
Leonardo’nun Tablosu
Michigan Gölü’nün dalgaları kıyıya vururken, beyaz
kanatlarını her açtığında, içindeki sanatın ruhunu gökyüzüne bırakan, Santiago
Calatrava’nın dokunuşuyla bir binadan çok bir duyguya dönüşen Milwaukee Sanat Müzesi’nin yirmi
yıldır müdürlüğünü yapan Jane, hayatının en zor günlerini geçiriyordu.
Jane, yıllarını sabırla dizilmiş bir inci
kolyesi gibi taşıyan, sanatla yoğrulmuş zarif bir ruhtu. Fakat hayat, en
beklenmedik sürprizler sunar insana. Otuz yıllık sanat ve edebiyat yolculuğunda
omuz omuza yürüdüğü, saygınlığıyla tanınan şair-yazar eşi, bir gün ansızın
başka bir hikayenin kahramanı olmayı seçmişti. Kendisinden çok daha genç bir
ressama tutulmuş, ardında yılların emeğini ve alışkanlığını bırakıp Brezilya’nın
Rio de Janeiro’ya, o tutkulu ve baş
döndürücü şehre sevgilisiyle kaçmıştı. Boşanma süreci, avukatların aracılığıyla
hızla tamamlandı. Kâğıtlar imzalandı, dosyalar kapandı.
Jane’in uzun yıllar
böylesi önemli bir müzede konumunu koruyabilmesinin nedeni ünlü ressamların yarım
kalmış tablolarını tamamlayan ve renklerin hafızasını çözebilen derin
araştırmacı ve zamanın izini süren sessiz usta olmasıydı. Böylesi büyük ustalar
tuvalin ardında saklı kalan yılları, susmuş fırça darbelerini ve yarım
bırakılmış niyetleri okurlar. Onlar, geçmişin suskun eserlerine yeniden nefes
veren, ama asla kendi nefesini öne çıkarmayan görünmez köprüler kuran
entelektüel kişiliklerdir.
Jane eşi ile
ayrılığının üzerinden yaklaşık dört ay geçmişti.
The Adoration of the
Magi, Leonardo’nun erken dönemlerine ait tamamlanmamış bir eserdi ve Jane bu
eseri sabırla büyük ustalıkla tamamladı. Müzayede de çok yüksek bedelle alıcı bulmuştu.
Müze yönetimi Jane ile gurur duyuyordu.
İki gün sonra;
Jane
evinde hasta yatağından apar topar alınarak Milwaukee polis
merkezine, sanat hırsızlığı suçlamasıyla getirildi. Ne olduğunu bile
anlamadan başına iki dedektif dikildi ve neden tutuklandığını bilmeyen Jane’ e
hadi ama sen bu işin ustasısın, bize yardımcı ol ve her şeyi anlat dediler. Jane
çok şaşkındı ve avukatını istedi. Bir süre sonra avukatı geldi ve konuyu
ayrıntılarıyla öğrenerek Jane ile konuşmaya gitti.
Yüksek bedelle
satılan The Adoration of the Magi tablosunun,aslında ustalıkla yapılmış bir
kopya olduğu ortaya çıkmıştı. Eser müzedeki yerinden indirildiği sırada Jane
tablonun başındaydı; tabloyu bizzat odasına taşıtmış, ardından görevlilere bir
süre sonra gelip alabileceklerini söylemişti. Ne olduysa bu kısa aralıkta
olmuş, Jane’in bir tanede müze için yaptığı kopya ile asıl tablo sessizce yer değiştirmişti.
Jane’in tamamladığı asıl tablo yoktu. Avukatı, bu işi senin yaptığından eminler
dedi.
Jane, tabloyu odasına
almadığını, eserin doğrudan alıcıya teslim edildiğini söyledi. Böyle bir olayın
hiç yaşanmadığını ısrarla dile getirse de, kamera kayıtları onun söylediklerini
doğrulamıyordu. Avukatı inkar etmenin durumu daha da zorlaştıracağını
belirterek suçlamayı kabul etmesini ve en az ceza ile süreci tamamlamasını
önerdi. Ancak Jane, öfke ve çaresizlik içinde avukatını yanından kovdu. Suçu
işlemediğini defalarca tekrar etti.
İki
gün sonra genç dedektif Sera, sorgu sırasında Jane’i uzun süre dikkatle
inceledi. Kadın tamamen dağılmış durumdaydı. Saçları dağınık, yüzü solgundu.
Sera sorgudan sonra şunları söyledi:
-Jane sana her zaman gittiğin kuaförün buraya gelmesini
sağlayacağım ve sana moral olmasını istiyorum. Beş gün sonra mahkemen var. Lütfen buna itiraz etme.
Mahkeme günü;
Mahkeme günü
gelmişti. Duruşma başlamış, tüm deliller Jane’nin aleyhine sıralanmıştı. Neredeyse
davanın uzamasına bile gerek kalmayacak gibiydi. Kamere kayıtlarının her şeyi ortaya
çıkardığı görünüyordu. Jane 20 yıl hapis
cezası ile yargılanıyordu. Tam bu sırada
Duruşma salonunda bir hareketlenme oldu;
Dedektif Sera, iki
polis memurunun arasındaki Jane’in eski
eşi Cris ile içeri girdi. Salondaki
herkes merakla onlara döndü. Dedektif Sera, Mahkeme başkanından izin istedi ve
konuşmaya başladı.
-Sayın yargıç ve jüri üyeleri, tabloyu değiştiren Jane değil
başka bir kadın.
Salon da sesler yükseldi, nasıl olur kamera kayıtları var.
Sera devam etti:
-Evet kamera kayıtlarını ben de inceledim ve sonunda ipucunu
buldum. Jane tablonun satılmasından iki gün sonra tutuklandı. Ben ise bu detayı
dört gün sonra fark ettim. Görüntüyü yakınlaştırıp baktığımda kadının
tırnakları kısaydı. Tablo altı gün önce satılmıştı ama sorguladığım Jane’nin
tırnakları uzun ve bakımlıydı ve kesinlikle takma değildi. Salondaki herkes
dikkat kesilmişti. Bunu doğrulamak için bir bahaneyle Jane’nin sürekli gittiği
kuaförü saçlarını düzeltmesi için
çağırdım. Kuaför, Jane’nin eşinden ayrıldığından beri tırnaklarını özellikle
uzattığını ve düzenli bakım yaptırdığını söyledi. Hatta saç rengini değiştirmesi
önerilmiş ancak Jane bunu kabul etmemişti.
Sera’nın sesi sertti ve sizlere soruyorum dedi:
- Evet Dünya vatandaşı
Jane iki gün hasta yatağında yatarken nasıl uçakla Mexico City’ye gitti?
Nasıl bankadan hesap açtırdı ve Küba’dan
gelen yüklü miktardaki parayı çekip eski eşi Cris’e neden teslim etti? Evet
bunları yapan kimdi?
Salonda derin bir sessizlik oluştu. Sera Jane’e dikkatle
baktı ve yavaşça ekledi:
Maalesef Jane’nin bir
kopyası yani klonu yapılmış. Onu saklandığı yerden çıkardık ve şimdi mahkeme
salonuna girecek. Kapı açıldığında içeri giren kişiyle birlikte salonda
şaşkınlık dalgası yayıldı. Çünkü içeri giren kadın, Jane’in aynısıydı. Tüm
planın arkasında, eski eşi Cris vardı.
Not: Milwaukee Sanat Müzesi’nin açılıp kapanan kanatlarını youtube' dan izleyebilirsiniz.
Yazarın
Önceki Yazısı