Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Kilisede Şehid Edilen Peygamber Sahabesi

Kilisede Şehid Edilen Peygamber Sahabesi



KİLİSEDE ŞEHİD EDİLEN PEYGAMBER SAHABESİ(?) + DİŞİ  OLAN HER  VARLIĞA( KEDİ HARİÇ )  YASAK OLAN  ADA VE DAHASI / SADECE YÜZÜNÜ DEĞİL GÜNAHLARINI DA YIKA-3. BÖLÜM


Bugün bitiriyorum o sebeple biraz uzun olacak. Hakkınızı helal edin dostlar. 


***********


Panagia Vlaherna Meryem Ana Kilisesinin ilginçliklerini anlatmak için işe kilisenin adıyla başlayalım.  


Panagia: En Kutsal

Vlaherna: Ayvansaray semtinin o zamanki adı. İmparatorun Sarayı da bu semtteymiş kilise yapıldığında. 


 Ben bu kiliseye ilk kez genç bir şair/yazar arkadaşla gittiğimde ilk dikkatimi çeken bir yatak oldu. Fotoğrafını çekmek istedim, görevli ‘’ Burada fotoğraf çekmek yasak. Fotoğraf çekmek isterseniz az ileride Patrikhane var orada çekebilirsiniz.’’ Dedi. İlginç, Patrikhanede fotoğraf çekmek serbestti ama burada yasaktı.


Neyse ki görevi sağolsun bir şey sorunca cevap veriyor.


‘’ Bu yatak ne?’’ Diye sordum, cevap verdi?


-Hz. İsa tekrar yer yüzüne indiğinde yatsın diye hazırlanan yataktır bu.


Daha içeri girdik. Görevli de peşimizde. Fotoğraf çekmeye kalkarsak ya da saçma sapan bir şey yapacak olursak uyaracak…


Allah Allah… Yahu filmlerde o kadar görüyoruz günah çıkarma odaları ama bu kilisede yok. Görevliye sordum.


-Kardeş, günah çıkarma odaları nerede?


Adam tebessüm etti.


-Ortodoks Hristiyan Kiliselerinde günah çıkarma odası olmaz Ayrıca Hristiyanlar ona günah çıkarma değil ‘’ İtiraf Sakramenti ‘’ derler. 


-Tamam İtiraf Sakramenti olsun. Ortodokslarda yok mu?


-Var… Var olmasına var da Ortodokslarda odalar yok. Kilisenin başrahibi o anda kilisede bulunan cemeatin hepsiyle birlikte yapıyor bu sakramenti. Müslümanların bir şeyhin elini tutarak, ya da bir imamla beraber toplu tevbe etmesi gibidir Ortodokslardaki İtiraf Sakramenti.


Adam maşallah bizdeki olayı da biliyordu ama yine de ayıp olmasın diye ‘’ Sen Müslüman mısın yoksa Hıristiyan mı?’’Diye sormadım.


Sonra bir başka şey dikkatimi çekti. Kilise de iki vaaz kürsüsü vardı. Daha doğrusu bir tane bizim camilerdeki gibi vaaz kürsüsü bir tane de süslü, taht şeklinde kürsü.


‘’ Bu neden?’’ Diye sordum, görevli cevap verdi: 


-Şu gördüğün kürsü kilisenin rahibinin vaaz verdiği kürsüdür. Taht ise Hz. İsa’ya aittir. 


-Hımmm Yani ona Hz. İsa’dan başkası oturamaz?


-Hayır. Şayet Patrik bu kiliseye gelir de vaaz etmek istese, ayin yönetmek isterse Hz. İsa’yı temsilen bu tahta sadece o oturabilir. 


Önceden duyduğum bir soruyu sordum.


-Peki Meryem Anamızın bir elbisesinin bu kilisede olduğuna dair rivayetler var. Bu doğru mu? Doğruysa görmek isteriz.


-Moforion’u diyorsunuz. Yani başını ve omuzlarını örten şal. O burada değil.


-Var ama burada değil.


-Nerede?


-Atik Mustafa Paşa Camiinde.


Atik Mustafa Paşa Camii mi. Bu kiliseye en fazla 300-350 Metre uzaklıkta olan ve senelerce içinde hem vakit hem de Cuma Namazı kıldığım Cabir Camiinde yani? Yahu iyi de caminin imamı neden en azından bir bayram ya da Cuma namazında bu camide böyle kutsal bir emanet olduğunu söylemedi?

****


Efendim madem Atik Mustafa Paşa / Cabir Camii dedim o halde hazır elim değmişken bu ilginç camiden de bahsedeyim. 


Evet bu cami de ilginçtir zira caminin içinde bir sahabe türbesi vardır.


Kimdir bu sahabe?


Bu sahabe rivayete göre Hz. Cabir bin Abdullal el Ensarî’dir. 


Cabir, Hz. Eyüp el Ensarî’nin sancaktarıdır ve İstanbul’u ferh etmek için 700 yılı civarlarında İstanbul’a gelmiştir. Babası Abdullah ise Hz. Muhammed’in süt kardeşidir ve Uhud Savaşında şehit olmuştur.


Neyse efendim, Abdullah İbni Cabir, bir şekilde İstanbul’a girer ve şu anda cami olan kiliseye dalar. O sırada kilisede ayın vardır. Cabir İbni Abdullah, kilisenin papazını kürsüden indirir ve başlar cemaate İslamı anlatmaya. 


Önce ne olduğunu anlamayan cemaat toparlanır ve Cabir hazretlerine saldırarak onu kürsüde şehit ederler. 


Etmesine ederler ama cesedini bir türlü o kürsüden kaldıramazlar. Çaresiz cesedin üzerini toprak örter ve orada öylece bırakırlar. 


Aradan asırlar geçer. Osmanlı Padişahı II. Mehmet, İstanbul’u fetheder ve bazı kiliseler bu arada camiye çevrilir ancak Aya Thekla veya Kristos Pantepoptes Kilisesi olarak bilinen bu kiliseye de Panagia Vlaherna Meryem Ana Ayazma Kilisesine de dokunmaz.


Ancak 1511 Yılında II. Bayezidın Vezir-i Âzâmı Atik Mustafa Paşa, bu kiliseyi camiye çevirir ve caminin adı Atik Mustafa Paşa Camii olursa da cami Yavuz Sultan Selim’in 1512’de boynunu vurdurduğu Atik Mustafa Paşanın adıyla değil Cabir İbni Abdullah’ın adıyla anılır. 


Ancak?


Ancak Caminin sandukasında II. Mahmut’un tuğrası vardır. Bu da demek oluyor ki biraz önce bahsettiğim toprak örtüye II. Mahmut dönemine kadar dokunulmamış, onun döneminde üzerine bir sanduka konulmuştur ve yine söylenene göre bu türbede herhangi bir ceset filan yokmuş, bu sembolik bir türbeymiş. Nitekim Cabir İbni Abdullah’ın bir tane de Şanlıurfa’da türbesi vardır ve en bilinen türbesi ise 697 Yılında vefat ettiği Medine’dedir.


Peki Hz. Meryem’in şalının bu camide ( ya da eski kilisede) işi nedir? 


Bir rivayete göre I.Leon döneminde Galbios ve Kandidos adlarında iki rahip, Kudüs’ü ziyaretlerinde bir Yahudinin evinde bulunduğunu öğrendikleri Meryem’in elbisesini (mafarion) çalarak 458’e doğru İstanbul’a getirirler. Daha sonra bugünkü Ayvansaray semtindeki Aya Aya Thekla (Kristos Pantepoptes) kilisesine getirirler. Fakat bu sırada Panagia Vlaherna Meryem Ana kilisesini tamamlatmış olan İmparator I. Leon, bu elbiseyi alır kendi yaptırdığı kiliseye koyar. Hatta o şalı kendi tamamlattığı kiliseye koyduğu günü ( 2 Temmuz ) Bayram günü ilan eder ve her sene 2 Temmuz bir bayram olarak kutlanır.


Sonra bir rivayete göre elbise hâlâ Panagia Vlaherna Meryem Ana Kilisesindedir. Bir Rivayete göre Türkler ( Artık kim bilemiyoruz. ) elbiseyi alıp tekrar Cabir Camiine götürmüştür.


Kilise Meryam Ana ve Hz. İsa resimleriyle. İkonlarıyla doluydu. ( Sonradan öğrendim ki bu kilisede 200 civarında ikon varmış. Ayrıca Hıristiyan dünyasının en eski ikonu da gümüş bir çerçeve içinde bu kilisedeymiş ki görmüştüm onu. ) 


Evet, bu kilise, Patrikhaneden sonra Ortodoks Hıristiyan alemi nezdindeki en kutsal kiliseydi ve pek çok da kutsal emanet vardı bu kilisede ama…


Hz. İsa’nın kefeni, Latin istilası sırasında( 1200’lü yılların başı ) Torino’ya götürülmüştür. 

Luka’nın el yapımı ikona 1375'te İmparator Yohannes Paleologos tarafından Sümela Manastırı'na götürülmüştür.  


Hz. Meryem’in kemeri ise Padişah II. Mehmet’in( Fatih ) üvey annesi Mara tarafında Yunanistan’daki Aynoroz Adasında bulunan 23 manastırdan bir tanesi olan Yuhannes manastırına hediye edilmiştir. 


Aynoroz da çok ilginç bir adadır. Özellikle de Feminist kadınlar bu adaya sinir olurlar. Neden mi?


Çünkü efendim bu adaya dişi olan hiç bir varlığın girmesine izin verilmez. Kedi hariç.  


Dişi kediye ise sadece fareleri yakalasın yok etsin diye izin verilir ama mesela tavuk, ancak kafası kesilmiş, tüyleri yolunmuş olarak girebilir. 


Hatta ve hatta kadınların bu adaya 500 metreden fazla yaklaşması da yasak. 


Adaya her gün sadece 100 Ortoks, 10 da Ortodks olmayan Hıristiyan hacının ayak basmasına izin veriliyor. 


Tekrar Panagia Vlarena Meryem Ana Kilisesine dönecek olursak. 


Kilise I. Jüstin tarafından genişletilmiş, III. Romanos tekrar elden geçirilmiş, 1070'te yanan kiliseyi ise IV. Romanos ( Malazgirt Savaşında Alparslanla savaşan İmparator ) tekrar yeni baştan yaptırmıştır.

XI. Yüzyılda dini işlevinin yanı sıra İmparatorluğun idari işlerinin de yürütüldüğü bir merkez olmuştur. Komnenler döneminde buradaki saray kompleksinin içine alınmışsa da çıkan bir yangında tahrip olmuştur. Onarımdan bir süre sonra 1434'te tekrar yanmış ve bir daha tamir edilmemiştir. Hatta 1545'te buraya gelen Pierre Gilles kilisenin arsası üzerinde çingenelerin yaşadığını yazmaktadır. 


1860'a kadar arsa durumunda bulunan arazi üzerine bugünkü kilise inşa edilmiştir. (Yani bugünkü kilise Azize Pulcheria’nın değil Sultan Abdülmecit’in izni ile yaptırılmış olan ama kaynaklarda belirtildiği üzere aslına benzetilerek yapılan bir kilisedir ve 1434-1860 Yılları arasında boş bir arsa olan bu bu yerde 13 Ocak 1860’da kilise yeniden ibadete açılmıştır.( İçindeki kitabesinde böyle yazar )  


6-7 Eylül 1955’deki istenmeyen olaylarda bayağı tahrip edilse de daha sonra Mimar Süreyya Yücel’in kontrolünde Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından yenilenmiştir. 


Gelecek bölümde Ayvansaray'dan  çıkp Gedikpaşa'ya AYŞE, FATMA, HAYRİYE, HADİ ÇİFTE TELLİYE KİLİSESİ’’ ne gideceğiz Kilisenin adı bu değil ama bu ad daha yakışır. )))))))


Çiftetelli oynamayı bilenler hazır olsunlar. Bilmeyenler de seyredip öğrensinler. İstanbul- Gedikpaşa’daki bu kilisede ayinler eşliğinde göbek atacağız ))))))))))   


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kilisede Şehid Edilen Peygamber Sahabesi

Kilisede Şehid Edilen Peygamber Sahabesi

Sami  Biber Sami Biber