Affına Sığındım
Affına sığındım,
çünkü kendimi savunacak ne bir taşım kaldı elimde
ne de alnımın karanlığından dökülmeyen o eski mazeret;
geceye sığındım,
beni tanırsın belki diye;
çok fazla ses getirmişim.
Suskunluğuna sığındım,
kapısını araladı;
içeride kendi yankım oturuyordu,
sırtını bana dönmüş, çocukluğumun kırık iskemlesinde
sessizce
adımı kemiriyordu.
Bir kelimeye sığındım sonra,
harfleri yağmur yemiş, anlamları kenarından sökülmüş,
bilindik bir dua gibi ağzımda dönen bir kelimeye;
inşallah’lara sığınacak kadar masum değildim artık.
İçimde dağlardan kopmuş taşlar,
pencere diplerinde üşümüş akşamlar,
baba gölgesine yetişememiş yarınlar,
ana duasının altına saklanıp
yine de yolundan sapmış umutlarım vardı.
Bu yüzdendi yorgan altına sığınışım,
çocukluğumu orada sanışım.
Bir teselliye sığındım,
bir omuza, bir nefese, bir sesin akşamdan kalma endişesine;
her omuz kendi yorgunluğundan yıpranmış,
her nefes ansızın çıkıp gidecek kadar emanet kalmış,
her ses, dalgasında sakladığı son vedayı
duyurmamak için frekansından sapmış.
Bir limana sığındım,
içimdeki deniz hırçın;
sığındım bir ağacın gölgesine,
bir ihtimaller ülkesine.
Kendi içime sığındım;
içerisi işgal edilmiş.
Eski öfkeler nöbet tutuyor,
yaralarım birbirinin üstüne battaniye örtüyor,
bir yokluk, duvar dibinde dizlerini karnına çekmiş,
benden önce ağlıyor.
Kendi karanlığıma sığındım;
unuttuklarım,
kendi kendini gören
gün görmemiş eyvahlarım,
insanın göğsünde mahkeme kuran günahlarım.
Affına sığındım,
bir sanık gibi değil,
bir uçurumun kenarında son çalıya tutunur gibi değil,
daha çok yanmış bir dalın
küllerinden filiz sürmek istemesi gibi;
affına sığındım,
çünkü artık korunacak yanım değil,
bağışlanmayı uman bir enkazım.
Bahaneye sığındım,
mazerete de,
korkuyu önüme sürüp arkasına saklandım;
ne yaptıysam avuçlarımda,
ne kırdıysam göğsüme astım,
ne sustuysam dilimin altında,
ne kaybettiysem tek tek bağrıma bastım.
Bir tek affının eşiğinde
kendimi açmaktan kaçtım.
Bazı kapılar,
anahtar değil,
eğilmiş bir baş ister.
Duaya sığındım,
dergâhına sığındım.
Alnım yere değince yıkıldı içimdeki bütün yüksek kuleler;
bir ayetin rahmâniyetine,
bir secdenin mahremiyetine sığındım.
Ama hâlâ kendi ateşimle geliyorum sana.
“Beni saklama,” dedim,
“beni aklama;
yalnız beni benden biraz çıkar.”
Affına sığındım,
bir annenin kapıyı gece yarısı açması gibi,
bir babanın susarak affetmesi gibi;
daha mütevekkil, daha derin,
taşın yosuna,
külün rüzgâra,
suyun karanlığa sığındığı,
insanın kendi yıkıntısından çıkan savrukluğa dağıldığı gibi
o büyük kabul için.
Tekliğine sığındım,
tekliğin azalttı beni;
ismine sığındım.
Nereye saklansam
dudağım dipsiz bir kuyu,
kendimden bir parçayı kuyunun önünde unuttum.
Affına sığındım, naçar,
bütün sığınaklarımın yıkılmış haritasıyla,
özrümü cebime koyup,
sessizliği omzuma alıp,
sevaplarımın sökülmüş düğmelerini avucumda saklayıp geldim.
Ey Müheymin, ey Mütekebbir,
kapında ne mağrurum
ne de mağdur;
ne temiz
ne de yüz karası kadar kirli;
yalnız, kendi ağırlığını artık kendi içinde taşıyamayan
yorgun bir hiçlik.
Affına sığındım,
beni sakla diye değil;
beni benden geri al diye.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.