Akmeşe Yollarında Bir Ermeni Meselesi Hikayesi 22 Bölüm
AKMEŞE
YOLLARINDA / BİR ERMENİ MESELESİ
HİKAYESİ -22. BÖLÜM
Rusya, 3 Mart 1918’de İttifak Devletleriyle ( Osmanlı
Devleti, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve
Bulgaristan ) imzaladığı Brest Litowsk
antlaşmasıyla I. Dünya
Savaşından çekilince fırsatı değerlendiren üç devlet
bağımsızlığını ilan etti.
Bu Devletlerden
Gürcistan’ın kurucusu ve
ilk devlet başkanı: Noe Jordania' idi
Azerbaycan’ın Kurucusu ve ilk
devlet başkanı Mehmet Emin
Resulzade idi
Ermenistan’ın kurucusu ve
ilk başbakanı Ohannes
Kaçaznuni idi.
6 Haziran 1918 ile 7 Ağustos 1919 Tarihleri
arasında Ermenistan Cumhuriyetinin başbakanı
olarak görev yapan
Kaçaznuni 1923 Yılında Bükreş’te,
Taşnak Komitasında aynen
şöyle diyordu:
‘’1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan
birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik
biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta
içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasına
hem de Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri askerî operasyonlara aktif
biçimde katıldı.’’
‘’Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık
hepimiz Türkler’in düşmanı olan İtilaf devletlerinin
kampındaydık. Türkiye’den "denizden denize Ermenistan" talep
etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve
hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık.
Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak
Türkler’le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven
telkin edebiliriz ki?’’
‘’Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir
doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz.
Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük
bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması
gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği
büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet
olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte
olmadığı gerçeğini göremedik.’’
‘’Biz Ermeniler kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir
gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve
yardımlarımız karşılığında Çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize
armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi
başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek,
kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere
kapıldık.’’
‘’1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir
tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını
gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler,
’suçlu’ arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları
olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir
şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus Hükümeti’ne karşı
dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o
denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz,
meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi
çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.’’
‘’1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan
Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve
milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da
kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye’de millî bilinç
ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya’da istiklâllerini hiç
olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması’na askerî güçle karşı
koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız
büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında,
Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz
ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin
kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu
görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.
Herkes bizi kandırdı’’
"Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda
aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin
karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan
kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen
herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek
kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti.
Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına
inandırılmıştık."Barışı sabote ettik’’
Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü
birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin
bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.
Evet, Ermenistan’ın ilk
başbakanı böyle diyor,
buna mukabil bir
Türk olan(!) Taner Akçam. ‘’ 1915’deErmeni Ayaklanmaları
olduğu yalan ‘’ Diyor.
Ermeni Kaçaznuni ‘’ Türklerin pişmanlık
duymalarını gerektirecek bir
husus bulunmamaktadır.’’ Derken
bir Türk olan (!) Attila Tuygan
‘’ Soykırım
inkarcıları aradıkları referansı
Kaçaznuni’de buldular!’’
Diyor.
Ben de
merak ediyorum: Biz,
bize Ermeni’den çok
daha fazla düşman
olan bu kadar
insanı ne ara,
nerede, nasıl yetiştirdik?
*****
Haydi bir ilave
daha yapıp bir
dahaki bölümde buluşmak
üzere bu bölümü
noktalayalım.
Ama hemen söyleyeyim okuyacağınız bu haberde
ben de Ekşi Sözlük
ve Kısa Dalga adlı
İnternet siteleri ile Sözcü’den Yaşar
Anter’in yalancısıyım.
*****
İnsan haklarına son
derece saygılı(!) ve hassas(!)
bir insan olan Atilla
Tuygan, 2020’de sosyal medyadan
tanıştığı Sim Campell'in özel
görüntülerini ekran kaydıyla aldı. Sonra
bu görüntüler yoluyla
kadına şantaj yapmaya
başladı.
Sim Campell, şantaja boyun
eğmedi ve davacı oldu. Yapılan inceleme sonucunda Atilla
Tuygan hakkında “tehdit” ve “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçlamalarıyla
dava açıldı.
Ermeni Sorunu söz konusu
olduğunda Türk Adaletine
asla güvenmeyen Atilla
Tuygan, kendi davası
ile ilgili olarak
‘’ Adalete Güveniyorum.’’ Dedi.
Adalet, Atilla Tuygan’ın güvenini
boşa çıkarmadı ve bir yıl
sekiz ay
hapis cezası olarak düşündüğü
cezayı sahir tehdit nitelemesiyle 120
gün adli para cezasına indirdi. Daha
sonra onu da 100 gün adli para cezasına çevirdi.
Benzer pek çok
davada adliyeler önünde sanıklar
için ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası verilmesini isteyen,
bunun için eylemler
yapan Kadın Hakları Dernekleri, İnsan
Hakları örgütleri ve hatta müştekinin ( Yani Sim
Campell’in) avukatı ‘’ Çok
şükür ki bu
taciz, cezasız kalmadı’’
diyerek alkışladılar adaletimizi.
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.