Aman Allahım Adem Babamız Aslında Frig Kralı Gordiyos Muymuş 1 Bölüm
AMAN ALLAH’IM ! ADEM
BABAMIZ ASLINDA FRİG KRALI GORDİYOS MUYMUŞ? -1. BÖLÜM-
Efendim, 1974’den başlayıp taaa M.Ö 600’lü yıllara ineceğim. Yani çağları beşer onar geriye doğru atlayacağım.
Başlayalım o halde.
Yıl 1974.
3 senelik liseyi ite kaka 5 senede bitirmişim ve askerlik çağım gelmiş.( Yaş tam 20 ) Hatta eve taa memleketteki ( Kars- Kağızman ) Askerlik Şubesinden Bakırköy Askerlik Şubesine, oradan da bizim eve gelen bir yazıya göre yoklamalarımı tamamlayıp acilen Manisa Topçu Tugayına teslim olmam emrediliyor.
Yazıyı alır almaz doğru Gümüşsuyu Askeri Hastanesine gittim ve asabiye doktoru tabip binbaşının ( adını unuttum ) ‘’ Askerlik yapmak istemiyor musun? ‘’ sorusuna ‘’ Ona siz karar vereceksiniz. Bu halimle askere alıyorsanız giderim ‘’ cevabını verdikten sonra maalesef biz gibi engelliler için utanç ifadesi olan ‘’ Çürüğe ayrıldım.’’
Çürüğe ayrılmak….
Birileri manavda sebze ya da meyve seçmiş ve çürüklerini ayırmış, ben ve benim gibiler de o çürüklerden biri… Bundan daha aşağılayıcı bir şey olamazdı ama oluyordu. Ben bile eve geldiğimde ve annem sorduğunda ‘’ Maalesef çürüğe ayrıldım anne ‘’ demiştim.
Neyse… Bu hüzün ayarlarından çıkıp normal ayarlarıma döneyim.
20 Temmuz 1974’de Kıbrıs Barış Harekatı yapılıyor, ben ise Banliyö treni ile Bakırköy’den Sirkeci’ye, oradan bir vapura atlayıp şöyle Anadolu Kavağına kadar gidip akranlarım canla başla savaşıp şehit olurken, Boğaz’ın serin sularına bırakacağım kendimi. Pek çok vatandaş gibi bende de öylesine bir ruhsuzluk var.
Bir taraftan kendime kızıyorum ama öte taraftan ‘’ Yahu ben iyiyim yine. Ne ettim ne eyledim bizim aileyi eve tonlarca makarna, bulgur, un stoklamamaya ikna ettim. Stokçular yüzünden fırınlarda ekmek, bakkallarda un, bulgur, yağ kalmadı adeta.’’diye savunuyorum, teselli ediyorum, ruhsuzluğuma bahaneler uyduruyorum.
Derken bir baktım sarışın, gözlükleri burnunun üstünde, sipsivri bir turist kız, elinde bir kağıdı birilerine göstererek bir şeyler soruyor.
Hemen iskele alabanda yaptım. Ne de olsa lisede fen derslerinden nal toplasam da İngilizcem çok iyiydi
- Excuse me lady . My I help you? ( Afedersiniz leydi. Size yardımcı olabilir miyim? )
Kız, adeta denize düşmüş de birileri kendisine can simidi atmış gibi derin bir oooh çekti. Sonra başladı bir şeyler konuşmaya. Evet konuştukları İngilizceydi ama hem oldukça hızlı konuşuyordu hem de okulda bize öğretilen İngilizceden çok farklıydı onun İngilizcesi.
Bu arada söylemeye gerek yok etrafımız bayağı kalabalıklaştı ve o zamanın modası olarak altın bir madalyon takıp göğüs kıllarının tamamını, düğmelerini açtığı gömleğinden dışarı fırlatmış olan 25- 30 yaşlarında bir abi Allah razı olsun(!) olaya müdahil oldu.
-Sen çekil bakalım kenara. Ben şimdi anlarım derdi neymiş.
Ben, oyuncağı elinden alınmış bir bebek gibi dudaklarımı büzsem de abinin umrunda değildi. Ben de dudak büzmekten başka bir şey yapamazdım çünkü bu tip abiler en ufak bir muhalefette tornavidayı daldırıveriyorlardı kaba etlere
Abi o muhteşem İngilizcesiyle sordu genç bayana
- E buk, diz is e buk, vat iz diz? İt iz e buk ( orta I. Sınıfta İngilizceden öğrendiğimiz ilk ders bu. Manası: Bir kitap. Bu bir kitaptır. Bu nedir? Bu bir kitaptır. ‘’)
Vay abim vay beee o da bizimle aynı Gatenby tedrisatından geçmiş besbelli ama Orta I seviyesinden ileri gidememiş anlaşılan.
Turist kız şapşal bakıyor.
Derken sordu: ‘’How can I get to Bakırköy Train Station?(Bakırköy tren istasyonuna nasıl gidebilirim?’’
Ben tam tarif edeceğim, abi öyle bir bakış attı ki Frankeştayn, yanında Sevimli Tavşan Momo kalır.
Allah’tan abi ‘’ Bakırköy’ün Bakırköy, Train Station’un da Tren İstasyonu olduğunu anlamıştı. Başladı tarif etmeye. Bu arada bizim ülkemizde herkes bilir ki turiste bir yer tarif edeceksen mâbadını yırtana kadar bağıracaksın. Aksi tekdirde anlamıyor bu turist milleti.
Abi de başladı bağıra bağıra tarif etmeye
- Buradan dümdüz go go go, sonra sağa dön ve yine dümdüz go go go. Karşına çıkar.
Yok, buna hanzoluk, ya da Tarzanca diyoruz ama turist kız anladı. Resmen banliyö istasyonuna doğru gidiyor. Kim ne derse desin farklı lisanlardaki insanların birbirleriyle iletişiminde en etkili dil Tarzancadır
Yahu bir dakika. İnsanların birbirleriyle iletişiminde en etkili dil Tarzanca da Tanrı’nın kullandığı dil hangisi?
‘’ Tanrının ‘’ Kelimesini kasıtlı olarak kullandım zira Müslümanlar bu sorunun cevabını aramamışlardır. Çünkü İslam İnancına ve Kur’an’ın bildirdiğine göre Allah, yarattığı ilk insan olan Adem’le konuşmuş mudur? Evet (Allah, Hz. Adem ve eşine cennette nasıl davranacaklarına dair doğrudan hitap etmiştir (Bakara, 2/35; A'râf, 7/19).
Peki Hz. Adem ve Havva Allah’la konuşmuşlar mıdır? Evet ( Hz. Adem'in Allah’tan kelimeler (emirler/kelimât) aldığı açıkça ifade edilmiştir (Bakara, 2/37)
Allah’la konuşan, Allah’ın konuşmayı öğrettiği Hz. Adem hangi dilde konuşmuştur?
Müslümanlar işte bu soruya kafa yormamışlardır ama genel kanaat Kur’an madem ki Arapça indirildi o halde Allah, Adem Peygamberle Arapça konuştu yönünde olmakla birlikte Cennetten kovulana kadar İbranice, cennetten kovulduktan sonra Süryanice konuştuğunu ileri sürenler de olmuştur ama işin doğrusu bu işe resmen deneyler yapacak seviyede kafa yormamışlardır Müslümanlar.
Peki Müslümanlar kafa yormadı da Hıristiyanlar veya Yahudiler kafa yordu mu?
Yahudiler de bildiğim kadarıyla kafa yormadılar.
Bu işe M.Ö. 6oo’li yıllarda bir Mısır Firavunu kafa yordu. O merak etti Tanrının dilinin ne olduğunu ama bu konuda bir deney yaptırmadan önce Tanrı’nın dilinin yani insanların ana dilinin Mısır Dili yani Kıptice olduğundan adı gibi emindi.
Bu Mısır Firavunu kimdi? Yaptırdığı deney nasıl bir deneydi? Bu deney ona beklediğini verdi mi ve bu deney dışında da İnsanoğlunun ana dilinin ne olduğu konusunda deney yaptıran oldu mu?
Aslında bir sene önce yazdığım bu konuyu az daha genişleterek ve içine yer yer mizah katarak yeniden kaleme alıyorum. İnşallah hayırlara vesile olur.
Tabii ki tüm soruların cevabı gelecek bölümde.
Tabii ki soruyorsunuz ‘’ Frig kralı Gordiyos’un Adem Babamız olma ihtimali ne alaka?’’ diye. O sorunun cevabı da gelecek bölümde.
Daha önceki yazımı okumuş olanlar bazı soruların cevaplarını bilebilirler ama okumamış olanları çok büyük bir sürpriz bekliyor yazının sonunda. ( Aslında o kadar da sürpriz değil )
Efendim, 1974’den başlayıp taaa M.Ö 600’lü yıllara ineceğim. Yani çağları beşer onar geriye doğru atlayacağım.
Başlayalım o halde.
Yıl 1974.
3 senelik liseyi ite kaka 5 senede bitirmişim ve askerlik çağım gelmiş.( Yaş tam 20 ) Hatta eve taa memleketteki ( Kars- Kağızman ) Askerlik Şubesinden Bakırköy Askerlik Şubesine, oradan da bizim eve gelen bir yazıya göre yoklamalarımı tamamlayıp acilen Manisa Topçu Tugayına teslim olmam emrediliyor.
Yazıyı alır almaz doğru Gümüşsuyu Askeri Hastanesine gittim ve asabiye doktoru tabip binbaşının ( adını unuttum ) ‘’ Askerlik yapmak istemiyor musun? ‘’ sorusuna ‘’ Ona siz karar vereceksiniz. Bu halimle askere alıyorsanız giderim ‘’ cevabını verdikten sonra maalesef biz gibi engelliler için utanç ifadesi olan ‘’ Çürüğe ayrıldım.’’
Çürüğe ayrılmak….
Birileri manavda sebze ya da meyve seçmiş ve çürüklerini ayırmış, ben ve benim gibiler de o çürüklerden biri… Bundan daha aşağılayıcı bir şey olamazdı ama oluyordu. Ben bile eve geldiğimde ve annem sorduğunda ‘’ Maalesef çürüğe ayrıldım anne ‘’ demiştim.
Neyse… Bu hüzün ayarlarından çıkıp normal ayarlarıma döneyim.
20 Temmuz 1974’de Kıbrıs Barış Harekatı yapılıyor, ben ise Banliyö treni ile Bakırköy’den Sirkeci’ye, oradan bir vapura atlayıp şöyle Anadolu Kavağına kadar gidip akranlarım canla başla savaşıp şehit olurken, Boğaz’ın serin sularına bırakacağım kendimi. Pek çok vatandaş gibi bende de öylesine bir ruhsuzluk var.
Bir taraftan kendime kızıyorum ama öte taraftan ‘’ Yahu ben iyiyim yine. Ne ettim ne eyledim bizim aileyi eve tonlarca makarna, bulgur, un stoklamamaya ikna ettim. Stokçular yüzünden fırınlarda ekmek, bakkallarda un, bulgur, yağ kalmadı adeta.’’diye savunuyorum, teselli ediyorum, ruhsuzluğuma bahaneler uyduruyorum.
Derken bir baktım sarışın, gözlükleri burnunun üstünde, sipsivri bir turist kız, elinde bir kağıdı birilerine göstererek bir şeyler soruyor.
Hemen iskele alabanda yaptım. Ne de olsa lisede fen derslerinden nal toplasam da İngilizcem çok iyiydi
- Excuse me lady . My I help you? ( Afedersiniz leydi. Size yardımcı olabilir miyim? )
Kız, adeta denize düşmüş de birileri kendisine can simidi atmış gibi derin bir oooh çekti. Sonra başladı bir şeyler konuşmaya. Evet konuştukları İngilizceydi ama hem oldukça hızlı konuşuyordu hem de okulda bize öğretilen İngilizceden çok farklıydı onun İngilizcesi.
Bu arada söylemeye gerek yok etrafımız bayağı kalabalıklaştı ve o zamanın modası olarak altın bir madalyon takıp göğüs kıllarının tamamını, düğmelerini açtığı gömleğinden dışarı fırlatmış olan 25- 30 yaşlarında bir abi Allah razı olsun(!) olaya müdahil oldu.
-Sen çekil bakalım kenara. Ben şimdi anlarım derdi neymiş.
Ben, oyuncağı elinden alınmış bir bebek gibi dudaklarımı büzsem de abinin umrunda değildi. Ben de dudak büzmekten başka bir şey yapamazdım çünkü bu tip abiler en ufak bir muhalefette tornavidayı daldırıveriyorlardı kaba etlere
Abi o muhteşem İngilizcesiyle sordu genç bayana
- E buk, diz is e buk, vat iz diz? İt iz e buk ( orta I. Sınıfta İngilizceden öğrendiğimiz ilk ders bu. Manası: Bir kitap. Bu bir kitaptır. Bu nedir? Bu bir kitaptır. ‘’)
Vay abim vay beee o da bizimle aynı Gatenby tedrisatından geçmiş besbelli ama Orta I seviyesinden ileri gidememiş anlaşılan.
Turist kız şapşal bakıyor.
Derken sordu: ‘’How can I get to Bakırköy Train Station?(Bakırköy tren istasyonuna nasıl gidebilirim?’’
Ben tam tarif edeceğim, abi öyle bir bakış attı ki Frankeştayn, yanında Sevimli Tavşan Momo kalır.
Allah’tan abi ‘’ Bakırköy’ün Bakırköy, Train Station’un da Tren İstasyonu olduğunu anlamıştı. Başladı tarif etmeye. Bu arada bizim ülkemizde herkes bilir ki turiste bir yer tarif edeceksen mâbadını yırtana kadar bağıracaksın. Aksi tekdirde anlamıyor bu turist milleti.
Abi de başladı bağıra bağıra tarif etmeye
- Buradan dümdüz go go go, sonra sağa dön ve yine dümdüz go go go. Karşına çıkar.
Yok, buna hanzoluk, ya da Tarzanca diyoruz ama turist kız anladı. Resmen banliyö istasyonuna doğru gidiyor. Kim ne derse desin farklı lisanlardaki insanların birbirleriyle iletişiminde en etkili dil Tarzancadır
Yahu bir dakika. İnsanların birbirleriyle iletişiminde en etkili dil Tarzanca da Tanrı’nın kullandığı dil hangisi?
‘’ Tanrının ‘’ Kelimesini kasıtlı olarak kullandım zira Müslümanlar bu sorunun cevabını aramamışlardır. Çünkü İslam İnancına ve Kur’an’ın bildirdiğine göre Allah, yarattığı ilk insan olan Adem’le konuşmuş mudur? Evet (Allah, Hz. Adem ve eşine cennette nasıl davranacaklarına dair doğrudan hitap etmiştir (Bakara, 2/35; A'râf, 7/19).
Peki Hz. Adem ve Havva Allah’la konuşmuşlar mıdır? Evet ( Hz. Adem'in Allah’tan kelimeler (emirler/kelimât) aldığı açıkça ifade edilmiştir (Bakara, 2/37)
Allah’la konuşan, Allah’ın konuşmayı öğrettiği Hz. Adem hangi dilde konuşmuştur?
Müslümanlar işte bu soruya kafa yormamışlardır ama genel kanaat Kur’an madem ki Arapça indirildi o halde Allah, Adem Peygamberle Arapça konuştu yönünde olmakla birlikte Cennetten kovulana kadar İbranice, cennetten kovulduktan sonra Süryanice konuştuğunu ileri sürenler de olmuştur ama işin doğrusu bu işe resmen deneyler yapacak seviyede kafa yormamışlardır Müslümanlar.
Peki Müslümanlar kafa yormadı da Hıristiyanlar veya Yahudiler kafa yordu mu?
Yahudiler de bildiğim kadarıyla kafa yormadılar.
Bu işe M.Ö. 6oo’li yıllarda bir Mısır Firavunu kafa yordu. O merak etti Tanrının dilinin ne olduğunu ama bu konuda bir deney yaptırmadan önce Tanrı’nın dilinin yani insanların ana dilinin Mısır Dili yani Kıptice olduğundan adı gibi emindi.
Bu Mısır Firavunu kimdi? Yaptırdığı deney nasıl bir deneydi? Bu deney ona beklediğini verdi mi ve bu deney dışında da İnsanoğlunun ana dilinin ne olduğu konusunda deney yaptıran oldu mu?
Aslında bir sene önce yazdığım bu konuyu az daha genişleterek ve içine yer yer mizah katarak yeniden kaleme alıyorum. İnşallah hayırlara vesile olur.
Tabii ki tüm soruların cevabı gelecek bölümde.
Tabii ki soruyorsunuz ‘’ Frig kralı Gordiyos’un Adem Babamız olma ihtimali ne alaka?’’ diye. O sorunun cevabı da gelecek bölümde.
Daha önceki yazımı okumuş olanlar bazı soruların cevaplarını bilebilirler ama okumamış olanları çok büyük bir sürpriz bekliyor yazının sonunda. ( Aslında o kadar da sürpriz değil )
Aman Allahım Adem Babamız Aslında Frig Kralı Gordiyos Muymuş 1 Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından
24.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 15
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.