Ölüm Doulası
30 Mart 2000
Funda, psikoloji bölümünün son sınıf öğrencisiydi. Yaz stajını Toronto’nun büyük hastanelerinden birinde yapıyordu. Ancak o, klasik anlamda bir psikolog olmak istemiyordu. İnsanların bitmek bilmeyen sorunlarını dinleyerek ömrünü tüketmek yerine, hayatın en sessiz ve en gerçek anında, vedanın eşiğinde insanlara eşlik etmek istiyordu. Üstelik son yıllarda oldukça yaygınlaşan yaşam koçluğu da ona hitap etmiyordu. Funda’ya göre bu, hayatın yüzeyinde kalıyordu.
Bu yüzden hedefi
belliydi: ölüm doulası olmak.
Ölüm doulası (ya da
ölüm refakatçisi), hayatının son dönemine yaklaşan kişilere ve onların
ailelerine duygusal, zihinsel ve pratik destek sağlayan kişidir. Tıbbi bir
görev üstlenmez; daha çok insanın son yolculuğunu nasıl geçirmek istediğine
odaklanır.
Bu süreçte; veda
mektupları yazmak, anı defterleri hazırlamak, kişinin son isteklerini
düzenlemek ve ailesiyle zor konuşmaları kolaylaştırmak gibi görevler üstlenir.
Funda bu düşüncesini
hocası Dr. James’e açtığında, adam bir süre sessiz kalmış, sonra hafifçe başını
sallamıştı.
-İlk
görevin benden olsun. Onkoloji servisinde bir hasta var. Adı Ely. Böyle birine
ihtiyacı olacağını söyledi.
Ertesi
gün Funda bayan Ely’nin kapısını hafifçe çaldı.
-Ben
Funda. Dr. James sizi yalnız bırakmamak için beni gönderdi.
Yaşlı
kadın başını çevirdi. Gözlerinde garip bir dinginlik vardı.
-Evet,dedi
yavaşça. Ölüm refakatçisi.
Funda
hemen itiraz etti:
-Lütfen böyle söylemeyelim. Sizi üzmek
istemem.
Kadın gülümsedi.
-Ben üzgün değilim. Sadece hazır olmaya
çalışıyorum.
İlk iki gün, tanışmanın ve suskunlukların iç içe geçtiği
zamanlardı. Ama üçüncü günün sonunda, aralarındaki mesafe kaybolmuştu.
Ely’nin
üç çocuğu ve yedi torunu vardı.
Funda, onunla birlikte bir veda planı
hazırlamaya başladı. Her biri için ayrı ayrı mektuplar yazıldı. Kimi zaman Ely
konuştu, Funda yazdı. Kimi zaman Ely sustu, Funda bekledi.
On gün boyunca, her gün bir kişiye ayrıldı.
Mektuplar sadece
vedadan ibaret değildi. İçlerinde pişmanlıklar, teşekkürler, saklanan anılar ve
hiç söylenememiş cümleler vardı. Ely, bazı eşyalarını da paylaştırdı; bir
yüzük, eski bir kitap, bir şapka. Her biri bir hatıraya bağlıydı.
Funda, odadan çıkarken bir an durdu.
-Yarın
Paskalya, torunlarınız için bir şey hazırlamak ister misiniz?
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. Gülümsemesi
silindi.
-Lanet
Paskalya günü dedi.
Funda donakaldı. Bu tepkiyi beklemiyordu ama
Ely devam etmedi. Sadece başını yastığa çevirdi. Ely o güne kadar geçmişi
hakkında neredeyse hiç konuşmamıştı. Ama o akşam, odanın loş ışığında, sesi ilk
kez titredi.
-Ben
dedi yavaşça aslında Yahudiyim.
Funda
bir an duraksadı. Ely gözlerini tavana dikti.
-Eşim
Hristiyan. Ona bile söylemedim. Yıllarca hep sakladım.
Kısa
bir sessizlik oldu. Sonra geçmişin kapısı aralandı.
Gençliğinde, Almanya’da
Holokost yıllarında, İtalya’da zengin bir ailenin yanında hizmetçi
olarak çalıştığını, bir gün eve döndüğünde, ailesinin artık olmadığını
öğrendiğini söyledi.
-Onları
aldılar dedi Ely. Bir daha hiç görmedim.
Funda
hiçbir şey söylemedi. Sadece dinledi.
Ely
devam etti.
-Çalıştığım evde benim yaşlarda Elena vardı. tekerlekli sandalyedeydi. Ona ben
bakıyordum. Bir gün merdivenin başındaydı. Sesi iyice kısıldı. Yanlış bir
hareket yaptı ve sandalye dengesini kaybetti. Ely gözlerini kapattı. Ben gördüm
ve yetişebilirdim.
Uzun
bir duraksama.
-Koşabilirdim
ama kıpırdamadım.
Funda’nın
kalbi sıkıştı.
-Çünkü
o an dedi Ely, ilk kez yaşama şansım olduğunu düşündüm. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. İki gün sonra iç
kanamadan öldü.
Ely başını yana çevirdi. Sessizlik bu kez daha ağırdı. Funda ne teselli etti, ne yargıladı. Çünkü artık anlamıştı.Bu sadece bir itiraf değil, yıllardır taşınan bir yükün ilk kez dile gelmesiydi.
O İtalyan
aile, iyi insanlardı. Korkunun her köşeye sinmiş olduğu bir dönemde bile
başkalarının acısını görebilecek kadar cesurdular. Soykırımın karanlığında
onlar gözlerini kapatmadılar. Beni kurtardıklarında yalnızca bir hayatı değil,
bir kimliği de emanet ettiler. Kızlarının adı, onun küçük elmas küpelerini de
bana verdiler. Hepsi benimle birlikte İngiltere’ye giden bir bilettin parçası
oldu.
Evet
hayatta kalmıştım ama o andan sonra hiçbir şey sadece hayatta kalmak olmadı. Birinin
ölümüne karşılık, kendi varlığımı satın almış gibiydim. O bedelin faturası, her
gün içimde sessizce ödeniyordu. Evet adım gerçekte Sarah kimse bilmez, Elena’nın
kimliğiyle yaşadım. Kısaca herkesten Ely demelerini istedim. Bu olayı kimsenin
bilmesini istemiyorum. Beni Hıristiyan Ely olarak hatırlasınlar. Hıristiyan
geleneklerine göre gömülmem önemli değil, Tanrı kim olduğumu biliyor dedi.
Özenle
sakladığı kutu içindeki küpeleri
Funda’ya verdi
-Bunlar bir hayatın devamı için bir hatıra. Lütfen bunu
Gazze’deki çocuklar için kullanılacak bir yardım kampanyasına dönüştür dedi. Bu
artık bir vasiyet değil bir hayatın son anlamıydı.
Funda
-Merak
etmeyin, emanetinizi ulaştıracağım dedi.
Funda ertesi gün
Bayan Ely’ nin yanına gittiğinde, onu yatağında sessizce uyur gibi buldu. Yanına
biraz daha yaklaştığında fark etti. Ely’nin üzerinde olması gereken hiçbir cihaz
takılı değildi. Ne monitör, ne serum, ne de o ince kablolar her şey kaldırılmıştı. Funda’nın kalbi sıkıştı. Elini
yavaşça Ely’nin omzuna uzattı, sonra geri çekti. İçinde açıklaması zor bir his
vardı. Sanki gerçeği dokunmadan da anlamıştı. Bayan Ely artık yaşamıyordu.
Hikayeme değer veren Edebiyat Evine teşekkürlerimi sunarım.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.