
Yazın başındaydık, takvimler Haziran’ı
gösteriyordu. Okulların kapanmasına iki haftadan az bir zaman kalmıştı. Bir okul
yılı daha bitiyordu. Ama gelin, bunu bir de bana sorun. Sabahları çocuklar
uykunun sıcak kollarından kopmamak için direnirken, ben her gün onları
rüyalarından çekip alan bir oyunbozan gibi hissediyordum kendimi. Odaları
arasında defalarca gidip geliyor, sabrımı ve sesimi aynı anda tüketiyordum.
Nihayet
iki oğlumla birlikte evden çıkabilmiştik. Onları okula bırakacak, ardından
işime geçecektim.
Araba garajda değil, bahçedeydi. Yine de
garaja indik; kapıyı açmak için kumandaya bastım. Kapı ağır ağır yukarı
kalkarken, sol köşede, bir metreyi bulan siyah ince hortum gibi bir şeyin hafifçe sallandığını fark ettim.
-Yılan! diye bağırdı çocuklar.
-Yok artık, dedim, ama içimde ince bir şüphe
kıpırdanmıştı bile. Bir anlık tereddüdün ardından hızla geri çekildik. Evet, gerçekten de bir yılandı. Kapıyı kapatıp
arabaya doğru koştuk.
İlk şaşkınlığı atlatmıştık ama itiraf
etmeliyim ki en çok ben korkmuştum. Nereden gelmiş olabileceğini düşünürken
gözüm yolun karşısındaki büyük site inşaatına takıldı. Hafriyat çalışmaları
sürüyordu. Belki yuvası bozulan bir yılandı. Belki de yalnız değildi.
Sebebin o an bir önemi yoktu. Hemen site
görevlisini aradım:
-Bizim garajda yılan gördük. İçerideki kapı kilitli değil, rica etsem ilgilenir
misiniz?
Zekai Bey, hiç tereddüt etmeden, sakin bir
sesle:
-Ben hallederim, dedi.
Telefonu kapattıktan sonra çocuklara dönüp:
-Bakın, hiç korkmadı.. Zekai Beyin tavrı , köy hayatının insana kattığı o doğal
cesareti hatırlatıyordu. Demek ki daha önce de yılanla karşılaşmış. Belki de
adam köyde büyümüştür. Aslında herkes biraz köyde yaşamalı. Gerçek kahramanlar
oralardan çıkar, diye de ekledim.
Ali hemen atıldı:
-Anne, ne kadar abarttın! O zaman Örümcek Adamda köyde büyümüştür.
Gülümseyerek, olabilir, dedim.
Artık Zekai Bey’in yılanı bulacağından
emindim.
Gün benim için uzadıkça uzadı. Saatler geçmek
bilmedi. Öğleden sonra üç gibi dayanamadım, tekrar aradım:
-Zekai bey, yılanı bulabildiniz mi?
Adam sakin bir ses tonuyla:
-Tabii buldum. Bir sopaya sarıp uzak bir yere
bıraktım. Bir yuva bulur, gider, dedi.
İçime bir rahatlama gelmişti. Üstelik onu
öldürmemişti. Bu incelik, bu merhamet alkışlanacak cinstendi. Birkaç kez teşekkür ettim.
Sonra devam etti:
-Ana yol üzerinde en az iki metre uzunluğunda bir yılanın arabalar tarafından
ezildiğini gördüm. Her nedense bu
mahallede çok yılan var.
-İnşallah doğa kendi dengesini bulur, diyebildim.
Akşam çocukları sıkı sıkı uyardım.
Pencereleri dikkatle açın ve oda havalandırması bitince hemen kapatın. Bir süre
böyle devam edelim.
Sonra onlara rahmetli babamın yılanla ilgili anısını
anlattım. Babam çocukken bahçede süt içtiği sırada bir yılan görmüş. Hiç
düşünmeden yılanı başından yakalayıp
elindeki kaşıkla vurmaya başlamış. Bu durumu gören ablası ise korkudan oracıkta
bayılmış. Babam bu olayı hep gülerek anlatırdı. Arkasından da “Ne korkusuz çocuktum” derdi. Oysa bu durum,
korkunun henüz tam öğrenilmediği çocukluk yıllarının verdiği o saf cesaretten
kaynaklanıyordu.
Çocuklar gülümsedi. Mehmet yılan ısırığı ile
ilgili nette şunları buldum;
-Hindistan’da her yıl zehirli yılan
ısırıklarından kaynaklanan yaklaşık 50.000 ölüm vakası yaşanmaktadır.
Yılan zehirlenmeleri, özellikle Engerek türlerinin ısırıkları
sonrası gelişen ciddi tıbbi acil durumlardır. Bu zehirler, ısırılan bölgede
doku hasarına yol açarak doku ölümü oluşturabilir. İlerleyen vakalarda şiddetli
şişlik ve basınç artışı nedeniyle kompartman sendromu gelişebilir. Ayrıca açık yaralar
üzerinden oluşan ikincil
enfeksiyonlar,
durumu daha da ağırlaştırarak tedavi edilmezse uzuv kaybına (ampütasyon) kadar gidebileceğini
okudu.
On gün sonra;
Sitenin WhatsApp grubuna bir fotoğraf düştü.
Zekai Bey’in bulunduğu blokta, ikinci katta çekilmişti. Fotoğrafta, daha önce
gördüğümüz o yılanın cansız bedeni vardı.
İçim bir garip oldu. Hemen Zekai Bey’i
aradım:
-Yılanı uzağa bırakmamış mıydınız? Yoksa
siteyi yılanlar mı sardı?
Kısa bir sessizlikten sonra:
-Hayır dedi. O gün size öyle söyledim. Siz ve çocuklar korkmayın diye.. Benim
de aynı yaşlarda çocuklarım olduğundan, korkup etkilenmelerini istemedim.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Belki doğru olan gerçeği söylemekti… Ama o,
çocukları tedirgin etmek istememişti. Konu orada kapandı.
Bu
olayın sonunda kimse zarar görmese de; İnsan birinin yalanına birkaç kez şahit
olduğunda ondan uzaklaşır. Çünkü yalan, güvenin en açık düşmanıdır.
Yazarın
Önceki Yazısı