Merak Etmeyin Pes Etmedim...
Düş kırımı
Sözcüklerin kıyımı
Renklerinse en hasına talibim ve
tabibimdir yarama merhem olacak o kıyam en çok da reşit kılınmış duyguların
makbulü ve tetiğidir yüreğimi basılı tuttuğum ve fıtratım ve fıkra misali
söylemler en çürük düş’ ün dahi çekilme ihtimali ve işte başladı geri sayım…
Sevgili bayım.
Değerli mirim.
Ve siz, kıymetli bayan.
Aslında asılsız ihbarlarla yüzüme
doğan kırmızı güneş içimi karartan da iblis ve şen sesime konan bir kelebek
misali peşine düştüğüm ne varsa ve de kim neyle itham edildiğim olmasa da yerle
yeksan eylemişliğim ve işte göğsümdeki şarapnel ve her ne hikmetse nefes
almaktayım bir yandan da nefsime verip veriştirdiğim.
Yalnızlık aslında evrenden sunulan
bir ikram ve imtihan.
Ve de sen, muallim bari sen söyle
bunca bilgiçliğin ve bilmişliğinle kimdir kim muhatabım elbet Allah’tan sonra?
Az evvel azığım aldım.
Sonra sözcüklerimi bir bir heybemden
saçtım.
Beyaz kalmak adına dolunay ile
sohbetimi dahi yarıda kestiğim ve ben kesik kopuk kuyruğumla Samanyolundan
firar etti edecek olan bir Yıldız olmanın da nispetinde ve işte cennetin
çağırdığı izzeti ikramım aşkla muhatap gel gör ki karga iken kılavuzum olmaya
aday ve neyse meyyalim neyse meylettiğim ve işte, sevgili muallim söyle:
Görmez misin nasıl da kıyamdayım
şunca varlığıma delalet binlerce şiir olsa da israfım en çok ikbalimdir mevzu
bahis olan artık neyse müşerref olacağım ve ne çok insan neyin derdinde neyden
ibaret olduğuma vakıf olsam bile ve de Rabbimin gözünde insanlar iken
insafsızca kıyan ve kıran kırana acımla teşrif eden günün de yüzü suyuna
hürmeten bilir misin söyle bilmeden geldiklerini de ser bir bir önüme ve
muallime kimliğime duyduğum özlemle ve hasret giderdiğim dünde kalan
sevdiklerimle…
Acımdan ölsem de.
Pes etmedim, muallim ve siz mirim ve
siz sayın hafız ve siz, sevgili bayan ve sayın bay, beni görmezden gelen
iklimlerde seğirten bir kurşun gibi ya da namlunun ucunda iken gaipten gelen
duygularım ve sefil bedenim bir de çamur attıkları kadar aklıma ve haysiyetime…
Ve işte mundar dedikleri.
Uzanamadıkları ciğer olsa ne ki ben
paye vermediğim sürece münafığa ve zalime yeter ki korusun beni yüce Mevla ve
kıymasın da sakın içimdeki yaralı yüreğe.
Aşk mı?
Acı mı?
Ya pişmanlık?
Ve de mağduriyet…
İklimlerden insan ve ihsan kim bilir
kimler nelere delalet?
Ve işte sirayet eden ilhamım.
Durduk yere de sevmediğim kadarım.
Telkinleri atamın ve anamın ve tekeri
kırık düzenin düzenek bildiğim her neyse ihmal edilmiş olsam ne ki aldığım
bunca darbenin ertesi yoksa afaki bir teselli midir sevdiklerim ve yazdıklarım?
Göğün kodaman kuşları.
Ve yerkürenin kalantor adam ve
kadınları…
Neye denk düşüyorsam artık insanların
gözünde ve işte sözüme de özüme de sadık olmakla müşerref koşuyorum ben Rabbime
ve düşüyorum da bir uçurumdan gel gör ki henüz çakılmadım o beklenen dibe ve dibi
görmüşlüğüme vakıf ve de emin iken insanlar hasat zamanını bekleyen bir çiftçi
gibiyim ve yâd ellerde teselli ararken aslında Rabbimin Dergâhındayım uzanmaksa
en tepeye sevmekse en derinden ve esen latif rüzgâra duacıyım.
Perçemim.
Uçuşan peçem göremedikleri.
Yalnızlığım.
Ve ruhum.
Ve saf yanım.
Ve toy duygularım bilmezliğim en çok
da bilmezden geldikleri ve tepinen kimse tepemde aşkla azık edeple tavaf
ettiğim bir iklim bir evren körü körüne yaşamamak adına yerleşik dünya düzenine
muhalif bir derviş gibi s/alındığım kadar yırık cübbemle hem cüssem ne ki
kimden değil kinden değil neyden ibaret ise iç dünyam ve hala saf ve temiz
kalmak adına verdiğim o insanüstü mücadelem.
Kirlenmeye de niyetim yok iken ve
kirletmeden de etrafı.
Ahvalimse tekbir getiren değil kâinatın
aldığı tüm tedbirlere ve saf yanıma kafa tutan.
Ama kimse benim onlara kafa tuttuğum
kadar da haklı değilken ve ben davamda istikrarlı bir yol izlemeye çalışırken
ve de tutuşurken yüreğim ve artık hangi zalim ise tutuşan etekleri…
En muhalifim elbet haksızlıklara.
En başı dik de muallime ve şimdilerde
özlemimle öğrencilerime en çok da içimdeki yangın ve tek kıvılcımın dahi
tetiklediği anne özlemim…
Ve annem, şimdi sanadır seslenişim
sadece sana:
Bildiklerin kadar ben de vakıfım
neler hissettiğine ve doğan güneşe her ne kadar müteşekkir olsam da benim
güneşim aslında sen gittiğin gün battı, be annem.
Ruhumdaki tüm yaraları da tamir
edendi ve yüzündeki o tebessüm ve son sözcüklerin hala kulağımda, anne.
Seslendiğim sayısız insan senin yerini
nasıl tutar ve nasıl tüter ocağım sen olmadıktan sonra ama annem, o ocak
tütmeli tütecek de Allah’ın izniyle ve her kim ise ocağımı dağıtan dağıtmaya
dünden hevesli ve biledim sen de bilemedin be annem, o düşman aslında en
yakınımızda imiş.
Yorgan gitti diyemem çünkü o yorgan
benim.
Kavgam da bitmedi üstelik son
nefesimi vermeden de bitmeyecek ve benim acımla beslenenlere izin vermeyecek
Yüce Yaratıcı kursaklarında kalacak o hak etmedikleri helal lokmam.
Ben mektubuma bir başladım ki sonra
hafıza seslendim sonra muallime ama asıl seslendiğim sendin ve Rabbim.
Seni yüce Rabbimle aynı kefeye
koyuyorum ve biliyorum ki senin yetim ve öksüz başını cennette şimdi Peygamber
Efendim seviyor usulca hem de ve benim de başımı okşaması için dua ediyorum ama
şimdi yaşarken göçüp gittikten sonra da cennetine kabul etsin diye yüce Rabbim…
Ve senle buluşacağımız güne kadar çok
da üzme kendini, annem aslında ben ne desem de sana malum olduğunun bilincinde
sadece ve sadece umut edip bekliyorum annem…
Daha da görüşeceğimiz güne vakit
varken ve…
Ve ben insanlık akdinin altına
onurumla haysiyet ve namusumla da imzamı atmışken…
Allah’a emanetsin cennet kokulu annem
ve ben de…
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.