Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Satranç Tahtası -5-

- Mat, Pat, Terfi -


Tahta seyrelmişti artık.

Gürültü gitti.
Geriye çizgiler kaldı.
Köşeler sertleşti.
Büyük taşların yokluğunda
oyunun gerçek sesi artık zihinde duyulmaya başladı.
azalan seçeneklerin sesi,
geç kalmış hesapların endişesi,
kırılmış benliğin hevesi
Şahın bir kare bulmaya çalışan yorgun nefesi.

Beyaz şah köşedeydi.
Yavaş,
yaralı,
ama hâlâ düşmemiş.
Dış dünyanın kaleleri uzaktan sıkıyordu alanı.
Kurallar, yaş, kayıp, mecburiyet,
“artık böyle” diyen o sert duvarlar
adım adım daraltıyordu kafesi.

Bir an
mat göründü.

Kaçacak kare azdı.
Sezgi susmuştu.
Tutku dönmüyordu.
Hırs,
eski sıçrayışını kaybetmişti.
Dayanıklılık hâlâ duruyordu ama
sesinde çatlaklık vardı.
Büyük arzular çoktan oyundan düşmüştü.

Dış dünya buna alışkındır.
Şahı hemen öldürmez.
Önce alan bırakmaz.
Önce yürüyüşünü anlamsızlaştırır.
Önce “bir kare daha” hakkını
yük gibi gösterir.

Pat da mümkündü o an.
Ne yenilmek ne kazanmak
yalnızca tıkanmak.
Hamlen var ama
her hamle seni biraz daha eksiltecek.
Hayatta en çok buna benzer insan:
tam kaybetmemiştir,
ama artık özgür de değildir.

Ben orada
çok küçümsediğim bir şeyi fark ettim:

bir beyaz piyon hâlâ yürüyordu.

Küçük.
Sessiz.
Kimsenin oyun kurucu saymadığı.
Gündelik emek kadar sıradan,
sabah kalkmak kadar basit,
ama inatçı.

Umuttu o.

Ne parlaktı ne büyük.
Ne konuşuyordu ne tehdit ediyordu.
Yalnızca yürüyordu.
Bir kare.
Sonra bir kare daha.
Önünde küçük engeller,
yanında küçümseme,
arkasında düşmüş taşların gölgesi.

Yine de yürüyordu.

Ben bazen
hayatın şahı kurtaran şeyi
büyük zekâ sanmıştım,
büyük aşk,
büyük tutku,
büyük güç.

Hayır.

Bazen insanı son çizgiye götüren,
kimsenin şiire bile layık görmediği
o küçük devam etme kuvvetidir.

Umut ilerledi.

Dış dünya onu geç fark etti.
Çünkü büyük oyunlar
çoğu zaman küçük ısrarlar tarafından bozulur.
Kader, vezirle uğraşır.
Hayat, kalelerle hesaplaşır.
Ama bir piyonun
sessizce son çizgiye yaklaşmasını
herkes geç ciddiye alır.

İşte orada
oyunun rengi değişir.

Umut son kareye varır.

Ve kendini terfi ettirir.

Bu bir zafer narası değildir.
Gök yarılmaz.
Dünya alkışlamaz.
Dış dünya bir anda yok olmaz.
Hayat yine serttir,
kurallar yine dokunulmaz,
ve kayıplar yine konuşulmaz.

Ama artık
iç dünyanın elinde
yeniden doğmuş bir kudret vardır.
Küçükten doğan büyük.
Ezilmekten çıkan zekâ.
Sessiz yürüyüşüyle gelen yeni vezir.

Mat sandıkları yerde
umut şekil değiştirir.

Benlik köşede hâlâ kırılgandı,
Şah evet.
Ama artık yalnız değil.
Tahtanın başında kaybettiğim şeylerin
yerine yenileri gelmiş değil,
herkesin küçümsediği bir iç kuvvet
oyunun dengesini kurmuştu nihayet.

İşte o an anlarsın:

İnsan hayatta
rakibini yenmek için oynamaz,
çoğu zaman,
şahını yaşatmak için oynar.
Ve bazen şahı koruyan
vezirin zekası olmaz.
Ne atların hırsı,
ne fillerdeki tutku,
ne zekânın en parlak biçimi,
şahını ve şahsını koruyan bir piyonun cesur seçimi.

Büyük taşlar düştü.
Merkez yandı.
Fedalar güçlerimi eksiltti.
Dış dünya kendini galip sandı.

Ama son çizgide
küçük bir umut vardı
başını kaldırdı
vezir olarak atandı.

Hayat bir oyun değildi elbet,
O bir iç savaş,
bir savunma sanatı,
kayıplar arbedesi,
bir yürüyüş ahlakı.
Asıl filmin gala gecesi.

Anladım ki artık:

Hayat tahtasında
kimse kalıcı değil büyük taşlar da devrilir.

Bazı oyunlar yalnız,
son kareye kadar yürümeyi bilen
küçük umutlarla çevrilir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Satranç Tahtası -5-

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ