Sessizliğin Gürültüsü
İnsan bazen her şeyin bir sonu olduğunu unutuyor. Yediği bir tabak yemeğin, yaşadığı hayatın ya da hayatının aşkı sandığı kişinin hiç gitmeyeceğini sanıyor. Oysa büyükler boşuna söylememiş: Her güzel şey bir gün biter.
Hepimizin hayatında olmuştur toz pembe rüyalar gördüğümüz zamanlar. Hiç uyanmayacağımızı sandığımız o rüyalar… Sonra bir gece ansızın uyanır insan. Pencere açıktır, hava fırtınalıdır. Üşüdüğünü fark eder. Üstelik yalnızdır. Ve yerler ıslaktır.
Çölde susuz kalmış birinin uzaktan gördüğü bir vahaya inanması gibi kanıyoruz aşk denen şeye. Verilen sözlerle, yarım kalan cümlelerle kendimizi avutuyoruz. Gideceğini bile bile birinin bıraktığı zehirli sözlere tutunuyoruz. Peki sevgi neydi? Bir avuç kırıntı mıydı, yoksa uçsuz bucaksız bir okyanus mu? Bana kalırsa dibi görünmeyen karanlık bir kuyuydu. İnsan, sonunu bile bile kendini o kuyunun içine bırakıyor.
Terk edilmek belki de bir insanın yaşayabileceği en ağır gerçeklerden biridir. Çaresiz ve tek başına kalınca duyuyor insan sessizliğin çığlığını. Sessizlik, karanlık bir odada dört duvar arasında yankılanıp durur. En acısı ise artık o toz pembe rüyaların geri gelmeyeceğini bilmektir. Çünkü insan bir kez karanlığa alışınca, gökyüzü bile eskisi kadar mavi görünmez.
Günler haftaları, haftalar ayları kovalar. İnsanlar “değiştin” der. Ama kimse hangi bataklıklardan geçerek yürüdüğünü bilmez. Bir koku, bir bank, bir şarkı yeniden açar kapanmış sandığın yaraları. Zaman yaraları iyileştirmiyor sanırım. Sadece üzerlerine sessizce toprak örtüyor.
Sanırım âşık olmak, denk geldiğin insana göre ya cenneti yaşatır ya da cehennemi. Cenneti dünyada yaşamak zor değildir. Asıl zor olan, cehenneme dönüşmüş bir dünyada yaşamaya devam etmektir.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.