, dul ve yetim hatunların sevgilisi )

ASUDE ( Ne menem bir hatun olduğu hakkında bir fikrimiz olmasa da büyük ihtimal oldukça kıskanç ve yaşı da biraz Sedat’tan fazla olan dizi film manyağı bir kadın.)

( Daha pek çok kişi var tabii ki. Yeri geldikçe karşımıza çıkacaklar. )

SAMİ- Çok teşekkür ederim şoför bey, burada durup beni almanız büyük bir incelik.
SEDAT- Ne demek şekerim. Sen emret yeter ki. İste senin için ölürüm ben.

SAMİ- ( İçinden ) ‘’Allah Allah, nonoş galiba. Oysa hiç de benzemiyor.

SAMİ- Delikanlı ! Çok teşekkür ederim ama benim için ölmene gerek yok.

SEDAT- Ama hayatım, bak kalbimi kırıyorsun böyle diyerek.

SAMİ- ( İçinden) ‘’ Vay kelebek vay..Amma da nahif kalbi varmış. Hemencecik de kırıldı.

SAMİ- Sizi kırmak istemezdim ama önce ‘’şekerim’’ sonra ‘’hayatım’’, hayırdır böyle?

SEDAT- Gülüm ! Bunları sana demeyeceğim de kime diyeceğim? Vallahi kimse yok. Billahi kimse yok.

SAMİ- Ama çok ayıp ediyorsun. Ne demek kimse yok? Ben neciyim burada?

ASUDE- Kim o yanındaki ?

SAMİ- ( İçinden) ‘’Anaaa, herif telefonla konuşuyormuş ya.’’

SEDAT- Asude, Hayatım vallahi billahi diyorum. Niçin anlamıyorsun?

ASUDE- ( Öylesine bağırıyor ki sesini rahatlıkla duyabiliyorum.) Sedat ! Bak yırtarım ağzını. Benim asabımı bozma. Kim o şıllık?

SAMİ- ( Sedat’a) Ona söyle şıllık kendisine benzer. Ben koskoca emekli bir Tarih öğretmeniyim.

ASUDE- Ne diyor o? Ne diyor?

SEDAT- Emekli tarih öğretmeni bir şıllıkmış. Onu izah etmeye çalışıyor hayatım.

SEDAT- ( Sami’ye, yani bana ) Bey amca otursana bir yere. Niçin ayakta dikiliyorsun? Otobüs bomboş baksana.

ASUDE- Ne o,bir de başına dikilmiş laf mı dinliyor yosma?

SAMİ- ( Sedat’ın elindeki telefona uzanarak ) Bana bak kadın. Terbiyeni takın. Kırarım bacaklarını.

ASUDE- Caaart kaba kağıt. Haydi kır da göreyim.

ASUDE- ( Sedat’a ) Gözün kör olsun e mi Sedat? Beni böyle mahalle karılarıyla muhatap ediyorsun ya ben sana daha ne diyim? Eve geldiğinde o gözlerini oyup eline vermezsem bana da Balatlı Asude demesinler.

Ama çok olmuştu bu Asude

SAMİ- Bana bak Balatlı Asude. Sen Balatlı isen ben de Bakırköylüyüm. Hem ben erkeğim. Ona göre konuş Sedat’la.

Zavallı Sedat bir taraftan benim, bir taraftan Asude’nin sağlı sollu kroşeleriyle abondone olmuş vaziyette. Her an ringe yığılıp kalabilir.

ASUDE- Sedat…Gözlerini oyacam dediydim ya, yetmez. Derini de yüzeceğim senin. Demek erkeklerle boynuzluyorsun beni.

Yok daha fazla muhatap olsam resmen III. Dünya Savaşını başlatacağım.

SEDAT- Bey amca. Allah rızası için bi sus ya. Senin yüzünden aile saadetim yıkılmak üzere.

SAMİ- Aman sustum. Meraklı değilim senin cazgır karınla atışmaya. Ama söyle ona benimle dalaşmasın. Fena çarparım adamı.

ASUDE- Ne diyor o? Yine ne diyor bakayım?

SEDAT- Diyor ki ‘’ Fazla dolaşmasın, güneş çarpar’’

ASUDE- Ona mı soracağım dolaşıp dolaşmayacağımı.

Efendim Sedat telefonu öteki kulağına götürdüğü için muhabbetin bundan sonrasını artık net duyamıyorum ama tabii ki onlar karı-koca konuşmaya devam ediyorlar ve Sedat otobüs sürüyor iş bu vaziyette.

Derken ilk durağa geldik. O ne? Yakın arkadaşım Tevfik Fikret Un-alan ve değerli eşi Evin Hanım.

Evin Hanım ve Tevfik Fikret’in otobüse bindiğini görünce yerimden doğruldum hemen.

TEVFİK FİKRET UN-ALAN- O yıllarda 63 yaşında bir emekli. Gençliğinde kakasını yapmadığı ocak başı kalmamış. Şiir seslendirmekten , garsonluğa, garsonluktan devlet memurluğuna..Hatta bir ara Yeni Cami önünde mendil açtığı yolunda rivayetler bile vardır ama inanmayın. Aşağı yukarı benimle yaşıt olmasına rağmen bendeki karizma ve yakışıklılıktan tabii ki eser yok onda.

EVİN HANIM Yaş konusuna girmeyelim olmazsa. Hayati açıdan tehlikeli olabiliyor çünkü. Emekli ebe hemşire. Güzel  ütü  yapar  ama  bunu  bağlama  ile  yapar. Şu  anda  öğrenme  aşamasında.  İnşallah  bir  gün  öğrenir.

Tevfik Fikret otobüsten içeri girer girmez hemen öndeki boş koltuğa oturdu. Evin Hanım ise her bayan gibi çantasında define, pardon; akbil kartını arıyor. Bulması tabii ki hayli bir zaman alacak. Hatta bulamayıp ‘’ fazla akbili olan var mı?’’ diye sorma ihtimali daha kuvvetli. Hangi kadın tek seferde hemen akbil kartını çantasında bulmuş ki Evin Hanım da bulsun. Ya o değil de neden bu kartları otobüse binmeden önce ellerine almazlar bir türlü anlamış değilim.

SAMİ- Ooooo Fikretçiğim. Günaydın. Hayırlı sabahlar. Nereye gidiyorsun böyle?

FİKRET- ( Evin Hanım’a seslenir ) Eviiiin . Kim bu at hırsızı suratlı herif? Bak bakalım benden ne istiyor?

EVİN- ( Hâlâ akbil kartını aramaktadır ve uzun arayışlardan sonra hayrettir ki bulmuştur. Her zaman bindikleri otobüs olduğu halde yine de şoför’e yani Sedat’a sorar.) Evladım, Kadıköy değil mi?

ASUDE- Ulan Sedat bak seni kuşbaşı kuşbaşı doğrarım. Hani Üsküdar’a gidecektin sen?

Sedat Telefonu yine sağ kulağında tuttuğu için konuşmaları duyabiliyorum artık.)

SEDAT-Hayatım ne Üsküdar’ı Kadıköy’e gidiyorum.

SAMİ- Yahu Fikret, iyice bunadın ha? Kırk yıllık arkadaşını tanımadın mı?

TEVFİK FİKRET- Eviiin, Bak burada konuşan bir timsah var.

Evin ( Sami’ye ‘’ Günaydın Sami Bey’’ Deyip selamladıktan sonra Fikret’e çıkışır. )

EVİN- Ayol daha dün konuştunuz o kadar. Sami hocayı hatırlamadın mı?

FİKRET- Ne yani şimdi bu tipsiz benim arkadaşım mı?

EVİN- Fikreeet. Çok ayıp. Hımmmm. Bak bir daha akide şekeri vermem sana.

FİKRET- Haaa tamam yahu. Hatırladım. Sultan Abdülhamid-i sâninin mehterhane-i hümayûnunda zurnazen değil miydi bu? ( Sami’ye) Selametle Sami Efendi. Biz zevcem Evin hanımefendi ile Göksu’ya bir âlem-i âb eylemeye gidiyoruz. Zât-ı âlinizin istikbal ne cihete?

EVİN - Ayol ne Göksu’su, ne alem-i âb’ı ? ( Sami’ye ) Kusuruna bakmayın Sami Bey. İyice bunadı artık. Hani yatıracağım bir huzur evine ama aaah aaahhh. Lanet olsun şu içimdeki insan sevgisine.

SAMİ- Çok haklısınız Evin Hanım. İyice bunadı artık . Yaşlılık işte ne gelir elden?

Bu arada Sedat ile Asude de tam gaz konuşmaya devam ediyorlar tabii ki.

ASUDE- Ben onu bunu anlamam Sedat. En geç yarım saate kadar Üsküdar’a gelmezsen kendine ölümlerden ölüm beğen.

SEDAT- Ama hayatım?

ASUDE- Hayatından başlatma bana. Yarım saat diyorum.

SEDAT- Tamam tamam. Bir çaresine bakarım.

Allah Allah. Sedat bastırdı gidiyor. Dört tane durak geçtik hiç birinde yolcu almadı. Millet otobüsün arkasından çok acayip el kol hareketleri yapıyor.

Hemen İ.E.T.T ye durumu bildirmem lazım. Olmaz ki. İnsanlar böyle mağdur edilmez ki.

Alel acele İ.E.T.T’nin numarasını bulup arıyorum.

***

HAYRi( Valla kaç yaşında olduğunu anlayamadım ama oldukça sinirli bir tip. )

SAMİ-Alooo İ.E.T.T mi?

HAYRİ- Hayır bey efendi ben Hayri.

SAMİ- Beyefendi orası İ.E.T.T Müdürlüğü değil mi?

HAYRİ- Evet, burası İ.E.T.T Müdürlüğü.

SAMİ- Eee o zaman niçin hayır diyorsun?

HAYRİ-Beyefendi siz direkt İ.E.T.T mi diye sormadınız mı? Ben İ.E.T.T miyim? Benim adım Hayri.

SAMİ- Fe sübhanallahhhh. Kardeşim uzun konuşamayacağım, kontürüm bitiyor. Bizim hattın şoförü yolcu almıyor. Kaç durak geçtik adam yolcu almadı.

HAYRİ- Biliyoruz beyefendi. Bizim Sedat manyağı… Yine telefonla konuşuyor değil mi?

SAMİ- Evet de nasıl bildiniz ki?

HAYRİ- Bu ilk vukuatı değil ki. Hem şu ana kadar en az elli şikayet geldi. Herif cep telefonunu elinden bıraksa kendinse ulaşacağız da.

SAMİ-Yahu polis filan gönderin bari.

HAYRİ- Gönderdik beyefendi, gönderdik de adamı yakalayamıyor ki polis arabaları.

SAMİ- Valla beyefendi bizi de duymuyor maalesef. Ne yapmamızı önerirsiniz?

HAYRİ- Aslında bir şey öneririm ama yapamazsınız.

SAMİ- Söyleyin siz. Belki yaparız.

HAYRİ- Vurun namussuzu.

SAMİ- Vurmak mesele değil de adam 200 ü aştı. Bu vaziyette vurursak tüm yolcular geberir gideriz..

HAYRİ- Geberin anasını satayım. Yeter ki şu Sedat’tan bu kurumu kurtarın, arada siz de geberin. Valla umurumda değil.

SAMİ- Yahu Sedat masum. Zavallı, Asude’nin kurbanı.

HAYRİ- Ben o Asude’nin… Biiipp biiippp biiiipppppp.
*****
Bu günlük tadında keselim değil mi?

Devam edecek.

( Manyak Herif 1. Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından 10.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu