
'Bir fenomen haberi sonrası yazdığım hikaye'
Ebru, sabah uyandığında panjuru açmak yerine
ilk iş olarak telefonunun ekranını açtı. Ekranı kaydırdı, kaydırdı ve Algoritma bugün beni seçmedi dedi. Ardından, daha iyisini yapabilirim,
bugün başka bir gün diye kendi kendine telkin etti. Yeni çıkan trend pop
parçaları eşliğinde dans ediyor Tik Tokta kendi gibi düşünen kitlenin ilgisini
çekmeye çalışıyordu. Kamera karşısında hareketleri net, yüzü canlıydı ama kayıt
durduğunda o canlılık bir anda sönüyordu. O anlarda, odanın sessizliği ona
kendini fazlasıyla hatırlatıyordu.
On sekiz yaşında olan Ebru, ortaokuldan sonra
eğitimine devam etmemiş ve yarı zamanlı olarak bir süpermarkette çalışıyordu. Annesini
küçük yaşta kaybetmesi, eve gelen üvey anne ile sorunlar yüzünden evden
ayrılmış küçük bir dairede tek başına yaşıyordu. Yaşadığı ortamdan kurtulmayı,
kendisini anlayacak yeni insanlarla tanışmayı, sevgi dolu, refah içinde bir
gelecek kurmayı hayal ediyordu. Ama
bazen o hayaller bile ona ait değilmiş gibi geliyordu.
Kendi
formatında diğer fenomenlerin sayfalarını incelediğinde, hepsinin ortak bir
özelliği olduğunu fark etti. Önce fenomenler kendi bedenlerini öne çıkarıyor ardından takipçilerini o dünyaya
çekiyorlardı.
Yayınladığı videolar planladığı hızda beğeni
ve takipçi toplamasa da zamanla hatırı sayılır bir kitleye yaklaşıyordu. Güzelliği ve fiziğinin düzgünlüğü izlenebilir
olmasının önünü açıyordu. Takipçileri daha
çok yorumlarla onunla konuşmaya çalışan kendi yaş grubundaki gençlerden
oluşuyordu. Her yorum, içindeki boşluğa atılan küçük bir taş gibiydi, anlık bir
doluluk hissi yaşatıyor ama kısa süre sonra yine aynı boşluk geri geliyordu.
Ekranı kapatıp takipçiler dağıldığında, onun
yalnızlığını paylaşan olmuyordu. Bir süre sonra bazı ikinci sınıf gece
kulüplerinden onu sahnede performans sergilemeye davet edenler olmuştu. Ebru, gelen
bu teklifleri değerlendirdi ama sahnede dans etmek yerine kanalında mekanları
tanıtmak üzere anlaşmayı tercih etti. Başlarda eğlence mekanlarının tanıtımını
yaparken gençliğin verdiği heyecanla kısa süre içinde bu mekanların enerjisine kendisini kaptırdı.
Işıkların, müziğin ve
kalabalığın büyüsü yetmezmiş gibi, bu mekanlardan birinde tanıştığı Bora ile
arkadaşlığı ilerledi. Bora’nın lüks aracı ve bol para harcaması ona gösterdiği
ilgi başını döndürmüştü. Ne dese kayıtsız şartsız yapmaya başlamıştı. İçindeki sorgulayan
ses zamanla kısılmaya başladı. Çünkü sorgulamak, tekrar yalnız kalma ihtimalini
hatırlatıyordu. Bora’nın yanında kendini ilk kez eksiksiz gibi hissediyordu. Sanki
biri onu seçmiş, gerçekten fark etmişti. Bora aracılığıyla madde kullanımıyla da
tanıştı. İlk başta bunun sadece bir
deneyim olduğunu, istediği zaman bırakacağını düşündü. Aslında hissetmek istemediği her şeyi
susturmanın bir yolu gibi gelmişti. Belki de ilk kez, hiçbir şey düşünmeden var
olabildiğini hissetti.
Maddeyi damardan kullanmaya
başladığında, bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu.
İlk günlerde kolunda
sadece küçük morluklar ve önemsenmeyecek hafif ağrılar vardı. Zaman ilerledikçe
doz arttı, damar bulmak zorlaştı. Aynı yere defalarca iğne yapmaya başladı.
Kolu artık sadece bir uzuv değil, bağımlılığının bir parçası, bir aracı haline
gelmişti. Bir sabah, kolundaki dayanılmaz bir ağrıyla uyandı. Bu kez görmezden
gelemedi. Panikle hastaneye gitti.
Hastanede gerçek ortaya
çıktı. Kolundaki enfeksiyon çok ilerlemişti ve doktorlar, dokunun artık
yaşamadığını söylediler. Bunun adı kangrendi.
Ebru için en ağır an doktorun kolunu kurtaramıyoruz cümlesi oldu. O an içinde her
şey çöktü. Geçmişi, yaptığı hatalar, kendine verdiği sözler bir bir gözünün
önünden geçti. Hayatını nasıl bu noktaya getirdiğini düşündü. İçinden sessizce
yok olmayı diledi.
Bora’yı aradı. Ağlayarak durumunu anlattı. Sesinin titremesi,
kelimelerinin yarım kalması bile yaşadığı yıkımı anlatmaya yetiyordu. Ama Bora
gelmedi.
Ne ameliyattan önce…Ne de ameliyattan sonra
Bir ay zorlu hastane
günleri sonrası taburcu oldu. Kendisini çoktan unutmuş babasını bu süre zarfında
hiç aramamıştı. Artık kimseyi aramayı düşünmüyordu. Onu kimse böyle
görmemeliydi.
Ebru, bağımlılık ve
hayallerin yıkımını iliklerine kadar hissederek
yaşıyordu. Hayallerinin gerçekleşmeden önce kendisini yok
ettiğini, tek kolla ilk işi kasiyerliğe bile dönüşünün zor olacağını biliyordu.
Aylardan Kasımdı. Üzerinde diğer kolunun görünmediği lacivert renginde panço
giymişti. Akşamın karanlığına kadar rüzgarlı sokaklarda dolaştı ve Haliç
köprüsüne geldi. Aslında geçmişteki Ebru o ameliyat masasından
hiç kalkmamalıydı dedi ve kendini Marmara denizinin koyu, derin ıssız sularına
bıraktı.
Yazarın
Önceki Yazısı