Bir Elif Miktarınca
BİR ELİF MİKTARINCA:
“Kendine Yolculuk”
Rûhefzâ bir akşam indi gönlüm tenha avlusuna..
Göğün mor eşiğinde sustu bütün kuşlar..
Bir eski ney sesi gibi uzadı zaman..
Ve sükût, sinemde açılan gizli bir dergâh oldu.
Gecenin kirpiklerinden nazende bir rüzgar geçti..
Her kirpik kıvrımında aşk ateşi taşıyan görünmez kandiller vardı.
Bakışların, çölde susuz kalmış bir kervanın vahaya ilk varışı kadar ürkekti..
Ve bir o kadar da kadim..
Ben seni bir kelime gibi değil,
ezelden yarım bırakılmış
bir dua gibi sevdim.
Adını anınca içimde
muhacir kuşlar kanatlanırdı semaya.
Çünkü aşk, bazen bir hicretti..
Kişinin kendinden çıkıp
kendi kalbine sürgün edilmesi gibi…
Ve sen, ey Lâmekân..
gecenin sırma örtüsünde saklı bir yıldız gibi sessizce yürürdün
ruhumun kıyılarında.
Ay, saçlarının gölgesinde usulca eğilirdi..
Sular bile adını taşırken ağırlaşır,
bir derviş sabrıyla akardı.
Sen bilmezdin..
Sen bilmezdin..
İhlâs ile eğilmiş alnımda
kırık bir kandil gibi titrerdi umut.
Ben her duamı senin yokluğunda öğrenmiştim oysa..
Çünkü yokluk, bazen
en büyük mürşittir.
İnsan en derin aynayı
kaybettiği yüzlerde görür..
Lacivert bir gecenin sessizliğinde,
yağmur rahmetini bırakırken toprağa,
göğsümde kördüğüm olmuş
bütün susmalar
birer birer çözüldü yıldızların önünde..
İşte o zaman anladım ki,
aşk ateşi sandığımız şey
aslında hakikatin içimize düşen gölgesiymiş..
Ve sonra..
Çok sonra..
İçimde uzun süren gurbetten sonra..
Ensar bir yürek gibi açıldı sema,
ve bütün muhacir yalnızlıklar
orada barınacak bir rahmet buldu.
Ben sana değil yalnız,
sende saklanan sonsuzluğa yürüdüm.
Bazı gözler sadece bakmaz,
insanı kendi içine doğru çağırır..
Ardından bütün sessizlikler
kalbin en tenha yerinde usulca bağırır..
Kirpiklerin..
ah o uzun gece kapıları..
Bir dokunsam
bin yıllık bir masal dökülecekti üzerimize..
Öyle inceden inceye..
Her bakışında
gizlenmiş bir semazen dönüşü vardı.
Yavaş ve mahzun,
ama kainatı titretecek kadar derin.
Sine-i nihânda büyüyen o sessiz bahçeyi bilmez misin?
Her gece başka bir mevsime uyanırdı.
Bazen lâle olurdu sabrın..
Bazen de karanfil kadar hüzünlü
bir vefa…
Ve ben,
her çiçeğin içinde başka bir kayboluş yaşardım..
Sen bilmezdin..
Rûhefzâ bir sabah gibi doğdun sonra..
Yorgun aynalara nur bırakarak..
Şehirlerin paslı gürültüsü sustu..
Kalbimde eski bir tekkenin avlusu açıldı..
Orada yalnızca ney konuşurdu..
Ve yalnızca aşk anlardı insanı.
Bilirdim..
Ey nazende sır..
Ey hicretle güzelleşen ruh..
Sen bana dünyanın faniliğini değil,
faniliğin içindeki sonsuzluğu öğrettin..
Şimdi geceler boyunca
bir derviş gibi içimde dönüyor adın..
Her harfinde başka bir kapı var..
Her sessizliğinde başka bir âlem saklı..
Her tebessümünde ruhuma değen sessiz bir merhamet var..
Bakışlarının katresinde geceye bırakılmış ince bir hüzün var..
Ve ben hâlâ
kirpiklerinde asılı duran o ince sükûta bakıp şunu fısıldıyorum:
Bazı aşklar kavuşmak için değil..
insanı kendine ulaştırmak için iner yeryüzüne…
“Bil istedim..
Sadece bil..
Öylece..
Bir Elif Miktarınca”..
Elif ERDEM
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.